Kategoriler
Haberler

3G’nin Geçmişi ve T Tipi İnsanlar

Bugün sizlerle 3G’nin başlangıç noktasını Fütüristler Derneği üyesi sevgili Mustafa Aykut’un Telekom Dünyası dergisinde daha önce yayınlanmış yazısından alıntı yaparak paylaşacağım. Aşağıda hikayesini okuyacağımız olayda benim dikkatimi çeken 2 ilginç konu var: İlki “Frekans Atlaması-Frequency Hopping” dediğimiz tekniğin askeri amaçlı olarak ilk kez bulunarak kullanılması, ikincisi ise bu konuda eğitimi olmayan 2 biliminsanı tarafından bulunmuş olması. Bu durum aslında “T tipi insan” olan her iki buluşçu’nun dünyaya verdiği önemli bir mesajdır: Birden fazla konuda bilgi, fikir ve öngörü sahibiyseniz, tek konuda çalışmış bir biliminsanı’ndan daha iyi sonuçlar ortaya koyabilirsiniz.

Hikayeye geri dönersek:    Takvimler 1940’ı gösterirken, İkinci Dünya Savaşı başlayalı henüz bir yıl olmuştu. Film endüsrisinin nabzının attığı yer, Hollywood’da düzenlenen bir davette göze çarpan seçkin davetliler arasında kimler yoktur ki. Şüphesiz gecenin en alımlı kadını dönemin en tanınmış aktrislerinden Hedy Lamarr‘dı. Diğer konuklar sinema konuşurken, onun aklı o gece başka yerdeydi. Bir köşede film müzikleri yapımcısı George Antheil’ı yakalamış, farklı bir konuda tartışmaya çalışmaktaydı.

Hedy Lamarr, Emil adında, banka müdürü bir baba ve Gertrud adında piyanist bir annenin çocuğu olarak 9 Kasım 1914’te Avusturya’da doğdu. Asıl adı Hedwig Eva Maria Kiesler’di. Çok küçük yaşlardayken kendini göstermeyi bilen bu yetenekli kızı ilk kez ünlü film yapımcısı Louis B. Mayer keşfetti. Daha sonra,1920’li yıllarda Max Reinhard onu Berlin’e getirtti ve tiyatro okumasını sağladı. Hedy’nin adı önemli bir rol üstlendiği ‘Man braucht kein Geld’ filmiyle duyuldu. Ama asıl şöhreti beyazperdede 18 yaşında çevirdiği ‘Ecstasy’ filmiyle yaptı. Daha 19 yaşındayken, o yıllarda tanınmış bombardıman uçağı fabrikalarından Hintenberger Patronen Fabrik’in genel müdürü Fritz Mandl ile 1933 yılında evlendi. Ancak zaman geçtikçe kendisi gibi Avusturya’lı olan kocasının nazilerle özellikle Mussolini ile yakınlaştığını farketti. Onlarla işbirliği yapan bu adamı 1937 yılında terkederek bavullarını ve hizmetçisini yanına alıp Londra’ya geldi. Oradan da çok geçmeden Amerika’ya, Los Angeles’a yerleşti.

O gece, işte böyle bir kadının konuşmak için George Antheil seçmesi rasgele değildi. George, Mekanik Bale adlı bir eserin yaratıcısı Antheil’ın bu eserini  başka eserlerden ayıran en önemli özelliği, senkronize olmuş 16 piyanist, 4 sülüfon ve 4 perküson sanatçısı tarafından çalınmasıydı.

Aslen doğu Prusya’lı olan George Antheil 1900’de New Jersey Eyaleti’nin Trenton kasabasında doğdu. Philadelphia’daki Curtis Enstitüsü’nde müzik eğitimi aldıktan sonra piyanistliğini geliştirmek üzere Avrupa’ya, önce Berlin’e, daha sonra da, 1923 yılında Paris’e geldi. Zamanının avantgard bir bestecisi olarak bilinen besteci mekanik ritmlere ağırlık veren parçalarla ünlendi. Uçak Sonatı, Vahşi Sonat, Caz Sonatı ve Makinelerin Ölümü adlı önemli yapıtları arasında ayrı bir öneme sahip Mekanik Bale’nin 1926 yılında çaldığı tek piyanoluk versiyonunda uçak pervanesi, elektrikli zil ve sirenler gibi alışılmışın dışındaki enstrümanlar kullandı. 1933 yılında Amerika’ya geri döndü.

