Kategoriler
Haberler

Yaşamımızda “Deniz Yıldızlarını Denize Atmak” Gibi Bir Hedefimiz Olmazsa, Niye Yaşarız Ki?

Deniz YY
Sağlık nedenleriyle (sinir sıkışması yüzünden uzun zamandır yürümekte zorluk çekiyorum) cenazesine katılamadığım rahmetli Mustafa Koç‘un cenazesini TV’den seyrederken bu yazıyı yazma motivasyonum oluştu. Sevgili Senem Gençer‘den bana dün gece göndermiş olduğu üstteki whatsapp notunu (resim) da görünce, onun izni ile bu mesajı kullanmaya ve bu yazıyı yazmaya karar verdim.

Aşağıdaki bilgileri Y ve Z Kuşağı arkadaşlarım için paylaşıyorum;

Koç ailesi, Türkiye’nin gündeminde çok önemli bir yer tutmuş ve ülkemize çok büyük katkıları olmuştur. O günkü koşullarda ithalat neredeyse yasaktı. İthalata karşı korumacılık ile Türkiye çok acı çekti. Koç Holding o yıllarda bu şartlar altında mücadele verdi. Ürünlerinin kalitesi hakkında belki fıkralar bile yapıldı ama bir başka firma çıkıp da fark yaratamadı. Dolayısıyla anladık ki daha iyisini görene kadar, elimizdeki en iyisidir. Turgut Özal‘ın ülkeye elinin değmesi ile birlikte “24 Ocak Kararları” alındı. Bu kararlar ile ülkenin önü açıldı.

İstikrar paketi (ileride çok eleştirilmesine rağmen) tam anlamıyla Türkiye’nin “serbest piyasa ekonomisine” geçmesini ve uluslararası sermaye ile entegrasyon sağlanmasını amaçlıyordu. Bunlar:
1) Dışa kapalı bir ekonominin yerine, dünya sermayesi ile bütünleşen bir ekonomi modeline geçiş hedeflenmekteydi. Yabancı sermayeye ilk kez kapılar bu kadar net olarak aralanıyordu.
2) Dışarıdan almaktansa içeriden temine dayalı “ithal ikameci” politikaların yerine döviz girişi sağlayacak, ihracata dayalı bir ekonomi modelinin benimsenmesi amaçlanıyordu.
3) Kamunun fiyat denetimlerinde mümkün olduğunca taraf olmaması ve fiyatlar genel seviyesinin piyasada oluşan arz-talebe göre belirlenmesi hedefleniyordu.
4) Kamunun ekonomi içindeki payı azaltılacak. Özel kesim öne çıkarılacak. Sermaye piyasaları oluşturulacak, kambiyo rejimi serbestleştirilecek. Tüm bunların yapılabilmesi için ise kurumsal ve yapısal düzenlemeler hayata geçirilmiştir. Bu aynı zamanda Cumhuriyet Türkiye’sinde, Devletçilik ilkesinin yeniden anlamlandırılması da oluyordu.
5) Faiz hadlerinin artık devlet tarafından değil piyasa tarafından belirlenmesi ve enflasyon üzerinde faizin hayata geçirilmesi yani reel faizin oluşmasına imkân sağlanıyordu.

İstanbul Sanayi Odası‘nın 1968 yılından itibaren yayınlamaya başladığı “Türkiye’nin En Büyük 500 Sanayi Kuruluşları” listesinde 2007 yılına gelindiğinde, 500 kuruluştan sadece 17’si hayattaydı. Listenin tepesindeki Tüpraş, Koç Holding’e bağlı olduğu gibi Koç Holding’in listede oldukça firması var. Yok olan yüzlerce firmanın aksine Koç Holding yok olup gitmedi. Tam tersi çok daha hızlı büyüdü. Elindeki olanakları en iyi şekilde kullanabilme yeteneğine sahipti. Ayrıca yurt dışında çok iyi ortaklıklar yaptı.

Mustafa Koç’un Yönetim Kurulu Başkanı olmasını takiben Koç Holding gelişimini çok daha hızlı sürdürdü.

