Kategoriler
İş Yaşamımdan Kesitler Nostalji Köşesi

Çok Başarılı Giden Şirketler Neden Yok Olur?

2005 yılı 16 Nisan’ında bir Cumartesi öğleden sonrası Teknoloji Holding ekibi ile bir mail paylaşmıştım. (MAİLİ İNDİRMEK İÇİN TIKLAYINIZ) Bu mailde şu mesajı vermiştim: Trendler pazarın belirleyicileridir. Büyükler de bu trendleri takip ederler ve kararlarını ona göre verirler. Biz Teknoloji Holding olarak trendleri çok iyi görüyoruz. Yukarıdaki örnek de bunun iyi bir göstergesi. Şu anki yatırımlarımızı da trendlere göre yapıyoruz. Bugün herkes her işe atlama eğiliminde olabilir ama biz çok iyi inceleyip (Business Plan’dan bahsetmiyorum. Çünkü Stratejik Planlama ve İş Geliştirme Bölümümüzün kurulması ile bu konuda inanılmaz bir know-how birikimi oluşmaya başladı) giriyoruz.

Önümüzdeki 3 yılda etrafımızdaki firmaların bizim ne kadar gerimizde kaldığını göreceksiniz.

Örnek aldığım konu ise bu mesajı yazdığım tarihten 3.5 yıl önce daha önce ortağı olup, hisselerimizi satarak çıkış yaptığımız CPG firması yöneticilerine 16 Eylül 2003 tarihinde attığım mail ile ilgiliydi. ABD de Linksys adlı Kablosuz Ağ üreticisi firmayı görüp beğenmiştim ama firma hakkında çekincem vardı ve demiştim ki “Tek tehlike Cisco bu firmayı yok etmek için yarın satın alabilir. Belki de bu firma kendini değerli kılmak için de volume basmaya çalışıyor olabilir.” Dediğim çıkmış ve Cisco, Linksys’i 2 Haziran 2003 de satın almıştı.

O yıllar Bilişim Teknoloji’lerinin amaç olmaktan çıkıp araç olmaya başladığı yıllardı. Tehlikenin farkındaydık. Bu yüzden kendimize yön belirlememiz gerekiyordu. O yıllarda  enerji alanını yakın incelemeye aldık. Enerji dediğimizde aklımıza hemen enerji üretimi gelmemeli. 2005 yılında, önce, Estee Lauder’in yönetim kurulu başkan yardımcısı Ronald Lauder ile ABD’de Hidrojen Yakıt Pilli Araba, daha sonra da İTÜ de Hibrit Motor çalışmaları. Her 2 proje ne yazık ki sonuçlanmadı ama bu konunun geleceğin konusu olduğunu görmüş, inanılmaz bilgi birikimi sağlamaıştık.

Teknoloji Holding’de bu şekilde çalışıyorduk. Çok başarılı bir şirketti Teknoloji Holding. Ama ortaklar ayrıldı ve Teknoloji Holding yok oldu.  Üzülmemek elde değil.

Kategoriler
Nostalji Köşesi

Mirasyedi Olmak

2009-12-27-00_Ekomomist_Kapak

Ekonomist dergisi’nin 20. Yıl Özel Sayısı beni çok gerilere götürdü. Bana çok eski günleri ve olayları hatırlattı. Tabii bugünü de yaşattı.

Önce Fütüristler Derneği’nden kısaca bahsedeyim. 2005 yılında kurduğumuz bu derneğin artık önemli bir görüş kaynağı olması beni inanılmaz mutlu kılıyor. Derneğimizin başkanı sevgili Ufuk Tarhan’ın “Geleceğin En Gözde 20 Mesleği” röportajı (Derginin 156-158. sayfalarını okumak için tıklayınız) ) röportajı çok hoş. Arkasından benimle yapılan “Gelecek mi dediniz? Kişiye özel birşey.” röportajı da gelecekte servislerin çok önemli oranda kişiselleşeceği mesajını içeriyor.