Amerika’da bir yandan film müzikleri bestelerken, öte yandan Esquire dergisine yazılar yazan Antheil bu arada ‘Her insan kendinin detektifidir’ adlı bir kitap da yayınladı. 1939 yılında daha savaş başlamadan Esquire’de yazdığı bir yazıda, eğer Avrupa’da bir savaş çıkacaksa bunun Almanların Polonya’yı işgal etmesiyle başlayacağını iddia etti.

Hollywood’da George Antheil’ın komşusu olan Hedy Lamarr, o akşam, davette bu entellektüel genç adamla konuşurken sözü silahlara getirdi ve ondan ne istediğini anlattı. Ünlü aktris, kendisinden radyo kontrollü torpidoların naziler tarafından yakalanmadan hedeflerine nasıl ulaşabileceğini öğrenmek istiyordu. Avusturya’da terkettiği,  aslında iyi bir bomba uzmanı olan kocasının işi dolayısıyla bu konu hakkında azçok bilgisi vardı ve bir anti-nazi olarak birşeyler yapması gerektiğini düşünmekteydi. Aklında müthiş bir fikir vardı. Eğer torpidoların yön bulmak için kullandığı radyo frekanslarını sık sık değiştirebilirse bunların düşman gemileri tarafından yakalanmasını önlemiş olacaktı. Ancak frekansları nasıl değiştirebileceğini bilemeyen Hedy’ye bu  konuda iyi bir birikime sahip olan George Anteil yardım edebilirdi.

George konu üzerinde çok düşünmeden yanıtı buldu. Rasgele delikler açılmış kağıtlardan yapılan rulolar kullanarak yayılan ses dalgalarının frekansını değiştirmek mümkün olabiliyordu. Aynı prensip kullanılarak radyo frekanslarını da değiştirmek mümkün olabilirdi. Böylece Japon gemilerinin Amerikan torpidolarının hedeflerini bulmalarına engel olması önlenebilirdi.

İkili konu üzerinde tam yedi ay birlikte çalıştı ve projelerini son haline getirdi. Bugünkü adıyla ‘Frekans Atlaması’ (Frequency Hopping) olarak bilinen bu teknik için 12 Haziran 1941’de Amerikan Patent Dairesi’nden 2,292,387 numaralı patenti aldılar. Buluşlarının adı tarihe ‘Secret Communication System’ (Gizli Haberleşme Sistemi) olarak geçti (Patent için tıklayınız).

Modern sayısal iletişimin temelini oluşturan frekans atlaması tekniğinin hamurunda genç bir kadının hem de döneminin en güzel kadını Hedy Lamarr’ın emeği aldığı patent ile tescillidir. Çağının en az 20 yıl önünde giden Hedy’nin buluşu Amerikan Deniz Kuvvetleri tarafından yıllar sonra gerçek yaşamda  uygulandı.

Frekans Atlama yöntemi 1957 yılında Sylvania Elektronik Sistemleri Dairesi tarafindan diğer askeri sistemlerde de kullanmak üzere geliştirildi. 1962 yılında Küba’ya gönderilen Amerikan gemilerinde kullanıldığında Lamarr-Antheil ikilisinin elinde olan patent hakkının süresi biteli üç yıl olmuştu. Bugün yüzmilyonlarca insanın kullandığı CDMA (Code Division Multiple Access) adıyla bilinen sayısal mobil iletişim sitemleri, diğer deyişle 3G teknolojisi Hedy Lamarr’ın aklına daha 1940’da gelen frekans atlatma yöntemine dayanmaktadır.

19 Ocak 2000 tarihinde, 86 yaşındayken altı koca eskitmiş bir ünlü olarak Florida, Altamonte Spring’te yaşama gözlerini yuman bu akıllı kadına iletişim dünyası teşekkür borçludur.