More Than Human: Embracing the Promise of Biological Enhancement
Ramez Naem

2009-12-27-00_Ekomomist_KapakEkonomist Dergisi’nin 20. Yıl Özel Sayısı beni çok gerilere götürdü. Bana çok eski günleri ve olayları hatırlattı. Tabii bugünü de yaşattı.

Önce Fütüristler Derneği’nden kısaca bahsedeyim. 2005 yılında kurduğumuz bu derneğin artık önemli bir görüş kaynağı olması beni inanılmaz mutlu kılıyor. Derneğimizin başkanı sevgili Ufuk Tarhan’ın “Geleceğin En Gözde 20 Mesleği” röportajı (Derginin 156-158. sayfalarını okumak için tıklayınız) çok hoş. Arkasından benimle yapılan “Gelecek mi dediniz? Kişiye özel birşey.” röportajı da gelecekte servislerin çok önemli oranda kişiselleşeceği mesajını içeriyor.(Derginin 92. sayfalarını okumak için tıklayınız)

Geçenlerde sevgili Ali Sabancı’nın bir röportajını okudum. Kendisi “Miras yemek sadece baba’nın parasını yemek değil, bir başkasının kredisini kullanmaktır.” demiş. Muhteşem bir yorum. İnsanlar daha önce elde ettikleri başarılarının miraslarını yemeye başladıklarında kendilerine olan güvenlerini yitiriyorlar. Hayatımda en çok korktuğum, miras yiyeceğim bir duruma düşmektir. İş yaşamına girişimci olarak başladığım 1988 yılından beri gerçekleştirdiğim projeler ve onun uzantısı olan şirketlerle miras yemediğimi düşünüyorum. Erno Rubik bir Macar. 1975 yılında Rubik Cube’ü yaptığında 1980’e kadar sadece Macaristan’da sattı. Ama 1980 sonrası tüm dünyaya yayıldı. Bugüne kadar 350 Milyon adet satıldı. Sadece geçen yıl 15 Milyon tane satıldı. YouTube da 38,000 tane eğitim, kulüp vs için videosu var. Yetinmedi ve 5 Şubat 2009 da Rubik 360’ı tanıttı. Böylece birden fazla kuşak’ın aynı anda oynayabileceği bir sistem yarattı. Erno Rubik gibi olmamız gerekiyor.

