Kategoriler
Haberler

Özgüven ve Rol Model Para ile Satın Alınmıyor

Çok başarılı bir akademisyenin oğlu olmanın gurunu hep yaşıyorum. Öyle bir baba ki, hayatı “sınırsız” geçti. Sadece başkaları için yaşadı hayatı. Buna annem, kız kardeşim ve ben de dahilim. Onun hayatında “hayır” veya “imkansız” olmadı. Pragmatik olduğu için üniversitenin “çözümcül hocası” oldu. YÖK, Prof. Dr. Refet Saygılı yerine babamın rektör olması gerektiğini raporladığında hayatı değişti.

Öz güvenimi hep yükseltti. Ehliyetimi aldığım günün ertesinde, ben de şöför koltuğunda, Murat 124 arabamızla Kuşadasına gidiyoruz. Virajda araba savruldu ve kayarak yoldan çıktık. Bana baktı ve “devam” dedi. Ayaklarım titriyor ve kekeliyorum ama, konu kapandı. Özgüven’in satın alınmadığını, oluşup, korunabildiğini zamanla öğrendim. Çok güçlü görüntülerin arkasında zayıf özgüven’lerin saklı olduğunu hep müşade ettim. Babam benim için bir rol model’di ve onun sıkı takipçisiydim. Nedense akademisyen olmayı tercih etmedim ama sosyal sorumluluk anlamında onun peşinden gitmeyi tercih ettim. Şimdilerde www.mensa.org.tr de üstün yeteneklileri desteklemek için elimden geleni yapıyorum. Dönüp baktığımda babamın gerçek anlamda “Türkiye’nin Hawkins”ini desteklediğini görüyorum. Bu tesadüf olamaz dedirten bir durum gerçekten.

Elma Kitabevi’nden çıkan babamın “İlkleri Gerçekleştiren Yenilikçi Profösör Oğuz Manas” kitabından (http://www.elmayayinevi.com/yenilikci-profesor-oguz-manas-183.aspx) bir alıntıyı sizinle paylaşmak istiyorum.

Yukarıdaki haber 1988 yılında Sabah gazetesinde çıktı. O zamanlar ortalarda internet falan olmadığı için “Viral” etki olmadı ama, üniversite camiasında çok konuşuldu. Babamın ağzından sizinle konuyu paylaşıyorum:

”Atilla doğuştan felçliydi. Babası, Mehmet Özerdim, Almanya’da işçiymiş. Orada kazandığı paraların büyük bir kısmını Atilla’nın tedavisi için harcamış. Babası, onu okula kucağında taşıyarak götürmüş ve eğitimini sağlamaya çalışmış. Liseyi dışarıdan bitiren Atilla, üniversite giriş sınavında Ege Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Bilgisayar Mühendisliği Bölümü’nü kazanmıştı. Babası, Atilla okusun diye büyük fedakârlıklarda bulunuyordu. Okula yeni başlayacağı zaman, bir gün odama babası gelmişti. Atilla’dan bahsedip Bölümümüze devam edip edemeyeceğini sormuştu. Elimizden geldiğince yardımcı olacağımızı ve Atilla’nın öğrenciliğinden gurur duyacağımızı söyledim. Koskoca adam hüngür hüngür ağlamaya başladı. “Hocam bize gittiğimiz her yerde güçlük çıkarırlarken siz yardımcı olacağınızı söylüyorsunuz, bu durum beni çok duygulandırdı” dedi.

Atilla’ya destek olmak için neler yaptınız?