Geçenlerde sevgili Ali Sabancı’nın bir röportajını okudum. Kendisi “Miras yemek sadece baba’nın parasını yemek değil, bir başkasının kredisini kullanmaktır.” demiş. Muhteşem bir yorum. İnsanlar daha önce elde ettikleri başarılarının miraslarını yemeye başladıklarında kendilerine olan güvenlerini yitiriyorlar. Hayatımda en çok korktuğum, miras yiyeceğim bir duruma düşmektir. İş yaşamına girişimci olarak başladığım 1988 yılından beri gerçekleştirdiğim projeler ve onun uzantısı olan şirketlerle miras yemediğimi düşünüyorum. Erno Rubik bir Macar. 1975 yılında Rubik Cube’ü yaptığında 1980’e kadar sadece Macaristan’da sattı. Ama 1980 sonrası tüm dünyaya yayıldı. Bugüne kadar 350 Milyon adet satıldı. Sadece geçen yıl 15 Milyon tane satıldı. YouTube da 38,000 tane eğitim, kulüp vs için videosu var. Yetinmedi ve 5 Şubat 2009 da Rubik 360’ı tanıttı. Böylece birden fazla kuşak’ın aynı anda oynayabileceği bir sistem yarattı. Erno Rubik gibi olmamız gerekiyor.

