Aylık arşiv:Ekim, 2012

TBMM Üstün Yetenekli Çocukları Araştırma Komisyonu Çalışması Ne Aşamada?

22 Eki
Ekim 22, 2012

TBMM Üstün Yetenekli Çocukları Araştırma Komisyonu her partiden temsilcilerden oluşuyor. Bu komisyon üyelerinden bazıları geçen hafta içinde Almanya‘nın Wiesbaden kentindeki “Otfried Preussler Üstün Yetenekliler İlkokulunu” ziyaret etti: http://www.haberler.com/tbmm-ustun-yetenekli-cocuklari-arastirma-komisyonu-4023635-haberi/ Diğer bir grup ise Yeni Zellanda ve Güney Kore’ye gidip incelemelerde bulunacak. 1410 yılında dünyadaki ilk “Üstün Yetenekliler Eğitimi”ni Enderun okullarıyla başlatan Osmanlı’dan sonra bence geç kalınmış bir çalışma yapılıyor.

Buradan Mensa High IQ Society IBD (Uluslararası Yönetim Kurulu Üyeleri Toplantısı)’na dönmek istiyorum. Bu yıl Dubrovnik’de yapılan toplantıya beş kıtadan 35 ülke temsilcileri katıldı. Bana da tanıtım olanağı sağladılar. Ben tabii ki Enderun okullarını ve İstanbul’un güzelliklerini ön plana çıkarmak koşulu ile çalışmalarımız hakkında bilgi verdim. Her ülke başlangıçta “Oktay Babuna Paranoyası” yaşamış. Ama zamanla bunun aslında bir “sosyal ağ” olduğunu da kabul etmişler. Bu sosyal ağ üzerinden aynı zamanda akademik bilgi de paylaşıyor, ülkelerin “üstün yetenekliler” konusundaki çalışmalarına destek oluyor. Biz 2 yıldır aynı uğraşı içindeyiz. Henüz TBMM kanadında bir başarı sağlayamadık. Eğer başarı sağlamış olsaydık, onlara Güney Kore’ye gitmelerine gerek olmadığını, bu ülkenin çalışmalarının yaz okulu düzeyinde olduğunu söylerdik. Gidilmesi gerekilen en önemli ülke Singapur’dur. Singapur, çalışmalarına başlamadan önce ABD ve İsrail’de araştırmalar yapmış, destek ve eleştiriler almıştır. Bugün gayet başarı ile uygulanıyor: http://www.moe.gov.sg/education/programmes/gifted-education-programme/gep-schools/  Bu programı başlatan o zamanki Eğitim Bakanı rahmetli Tay En Soon’un kardeşi aynı zamanda Mensa Singapur’un başkanı Marina Tay ile Dubrovnik’de beraberdik. Bu konuda detaylı konuştuk. TBMM Üstün Yetenekli Çocukları Araştırma Komisyonu üyelerinden bir milletvekiline Singapur ve diğer ülkeler konusunda yardımcı olacağımızı bildirdim. Umarım dikkate alınır. Çünkü sadece gidip-görmek değil, bu konuda çalışma yapan akademisyenlerle beraber çalışmakta yarar görüyorum.

Toplantıya katılan 35 ülkenin ve tüm dünyadaki 117 ülkenin bulunduğu Mensa’nın yapmış olduğu IQ testlerini değerlendirdik. “Culture Free-Kültür’den Bağımsız/Arınmış” denilen sayısal ve sözel olmayan “şekil” bazlı testlerin ön planda olduğu görülüyor. Dünyada ağırlıklı olarak kullanılan 6 tane IQ testi aşağıdaki gibidir:

  1. Figure Reasoning Test: Bu İngiliz “Culture Free-Kültür’den Bağımsız/Arınmış”  testi, J. C. Daniels tarafından geliştirilmiş ve 1949′da Crosby Lockwood Son Ltd., Londra’da yayınlamıştır. Mensa tarafından ağırlıklı olarak kullanılan test’tir.
  2. Cattell: Bu test R.B. Cattel tarafından geliştirimiş ve Türkçe uyarlaması Bağlan Toğrol tarafından yapılmıştır. “Culture Free-Kültür’den Bağımsız/Arınmış” olan Cattel zeka testi tüm toplumlara uygulanabilir. 2A, 2B ve 3A olmak üzere üç formu vardır. Yaş gruplarına göre bu formlar ayrılır. Zeka-Performans testi olup 4-7 yaş, 7-14 yaş ve 14 yaş üstü bireylere bireysel ve grup olarak uygulanabilir. Uygun yaş grubuna göre bireyin kendisine verilen formu belirli bir süre içerisinde yanıtlaması istenir.
  3. Raven Standart Progresif Matrisler Testi: “Culture Free-Kültürden Bağımsız/Arınmış”  test 1936 yılında John C. Raven tarafından geliştirildi. 4×4, 3×3, or 2×2 matrix’lerden oluşan bu test 3 bölümden oluşur: Standart, Renkli, Gelişmiş. Türk normu çalışmaları halen devam etmektedir. Türkiye’de küçük çocuklarda “Renkli” olan bölümü kullanılmaktadır.
  4. Wechsler Adult Intelligence Scale (WAIS)- Wechsler Erişkin Zekâ Ölçeği: David Wechsler tarafından 1955 yılında geliştirilen ve daha sonra güncelleştirilen (örneğin WAIS-R, 1981) erişkinlere yönelik bir zekâ testi. Sözel (bilgi, karşılaştırma, aritmetik, benzerlik, kelime dağarcığı, vs.) ve performans (resim tamamlama, blok tasarımı, resim düzenleme, nesneleri birleştirme, vs.) olarak iki kategoriden ve on bir alt bölümden oluşan bu zekâ testi, Stanfort-Binet testindeki bazı eksiklikleri de gidermiş olması nedeniyle oldukça yaygın bir şekilde kullanılmaktadır. Sonuçta elde edilen puanlar sözel ve performans olarak ayrı ayrı değerlendirilebildiği gibi, genel bir IQ ölçümü şeklinde de değerlendirilebilmektedir.
  5. Stanford-Binet: İlk “zeka testi” Fransız okul sistemi için Sorbonne psikoloji laboratuarı yöneticisi Alfred Binet ve çalışma arkadaşı Theodore Simon tarafından hazırlanmıştır. Binet ve Simon bir dizi soru geliştirmiş ve bunları Paris’teki okul çocuklarına uygulayarak hangilerinde zihinsel gerilik ya da öğrenme güçlüğü bulunduğunu saptamaya çalışmışlardır. Stanford-Binet testinin son sürümü 1985 yılında yayınlanmıştır. Etnik gruplar ya da cinsiyetlere ilişkin yanlılık taşıdığı düşünülen maddeler yansız maddelerle değiştirilmiştir. Zihinsel açıdan geri ya da üstün olanlarla özel öğrenme güçlüğü bulunanları ayırt etmeye yarayan maddeler eklenmiştir. Stanford-Binet testinin 15 farklı alt testi zekanın göstergeleri kabul edilen dört tür zihinsel yeteneği ölçecek şekilde düzenlenmiştir: Sözel yargılama, soyut/görsel yargılama, niceliksel yargılama ve kısa süreli bellek. “Culture-Free” olmadığı için Mensa’nın uygulamadığı ama sonucunun kabul gördüğü bir test’tir.
  6. WISC-R: Çocuklar için zeka ölçeği olup, Türkçe 4. Norm hazırlanmıştır. Türkçe, 6-16 yaş arası çocuklara ve ergenlere uygulanan bir zeka testidir. Her biri genel zeka bölümünü oluşturan birden fazla yeteneği ölçen WISC-R zeka ölçeği, 12 alt testten oluşmaktadır. Bu 12 alt test sözel bölüm ve performans bölüm olmak üzere ikiye ayrılan bir sınıflama da çocuğa sunulmaktadır.Sözel bölümü oluşturan alt testler Genel Bilgi, Benzerlikler, Aritmetik, Sözcük Dağarcığı, Yargılama ve Sayı Dizisi’dir. Performans bölümündeki alt testler ise Resim Tamamlama, Resim Düzenleme, Küplerle Desen, Parça Birleştirme, Şifre ve Labirentler’dir. Özellikle DEHB olan çocuklarda Matematik başarısının tespitinde kullanılır.