Babası Atilla’yı arabası ile okula getiriyor, kucağına alıp bölüm binasına çıkarıyor ve tekerlekli sandalyesine yerleştirip derslere sokuyordu. Bu nedenle, ilk desteğimiz çok eski olan tekerlekli sandalyesi yerine yenisini hediye etmek oldu. Okulda Atilla’yı herkes çok seviyordu. Atilla da kendisine sorulan her soruya ayrıntılı cevap verdiği gibi, programlamada karşılaşılan güçlüklerde yol gösterici olarak görev yapıyordu. Baba-oğlu yakından izlemeye almıştım. Atilla ağzındaki bir çubukla pek çok kişiden daha hızlı bilgisayar kullanıyordu. Atilla’nın babası emekli bir işçiydi, emekli maaşı ile hem evi geçindirmeye, hem de Atilla’nın masraflarını karşılamaya çalışıyordu. Durum gerçekten de çok üzücü bir tablo çiziyordu. Bir gün Mehmet Bey’e Atilla ile ilgilenmediği zamanlarda yapabileceği bir iş önerdim. Bu iş için kendisine bir ücret ödeneceğini, böylece Atilla’nın yaşamı için destek olabileceğimizi söyledim. Mutluluktan âdeta uçuyordu. Atilla’nın öğrenciliği boyunca bu destek devam etti.

Başka neler yapıldı Atilla için?

Mehmet Bey dersler bittikten sonra Atilla’yı eve götürüyor ve akşam 8’de tekrar okula getiriyordu. Çünkü Bilgisayar Mühendisliği’nde okuyan öğrenciler saat 8’den sonra Merkez’deki terminalleri kullanarak ödevlerini yapıyorlardı. Terminal adedi kısıtlı olduğundan ortaklaşa ve sırayla kullanılıyordu. Öyle ki öğrencilerin bazen sabaha kadar kalması gerekiyordu. Diğer öğrenciler öncelik verdiklerinden Atilla daha kısa sürede çalışmasını tamamlıyordu. Ancak yine de terminal başında 3-4 saati geçiyor ve gece yarısı babasıyla eve dönüyordu. O günlerde uzak erişim ile terminal uygulamaları yeni başlamıştı. İlk ciddi ve tekli uygulamayı Atilla için yapmaya karar verdik. Atilla’nın Güzelyalı’daki evine gerekli donanımı yerleştirdik ve modemlerle Bornava’daki Merkez’e bağladık. Atilla’ya bu desteğimizin karşılığı olarak zaman zaman Merkez için gerekli bazı program parçalarının yazılması görevini verdik. Belki de Atilla, Türkiye’de uzak erişimli bilgisayar kullanan ilk kişilerden biri oldu. Atilla Bilgisayar Mühendisliği Bölümü’nü çok büyük bir başarı ile bitirdi ve gereklilikleri yerine getirdikten sonra asistan olarak aldık.

Akademik kariyeri devam etti mi?

Yüksek lisansını birincilikle bitirdi. Tezini Hindistan’daki bir kongreye tebliğ olarak gönderdik, kabul edildi. Tüm harcamaları döner sermaye olanaklarını kullanarak biz karşıladık. Atilla, tekerlekli sandalyesi, ağzındaki çubuğu ile tebliğini sununca bütün katılanlar kendisini ayakta alkışlamışlar. Hintli bir profesör, Atilla’nın babasının yanına gelmiş ve “Böyle bir insanın okumasına, üniversiteye gitmesine, asistan olmasına ve Hindistan’daki bu kongreye katılmasına olanak sağladığı için Türkiye Cumhuriyeti yetkililerini bütün kalbimle kutluyorum ve ayrıca sizi de ailecek yaptığınız fedakârlıktan dolayı tebrik ediyorum” demiş. Yüksek lisansını tamamladıktan sonra, Atilla doktoraya başladı ve iki yıl sonra tezinin birinci bölümünü sunmak üzere onu İtalya’da San Remo’da yapılan bir kongreye göndermeye karar verdi. Ancak bu kez döner sermaye bütçemiz uygun olmadığından masrafları karşılamak üzere seçenekler aramaya başladık.

Nasıl çözüm buldunuz?

