Kategoriler
Thema Yazıları

Dünyayı Tasarlayan Vizyonerler

Bu yazımda sizlere farklı zaman dilimlerinde yaşamış vizyonerlerden bahsettmek istiyorum. Tarih sayfaları toplumların vizyoner, geleceği gören ve şekillendirme yeteneği olan insanları benimser gözükse de onları genelde dışladığını yazmaktadır. Toplum ya da bireylerin, eğer olanakları varsa onları engellemek için ellerinden geleni yaptıklarını görüyoruz. Bu konudaki en iyi örnek, dünyanın yuvarlak olduğunu iddia ettiği için ölüme mahkum olan Sokrates’tir.İlk olarak Preston Tucker’dan bahsetmek istiyorum. Amerika’da fazla göze batan bu vizyoner, üretim yaptığı yıldaki tasarımına ve arabasındaki özelliklere bakıldığında birçok üreticinin kıskandığı  bir kişi olmuştur. 1948yılında yaptığı arabanın motorunu arkaya koymuş ve 2 tonluk araba 0-100 km’ye 10sn’ de çıkmıştı. Tam bir futuristik tasarım olan bu modelden 50 araba üretmişti. Bunlar, cam boyutları birbirinden farklı ,farları kapanır ve tam bir aerodinamik yapıya sahiplerdi. Ancak Tucker, büyük araba üreticilerin gazabına uğrayarak, ilk 50 adedi ürettikten sora ortadan kaybolmuştur. Üretim tesisi elinden alınmış ve hatta üretim yapabilmek için borçlandığı kişiler tarafından hapse attırılma tehdidi ile karşı karşıya kalmıştır.Bugün 47’si çalışan bu arabalardan en sonuncusu 1996 yılında 296 bin dolara satıldı. Preston Tucker’ı bir araba üreticisi olarak algılamak yanlış olur. Tucker’ın Uçaksavarları 2. Dünya Savaş’ında kullanıldı. Hazırladığı Zırhlı Prototip’in Kara Kuvvetleri tarafından reddedilme nedeni, sadece aracın çok hızlı gitmesiydi. O yüzden 1930’larda ünlü yarışçı Henry Miller ile Indianapolis 500’de beraber çalışıp ona yardımcı oldu. Ama onun gözüpekliğini hazmedemediler ve şans vermediler. Yine de 48. arabasını bugün Chicago’da  ”Ford City Mall”da sergilemeden edemiyorlar.park_alaniVizyoner Yazarlar: Bilimdeki veya bilim kurgudaki vizyonerlerden söz ederken, 19.Yüzyılda Jules Verne muhtemelen akla ilk gelen isimdir. Eserlerinde bahsettiği bilimsel olguların gerçekleşmesi bir yüzyıldan fazla sürdüki bu olgular bugün belirleyicidir. Peki ondan sonra gelenler ne yaptı? O, sonuncu muydu?Hayır.20.yüzyılın ilk yılları , bir vizyoner yazar neslinin doğumuna şahit oldu; bunların eserleri her ne kadar zamanında hayal ürünü gibi görüldüysede, üzerinde yaşadığımız dünyanın temelden değişimine doğrudan katkıda bulundular. Bu insanlar sadece geleceği görmekle kalmadılar, geleceğin yaratılmasında rol oynadılar.Altı adam 20.yüzyılın ortalarında, bilim kurgu yazmaya başladılar. Bunların hepsi gönüllü olarak orduya katıldılar veya katılmaya çalıştılar. Deniz ve gökyüzü hepsini büyülemişti. Bunun sonucunda kariyerlerini Hava Kuvvetlerinde veya Deniz Kuvvetler’inde yaptılar. Altı kişinin dördü , birkaç yıl ara ile doğdular. Diğerleri 13 yıl önce ve 13 yıl sonra doğdu. Grup içindeki en çarpıcı özellik ise , her birinin kendi yaşam sürelerinde gerçekleşecek bilimsel gelişmeleri önceden görmüş olmalarıydı. Artık, bulmacaya bir son verelim. Bunlar alfabetik sırayla Asimov, Bradbury, Clarke, Ellison, Heinlein ve Roddenberry’dir. Tanıdık geliyor deil mi?Zaten öyle olması gerek Bunlar, 20.yüzyılın en etkili bilim kurgu yazarları olarak kabul edilirler. Ama, söz bilime geldiğinde, ”Tamam, anladık bilim kurgu yazdılar ama bu benim dünyamı nasıl etkiliyor?” diye soruyor. Oysa bu adamların her biri bilime birşeyler kattı ki, biz bunları bugün ‘normal’ kabul ediyoruz. Asimov, robotikler üzerindeki çalışmaları ile tanınır. Eserlerine dayanarak sevilen filmler çevrilmiştir ve çağdaş insanlar sanayi robotlarını ‘normal’ kabul etmektedir. Ama durum kavram ilk ortaya atıldığında böyle değildi.park_alani Asimov, 1939 yılında yazmaya başladığında ‘robot’ lafını duyan herkes bağıra bağıra kaçardı. Kamuoyu, robotlardan korkuyordu ve geliştirilmeleri için gerçek anlamda çalışma yapılmıyordu. Asimov’un robot belleğine ahlak ve talimat yasası programlama kavramı ciddi anlamda kollektif korku ve araştırmanın başlamasını kolaylaştırmıştır. Son olarak vizyona giren ‘I Robot’ filmi onun romanından hazırlanmıştır.Bradbury’nin sosyal mühendislik ve yangın söndürme sistemleri alanındaki çalışması, doğrudan yangındaki oksijeni elime eden yangın söndürme sistemlerinin  gelişimine destek olmuştur ve uzay gezisi alanındaki çalışması, kendi adıyla anılan ay üzerindeki krater ve asteroit ile son bulmuştur. İnsanoğlu biyosferden dışarı doğru taşmaya başladıkça farklı gelişmeler meydana gelmiştir. 1968 yılında Stanley Kubrick tarafından aynı adlı romandan filme çekilen, 2001 Space Odyssey ile tanınan yazar Arthur C.Clarke, 1945 yılında dünyaya sabit konumda iletişim uyduları prensibini açıklayan ‘Dünya Dışı Röleler’ başlıklı bir bilimsel makale yayımlanmış ve bu ancak, 25 yıl sonra ciddiye alınmıştır. Günümüzde hala 42 bin kilometredeki dünyaya sabit konumda yörünge ‘The Clarke Orbit’olarak bilinmektedir.Harlan Ellison 1956 yılında yapay zeka ve sezgili bir makine üzerine bir makale yazılmıştır. Yapay zeka yaratmaya başlamadan önce geçmemiz gereken bir takım yollar olsada yapay zeka, video oyunlarından çamaşır yıkama makinelerine kadar her alanda kullanılmaktadır. Robert Heinlein, güneş sistemini devriye gezen ve Ay ve Mars üzerine üsler kuran insanoğlu gerçekte bu adımları atmadan yıllar önce değinmiş ve bu çalışmaları uzay gemisi tasarımı ve kimyasak roket yakıtlarının mühendisliğinde rol oynamıştır. Gene Roddenberry, belki de televizyonun gücünü ve geleceğini doğru bir biçimde tahmin edebilen ilk Amerikalı olarak, 1966 yılında Uzay Yolu dizisini izleyicilerle tanıştırmıştır. Dizide yer alan onlarca aygıt bugün gerçek hayatta kullanılmaya başlamıştır.

