Kategoriler
Haberler

Görgü ve Bilgi İçin Görmek Şart

Altindag_Belediyesi_sanliurfa
Posta Gazetesi’nde 19 Eylül tarihli AA(Anadolu Ajans) kaynaklı haber çok ilginçti: Gecekondu yaşamına ‘uçak’ molası: http://www.posta.com.tr/turkiye/ HaberDetay/Gecekondu_yasamina__ucak__molasi.htm?ArticleID=88357

Ankara’nın Altındağ Belediyesi, ilçenin varoşlarında yaşayan kadınların, günlük hayatının koşuşturmasına bir mola vererek, kendilerine zaman ayırmaları ve sosyal hayata katılmaları için gezi düzenlemişti. Belediyenin Kadın Kültür Merkezlerine üye olan ve tur için başvuranlar arasından kurayla belirlenen ev kadınları, ilk kez uçağa binerek Şanlıurfa’ya gitti. Altındağ Belediye Başkanı Veysel Tiryaki, ilçede 22 Kadın Kültür Merkezi bulunduğunu ve burada çeşitli etkinlikler gerçekleştirildiğini söylemiş. Bu yıl içinde 9 bin kadının bu tür gezilere katıldığını belirten Tiryaki, uçakla da toplam bin kadının Şanlıurfa’ya gideceğini ve gezilere katılanların toplam sayının 10 bini bulacağını kaydetti. Tiryaki, “Ömürlerinde ilk defa uçağa biniyor kadınlar. Bu periyodik olarak devam edecek. Bu uçakla ilk gezi. Bugün 45 kadın biniyor. Yaklaşık bin kadını götürmüş olacağız Şanlıurfa’ya” dedi. Veysel Tiryaki, yaklaşık 35 bin üyeden istekli olanlar arasından kura çekildiğini ve uçağa bineceklerin bu şekilde seçildiğini anlattı.

Bence Altındağ Belediye Başkanı Veysel Tiryaki alkışı hakketti. Düşünsenize hayatlarında uçağa binmemiş insanları uçağa bindirip, belki de hayatlarında göremeyecekleri bir yere götürüyorsunuz. Çekilişte hile vardır, yoktur. Siyasi yanı vardır, yoktur. Ben bu konularda önyargılı olamıyorum. Konunun içeriği beni etkiliyor. Şunu biliyorum ki, “görgü ve bilgi için gezmek şart”. Biz oturduğumuz yerde ne kadar yırtınsak da insanlarımız görmeden, yaşamadan gelişemeyecekler.

AVM’lerdeki otoparklarda çocuklarınızla, yeğenlerinizle yürüdünüz mü hiç? Türk malı sokak kedisinden farklı hissedemezsiniz kendinizi: Her an tekmenin nereden geleceğini bilmeden yürürsünüz. Kimse yayaya saygı göstermediği gibi, üstüne üstüne arabayı sürerler.

Hayatında gördüğü ilk şehir İstanbul olan bir taksi şöförü (bildiğim bir örnek), kendisini bowling topu, yayaları da labut olarak görmeye devam edecektir. İşte bu taksi şöförü ile seyahat ederken bir bisikletli önünü kesti diye, onu geçip üstüne kırdı. Hem de küfrederek. Yani çarpsa çocuğu öldürecek. Şimdi bu adamı gel de eğit. Aslanı terbiye edersiniz, ama bu adam terbiye olamaz. Halbuki Avrupa ülkelerinden birine gidip yayalara nasıl davranıldığını görse belki de bakışı değişecek. Hani bizim Almanya’da çalışan/yaşayan vatandaşlarımızdan bazıları Almanya’da gösterdikleri terbiye ve sabır, Türkiye sınırları içine girdikten sonra boşalmış yay gibi bitiveriyor ya. Araba kullanışlarına baksanız, Almanya’yı filmlerde bile görmemiş sanırsınız. Bu da şunu gösteriyor: Sadece görmek ve bilgi sahibi olmak da yetmiyor. Toplumun her bireyinin aynı özeni aynı anda göstermesi gerekiyor. Yani fabrika ayarlarına döneceğiz ve hepimiz aynı anda birbirimize saygı duyacağız (hayali bile güzel). Çünkü bu bir “domino efekti”. Ülkemizde yaşanan saygıya dayalı toplumsal kan davası: Geçen gün kırmızı ışıkta bir araba yolumu tıkamıştı, şimdi ben de başkasının yolunu tıkamaya hak kazandım.

Bizler gibi hayatımızın bir bölümü yurt dışında geçen insanlar Türkiye’de tırlatmadan yaşıyorlarsa, ülkelerini sevdikleri içindir.