Yıl 1998; Exim ile başarıdan başarıya koşuyoruz. Bizimle ilgili haber Ekonomist dergisinde çıkmış. Ben her zaman olduğu gibi İstanbul’da olmadığım ve müşteri müşteri satışa gittiğim için eski ortağım röportajı kendisi vermiş (Derginin 48. sayfasını okumak için tıklayınız). Röportajı verdiği yıl 1997 ve piyasa’nın Barkodlarla yeni tanıştığı dergi tarafından başlığa çevrilmiş. Ben o yıllarda aynı fikirde değilim. Önümüzdeki 5 yıl içinde pazar büyüklüğü ile rekabet dengesinin bozulacağını hissetmeye başlamıştım. Tek başına Exim bizi taşıyamazdı. Exim’in en başarılı olduğu alan “Araçta Muhasebe” dediğimiz araçalarda bulunana El Terminalleri ve yazcılarla, sıcak satış, yani satış ve faturalamayı aynı anda araçta gerçekleştiriyorduk. Algida ilk müşterimiz olarak bizi bu yolda başarılı kılmamıza çok destek oldu. Algida’nın operasyon müdürü sevgili Aybey Aksu sayesinde hem Algida hem de biz başarılı olduk. Exim olarak kendimizi devamlı geliştirmek istiyoruz; örneğin satış araçlarını takip etmek istiyoruz, anında ödeme almak istiyoruz vb. Bunun için kablosuz bir data iletişimi gerekiyor. GSM’in böyle bir hizmet vermesine imkan yok. Daha ortalıkta GPRS yok. Araştırmaya başladım ve Ericsson’un Mobitex kablosuz data ağı’nın bu iş için biçilmez kaftan olduğunu anladım. Ericsson’un o zaman ki genel müdür yardımcısı Ersin Pamuksüzer’i tacize başladım. Pamuksüzer bizi dikkate almakta zorlanıyor. İşte o aralar birşeyler oluverdi ve kaderimiz değişti. Eski ortağımla Hollanda’da Exim ile ilgili bir fuara gittik. Ama fuar çok küçük ve hemen bitti. Tam fuar alanını terkedecekken ben yan binada başka bir fuar olduğunu gördüm. Ortağımın çıkma ısrarına rağmen oraya sürükledim onu. Bu binada “Taşımacılık” fuarı yapılıyordu. Konumuzla hiç alakası yok, çünkü koca koca kamyonlar, tırlar var fuarda. Neyse ben inatla geziyorum içeride. Karşımıza Transport-Data adlı bir firma çıktı. Almanya’da Mobitex kablosuz data ağı üzerinden araç takibi yapan bir yazılım geliştirmişler. Firmanın ortağı da Mannesman. Mannesman aynı zamanda Almanya’daki Mobitex’in de ortağı. Bir anda ampül yandı. Transport-Data’yı kafaladım, ertesi gün yemeğe çıktık ve Türkiye de ortak şirket kurmak ve Mobitex ağı üzerinden araç takibi yapmak için MOU (niyet mektubu) imzaladık. Dönüşte Ersin Pamuksüzer’e gidip Türkiye de Alman Mannesman’ın ortağı Transport-Data ile şirket kurmaya hazırlandığımızı, Mannesman’ın Almanya’daki Mobitex ağı’nın kurucusu olduğunu ve bizim Mobitex ağı Türkiye de kurulduğu taktirde inanılmaz katkımızın oalcağını söyledim. Taciz ve inat meyvesini verdi. Türkiye’ye Mobitex kuruluşu için karar çıktı, kurulacak şirketin adı Mobicom olarak seçildi ve biz Mehmet Emin Karamehmet tarafından ortaklığa davet edildik. Mobitex ve Mobicom ile ilgili daha önce yazdığım: Erken Öten Horoz Reloaded (http://www.alphanmanas.com/?p=189) ve Gözleriniz Dolmasın (http://www.alphanmanas.com/?p=72) yazılarımda yer alıyor. İş hayatımı değiştiren 2 önemli insan Mehmet Emin Karamehmet ve Ersin Pamuksüzer’e buradan tekrar teşekkür ediyorum. Sonuçta şirkete ortak olarak davete edilmiş ve %10 ortak olacaktık. Ben eski ortağımla Mehmet Emin Karamehmet ile tanışma toplantısına girdiğimde hedefimiz %1 gibi bir ortaklıkla içeri girip orada kendimizi kanıtlayıp başka işler yapmaktı. Ama %10 teklifi’nin sarhoşluğunu üzerimizden attıktan sonra karalar bağladı bizi. Çünkü 4 milyon USD sermayeli şirkete ortaklık için, %10 hisse karşılığı 400,000 USD sermayemiz yoktu. Bu parayı bir şekilde bulmalıydık.

O zamanlar sevgili Tolga Gariboğlu ile Konsensus adında bir ortaklığımız vardı. Tolga aynı zamanda benim arkadaşımdı ve Hügo projesini bana getirmişti. Ben de Tolga’yı eski ortağımla tanıştırıp şirket kurmaya kararv verdik ve Konsensus’u kurduk. Konsensus’da Ülker sponsorluğunda meşhur çocuk yarışması Hügo’yu yapıyoruz. Kanal 6 da yayınlanan bu yarışma inanılmaz başarılara imza atıyor. “Hügo çocuk kulübü” kurduk ve sadece buraya üye olanlar yarışmaya katılabiliyorlar. Çocuklar üye oldukları için bizde resimleri var. Resimleri 1995 yılında 2,500 USD’ye aldığımız tarayıcı ile tarayıp anolog’a çevirip Kanal 6’ya yolluyoruz, kanal da bunu ekrana getiriyor. Yıl 1995 ve çocuk ekranda kendi resmini görüyor. Bu sefer her çocuk heyecanla kulübe üye olmaya çalışıyor. Her neyse proje muhteşem başarılı giderken Mobicom ortaklığı opsiyonu oluşunca Tolga’ya bizim hisselerimizi almasını teklif ettik ve Tolga bizim hisselerimizi 400,000 USD’ye satın aldı. İşte bu para Mobicom’a sermaye olarak yattı.