park_alani1966 yılında tanıttığı Kaptan Kirk ve diğer mürettebatın indikleri bir göktaşı ve ya gezegende Atılgan ile haberleşmelerini sağlayan, kapağı açılan iletişim aygıtlarının 2240 yılında kullanılmaya başlıyacağını tahmin etmiştir. Ama iletişim ve pil dünyasındaki hızlı gelişmeler onun bu tahminlerini bozmuş ve 1997 yılında Motorola benzer bir cihazı pğiyasaya sürmüştür. İleriki dizilerde ise elbisenin sol göğsüne monte edilen ve ses ve ya elle kumanda edilen iletişim aygıtı için kullanım yılını 2340 olarak öngörmüştür. Ama Roddenberry’nin düşündüğü bu yüzyıllık fark bugünkü teknolojilerle 20 yılda kapanacaktır.

Bu varsayımdan yola çıkarak teknolojik gelişmelerin hızını artık tahmin etmemizin gerçekten zor olduğunu söylemek mümkün. Roddenberry ayrıca yıldızlar arası uzay gemilerinde ışık hızına dayalı anti-maddenin yakıt olarak kullanılacağını öngörmüştür ki bu bilim adamları tarafından uzun mesafeli uzay gezileri için halen en iyi alternatif olarak ele alınmaktadır. Antimadde konusunda çalışmalar çok hızlı olarak sürmektedir. Sanırım 2200’lü yılları beklemeden uzay yolculuğu ister anti-maddeli ister benzer başka bir sonsuz enerji prensibine dayalı olsun gerçekleşecektir. Her neslin kendine ait vizyonerleri var. Fakat son yüzyılı temel aldığımızda, yaklaşık 15 yıl sonra 21. yüzyıl için bir vizyoner patlaması yaşanacağını söyleyebilirim. Umarım onlar, gerekli desteği bulabilirler.

Thema Kış 2005         

Kategoriler
Thema Yazıları

Enerji Ve Teknoloji Dünyanın Geleceğini Çizecek

Teknoloji Holding Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Alphan Manas, aynı zamanda Dünya Fütüristler Birliği Türkiye Başkanı. Bu özelliği ile Türkiye’nin dünya çapındaki ilk ve tek Fütüristi.

Onun yaşamı bizimkilere pek benzemiyor. Hayata, insana,topluma, ekonomiye, iş dünyasına, bugüne ve geleceğe farklı gözlerle bakıyor. Bugünle ilgili her gözlemini, gelecek için bir ipucu alarak değerlendiriyor. Metroyla seyahat ederek, süpermarketleri dolaşarak, farklı kültürlerin arasına girerek hayatı kokluyor. Çok seyahat ediyor, hayatın önemli bir bölümünü uçaklarda geçiriyor. Manas, bir restoranda yemek yerken bile, çevredeki insanlarla ilgili kişilik analizlerini teker teker önünüze dökebilir, ya da bir anda cebinden çıkardığı kayıt cihazına, fark etmediğiniz bir ayrıntıda yakaladığı bir iş fikrini fısıldayabilir.

Bu fikirlerin çoğu, Teknoloji Holding’in AR-GE ekibinin gerçekleştirdiği çalışmalarla projeye dönüşüyor. Yanlızca kendisinin değil, şirket çalışanlarının, üniversite öğrencilerinin ya da bambaşka alanlardan insanların dahil olduğu network, adeta bir fikir fabrikası. Amaç, mümkün olduğunca çok fikri, Türkiye’nin katma değer yaratacak yeni işlere dönüştürmek.

Manas, bugünlerde aynı zamanda Dünya fütüristler Birliği’nin Türkiye uzantısı olacak olan Türkiye Fütüristler Derneği’ni (TFD) açmak için çalışıyor. Türkiye’nin alanındaki en güçlü isimlerinden oluşan bir örgüt, geleceği çizecek, bu gelecekten Türkiye adına yol haritaları çıkaracak.

Bizim birkaç satırda anlatmaya çalıştığımız tüm bu parçalar, Manas’nın hayatında teknolojik bir sistemle yerleşik durumda. Kendisi için 3 dakikanın bile önemli olduğunu, başka türlü yaşayaşayamayacağını söylüyor. Deyim yerindeyse,”gelecekte yaşayan” Manas’la, 2023’deki Türkiyeyi ve dünyayı konuştuk.

TH: 2023’ün dünyasına ve Türkiye’ye baktığınızda nasıl bir resim çiziyorsunuz?

Bugünden baktığımızda-ne yazık ki hala- Türkiye’nin gelecekteki jeopolitik öneminden söz ediyoruz. Dünya değişiyor, 2023’de durum çok farlı olacak. Amerika’nın Irak’a taşınmasıyla birlikte, İran’da rejim değişikliği olması ya da olmaması jeopolitik politikaları önemli ölçüde etkileyecektir. Amerika AB’nin genişlemesini engellemek istiyor. Genişlemeye sıcak bakıyormuş gibi gözükse de amacı farklı. Çünkü bugünkü yapısıyla 2023’de dünya Gayri Safi Milli Hasılası(GSMH) üzerinde istediği paya ulaşamayacak. 2023 yılına kadar AB’ye 30 milyon göç gerekiyor.