Mensa Üstün Yeteneklileri Destekleme Derneği (www.mensa.org.tr) başkanı olarak ben ve ülke psikoloğumuz ile beraber yukarıda adı geçen tüm testlere erişimimiz bulunmaktadır. Şu aşamada Mensa üyeliği için “Culture Free-Kültür’den Bağımsız/Arınmış” test kullanmakta olup, devlet kurumlarından diğer testleri yaptırmış genç ve yetişkinleri de bu sonuçları bizimle paylaşmaları durumunda onları dernek üyeliğine kabul etmekteyiz. Dernek üyesi olmak için (başkan olarak ben de dahil) 130 ve üstü IQ’ya sahip olunması gerekiyor.

Şunu da hatırlatmak gerekir ki, derneğimiz sponsorluklarla gelişecek ve büyücektir. Toplumda Üstün Yetenekliler’in sözcüsü olan bir STK olabilmesi için Mensa’nın (www.mensa.org.tr) güçlü olması gerekmektedir.

Kendisini yenilemediği sürece orta dönemde yok olup gidecek Ekşi Sözlük’de yazan kalemşör, “norvel”, “kizcucugu”, “black smoke”, “strelnikov” ve “fair” rumuzlu arkadaşlar arzu ettikleri taktirde derneğimize başvurup zekalarının da şaklabanlıkları kadar yüksek olup olmadıklarını test ettirebilirler.

İzmir Kuş Cenneti ve Şehrin Durumu

07 Eki
Ekim 7, 2012

Yeni Asır TV’deki “Neslin Acu & Sezin Sivri ile Laf Ofisi” Programı’nın konusu aslında “İş İnsanlığı-Girişimcilik Farkı” iken, son bölümde İzmir’in durumunu ele aldık. İzmir’deki yapılaşma konusunda gerçekten kafam çok karışık.

İzmir Kuş Cenneti (http://www.izmirkuscenneti.gov.tr/?p=2&kd=131011) İzmirli’lerin adını çok iyi bildiği ama gitmediği bir cennet. Hele Türkiye’de ise hiç tanınmıyor. Facebook’daki takipçi sayısı sadece 125. “İzmir Kuş Cenneti” toplam 8.000 hektar’lık bir alana yayılmış. Yani İzmir Kuş Cenneti, Bornova ilçesi büyüklüğünde (Bornova ilçesi 8.876 hektar ve Balçova ilçesi belediye sınırları 2.890 hektar) bir alana yayılmış. Bu durum, İzmir’in Büyük Kent Bütünü’nün 1/3’ünü “Doğal Sit Alanı” haline getiriyor.

1990 yılında faaliyete geçen ve 750 hektar’lık bir alana yayılan   İzmir Atatürk Organize Sanayi Bölgesi (http://www.iaosb.org.tr/) şehir içinde kalmış bir bölge. 30.000 kişiyi istihdam eden bu bölgenin yıllık cirosu  4 milyar, ihracatı 2 milyar ve ithalatı  1 milyar USD civarında. 1994 yılında Büyük Kent Bütünü içine katılan 2.850 hektar büyüklüğündeki Pınarbaşı’nın büyük bir kısımını kaplayan sanayi tesisilerini de göz önüne almakta yarar var. Dahası gene İzmir Büyük Kent Bütünü içinde 2 tane de çimento fabrikası bulunmaktadır.

İzmir’deki “Liman” sorununa çözüm bulmak amacıyla İzmir Ticaret Odası tarafından  teklif edilen 2. Liman’ın “İzmir Kuş Cenneti” bölgesine yapılması 1998 yılında tepki çekmiş: http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/ShowNew.aspx?id=-12239 Buna bağlı olarak vazgeçilmişti.

