Bölüm-2: Bu Ülkeden Niye Elon Musk Çıkmaz?

04 Şub
Şubat 4, 2017

İnovasyon ve Girişimcilik Danışmanı olduğum Türkiye İhracaatçılar Meclisi, 8-10 Aralık 2016 tarihinde düzenlenen İnovasyon Haftası’nın açılış filmi olarak kullanılmak üzere benim 2030-2040 yıllarını içeren gelecek vizyonumu yansıtacak bir çalışma istedi. Bu konuda hemen yakın çalışma arkadaşım Murat Armağan ile biraraya geldim. Çünkü 2001 yılından beri konu ‘Gelecek’ olunca vizyonun tasarıma dönmesinde sürekli kendisi ile çalıştım, onun yaratıcı zekasını da işin içine kattım.

Derin Ekonomi dergisi Şubat ayında kapaktan girdiği Uzay Değil Deniz Kolonisi röportajında yaptığımız çalışmaları, ağırlıklı olarak Deniz Kolonisi‘ni anlattım.

Elon Musk ile Koloni konusunda farklı vizyonlara sahibiz. O Mars konusunda ısrarlı iken, ben Denizleri tercih ediyorum. Ben Mars’da Koloni fikrinin bu aşamada karşısındayım. Bunun için birçok nedenim var. Bugün gidilmeyen bir yer hakkında araştırma ruhunuz sizin dürtülerinizi açığa çıkarabilir. Ama onu önceden yaşamak durumunda kalsanız büyük bir olasılıkla bu fikrinizi değiştirirsiniz. Örneğin, uzayda bir kolonide yaşamak yerine denizin 1,000 metre altında yaşamak size teklif edilse biran tereddüt edersiniz. Bu tereddütü yaşarken uzaya gitmek size biran heyecan verici ve eğlenceli gelecek, hatta tercih sebebi olacaktır.
THY_logo_ve_Sehir_ici
İnovasyon Haftası Açılış Filminde de görülen Hyperloop bilindiği gibi Elon Musk’un vizyonu.

2040 yıllarında nüfusun Türkiye’de nasıl bir dağılıma sahip olacağına baktığımızda köy ve kasabaların ortadan kalkacağı aşikar. İlerleyen yıllarda yaşlanan nüfusla beraber çalışana düşen emekli sayısı artacağı için devletler sosyal güvenlik anlamında inanılmaz açıklar vermeye başlayacaklar. Bu duruma maruz kalan Türkiye’de vergiler sürekli artacak ve büyük şehirlerin dışına hizmet götürmenin bedeli de o oranda artacak. Tarım konusunda 2 önemli gelişme olacak. Dikey tarım şehirlerde yapılırken, robotlu tarım da şehir dışında yapılacak. Dolayısıyla arazi sahiplerinin artık köyde yaşamalarını gerektirecek bir durum kalmayacak. Yakın zamanda dünyada hayata geçecek, saate 1.200 km yapan HyperLoop hızlı ulaşımı ile ileriki yıllarda Türkiye’nin içinde seyahatler 2 saati geçmeyecek. O yıllara gelinceye kadar yerçekimsiz ortamda seyahatler başlayacak ama bugünün teknolojileri ile yerçekimli ortamda insan vücudunun rahatsız olmadan yapacağı seyahatte alacağı yük 0.5g kuvvetini geçemiyor. (g kuvveti serbest hareket eden bir nesnenin maruz kaldığı “kütleçekimsel olmayan” kuvvetlerin vektörel toplamıdır). Vücuda etki eden g gücü arttıkça baş dönmesi ve ağırlaşma gibi etkiler görülüyor.
tup
hvs5
2002 yılında Hyperloop benzeri bir konsept çalışmasını Murat Armağan ve diğer arkadaşlarımla birlikte yapmıştık. Bunu geleceğin uzun mesafe seyahat aracı olarak görmüştük. Maglev adı verilen manyetik kaldırma ve özel itiş teknolojisi kullanmıştık. Çalışmalarımız yukarıda. İnanın anlattığımızda inandırıcı bulan kimse karşımıza çıkmadı. Kaldı ki Maglev konusunda ABD’de birçok firma ile konuşup teknik olarak da ikna olmuştuk.