Bugün AB, Dünya GSMH’sinin yüzde 22’sini alırken, 2023’de bu oran yüzde 16’lara düşecek. Yine aynı dönemde, AB yıllık büyüme hızı yüzde 1.2-1.4 olurken Çin ve ABD yüzde 2’nin üstünde büyüyecek. Amerika bugün dünya GSMH’sinin yüzde 25’lik bölümünü kontrol ediyor. AB ise aynı güce yeni üye ülkelerle ulaşabilir. Sonuç olarak AB Türkiye de dahil olmak üzere çevredeki ülkeleri içine alarak genişleyecektir. Ve tabiki Rusya’yı bir engel olraak gördüğü için de önündeki perde ülkeleri de hedefleyecektir. Amerika da doğal olarak boş durmayacak, AB’yi engellemek için plan yapacaktır. Böyle bir ortamda yaşayan, tabiri caizse depremin göbeğinde yer alan bir ülke olarak, 2023’de bir depremle sarsılacağız. O zaman jeopolitik olarak hiçbir önemimiz kalmayacak. Evet, şu an bu öneme sahibiz. Ancak gerektiği şekilde kullanamadığımız, hatalar yaptığımız bu güç, silah olarak bize geri dönüyor.

TH: Konuya bir de ekonomik açıdan bakarsak?

Entellektüel sermaye, bugün olduğu gibi gelecekte de ülkelerin ve teknolojilerinin gelişmesinde belirgin rol oynayacak. Kotaların kalkmasıyla birlikte Çin’in AB’ye ihracatının yüzde 300-500 oranında arttığını görüyoruz. Amerika’daki Çin mallarının payı 2001’de yüzde 10 iken bugün yüzde 70’e çıkmış. Demek ki Çin’de çok önemli ve aynı zamanda tehlikeli bir gelişme var. Amerika bunu çok iyi gördüğü için entellektüel sermayesini kontrol altına alıp Çin’i bir fabrika olarak kullanmayı düşünüyor. Çin de bu konuda akılcı davranıyor, kendi patent, AR-GE vb. faaliyetlerine önem veriyor. Amerika entellektüel sermayeyi dünya çapında koruma altına almak konusunda da kendini sorumlu hissediyor. Elinde kalan tek güç bu.

Bir örnek vereyim 1980’li yıllarda Amerika’da okulu bitirdikten sonra Tennessee’de Levi’s fabrikasında kısa bir süre çalıştım. 3.000 kişinin yaşadığı bir yerde, 1.300 kişinin çalıştığı bir fabrikaydı, tüm kasaba orda çalışıyordu. Ve bu fabrika kapanınca doğal olarak tüm kasaba işsiz kaldı. Amerika bu gerçeği değiştiremiyor,engelleyemiyor. Mal nerede ucuz ise orada yaptırmak zorunda ki tüketimi sürdürebilsin. Bu Türkiye içinde geçerli. Bazı sektörlerde çıkış mutlaka başalayacaktır. 10 yıl içinde otomotiv üretimi konusunda Türkiye cazibe merkezi olmaktan çıkıyor.

Örneğin Tekstil bugün artık çıkılacak bir sektör haline geldi. Markalaşma gerçekten konuşulan bir kavram ama geç kaldık. Biz nasıl markalaşıyoruz? Normal isimleri İtalyancaya çeviriyoruz. Adımızın soyadımızın baş harflerini koyup ekliyoruz. İtalya’yı taklit ediyoruz. Aslında taklit etmek kötü birşey değil. Ama eğer taklit ediyorsak bunu Tayvan gibi yapmamız gerekiyor. 25 milyar dolarlık ekipman yatırımı olan teksilde kurtuluşu, fabrikaları doğu ülkelerine taşımak. Bugün Amerikalılar bazı AR-GE çalışmalarını bile Singapur, Tayvan, Güney Kore gibi ülkelerde gerçekleştiriyor.

GENÇLERİN YENİ FİKİRLERİNE AÇIÄžIZ, PATENTLERİNİ ALIP ÜRÜN HALİNE GETİRECEÄžİZ.”

”Türkiye’de kurulan üniversitelere baktığımızda ne yazık ki gelecekle ilgili çok fazla plan yapılmadan açıldıklarını görüyoruz. Üniversite-sanayi işbirliği de istediğimiz ölçüde değil. Teknokentler vb. iyi niyetle yapılan çalışmalardır, ancak devletin bu işi yapabileceği noktalar ve kaynak sınırlı. 2. yüksek teknoloji enstitüsü açıldı, bu enstitülerin amacı lisansüstü öğrenci yetiştirmekti. Fakat açılma amacından sapıldı, lisans öğrencisi de alınmaya başlandı. Devletin girişimciliği destekleyebileceği nokta sınırlıdır. Özel sektörün ise sınırsızdır.Bu noktada Teknoloji Holding olarak bizim de yeni  bir çalışma yapacağımızın altını çizmek istiyorum. Bu çalışmada projesi olan arkadaşlar öncelikle internet üzerinden bizimle projelerini paylaşacaklar. Gerekirse biz de AR-GE yatırımına katkıda bulunacağız. Alınmış patent yoksa yeni bir patent paylaşımı anlaşmasıyla onlarla birlikte fikirlerini gerçeğe dönüştürüp ürün haline getirecek, pazarlama yoluna gideceğiz”

TH: O halde 2023 ten bugüne baktığımızda, Türkiye ekonomisinin en önemli gündem konusu sizce ne olmalı??

