Kategoriler
Haberler

Sembolizm ve Sembolizme Dayalı Yeni Yaşam

Sembolizm konusunu bu satırlarda işlemek yerine Vikipedi’ye bakmak yeterli aslında: http://tr.wikipedia.org/wiki/Sembolizm Ama benim amacım bu değil. Son dönemde bilgi bolluğunun yaşamımızı nasıl Sembolleştirdiğine değinmek istiyorum. Geçenlerde bir dostum konuşurken bu konu açıldı. Sonradan incelediğimde ve beraberce gelişmelere baktığımızda son dönem Sembolizm’in bir şekilde yaşam biçimize yansıdığını farkederiz.

Sembolizm 19. yüzyılın ikinci yarısında Parnasizme tepki olarak ortaya çıkmış bir akım. Parnasyenler insan duygularına, izlenimlere önem vermiyorlardı. Onlar için önemli olan gerçekti, düşüncelerdi. Sembolistler bu anlayışa karşı çıkmış, duygusallığa, insanın iç dünyasına yönelmişlerdir. Onlara göre somut varlıklar, dış dünya ile insanın duyuları arasında köprü kurmaya yarayan birer simgedir. Çünkü dış gerçek ancak insanın algılayış biçimiyle var olur. Yani insan onu nasıl algılıyorsa öyle değerlendirilir. Sembolistler, semboller aracılığıyla dış çevrenin insan üzerindeki etkilerini ve izlenimlerini anlatmışlardır.

Sembolizmin belirgin özellikleri nelerdir?

• Gerçeklerden kaçma,
• Hayale sığınma,
• Çirkinlikleri hayal yardımıyla güzelleştirme,
• Bunlara bağlı olarak ortaya çıkan karamsarlık.

Ben kesinlikle dış gerçeğin benim tarafımdan algılanış biçimimle şekillendiğinin farkındayım. Çünkü aynı gerçek bizlerin duygusal ve ruhsal olarak güçlü olduğumuz durumlarda bizi korkutmazken, diğer durumda korkutabiliyor. Demek ki sonuç algıda gizli. Ama bu gerçek bizleri gerçeklerden kaçmaya, hayale sığınmaya zorluyorsa işte orada sorun başlıyor. Özellikle başarısızlığı “kısmet değilmiş” gerçeğine bağladığımızda, yani bu kadar basit olarak algıladığımızda; kendimizi geliştirme, yani o başarısızlıktan ders alma zorunluluğumuzu da ortadan kalkar.

Hele birde Şark Felsefesi’ne bağlılığı olan bir toplumsanız durum biraz daha ağırlaşıyor. Çünkü Şark Felsefesine bağlı insanların düşünce sistemleri, yapıcı, eleştirici ve irdeleyici değil ağırlıkta teslimiyetçidir. Bilgi sahibi olmadan, düşünce ve kavramları sorgulamadan tamamıyla dogmatik olan “Şark” düşüncesinin açılımlarını yoğunlukla benimseyen Türk’lerin, sorgulayan ve araştıran “İnovasyon” metaforu ile barışıklığı yeni yeni gerçekleşmektedir. Konuyu din ile bağdaştırmak yanlış olacaktır. Çünkü ABD’de yaşayan müslüman Türkler İnovasyon’a ve başarıya daha yatkındırlar. Demek ki engel olan din değil, toplumun kendisidir.

Yıllardır günü kurtarmaya yönelik “Şark Kurnazlığı” felsefesini destekleyen yetişme şeklimizden sıyrılıp yaratıcı ve yenilikçi olma şansımız bizim kuşağımız için olanaksızdır. Yani anlayacağınız Türkiye’de değişim için genlerimizle oynamak, sözde değil özde değişiklik gerekiyor.