Yıl 1998; Exim ile başarıdan başarıya koşuyoruz. Bizimle ilgili haber Ekonomist dergisinde çıkmış. Röportajı eski ortağım kendisi vermiş (2009-12-27-48_Ekonomist_Exim ve Barkod İle Tanıştığımız Yıllar). Röportajı verdiği yıl 1997 ve piyasa’nın Barkodlarla yeni tanıştığı dergi tarafından başlığa çevrilmiş. Ben o yıllarda sürekli iş geliştirme yapıyorum ve önümüzdeki 5 yıl içinde pazar büyüklüğü ile rekabet dengesinin bozulacağını hissetmeye başlamıştım. Tek başına Exim bizi taşıyamazdı. Exim’in en başarılı olduğu alan “Araçta Muhasebe” dediğimiz araçlarda bulunan El Terminalleri ve yazcılarla, sıcak satış, yani satış ve faturalamayı aynı anda araçta gerçekleştiriyorduk. Algida ilk müşterimiz olarak bizi bu yolda başarılı kılmamıza çok destek oldu. Algida’nın operasyon müdürü sevgili Aybey Aksu sayesinde hem Algida hem de biz başarılı olduk. Exim olarak kendimizi devamlı geliştirmek istiyoruz; örneğin satış araçlarını takip etmek istiyoruz, anında ödeme almak istiyoruz vb. Bunun için kablosuz bir data iletişimi gerekiyor. GSM’in böyle bir hizmet vermesine imkan yok. Daha ortalıkta GPRS yok. Bu arada Turkcell ve Telsim lisans almış, mobil telefon distribütörlüğü için konuşmalara başlamışlardı.  Eski ortağımın amca oğlu rahmetli Melih Hitay (benim de hısmım olur) o zamanki Ulaştırma Bakanı gene rahmetli Mehmet Köstepen’in danışmanı. Emin, kendisini aradı ve bize Ericsson genel müdürü Ersin Pamuksüzer’den randevu aldırdı. Sevgili Ersin Pamuksüzer bizim talebimizin “”Mobil Telefon Distribütörlüğü” olduğunu anlayınca gülmemek için kendini zor tuttu ama çok nazik bir şekilde bunun olamayacağını aktardı. Doğru ya cebimizde üç kuruş para ile daha Genpa’nın bile KVK’nın bayisi olduğu bir dönemde bizim distribütör olmamız imkansızdı. Neyse en azından Ericsson ile tanışmıştık ve araştırmalarım sonunda başarılı olduğumuz “Araçta Muhasebe konusunda” bize gerekli olacak Mobitex kablosuz data ağı’nın bu iş için biçilmez kaftan olduğunu anladım. Ersin Pamuksüzer’i tacize başladım. İşte o aralar birşeyler oluverdi ve kaderimiz değişti. Eski ortağımla Hollanda’da Exim ile ilgili bir fuara gittik. Ama fuar çok küçük ve hemen bitti. Tam fuar alanını terkedecekken ben yan binada başka bir fuar olduğunu gördüm. Ortağımın çıkma ısrarına rağmen oraya sürükledim onu. Bu binada “Taşımacılık” fuarı yapılıyordu. Konumuzla hiç alakası yok, çünkü koca koca kamyonlar, tırlar var fuarda. Neyse ben inatla geziyorum içeride. Karşımıza Transport-Data adlı bir firma çıktı. Almanya’da Mobitex kablosuz data ağı üzerinden araç takibi yapan bir yazılım geliştirmişler. Firmanın ortağı da Mannesman. Mannesman aynı zamanda Almanya’daki Mobitex’in de ortağı. Bir anda ampül yandı. Transport-Data’yı kafaladım, ertesi gün yemeğe çıktık ve Türkiye de ortak şirket kurmak ve Mobitex ağı üzerinden araç takibi yapmak için MOU (niyet mektubu) imzaladık. Dönüşte Ersin Pamuksüzer’e gidip Türkiye de Alman Mannesman’ın ortağı Transport-Data ile şirket kurmaya hazırlandığımızı, Mannesman’ın Almanya’daki Mobitex ağı’nın kurucusu olduğunu ve bizim Mobitex ağı Türkiye de kurulduğu taktirde inanılmaz katkımızın oalcağını söyledim. Taciz ve inat meyvesini verdi. Türkiye’ye Mobitex kuruluşu için karar çıktı ve biz Mehmet Emin Karamehmet tarafından ortaklığa davet edildik. Mobitex ve mobicom ile ilgili daha önce yazdığım: Erken Öten Horoz https://www.alphanmanas.com/?p=189)  ve Gözleriniz Dolması (https://www.alphanmanas.com/?p=72) yazılarımda yer alıyor. İş hayatımı değiştiren 2 önemli insan Mehmet Emin Karamehmet ve Ersin Pamuksüzer’e buradan tekrar teşekkür ediyorum. Sonuçta şirkete ortak olarak davete edilmiş ve %10 ortak olacaktık. Ben eski ortağımla Mehmet Emin Karamehmet ile tanışma toplantısına girdiğimde hedefimiz %1 gibi bir ortaklıkla içeri girip orada kendimizi kanıtlayıp başka işler yapmaktı. Ama %10 teklifi’nin sarhoşluğunu üzerimizden attıktan sonra karalar bağladı bizi. Çünkü 4 milyon USD sermayeli şirkete ortaklık için, %10 hisse karşılığı 400,000 USD sermayemiz yoktu. Bu parayı bir şekilde bulmalıydık.

O zamanlar sevgili Tolga Gariboğlu ile Konsensus adında bir ortaklığımız vardı. Tolga aynı zamanda benim arkadaşımdı ve Hügo projesini bana getirmişti. Ben de Tolga’yı eski ortağımla tanıştırıp şirket kurmaya karar verdik ve Konsensus’u kurduk. Konsensus’da Ülker sponsorluğunda meşhur çocuk yarışması Hügo’yu yapıyoruz. Kanal 6 da yayınlanan bu yarışma inanılmaz başarılara imza atıyor. “Hügo çocuk kulübü” kurduk ve sadece buraya üye olanlar yarışmaya katılabiliyorlar. Çocuklar üye oldukları için bizde resimleri var. Resimleri 1995 yılında 2,500 USD’ye aldığımız tarayıcı ile tarayıp anolog’a çevirip Kanal 6’ya yolluyoruz, kanal da bunu ekrana getiriyor. Yıl 1995 ve çocuk ekranda kendi resmini görüyor. Bu sefer her çocuk heyecanla kulübe üye olmaya çalışıyor. Her neyse proje muhteşem başarılı giderken mobicom ortaklığı opsiyonu oluşunca Tolga’ya bizim hisselerimizi almasını teklif ettik ve Tolga bizim hisselerimizi 400,000 USD’ye satın aldı. İşte bu para mobicom’a sermaye olarak yattı.