Bu konuda bilgi sahibi olmadan tepki gösteren çok kişi ve STK varken, bilgi sahibi olarak en büyük tepkiyi Ege Üniversitesi Fen Fakültesi öğretim üyesi Doç. Dr. Mehmet Sıkı göstermişti. Kendisi, kuş cennetine yapılacak limanın, uluslararası platformda Türkiye’nin güvenini sarsacağını, İzmir Kuş Cenneti’nin Paris ve Ramsar anlaşmalarının yanı sıra Bern Sözleşmesi’yle de koruma altına alındığını, bunları yok saymanın mümkün olamayacağını söylemiş. Kendisine hak vermemek elde değil ama, Ramsar anlaşmasında “Bölge’nin ekonomik koşulları göz önüne alınır” diye de bir madde var.

Yaklaşık 10 km’lik şöyle bir güzergah düşünün:

  • Bostanlı-Mavişehir’den yola çıkıyorsunuz. Sırayla,
  • İzmir Atatürk Organize Sanayi Bölgesi (sağlı-sollu),
  • Kentsel Atıksu Arıtma Tesisi (sol)
  • Askeri havalimanı (sağ),
  • Sasalı ve Kaklıç yerleşim alanı (sağ),
  • Hayvanat bahçesi (sol),
  • Sonunda “İzmir Kuş Cenneti” ne ulaşıyorsunuz.

İzmir için “Gelişemiyor” deniyor. Yukarıdaki Aşure’ye bakıp, İzmir’in gelişememesinin nedenini net olarak görebilirsiniz. Hele şehrin içindeki sanayi tesisileri acilen şehir dışına taşınmazsa ileride çok daha büyük sıkıntılar olacak. İzmirli sanayicimizin “teşvik” talep etmek yerine acilen Manisa gibi yeni sanayi alanlarına yönelmesi, yerel ve merkezi yönetimin de bu Aşure’yi İzmirli’ye yedirmemesi gerekiyor.

Vizyon Parayla Satın Alınır Mı?

01 Eki
Ekim 1, 2012

Geçen Pazar “Discovery Science” kanalında “Prophets of Science Fiction” serisinden Arthur C. Clarke’ı seyrederken bu yazıyı yazmaya başladım. Öncelikle bilim kurgu tutkunlarının bu alanın önderlerini seyretmeleri için linkini tıklamalarını ve seçecekleri kişileri seyretmelerini şiddetle öneriyorum:

http://www.youtube.com/results

Her ay en az 1 şirkete “Gelecek” konferansı veriyorum. Önceki hafta Groupe SEB (Krups, Lagostina, Moulinex, Rowenta, Tefal)’deydim.

 

Çok başarılı bir ekipleri var. CEO Cüneyt Yağcı, Unilever okulunun en iyi öğrencilerinden biri ve şirketin başarısında çok büyük etkisi var. Onlarla birlikte olmak bana inanılmaz keyif verdi. Her konferansta yeni birşeyler eklemeye çalışıyorum. Aksi taktirde kendimi yenilemem mümkün değil. Katılımcılar “Bayiler” olduğu için onlara Jules Verne ve Leonardo Da Vinci’den bahsettim. Çünkü en büyük icatları yapanlar da kendilerinden farklı insanlar değildi. Hergün müşterilerinin beklentilerini dinleyenler olarak mutlaka çözüm yaratacakları bir ortam olacaktı. Jules Verne gelecekle ilgili muhteşem tahminleri yaparken, kendisi sadece bir yazar’dı. Leonardo Da Vinci ise ressam ve heykeltraş’tı. Kendisi üniversite’ye de gitmedi. Ama her ikisi çok ama çok çalıştı.

Gelelim başlık konumuza: “Vizyon Parayla Satın Alınır mı?” Bu başlığı kullanmaya sevgili Sinan Afra’nın ABD dönüşü attığı Tweet’den sonra karar verdim.

Ne kadar doğru bir yaklaşım.

Sonra yakın bir arkadaşım bana Digiturk’de “Jetgiller” in yeniden başladığını yazdı.