Mobicom doğal olarak ilk birkaç yıl yatırım yapacak ve para kazanmayacaktı. Elimize geçen 400,000 USD’yi devlerle ortak olmak için ayırmıştık. Mobicom’da Murahhas Aza olarak iş geliştirme yükümlülüğüme bir de ortağımı mutlu etme zorunluluğu eklenmişti. Mobicom’da ilk olarak Mobil-POS projesine yöneldim. Dünya’nın o yıllarda 4. büyük POS  (kredi kartı terminali) firması Ingenico ile tanıştım. Fransa’ya 6 defa Ingenico CEO’su Gerard Compain’i ikna için gittim. Daha önce Türkiye de 2 defa başarısız girişimde bulundukları için adamlar bir daha gelmek istemiyorlardı bu pazara. Ben de onları “gelin önce pazara Mobil-POS ile girin, sonra da sabit POS’ları satmaya çalışırız” dedim. Ben o kadar inançlıyım ki, bu iş olacak. Biz POS pazarına Mobil-POS ile giriş yapıp büyüyeceğiz. İlk satışımızda Yapı Kredi Bankası alıcıydı. Burhan Karaçam ürünü çok beğendi. Uzun zamandır içimde kalan bir itirafı şimdi yapıyorum. Burhan Karaçam ve ekibine demo yaptığımız cihaz ne yazık ki çalışmıyordu. Sadece sahte kredi kartı işlemi yapıyordu. Daha ürün bitmeden bizden demo istediler. Benim bir karar vermem lazımdı. Ingenico “gerçeği söyleyelim” dedi. Ben “söyleyeceğimiz beyaz yalan. Siz bu işi yapacağınıza inanıyormusunuz. İnanıyorsanız, vakit kazanmak için çalışıyor gibi göstermek zorundayız. Yoksa bizden almazlar ve Ingenico’nun Türkiye macerası üçüncü ve son kez tarihe gömülür”. Kabul ettiler. Ürün beğenildi. Zaten Ingenico da projeyi başarıyla sonuçlandırıdı.

Yapı Kredi Bankasına satış yapılmıştı ve artık POS satışı için ayrı bir şirkete gereksinim vardı. 1994 krizinin bize mirası “Tarihi Sultanahmet Köftecisi” zinciri için kurduğumuz ama artık aktif olmayan Planet Gıda Üretim A.Ş.’nin (bu hikayemi de sizlerle daha sonra paylaşacağım) ünvanını Planet Elektronik A.Ş.’ye çevirdik.

Exim’deki arkadaşlara “Planet, Exim’in cirosunu 2 yıl sonra geçecek” dediğimde eski ortağım dahil buna inanamadılar. Ama öyle oldu. Planet hızla büyüdü. Yıllar geçti ve benim söylemim başka şekle büründü. “Yakın gelecekte El Terminalleri ile POS terminalleri’nin birleşeceği”ni söylediğimde de inanç oluşmadı. Hatta ben o kadar ileri gittim ki, Ingenico’yu sıkıştırarak POS terminallerine El Terminali özelliği kazandırmaları için çok uğraştım. Müşterilerden yazılar aldım. Bu çabalarımdan tam 7 yıl sonra Ingenico POS ile El Terminalini birleştirdi. Bunun reklamını da gene Ekonomist’in 20. Yıl Özel Sayısında gördüm (Ingenico ilanını görmek için tıklayınız)

1988 yılından beri hiç miras yemedim. Benim yetiştirdiğim insanlar Türkiye’de çok önemli noktalara geldiler. Ben de onlardan çok şey öğrendim. Başarı hikayesi açısından İddaa gerçekten büyük bir proje olduğu için İddaa projesi ile anılmam normal. Burada isimlerini saymaya kalksam büyük liste oluşacak birçok insan İddaa projesine de inanmadılar. Ama başarı olunca hepsi çalılıkların arkasından çıkıverdiler. Örneğin Gençlik Spor Genel Müdürlüğü’nde bu projeyi baltalayan bir kişi, başarılı olduktan sonra projeyi ballandıra ballandıra anlattığında içimden gülmüştüm.

Blog'a Yorum Almıyoruz

Bu yazı ile ilgili yorumlarınızı buraya tıklayarak direkt gönderebilirsiniz.



Tüm hakları Alphan Manas’a aittir. (c) 2003-2009