İlk aklıma gelen THY’nin genel müdürüne bir yazı yazıp durumu anlatmaktı. 15 gün geçti fakat hiçbir ses çıkmadı. Ben de çok yakın arkadaşım, o zamanlar Sabah gazetesinde bulunan Güngör Mengi’yi aradım ve durumu ona aktardım. Ertesi gün Ruhat Mengi geldi ve Sabah gazetesinin ilk sayfasında çıkan röportajı yaptı. Bu röportajın diğer bölümünde, benim THY’nin genel müdürüne mektup gönderdiğimden de söz edilmişti. Sabah gazetesinin bu yayını üzerine genel müdür hemen beni aradı ve özür diledi. Mektubun kendisine ulaşmadığını, gerekli direktifi verdiğini, hemen THY’nin İzmir satış bürosuna gidilip biletlerin alınabileceğini söyledi. Ayrıca o zamanki Türkiye Sakatlar Konfederasyonu Başkanı Faruk Öztimur, beni aradı ve ne gibi bir desteğe ihtiyaç duyduğumuzu sordu. Ben de uçak bileti sorununu çözdüğümüzü, otel ve diğer giderler için yaklaşık 3.000 dolara ihtiyaç olduğunu belirttim. Bir saat içinde Berna Yılmaz (eski Başbakanlardan Mesut Yılmaz’ın eşi) beni aradı ve “Atilla için gerekli 3.000 doları bu akşam bir arkadaşım aracılığı ile size ulaştıracağım” dedi ve Mehmet Bey’in ev adresini aldı. Aydın Milletvekili, gerekli parayı akşam Mehmet Bey’e teslim etti. Ertesi gün Berna Hanım beni tekrar aradı ve “Atilla için özel bir uygulama yapmak istiyorum, bu nedenle uçuş programını bildirir misiniz?” diye sordu. Kendisine uçuş ve varış saatlerini bildirdim. Atilla ve ailesi, İzmir-İstanbul-Milano uçuşunu gerçekleştirip Milano havaalanına inince özel bir arabanın kendilerini beklediğini görmüşler. Araba, Türkiye’nin Milano Büyük Elçiliği’nin arabasıymış. Şoför, aileyi San Remo’ya götürmüş ve yine seminer bittiğinde Milano havaalanına geri getirmiş.

Seminer nasıl geçmiş?

Atilla doktora çalışmasının birinci bölümünü sunmuş ve çok beğenilmiş. Kendisini gelecek yıl Rusya’da yapılacak kongreye davet etmişler. Mehmet Bey bunu aktardığında gerçekten çok duygulanmıştım. Berna Hanım’ı arayıp teşekkürlerimi sunduğumda, Atilla için bir fon oluşturacağını ve bu fondan Atilla’nın her yıl kongrelere gidebileceğini, ayrıca kitap, periyodik ve bilgisayar gibi gereksinimlerinin karşılanacağını söyledi. Daha sonra Berna Hanım’ın engelliler için ne gibi olanaklar sağladığını basından ve Konfederasyon Başkanı Faruk Öztimur’dan dinledim. Bu vesile ile kendisine saygı ve hürmetlerimi sunuyorum.

Atilla, Rusya’ya gidebildi mi?

Ertesi yıl Atilla’yı Rusya’ya göndermeye karar verdiğimizde bu seyahat için gerekli tüm giderler Berna Hanım’ın oluşturduğu fondan karşılandı. Çok başarılı bir sunum yapmış. Ancak dönüşte uçakta fenalaşmış ve Moskova’da hastaneye kaldırılmış. Üzülerek belirteyim ki hastanede Rus doktorların yabancı dil sorunu nedeniyle Atilla kurtarılamadı ve vefat etti. Hepimizi büyük bir üzüntüye boğan bu vefattan dolayı, kendim dâhil, bütün yetkilileri sorumlu tuttum. Böyle kıymetli bir elemanımızı yanında mutlaka bir doktorla göndermekte yarar vardı. Ancak düşünememiş ve önlemini almamıştık. Cenazesi için İzmir’de Konfederasyon’un da katılımı ile özel bir program yapıldı. Törene Berna Yılmaz da geldi. Atilla’yı her zaman kalbimizde yaşatmaya devam edeceğiz. Kendisi bütün engellilere örnek teşkil eden bir insandı. O hâliyle bile neler yapılabileceğini gösterdi ve uzun yıllar Konfederasyon, Atilla’yı örnek göstererek programlar düzenledi. Kendisine Allahtan rahmet, başta anne ve babası olmak üzere tüm yakınlarına tekrar baş sağlığı diliyorum.”