Yabancı sermayeye kesinlikle karşı değilim, ancak artık ‘Türk sermayesinin oluşması’ gerekiyor. Nasıl oluşabilir? 2023’de dünyada büyük şirketlerin çoğu birleşiyor ancak. Bu süreç başladı. Amerika’da çok büyük Telekom Operatörleri birleşiyor, dünyada da aynı gelişme yaşanıyor olacak. İşte bu noktada önemli olan, uzun dönemde hangi sektörlerin öne çıkacağını, hangi sektörlerde birleşmeler olacağını görebilmek. Bunun yanında Türkiye’de daha az yatırımla ve doğal kaynaklara bağlı olmayan bir alt yapıyla bir şeyler üretmemiz gerekiyor. Bakın bugün petrol fiyatı 1 dolar arttığında bize ekonomik yükü 200-250 milyon dolar oluyor. Geçen yılki bütçe açığımızın 2 milyar dolarlık kısmı dünyada beklenemeyen gider artışlarından kaynaklandı. 2 milyar dolar başka bir ülke için önemli. Bir örnek vereyim. Filipinler’de bir girişimci de manyetik alan üzerinde hareket eden bir araba için patent aldı. Biz de benzer şekilde ilginç fikirler üretebilir ve patentler alabiliriz.

TH: Bu noktada teknolojiyi nasıl konumladırıyorsunuz?

Bu soruya yanıt vermeden önce, teknoloji denildiğinde yanlızca bilgi iletişm teknolojilerinin anlaşılmaması gerektiğini ifade etmek isterim. Akla gelebilecek her sektörün, her iş alanının içinde teknoloji var. Bu açıdan bakarsak, her an yaşanabilecek gelişmelerle, teknolojinin yakın ve uzak geleceği tamamen değiştirebileceği bir noktadayız. Örneğin, son yıllarda yapılan çalışmalarla, kömürden sıvı yakıt elde edilmeye çalışılıyor. Biri birgün çıkıp’ Ben yaptım arkadaşlar’ diyebilir. O zaman da kömür çok değereli hale gelir. Hidrojen şuan ki enerji kaynaklarından farklı bir şekilde elde edilebilirse bu iş dünyada patlar. Cep telefonu örneğindeki gibi her şeyi değiştirir.

Öte yandan yakıt pillerinden ve elektrikli arabalardan söz ediyoruz. Geçtiğimiz günlerde Kanada’da bulunan, dünyanın en önemli yakıt pili üreticilerinden biri olan bir firmayı gezdim. Bu firmanın %12’sine GM ortak. Diğer üreticilerin ortakları ise Daimler Chrysler ve Ford. Bu grupların aynı zaman da kendi içlerinde yakıt pili ile ilgili AR-GE çalışmaları var. Amerika’da özellikle otomotiv endüstrisindeki grupların hem teknolojiyi yakından takip ettiğini, hem de teknoloji ile önlerine çıkabilecek şirketleri satın alarak bir anlamda engellediklerini görüyoruz. Daha doğrusu trendi de kendileri belirlemek istiyorlar.

İNSANLARI GÖZLEMLEYEREK BESLENİYORUM”

TH:Bir Fütürist olarak nasıl yaşıyor, nasıl besleniyorsunuz??

Benim herşeyim gözlemlemeye dayalıdır. Kitaplardan öğrendiğim konular çok sınırlıdır. Gelecek ile ilgili bazı yorumların yapılabilmesi için hayatın içinde olmanız gerekiyor. Fikir üreten ve köşe yazarlarını çok fazla okumam. Etki altında kalmayı sevmem. Her gittiğim ülkede süpermarketleri gezerim, araba kiralayarak dolaşmayı severim. İstanbul’da metro ile seyahat etmekten hoşlanıyorum. Çünkü insanları orada gözlemleme şansına sahip oluyorum. İnsanları metroda kitap okuma, mp3 ve ya CD müzik dinleme vs. oranlarına bakarım. Cebimde sürekli bir kayıt cihazı vardır. Yurtdışından günde ortalama 20-30 makale geliyor. Her konuda özet rapor hazırlayacak yapıya doğru dönmeye başladım. Çünkü teknolojide bir şeyi tasarlamak ve uygulamak için o günkü konjonktürü hem ülke hem de dünya çapında çok iyi anlamak gerekiyor. Bunun yanında yeni çıkan tüm teknolojik ürünleri alıyoru, deniyorum, kullanıyorum.

TH: Peki ya ev yaşamınız nasıl??

Evimde teknolojiyi maksimum ölçüde kullanıyorum .Eve kablosuz, kartlı bir giriş-çıkış sistemi yaptırdım. Sonuçta her insan cüzdan taşır, bende kartı cüzdanımda taşıyorum. Evde resim albümümüz de kablosuzdur. Müzik sistemim için özel bir sunucu var, bu kablosuz sunucu evin çeşitli katlarına dağılmış durumda, kablosuz anfi/hoparlörlerimi yönetiyor. Şuanda 8.000 müzik parçası yüklü. Herkes rahatlıkla kullanabiliyor. Ayrıca evde süpermarkete yönelik tüm ürünlerin saklandığı alanlar barkod’lu. Sipariş ve sayımları kablosuz el terminaliyle yapılıyor. Sonuçta insan yaşamı kolay olmalıdır. Kaybettiğim 3 dakika benim için değerlidir.

TH: Bir anlamda teknolojinin etkisiyle enerji kaynaklarında ortaya çıkacak yönün dünyanın geleceğini etkileyeceğini söylüyorsunuz.?

Bu noktada başka bir açılım daha karşımıza çıkıyor. Nükleer enerji! Ben 2020’li yıllarda dünyanın nükleer enerjiye maksimum düzeyde gereksinim duyacağını düşünüyorum. Rüzgar ya da güneş enerjisinde yaşanacak gelişmeler bu gerçeği değiştirmeyecek. Çin’in enerji ihtiyacı bu açıdan önemli bir belirleyici olacak. Amerika’ya Çin’e enerji konusunda yardımcı alacak  ya da yeni enerji kaynakları üretmeye çalışacak.Sonuç olarak söylenen şu: Nükleer enerji kötüdür. Hayır, değil! Standartları oluşmuş, dünya tarafından saldırgan ve tehlike olarak algılanmayan ülkeler için olmak zorunda. Çünkü nükleer enerjinin melez olması gerekir.Türkiye için de nükleer enerji konusuna karşı çıkılıyor. Çünkü nükleer enerji ürettiğiniz anda atom bombasına bir adım kalmış oluyor. İşte bu nedenle,o zamana kadar nükler enerjiyi bir tehlike olarak kullanabilcek ülkelerin yönetim biçimlerini değiştirmek istiyorlar.