Sonuçta Elon Musk, Hyperloop’u tasarlarken her türlü finans kaynağına hızlıca ulaşabiliyor. Elbette bizler orada olsak onun benzeri bir başarı hikayesi yakalamadan bu olanakları geliştiremezdik. Ama en azından bir şansımız olurdu. Burada yaptığımız, gün geçtikçe “bizde yapmıştık“ın ötesine geçemiyor. Zamanla gelişen “öğrenilmiş çaresizlik” orta ve uzun vadede sizin bu hevesinizi de kursağınızda bırakıyor.

Yani ülkemizden Elon Musk kolay kolay çıkmaz. Rahat olalım.

Yeni İstanbul Deniz’e Taşınmalı

26 Ara
Aralık 26, 2016

15355779_1160565967352670_6958052394964936880_n
Geçen Cuma (23/12/2016) günü Yeni İstanbul’un niye denize taşınması gerektiğini TV Net’te Para Politik Programı’nın 2. Bölümünde konuştuk. İlk bölümde ise Hyperloop’u ve Otonom Araçları konuştuk.

Denizde Yaşam fikri çok hızlı gelişiyor. 2008 yılında kurulan ve Denizde Yaşamı destekleyen SeaSteading Enstitüsü artık yaşamın denize kaymasını öneriyor.
denizde-yasam-1
Öte yandan yukarıdaki çizimde görülen Denizde Yaşam konseptini 2002′de arkadaşlarımla tasarlayıp 2004 sonrasındaki Gelecek Konferanslarımda paylaşmıştım.
Devamını oku →

Önyargılarımızın ve Bilinçaltı’mızın Başımıza Açtıkları… Bir de Dinlemeyi Öğrensek

11 Ara
Aralık 11, 2016

Yeni fikirleri dinlediğimizde bu veriler bilinçli bir biçimde işlenmeye başlamadan egomuz devreye girer ve bizi bu fikirlere karşı mücadeleye sokar. Benliğimiz ne güzel kendi halinde duruyordur. Niye değişmesini istesin ki?

Bunun üstesinden gelmenin tek nedeni dinlemeyi öğrenmektir. alçak gönüllülük Ego’nun düşmanıdır. Bunu becerenler yeni fikirleri hızlıca benimserler.

Yeni fikirleri, farklı fikirleri olanlar niye toplumda kabul görmezler? Bu toplumsal egonun yüksekliğindendir. Patronlar yüksek Egolu olduğu sürece iyi yönetici çalıştıramaz. Hele ki Danışmanlarla hiç çalışamaz. Egonun besini hızlıca ve haksız yükselme ve eğitimsizliktir.

Önyargılarımız yeni fikirlerin önünde büyük engeldir; Genelde kendi deneyimlerimizden değil, çocukluğumuzda bize dayatılan fikir ve görüşlerden oluşur. “Önyargılarımız kötüdür.” Demek yanlıştır. Ama bizim tecrübelerimiz değildir.

Basit formüllerle açıklarsak:
Benlik = Bilinçli Zihin = Ego
Ön Bilinç = Toplumsal faydadan çok ahlâk ilkeleriyle tetiklenen Süper Ego’nun bir kısmı
Bilinçdışı = Bilinçaltı = Süperego’nun kalanı = İD (İlkel Benlik)
Devamını oku →

OHAL’e Türkiye ve Yabancı Yatırımcının Bakışları Niye Farklı?