Mobicom doğal olarak ilk birkaç yıl yatırım yapacak ve para kazanmayacaktı. Elimize geçen 400,000 USD’yi devlerle ortak olmak için ayırmıştık. Eski ortağım birgün benim yanıma geldi ve dedi ki: “Alphan biz Exim ile ne kadar iyi gidiyorduk. Konsensus satışından da çok iyi para aldık, şu mobicom ortaklığı’nın hiç gereği yoktu.” dedi. Bu laf içime çok oturdu. mobicom’da Murahhas Aza olarak iş geliştirme yükümlülüğüme bir de ortağımı mutlu etme zorunluluğu eklenmişti. mobicom’da ilk olarak Mobil-POS projesine yöneldim. Dünya’nın o yıllarda 4. büyük POS (kredi kartı terminali) firması Ingenico ile tanıştım. Fransa’ya 6 defa Ingenico CEO’su Gerard Compain’i ikna için gittim. Daha önce Türkiye de 2 defa başarısız girişimde bulundukları için adamlar bir daha gelmek istemiyorlardı bu pazara. Ben de onları “gelin önce pazara Mobil-POS ile girin, sonra da sabit POS’ları satmaya çalışırız” dedim. Ben o kadar inançlıyım ki, bu iş olacak. Biz POS pazarına Mobil-POS ile giriş yapıp büyüyeceğiz. İlk satışımızda Yapı Kredi Bankası alıcıydı. Burhan Karaçam ürünü çok beğendi. Uzun zamandır içimde kalan bir itirafı şimdi yapıyorum. Burhan Karaçam ve ekibine demo yaptığımız cihaza ne yazık ki daha Mobitex modem entegre edilmediği için on-line kredi kartı otorizasyonu gerçekleştiremiyordu. Ayrıca ürünümüz masa üstü terminalden mobil terminale devşirildiği, yani orjinal hali pilli olmadığı için doğal olarak pil göstergesi de yoktu. Ingenico ürünün eksiklerini tamamlayamadan Yapı Kredi bizden demo istedi. Çok acil sipariş verecekti. Benim bir karar vermem lazımdı. Ingenico “gerçeği söyleyelim, biz 6 ayda hazırlarız” dedi. Ben “söyleyeceğimiz beyaz yalan. Siz bu işi yapacağınıza inanıyormusunuz. İnanıyorsanız, vakit kazanmak için çalışıyor gibi göstermek zorundayız. Yoksa bizden almazlar ve Ingenico’nun Türkiye macerası üçüncü ve son kez tarihe gömülür” dedim. Kabul ettiler. Ürün beğenildi. Zaten Ingenico da projeyi başarıyla sonuçlandırdı.

Yapı Kredi Bankasına satış yapılmıştı ve artık POS satışı için ayrı bir şirkete gereksinim vardı. Eski ortağımın müthiş projesi “Tarihi Sultanahmet Köftecisi” zinciri için kurduğumuz ama artık aktif olmayan Planet Gıda Üretim A.Ş.’nin (bu hikayemi de sizlerle yakında paylaşacağım) ünvanını Planet Elektronik A.Ş.’ye çevirdik.