TH: Peki ya petrol??

Petrol çok önemli bir güç haline geldi. Hem Amerika’nın hem de Avrupa’nın güçlenmesini istemedikleri ülkelerde bir güç unsuru ortaya çıkmaya başladı. Amerika’nın Suudi Arabistan’dan alınan petrole karşı inanılmaz bir güç mücadelesi var. İçerde bir kamuoyu oluşmaya başladı. Bu nedenle ben özellikle Amerika’nın ani bir kararla petrolden uzaklaşmayı tetikleyeceğini düşünüyorum.

TÜRKİYEDE TEKNOLOJİ ÜNİVERSİTELERİ KURULMALI”

TH: Üniversite-Sanayi işbirliğinin geliştirilmesi geleceğimiz için büyük bir açılım yaratabilir mi??

Bugünkü koşullarda üniversite sanayi işbirliği oluşur ancak istenilen seviyeye gelemez. Amerika’daki üniversite sanayi işbirliği yapısıyla Türkiye’dekinin yapısı farklı. Çünkü Amerika’daki üniversiteler birbirinden farklı Örneğin State University of New York’un teknoloji transfer merkezi üniversitesinin yapısından ayrı bir birim olarak çalışıyor. Ve 900 milyon dolarlık bir bütçesi var. Bunun yanında Amerika’daki tüm üniversitelerin teknoloji transfer merkezleri birbirine bağlıdır. Şu anda bizde birkaç özel üniversitede bu konu işlenmeye başlandı. Esas kurtuluşumuz ise Türkiye’de teknoloji üniversitelerinin kurulması. Çünkü bu üniversiteler yanlızca AR-GE yapmak, patent oluşturmak, fikirleri hayata geçirmekvb. için çalışıyor. Bu konuda şirket olarak kullanabileceğiniz fonlar kısıtlı, üniversite olarak yurtdışından sağlayabileceğiniz fonlar ise çok büyük. Dolayısıyla entellektüel sermayeyi teknoloji üniversiteleri ile oluşturabiliriz. Teknoloji Holding olarak bu konuda çalışmalarımız var. Ve işbirliği yapmak istiyoruz.

TH:Enerjiden çıkıp, tekrar Türkiye’nin geleceğine dönüş yaparsak, özel sektör gelecek için nasıl bir yön çizmeli?

Teknoloji Holding olarak biz, hangi alanda olursa olsun çok önemli bir bulgu yarattığımızda projeye geliştirmek için çalışıyoruz. Tıp alanında proje geliştirmek için Amerika’da araştırma yapıyoruz. İnsanların rahat, özgür ve korkmeden proje getirdikleri ve bunarın değerlendirildiği bir ortam yarattık. Türkiye’nin Teknoloji Holding gibi örneklere ihtiyacı var. Devlet ise bu dönüşümün içerisinde ancak ‘yol gösterici’ olarak yer alabilir. Kimse uygulayıcı olmasını beklememeli..

Bir de eleştirim olacak. Ne yazık ki Türkiye’de büyük gruplar, rakipkeri yara aldığında seviniyor. Baktığınızda çoğunun birbiriyle kavgalı olduğunu görüyorsunuz. Ülke adına kırıcı olduğunu düşündüğüm bu olayın en önemli nedeni her sektörde gereğinden fazla oyuncu olması. Bu da karlılığı otomatikman düşürüyor ve sermaye birikimini engelliyor. Bu durumu değişitirmek için,kar getirecekler alanlar tespit edilerek Türkiye dışına çıkması gerek Aksi halde orta vadede bu tür gruplar önemli ölçüde kan kaybedeceklerdir.

TH: Bu sorun nasıl çözülür?

Aslında en büyük sorunumuz aile şirketleri. Türkiye’deki şirketlere baktığınızda babalar hep oğullarından şikayet ediyor, çocuklarının kendileri gibi olmadığını, şirketin geleceğini ve mirasını sürdürecek kadar başarılı olamadıklarını söylüyorlar. Haklılar ama suç bana kalırsa kendilerinde. Çünkü baskıcı davranıyor, çocuklarına yetki ve sorumluluk vermiyorlar. Aslında önemli olan bilgi ve beceriyi ortaya çıkarmak. Ama Türkiye’de ne yazık ki bu tetiklenmemiş. Aile içerisindeki çocuklar arasıdaki ilişkilerde de sorunlar var. Türkiye’deki aile şirketleri 1. nesilden 2. nesle geçerken yüzde 50, 2. nesilden 3. nesle geçerken yüzde 25 erozyona uğruyor. Bizde bir de halka açılma konusu spekülasyona açık, sağlıklı yapıya sahip olmayan bir konu olduğu için, halk tedirgin. Dolayısıyla aile şirketleri Türkiye’nin geleceği için çok büyük bir sorundur. Bu sorunu çözmediğimiz takdirde önümüzdeki dönemde doğru dürüst 10 marka bile kalmaz. Aile şirketlerini kurumsallaştıran yapılarve şirketler için önemli bir fırsat görüyorum. Bugün inatçı olan bu şirketler yoğun rekabet koşulları altında kurumsallaşacak ve sonuçta halka açılma yolunu tercih edeceklerdir.