Bugün “Türkiye’de İşinsanının arkasından ağlanıyor”söylemiyle karşı karşıyayız. Nasıl yani? Bir askerimiz/polisimiz şehit olacak, madencimiz, sanatçımız, sporcumuz ölecek. Onlara tabii ki ağlayacağız da (Şirketlerin içindeki sendika liderleri bile gözyaşlarını tutamazken), on-binlere iş olanağı yaratan bir kişi için ağlamayacak mıyız? Bana Mustafa Koç için gelen birkaç anlamsız Tweet’leri gördükçe, bu ülkedeki gelir düşmanlığının da azalmadığını anlıyorum.

Mustafa Koç için o kadar iyi geri bildirimler var ki, karşımızda alışık olmadığımız bir patron tipi var. Aile 3. kuşağa gelmesine rağmen aile içinde kesinlikle bir bölünme olmadığı gibi kenetlenme hakim. Bu durum da Türkiye’deki aile şirketlerine örnek olmalı.

Hayatım boyunca üretime dayalı şirketlerin Patronu olmayacağımı biliyorum. Genetik olarak uygun değilim. Ben #inovatif fikirler, #yaratıcılık, #gelecekçi, #giriş bariyeri olan, #yüksek know-how içeren, #oyun-değiştirici (game-changer), #değer yaratan, #dünyanın gelişimine önemli katkı yaratmak isteyen (biraz ulvi) hedefleri olan; küçük ekiplerle çalışan, bulunduğu yatırımda 4 yılı aşmayan sürede bulunan bir insanım. Başarılımıyım? Nereden baktığıma bağlı olarak değişir.

Mustafa Koç gibi sevilen bir patron, insan, baba vs olmak ise işin insanı yanı. O yüzden onu rahmetle anıyorum. O da patron olarak insanların hayatına dokunmuş ve fark yaratmış. Hayatta karşılaşan insanların mutlaka bir nedenle bir-araya geldiklerini düşünüyorum. Her yıl en az 5,000 Lise ve Üniversite öğrencisine seslenip, onların içindeki duyguları, hedefleri açığa çıkarmaya çalışıyorum.

Suriyeli mültecilere en çok şarlayan bendim. Çünkü sistemli bir hareket yapılmadı. Doğru dürüst kayıt, kontrol yapılmadan şehirlere kontrolsüz dağıldı. Arada kaynayan 20,000 İŞİD’li ve PKK’lı da cabası oldu. Şimdi artık yapılan yapıldı. Oturup eleştirmek yerine bu konuda ben de bir çözüm yaratıyorum ve bunu hükümetle yakında paylaşacağım. Onlara tek tek dokunmak yerine, hem onları hem de tepkisi artan vatandaşlarımızı tatmin edecek, rahatlatacak bir çözüm olmasını istiyorum.

Yapmaya çalıştığımın ne olduğunu dünkü konuşmamı dinleyen 20 yaşındaki Ali’nin geri bildiriminden anladım: “İnsanların hayatına dokunmak ve farkındalık yaratmak“. Çok mutlu oldum.

Çoğumuzun bildiği gibi Taocu felsefe kitaplarının arkasında geçen bu hikayede: Binlerce deniz yıldızının karaya vurduğu bir kumsalda adamın biri deniz yıldızlarını denize atma cabası içindeymiş başka bir adamda bunu görerek senin bu çaban neyi değiştirecek ki diye sormuş. O da eline bir deniz yıldızı alıp denize fırlatarak ‘bunun için çok şey değişti’ demiş: “Binlerce kilometrelik bir yolculuk tek bir adımla başlar” sözü gibi.

Şems-i Tebrizi‘yi dinlemeliyiz:
Bir şey yap.
Güzel olsun.
Çok mu zor?
O vakit güzel bir şey söyle.
Dilin mi dönmüyor?
Güzel bir şey gör.
Veya, güzel bir şey yaz.
Beceremez misin?
Öyleyse güzel bir şeye başla.
Ama hep güzel olsun.
Çünkü her insan ölecek yaşta.
Geç kalmayasın…

Hırsımıza hakim olamayıp, başarı ve paranın peşinde koşarken ne elde ettiğimize ve ne kaybettiğimize bakalım. Mutluluğu sadece buralarda aramayalım.