Exim’deki arkadaşlara “Planet, Exim’in cirosunu 2 yıl sonra geçecek” dediğimde eski ortağım dahil buna inanamadılar. Ama öyle oldu. Planet hızla büyüdü. Yıllar geçti ve benim söylemim başka şekle büründü. “Yakın gelecekte El Terminalleri ile POS terminalleri’nin birleşeceği”ni söylediğimde de inanç oluşmadı. Hatta ben o kadar ileri gittim ki, Ingenico’yu sıkıştırarak POS terminallerine El Terminali özelliği kazandırmaları için çok uğraştım. Müşterilerden yazılar aldım. Bu çabalarımdan tam 7 yıl sonra Ingenico POS ile El Terminalini birleştirdi. Bunun reklamını da gene Ekonomist’in 20. Yıl Özel Sayısında gördüm (https://www.alphanmanas.com/?p=2511988 yılından beri hiç miras yemedim. Benim yetiştirdiğim insanlar Türkiye’de çok önemli noktalara geldiler. Ben de onlardan çok şey öğrendim. Başarı hikayesi açısından İddaa gerçekten büyük bir proje olduğu için İddaa projesi ile anılmam normal. Burada isimlerini saymaya kalksam büyük liste oluşacak birçok insan İddaa projesine de inanmadılar. Ama başarı olunca hepsi çalılıkların arkasından çıkıverdiler. Örneğin Gençlik Spor Genel Müdürlüğü’nde bu projeyi baltalayan bir kişi, başarılı olduktan sonra projeyi ballandıra ballandıra anlattığında içimden gülmüştüm. Projeyi kurucusu olduğum Teknoloji Holding’de yapmıştım.

Mehmet Emin Karamehmet ve Ersin Pamuksüzer iş hayatımın başlarında bana destek olmasalardı, ben bugünkü pozisyonumda asla olamazdım. Girişimcilerin bunu her zaman öğüslerini gere gere söylemeleri gerek. Başarılı olduğum birçok işin yanında başarısız olduklarım da oldu ve bunları göğsümü gere gere paylaşıyorum. Çünkü ben hep ileriye bakıyorum. Kendimi geliştiriyorum ve hatalarımdan ders alıyorum. Bilgi birikimim ise her geçen gün hızla artıyor. Konferanslarımda hep başarılı olduğum/olduğumuz projeleri anlatmıyorum. Başarısızlık hikayelerini de anlatıyorum.

Sonuçta miras yemiyorum. Çünkü miras dediğimiz “”bugün tekrarını yitirmiş geçmişteki başarılar”dır.

 

Kategoriler
İş Yaşamımdan Kesitler Nostalji Köşesi

Teknolojik Destekle Sinemalarda Vergi Kaçırılamayacak!

Seyirci_Sayma_alphanmanas_blogSabah Gazetesi 11 Ekim 2006 tarihli sayısında yukarıdaki başlığı atmıştı: http://arsiv.
sabah.com.tr/
2006/10/11/
tek105-200609
17.html
O zaman yatırımlarımızdan olan ParanaVision adına muhteşem bir patent almıştık. Sinemada bulunan kişileri istenen bir anda sayabiliyorduk. Sadece Infrared kamera, mikroişlemci, bellek ve GPRS modem ile bunu yapıyorduk. (Örnek görüntüyü üstte görüyorsunuz)