Thema Kış 2004

Kategoriler
Thema Yazıları

Geleceğin Ulaşım Şekli

Bu yazının konusu “Seyahat” olunca ben de gelecekteki “Taşımacılık” trendlerini aktarmak istedim. Önemli olan, kaç yıl sonrasını düşünmeliyiz? Burada çizeceğim vizyon, World Future Society’e kayıtlı bir “Fütürist” olarak, dünyadaki diğer fütüristlerin veya diğer tasarımcıların görüşlerinden arındırılmış olarak tamamıyla kendi görüşlerimi içeriyor ve T-Design’daki arkadaşlarım Murat Armağan ve Halil Uzdil’in fikirleri ve görselleri ile süsleniyor. O yüzden gerçekliği hayal gücümüz ve öngörümüzle sınırlı. T-Design aynı zamanda yaşam biçimi tasarımı da yaptığı için burada sadece geleceğin seyahat taşıtlarını değil seyahat biçimlerini ve bunun ev yaşamımıza yansımalarını da anlatacağım. Burada çizeceğim vizyon, World Future Society’e kayıtlı bir “Fütürist” olarak, dünyadaki diğer fütüristlerin veya diğer tasarımcıların görüşlerinden arındırılmış olarak tamamıyla kendi görüşlerimi içeriyor ve T-Design’daki arkadaşlarım Murat Armağan ve Halil Uzdil’in fikirleri ve görselleri ile süsleniyor. O yüzden gerçekliği hayal gücümüz ve öngörümüzle sınırlı.T-Design aynı zamanda yaşam biçimi tasarımı da yaptığı için burada sadece geleceğin seyahat taşıtlarını değil seyahat biçimlerini ve bunun ev yaşamımıza yansımalarını da anlatacağım.

Geleceğin Ulaşım Şekli ve Taşıtlar:
Gelecek ve seyahat denince aklımıza hep uçan arabalar geliyor. Bu çok bilindik bir gelecek olduğu için ben aradaki bir süreci işlemek istiyorum. Uçmak hepimizin hayali olmakla beraber benim şöyle bir görüşüm var: “Önce yürümeyi çok iyi öğrenmeden koşamayız”. Çocukluğumuzda iki tekerlekli bisiklete binerken nasıl büyüklerimiz yanlarına 2 tane destek tekerleği takıyorlarsa uçan arabalar içinde buna benzer bir mekanizmanın gerçekleşeceğini düşünüyorum. Yani yer üstünde farklı katlarda uçan arabalardan önce farklı katlarda ama raylar üzerinde hareket eden arabalar olacak. En az 2 kişi ile başlayıp 20 kişiye kadar büyüyen farklı boyutlu bu arabalar hem şöförlü hem de şöförsüz olarak farklı hız kulvarlarında ve ücretlendirme profillerinde hareket edecekler. Bu taşıtlar hibrid (ikili) olacak: Yani hem tekerlek üzerinde gidecekler, hemde Maglev (manyetik levitasyon) teknolojisini kullanacaklar. Maglev Yolların ulaşmadığı noktalarda tekerlek üzerinde gidecek olan arabalar Maglev Yollara geçişte tekerleklerini üste çekerek Maglev Yol’a oturacaklar.Maglev bugün teknoloji olarak zaten hızlı trenlerde kullanılmaya başlandı. Amaç ray-tekerlek ilişkisindeki en önemli sınırlama olan sürtünmeyi yenmek. Bu teknolojide ray ile vagon arasında herhangi bir temas mevcut değildir ve tren hava yastığı üzerinde gitmektedir. Nisan 1997 de açılan Japonya’daki Yamanashi Maglev test hattında 2 Aralık 2003 de, 3 vagonlu ve insanlı olarak max. 581 km/saat hız yakalanmış durumda.Şangay’da faaliyet’te olan ve Long Yang istasyonu ile Pudong uluslararası havaalanı arasındaki 31 km’lik 2 hattan oluşan bu Maglev tren yolu’nun tek sorunu, biletlerin pahalı olması nedeniyle bugünlerde üzerinde günde 70-75 yolcu taşınıyor olması. Yani teknoloji başlangıç noktasında.

Taşıtların Tasarımı ve Kullanımı: Taşıtların hibrid olması aslında üretim açısından da başka bir noktayı ortaya koyuyor. Benim görüşüm taşıtın karoseri ve üst gövdesi ayrı ayrı üretilebilecek. Sadece birleşme standardı tanımlı olacak. Bu durumda iki önemli değişim yaşanabilir: Birincisi taşıtlar tümüyle elektrikli olacakları ve/veya benzeri güç kaynakları ile donatılacakları için karoser’i üretmek için çok önemli bir know-how sahibi olma gereği ortadan kalkacak. Taşıt üreticiliği yapı değiştirecek. Zaten gittikçe işçiliğin daha ucuz olduğu ülkelere kaydığı bu iş kolunun benim bakış açımla geleceği bu şekilde şekillenecek. İkinci değişim ise TASARIM olacak.Belirlenmiş sabit karoseri standartları üzerine oturmuş binlerce tasarım firmasının ürünü “Taşıt Üst Gövde”leri piyasada olacak. Internet aracılığı ile kişiler anında tasarımlarını yaratıp “Taşıt Üst Gövde”lerine sahip olacaklar. Önümüzdeki 100 yıl içinde tüm dünya ülkelerinin tek bir Patent ve Faydalı Model kanununa bağlandığı, Patent ve Faydalı Model’in alımının da Internet üzerinden yapay zeka’dan faydalanılarak saniyeler bazında alındığı göz önüne alınırsa tasarım firmalarının gücü daha da artacak.Buna en iyi örnek sanırım “Pininfarina” dır. Torino merkezli bu firma Ferrari tasarımları ile tanınıyor. 2003 cirosu 826 Milyon USD ciroya ulaşan bu firma ve benzerlerinin gelecekte ciro anlamında otomobil üretici cirolarını geçeceğini görür gibi oluyorum.Taşıtın kullanımı tekerlek üzerinde ve maglev Yol’da iken farklı olacak. Tekerlek üzerinde “joy-stick” ve “Mouse” kombinasyonu bir kontrol paneli ile tüm kontrol fonksiyonlarına hakim olunacak.Bugünkü adıyla direksiyon kişinin sağak, solak olmasına, sol veya sağ koltukta oturmasına göre bir eksen üzerinde hareket ederek kullanıcı önüne gelecek. Maglev Yol’da kullanıcı ve taşıt ilişkisi minimum düzeye inecek. Navigasyon sistemi ön ve arkadaki taşıt ile mesafeyi otomatik olarak ayarlayacak. Gidilecek nokta ile ilgili tüm komutlar sesli olarak verilirken “joy-stick” ve “Mouse” kombinasyonu kontrol paneli destek amaçlı kullanılabilecek.