Bana güzel linkler de yollamış. Öncelikle Business Insider’ın linki dizi ile ilgili önemli 10 noktayı ortaya koymuş (http://www.businessinsider.com/10-fasci)

Dizi 1962 de başlamıştı ve 100 yıl sonrasını anlatıyordu. Tek sezonluk (24 dizi) olmasına rağmen 1963 sonrası Cumartesi sabahları tekrar bölümleri yayınlanmaya başladığı için X kuşağı 2062 vizyonu ile büyümeye başladı. The Wired Magazine UK’in belirttiği gibi (http://www.wired.co.uk/news/archive/2012-09/24/jetsons-50th-anniversary) orada gördüğümüz birçok ürün yaşamımıza daha erken girdi:

  • Düz Ekran’lar (Flat Screen),

Jetgillerin ev işleriyle uğraşan hizmetçi robotları: ROSIE

Ailenin kızı Judy, robotları Rosie ile beraber: Jetson MTV’si ve CD’leri…

  • Video Chat

  • Nanoteknoloji

  • Uzay Yolculuğu

  • Yürüyen Merdivenler

  • 9 Saatlik Çalışma Haftaları ve
  • Yüzen Şehirler.

Amerikalılar bunları önce tedirginlik, sonra da “Niye olmasın? Ben de parçası olayım” söylemleriyle izledi. Biz ise “Jetgiller” ile karşılaştığımızda, “Taş Devri” nin onlarla karşılaştığı zamanlardaki gibi şaşkındık:

Babam 1969 yılında Amerika’ya yüksek lisans eğitimine gitti. Döndüğünde bana “Apollo” oyuncakları (o yıllarda Apollo’nun fırlatıldığını izlemek için öncelikle siyah-beyaz TV’niz ve sabaha karşı uyanmanız gerekiyordu) getirdi.

İzmir-Karşıyaka stadında model uçağımızı uçururken bizi şaşkınlıkla izliyorlardı. Babamın getirdiği model uçak’ın motoru arızalandığında Türkiye’de tamir ettirememiştik.

O yıllarda Türkiye’deki en baba oyuncaklar tahta arabalar, aşağıdaki gibi suyu namludan dolan, çok basıldığında tıpası fırlayan plastik su tabancaları

iken benim bu oyuncaklarla oynamam benim yaratıcılığıma inanılmaz etkisi oldu. Kendi kendime alarm düzenekleri, Trolley-bus tasarımları yapmaya başladım. Bunun üstüne bir de sevgili Dayım’ın İzmir Alsancak’da oturan, görevli asker Amerikalı komşuları sayesinde, PX Supermarket (http://en.wikipedia.org/wiki/Base_Exchange) ’den gelen Fisher-Price oyuncakları (http://en.wikipedia.org/wiki/Fisher-Price) ile oynarken inanılmaz keyifli dakikalar geçirdim.

Aşağıdaki “Fisher-Price Chatter Phone” oyuncağı piyasaya çıktığı 1962 yılında ben yeni doğmuştum. Dayım bana bu oyuncağı 2 yaşıma geldiğimde almış. Aynı zamanda rahmetli Süheyla teyzem de 18 yaşıma geldiğimde bir telefon hattım olsun diye PTT’ye başvurmuş. Çünkü o yıllarda hat almak için yıllarca beklemeniz gerekiyordu.

Aşağıdaki “Fisher-Price Activity Center” ile oynadığımı hatırlıyorum.

“Görevimiz Tehlike” dizisi A.B.D. de 1966-1973 yıllarında gösterime girerken Türkiye’de ise yıllar sonra gösterime girdi. Biz ilk TV’mizi 1972 yılında aldık. Dünya Bankası istatistiklerinde ne yazık ki “1000 kişi başına Televizyon Sahipliği” yok. A.B.D. ile o yıllar bazında kendimizi karşılaştırmak istediğim diğer bilgi ise “Patent Başvuruları”. A.B.D. Patent Başvurusu sayısı (Residential, yani o ülkeden çıkan patentler) 1980 yılında 62,098 iken, Türkiye’de ise 134’müş. Yani aradaki fark 463 kat’mış. O yıl GSMH farkı ise sadece 7.8 (12,180 ve 1,560) kat’mış: http://data.worldbank.org/indicator/NY.GDP.PCAP.CD?page=6

Yani VİZYON PARA İLE SATIN ALINMIYOR…….

 

Copyright © 2016 - Alphan Manas Blog