26 Kas
Kasım 26, 2016

bakan-zeybekciTürkiye’nin son dönemdeki çıkışlarıyla gerçek dostlarını ayır edemediği kanısındayım. Elbette dost ülke olmayabilir. Ama en azından zarar gelmesi çok az muhtemel olan ülkeler var dünyada. Bunlardan biri Japonya’dır. ABD ile çıkarlarımızı paralel tuttuğumuz sürece o da dost ülke sınıfındadır. Ama Amerika ile çıkarlarımız Rusya ile sınırımız olması nedeniyle hep çatıştı. İŞİD konusundaki politikamız baştan beri güven vermedi. Çok karar ve yön değiştirdik. Sonra şımarık çocuk gibi istekler ve tehditlere başladık. İş Rusya’dan S-400 savunma sistemi alma ihtimaline kadar gitti. Şangay Beşlisi gibi bir yapının içinde yer almak bize ne kazandırır ancak yaşayarak anlanır ama “Müzakere” sistematiğine sahip olmayan ülkelerden oluşan masada oynanan pokerdeki 5 benzemez’den Flash Royale çıkmayacağı kesindir.

Japonya ile Big Brother sorunumuz yok. Sınırımız da yok. Enerji bağımlılığımız da yok. İşin ilginç yanı Japonlar, şımarık Avrupalılar gibi siyaseten bir ülkeye asla karışmak istemiyorlar.

Durum böyleyken Japonlar Türkiye hakkında ne düşünüyor? Bugün Japon Dışişleri Bakanlığını Diplomatik kimliğimle ziyaret ettim. Onların görüşlerini aldım. İnanın o kadar mutlu oldum ki anlatamam. Çünkü Japonlar FETÖ konusunda bizimle hemfikir. Türkiye’nin müthiş bir geleceği olduğunu söylüyorlar. Siyaseten hiç fikir yürütmüyorlar.

Aması var tabii. OHAL sonrası Türkiye’ye Japonya’dan giden firma sayısının azaldığını söylüyorlar. OHAL’in Türki ekonomisi üzerinde büyük bir engel olduğunu söylüyorlar. OHAL’e siyasi değil ekonomik olarak bakıp, bizi bir dost olarak uyarıyorlar.

OHAL Türkiye için öncelikle siyasi ama dostlarımız açısından bakıldığında ekonomik yönünün gözden kaçırılmaması gerektiği anlaşılıyor.

Umarım Türkiye önemli bir yol ayrımında olduğunu ve yaşamakta olduğumuz ekonomik oynaklığın sadece dünyadan kaynaklamadığını anlar ve gerekli önlemleri alır. Bu tabi Sayın Bakan’ın kararsız AK Parti tabanını sevindirmek için sözsel olarak yaptığı Ben OHAL İstemiyorum Kardeşim! çıkışı ile sınırla kalmaz.

Ön Yargılardan Arınmak İçin Elimize Fırsat Geçti.

29 Tem
Temmuz 29, 2016

2016-07-27_Yeni Asir_Oguz Manas
Aslında ilk darbe girişimi 17-25 Aralık’ta o kadar zekice yapılmıştı ki bizler ve muhalefet partileri olayın Darbe Girişimi kısmına değil, Rüşvet ve Yolsuzluk kısmına odaklandık. Muhalefet “Evet bu bir darbe girişimidir. Suçlular cezalandırılmalıdır. Rüşvet ve yolsuzluk da vardır. Bunun da en yakın zamanda soruşturulması gerekir.” demiş olsa ve darbe girişimine odaklansaydı bugün durum çok daha farklı olurdu. Elbette filmin sonunu seyrettikten sonra filmi anlamak çok kolay. O günkü konjonktür buna asla izin vermezdi. O yüzden o tarihteki darbe girişiminin içindeki “zeka” inanılmazdı.

AK Parti iktidara geldiğinden beri özellikle CHP’li seçmen büyük bir korku yaşamaya başladı. Özellikle 2009 sonrası korkuları daha da arttı. Öte yandan Recep Tayyip Erdoğan Cumhurbaşkanı olduktan sonra inanılmaz korunmacı davranmaya başladı. Yasama, Yürütme ve Yargının kontrolünü mümkünce eline almaya çalıştı. Bu halkın üzerindeki korkuyu daha da arttırdı. Ön yargılar o kadar güçlüydü ki FETÖ bunu çok iyi kullandı.
Devamını oku →

Copyright © 2016 - Alphan Manas Blog