Maglev Yol’da giderken bu düzenek aşağı çekilerek devre dışı bırakılacak. Taşıtın Maglev Yol’a geçtiği durumda ise şu andaki vizyonumla steroskopik görüntüyü gözlük biçimindeki baş-üstü (head-up) ekran ile eldiven şeklinde parmak hareketlerini kontrol eden bir klavye/mouse kombinasyonunun kişinin yolculuk esnasında arkadaşları ile konuştuğu, E-maillerini kontrol ettiği bir ara birim olarak kullanılacağını düşünüyorum.

Ev Yaşamı İle ilgili Kısa Görüş: Evliliğin azaldığı, tek başına yaşamın arttığı bir dünyaya hazırlanıyoruz. Bu gelişim yaşam alanlarının da daralmasına yol açacak. Gün geçtikçe insanların kendilerine daha fazla zaman ayırma isteği içinde olacaklarını ve taşınma, alışveriş v.s. gibi bugün heyecanla yaptıkları işleri ileride gereksiz iş olarak göreceklerini düşünüyorum. Hatta alışveriş bana bugün bile gereksiz iş olarak geliyor. İnsanların iç tasarımlarını kendilerinin yaptığı evlerin taşınabilir boyuta ulaşacağını ve bunların yüksek binalarda veya geniş arazilerde sıralanabileceğini düşünüyorum. Bu düşüncemi destekleyen diğer veriler de veri iletişimin çok güçlenmesi ve evini ofis haline getiren insanların sayılarının hızla yükselmesi. Bu durum insanlara mekan değiştirmede özgürlük yaratacağı için farklı şehirleri görme isteği artacak.

Resimde yüksek binalarda “Karavan” tipi mekanların park yeri gözüküyor. Benzer Karavanlar gene önlerinde çekici arabaları ile beraber aynı resimde Maglev Yol üzerinde giderken görülüyor. Karavanlar bina tepelerine manyetik asansörlerlerle çıkacaklar. Karavanlar arasındaki duvarlar aslında tüm servislerin verildiği erişim noktaları. Örneğin: yemek, süpermarket siparişleri otomatik olarak bu noktadan eve teslim edileceği gibi buzdolabı, elbise dolabı hizmeti de bu bölüm aracılığı ile verilecek. Taşınma esnasında elbiselerin preslenerek kutulanacağını ve Karavan’ın altına otomatik olarak yerleşeceğini tahmin ediyorum. Pabucu dama atılan Pünamatik sistemlerin gene canlanacağını düşünüyorum. Verilen ilaç siparişi eve pünamatik sistemle yollanacak. Aynı pünamatik sistemler kirli veya yıkanmış çamaşır torbalarının transferleri için de kullanılacak.

Yazımın başında da söyledim: Kaç yıl sonrasını düşünmeliyiz? Böyle bir yaşam şeklinin gerçekleşmesi için belki de en az 60 yıl gerekiyor. Ama unutulmaması gereken bir gerçek var. Bugün günlük yaşamımızda kullanımında olmayan bir teknolojinin çok hızla kullanıma sokulması veya var olan birden fazla teknolojinin basitçe bir araya getirilmesi ile bu süre çok öne çekilebilir. Burada gelecekle ilgili bir kesit aldık. Benim en büyük hayalim bugüne kadar oluşturduğumuz tezleri toplayarak bir bilim-kurgu film yapmak veya yapılmasına katkıda bulunmak. Eskiden bilim-kurgu filmlerini seyrettiğimizde hep teknolojik hatalar yakalardık. Ama yapımcılarda artık akıllandı. Baksanıza Tom Cruise’un başrolünü oynadığı “Minority Report/Azınlık Raporu” filmi öncesi Dreamworks’un ortağı ve yapımcı Steven Spielberg, çeşitli dallarda 23 uzman ile 50 yıl sonra dünyayı nasıl bir geleceğin beklediğine dair uzun fikir alışverişleri yapmış ve filmi de bu uzmanların ortak tezleri sonucunda hazırlamış. Bizler bunu niye yapmayalım? Öncelikle Türkiye de Fütüristler grubu oluşturmak gerekiyor. Bende bu amaçla Temmuz sonunda ABD’de yapılacak World Future Society konferansında bu konuyu gündeme getirip Türkiye de onun uzantısı bir oluşumu yaratmak için çalışmaya başlayacağım.

Thema Yaz 2004

Kategoriler
Thema Yazıları

Dünya Hızla Değişiyor

Bu köşemde sizlere hem gelecekle ilgili insan hayatını kolaylaştıran teknolojileri anlatacağım, hem de bunlara ilgili plan ve katkılarımı ekleyeceğim. Ayrıca üyesi olduğum World Future Society’nin yayın organlarından alacağım bazı bilgileri de sizlerle paylaşacağım.Dünya hızla değişiyor. Bu değişim yeni buluşları da beraberinde getiriyor. İnsanların değerleri, davranışları ve yaşam tarzları değişiyor. Bu değişim de, geleceğe hazır olmayı güçleştiriyor. Geleceğe yatırım yapmak için, tercihlerimizi bilmeli ve anlamalıyız. Böylelikle gelecek yıllar içerisindeki her türlü değişikliğe hazır olabiliriz.Birçok insan gelecek hakkında hiçbir şey bilemeyeceğimize inanır. Bu büyük bir hatadır. Doğru olan gelecek ile ilgili her şeyi bilemeyeceğimizdir. Ancak  gelecek ile ilgili en ufak bir bilgi bize kararlarımızı vermemizde ve  hayatımızda yardımcı olacaktır.Proaktif  ve gelecek odaklı olmak özel ve iş yaşantımızda işlerimizi kolaylaştırır. Tamamıyla geleceğe odaklı yaşamakta bizi mutsuz kılar. O yüzden Futuristler her zaman mutlu değillerdir.

World Future Society
World Future Society (WFS) 1966 Washington D.C’de  kurulmuş, kar amacı gütmeyen, insanların gelecek ile ilgili olarak sosyal ve teknolojik bilgilerini paylaştığı ve geliştirdiği eğitici ve bilimsel bir organizasyondur (www.wfs.org). Bu organizasyonda gelecekteki sosyal yaşam ve teknolojinin bizi ne kadar etkileyeceği, ve hayatımıza nasıl yön vereceği ile ilgili olarak görüşler paylaşılmaktadır.