Olayın başına dönelim. Red Sofa Entertainment’ı kurmuş ve 3D Animasyon alanında yatırım yapmaya karar vermiştik. Vizyon geniş ya, hemen ABD’ye Holywood’a koştuk. 40 milyon USD bütçeli “Big Foot Murry” filminin fragmanını yapmak üzere anlaştık. Bu anlaşmaya göre başarılı olduğumuz taktirde filmin 10 milyon USD’lik bölümünü Hintli ana yüklenici ile beraber yapacaktık. Verilen hedefe göre 150 kişilik bir animatör kadrosu oluşturmak gerekiyordu. Bereket biraz proaktif davranmak aklımıza geldi ve Türkiye’de bir filmde deneme yapalım dedik. O anda karşımıza “Dünyayı Kurtaran Adamın Oğlu” filmi çıktı. Filmin tüm animasyonlarını yapmaya karar verdik. Filmin yapacağı iş (ciro) konusunda birçok görüş vardı. Bizim için çok önemi yoktu. Çünkü biz animasyonlarımızı test edecektik. Mehmet Ali Erbil’in hayatında ciddi bir rolde oynadığı ilk film olarak çakıldı. Espriler öylesine yerlerdeydi ki bizim çocuklar bile gülemediler. Hani 3 kuruş daha fazla senaryoya para harcansa ve  Mehmet Ali Erbil komik olsaydı seyirci 1 milyonu geçerdi. Tiglon bu işten para kaybetti. Her neyse biz bu arada en fazla 20 kişi toplayabildik. Hatta bu 20 kişi içinde yurt dışından da katılımcılar vardı. Peki biz 150 kişiyi nasıl toplayacaktık? Bu edindiğimiz tecrübe ile imkansızdı. Türkiye’de bu kadar animatörü bir araya getirmek gerçekten imkansızdı. Türkiye anlayacağınız bu işe hazır değildi. Sektör bir hazırlık döneminden geçemiyordu. Çünkü 3D Animasyon bir sömürü aracıydı. Yani firmalar, reklamcılar 3 kuruşa 3D Animasyon yaptırıyorlardı. Kalite önemli değil, fiyat önemliydi. Gora filminin animasyonları ödünç PC’lerle gene 3 kuruşa yaptırılmıştı. Bu örnekleri çoğaltmak mümkün. Sonuçta sektör gelişip güçlenmedi ve bu boşluğu yurt dışında belki Arjantin, Ukrayna (Hindistan’ın yanında) gibi ülkeler dolduracak. Sektör büyüyor. Özellikle 3D sinema hızla yayılıyor. Bu filmlere ebeveynlerde gitmeye başladı. Her hafta yeni bir film çıksa bu filmlerde iş yapar. Hatta sinemaya çıkmadan DVD’ye çıkacak filmlerde iş yapar. Çocuk içeriği dünyanın en değerli içeriği. Çünkü onlar saatlerce TV seyredebiliyorlar.

Her girdiğimiz yeni sektörde teknolojik bir yenilik sağlamayı da misyon edindiğimiz için bu arada sinemaları mercek altına yatırdık. En büyük sorunun sinema salonu sahibi’nin film dağıtımcısına beyan ettiği seyirci rakamlarıyla gerçek seyirci sayılarının uyuşmadığını ve burada önemli kaçaklar olduğunu gördük. Bunu engellemek için bir teknoloji/çözüm geliştirip patentledik. AFM sinemalarında denedik. İstediğimiz anda sinemada seyirciyi sayabiliyorduk. Bu bilgileri POS datası dediğimiz yazar kasa bilgileri ile toplayıp raporlayabiliyorduk. Gene yolumuz Los Angeles’a düştü ve Nielsen Ratings ile görüştük. Sonuç olarak uçtan uca çözümü oluşturduk ve adına “Online Bilet Operasyon ve Raporlama Sistemi (OBOR)” dedik. Bunu birilerinin finanse etmesi gerekiyordu. Doğru olanı bizim şirket olarak bu yatırımı yapıp firmalardan işlem başına veya haftalık rapor başına bir ücret almamızdı. Bu ücreti dağıtım şirketleri ödeyecekti. Çünkü gelir kaçağı onları ve dolayısı ile yapımcıları etkiliyordu. Sonuçta projemizi AMPEC’de desteklese başaramadık. Çünkü sinemacıların büyük bir kısmı ile bazı yapımcılar istemediler. İstememelerinin nedeni maliyet ve/veya düzenli takip olabilir.