WFS geleceğe yönelik fikirler, öneriler, alternatifler ve çeşitli senaryolar paylaşır.  Bu fikirler gelecek 10 yıl içerisinde nelerle karşılaşacağımıza bizi hazırlar.Dünyada 80 ülkeden 30.000’den fazla üyesi vardır. Bu kişiler, sosyologlar, bilim adamları, öğrenciler, eğitmenler, ve geleceğine yatırım yapmak isteyen iş adamlarıdır.

Thema Yaz 2004

Kategoriler
Thema Yazıları

Alışverişin 5 yıl sonrası

Her ne kadar markete gidip alışveriş yapmanın isteği yok olmayacaksa da, internetten alışverişin, 5 yıl sonra kullanılan sistemler ve bunların kolaylıkları nedeniyle, bugünkünden çok daha fazla yaygınlaşacağını düşünüyorum. Bu düşünceyle üzerinde çalıştığımız proje, 5 yıl sonranın alışveriş konseptini belirliyor. Internet’den alışverişe zemin oluşturacak en önemli araçlardan biri ePANTRY adını verdiğimiz bir elektronik kiler. Evlerdeki minimum ürün stoğunu ve alışverişin otomatik olarak gerçekleştirilmesini sağlayan ePANTRY’nin, ev yaşamında bu ürünlere ulaşmayı kolaylaştıran tasarım özellikleri de var. ePANTRY Stok Kontrol ve Alışveriş Sistemi’miz birkaç parçadan oluşuyor.Bileşenler arasında öncelikle, ev içinde satın alınan tüm süpermarket ürünlerinin stoğunu tutan ve süpermarket ile bağlantılı olan bir Buzdolabı var. Ama şu anda varolan türde bir buzdolabı değil. Siyah-beyaz televizyon’dan renkli televizyona geçişteki değişikliği yaşatacak türde. Bu ürün için, şu anda toplam 18 uluslararası patent ve faydalı tasarım başvurumuz bulunuyor. Buzdolabı 2010 yılında bütünüyle yaygınlaşacak RF/ID (Radyo Frekanslı Tanıma) teknolojisini destekliyor.Buzdolabı üzerindeki Imaj/Barkod okuyucular, alınan tüm ürünlerin son kullanma tarihleri, gramaj ve ürün kodlarını okuyan aynı zamanda evdeki stokların sayılmasına da yardımcı oluyor. Stok sayımında, buzdolabından alınan herhangi bir ürünün otomatik olarak algılanması ve stoktan düşmesi söz konusu.park_alani

Buzdolabı ve buna bağlı diğer akıllı ev aletlerini yöneten bir Tablet PC ise, sistemin son parçası. Aslında Tablet PC’nin, buzdolabının üzerinde olması gerekmiyor ama süpermarket’ten alınan çoğu ürün buzdolabında durduğu için bu tercih edilmiş. Sonuçta Tablet PC taşınabilir. Marketlerin yeni pazarlama aracıUzun dönemde süpermarketlerin, müşteriyi kendilerine bağlamak için akıllı ev aletlerini onlara kiralayacaklarını düşünüyorum. Örneğin süpermarket, belirli dönem alışveriş garantisi ile müşterisine ePantry Stok Kontrol ve Alışveriş Sistemi’ni kurduğunda, evdeki Tablet PC de Internet aracılığı ile süpermarkete bağlı olacağına göre, siparişler otomatik olarak süpermarkete gidecek ve müşteri ile market ilişkisi çok daha uzun süreli olacaktır. Süpermarket, müşterisinin tüketim bilgilerini on-line takip ettiği için, sipariş-stok hareketinin planlaması da kolaylaşacaktır.park_alaniDiyelim müşteri, süpermarkete gidip kendi alışverişini yapmak istiyor. ePantry bunu da sağlıyor. Çünkü İmaj/Barkod okuyucu aynı zamanda bir Terminal ve üzerinde Kablosuz Yerel Ağ modemi bulunuyor. Müşteri mağazaya girdiğinde bu terminal, marketin sistemine bağlanıyor ve marketin reyon yerleşimi ekrana geliyor. Müşteri raflar arasında dolaşırken, evde kendisinin ya da bilgisayarın hazırlamış olduğu siparişleri içeren ürünlerin bulunduğu raflara geldiğinde, terminal kendisini uyarıyor. Müşteri ürünü alıyor, barkodunu ya da RF/ID’sini okutuyor ve sepete atıyor. Alışveriş arabası ürünlere göre ayrılmış kutulardan oluşuyor ve her kutu belirli bir ürün grubu için. Yani deterjanlar ile gıda maddeleri birbirine karışmıyor.park_alani

Alışverişi bittiğinde, müşteri ödeme noktasına geliyor ödeme noktasındaki okuyucu ürünleri hızla ve yerinden alınmadan okuyup kontrol ediyor. Ödeme için müşteri cep telefonunu kullanıp Mobil Ödeme yapıyor, faturasını/fişini alıp süpermarketten ayrılıyor. Müşteri evine geldiğinde artık ürünleri tek tek okutup stoğa almasına gerek kalmıyor, çünkü bu işlem satın alma esnasında gerçekleşmiş oluyor. Ancak, gramaj ve son kullanma tarihleri önemli. Bu bilgileri tüm ürünlere RF/ID çipler takılıncaya kadara imaj/barkod okuyucu ile bilgisayara aktarılacak. RF/ID ile beraber süpermarkette alışveriş esnasında gramaj ve son kullanma tarihleri de otomatik olarak kaydedilmiş olacak. Alışveriş sonrasında ePANTRY’ye konan ürünler kullanıldıkça, okuyucular sayesinde stoktan düşülüyor ve yeniden alışveriş listesine ekleniyor. Bundan sonra dilerseniz, internetden markete verilecek siparişle dilerseniz, marketde alışveriş yapmanın keyfi ile yeni alışverişinizi gerçekleştiriyorsunuz.

Thema Bahar 2004