Sinema çocukluk hayalimdi. Cem Yılmaz ile oturup GORA’nın animasyonlarını yapmak için görüştüğüm 2004 yılından beri gerçekleştirmeye yakın olduğum bu iş Türkiye dinamikleri yüzünden başarısız olmuştu. Bir önceki yazımda bahsettiğim gibi benim yaptığım bazı işler için “Zaten o yıllardır yurt dışında var” eleştirisi yapan arkadaşlara şunu söylemek istiyorum: Sinema Seyircisini Saymak ve on-line raporlamak yurt dışında yoktu, dünyada ilk defa biz yaptık. Ama gene olmadı. 3D Animasyon on yıllardır dünyada var. Türkiye’de bunu yapmaya çalıştık, olmadı. Demek ki her iki yaklaşım da doğru olmayabiliyor.

Kategoriler
İş Yaşamımdan Kesitler Nostalji Köşesi

İlk Göz Ağrım; EXIM

1987 yılında Türkiye’ye Colonial Corporation’ın ülke müdürü olarak dönmüştüm. Amerika’da, Tennessee eyaletinin Woodbury kasabasındaki (http://en.wikipedia.org/wiki/Woodbury,_Tennessee) Levi’s fabrikasında bir süre çalıştıktan sonra şirketin New York merkez ofisinde çalışıp Türkiye’ye gönderildim. Akşamları ayıların indiği bir bölgedeki motelde kalıyordum. Camlarında demir parmaklıklar vardı. Akşam 21:00 gibi bütün kasaba uyurdu. Belki abartı olacak ama kasabanın neredeyse yarısı bizim fabrikada çalışırdı. Şirketimiz o zaman Vicks Corporation’un bir iştirakiydi ve ana firma 1986 yılında Fortune 500 listesinde orta sıralardaydı. Hem Colonial’ın hem de Vicks’in şirket jetleri vardı. Bu firmalar sonra yok olup gittiler. Ne acıdır ki Google’da Colonial veya Vicks yazdığınızda benim CV’im falan çıkıyor. O yıllarda internet olmadığı için bilgileri internete aktarılamadı. İş jeti sahibi diğer Amerikan şirketleri gibi fütursuzca harcamanın kurbanı olup şirketler mezarlığına gömüldüler. Türkiye’de Colonial Corporation adına büyük alımlar yaptık. Sears adına İzmir’den 1.5 milyon gömlek aldım. Sanırım o zaman İzmir’deki tüm üreticiler bana çalışmış olabilir. Colonial Corporation küçülme planları içinde Türkiye ofisini kapamaya karar verdi. Beni de kabul etmeyeceğimi bildikleri için Dominik Cumhuriyeti’ne göndermeyi teklif ettiler. Ben kabul etmedim, şirketten istifa edip Bodrum’a gittim. Eski ortağım beni o ara aramış buluşalım diye. Buluştuk, konuştuk. Daha sonra da Dilson Oteli’nde babam ve onunla biraya geldik. Babam bize “bak Emin sen çok iyi bir tüccarsın, Alphan da teknoloji konusunda çok araştırmacıdır. Bir araya gelirseniz çok güzel bir ikili olursunuz” dedi. İşte o gün Exim’in temelleri atılmış oldu. Exim ilk hali ile Export-Import’un ilk heceleri ile kuruldu. Aslında ilk hedef “her türlü ticaret” ti. Ama ben teknoloji konusunda daha yoğun bilgiye sahibi olduğum için bir anda yön değiştirerek barkod ve bilgi toplama teknolojilerine yöneldik.

Birkaç ay önce Exim ile geçmişteki bağımı bilenler bana Exim’in faaliyetlerini durduğunu söylemişlerdi. Forbes’un Haziran 2009 sayısında da bu konu ile ilgili haber çıkınca çok ama çok üzüldüm. Ortağımla ayrılmanın yaşandığı  2006 yılında (2005 sonuçlarıyla) Exim Deloitte’un Fast 50 programı ile, Türkiye’nin son beş yılda en hızlı büyüyen 39. teknoloji şirketi olmuştu. Hatta, Fast 500 EMEA (Güney-doğu Avrupa, Orta Doğu ve Afrika) programında yüzlerce uluslararası firmayı geride bırakarak, sıralamaya katılan 500 şirket içerisinde 185. olmuştu: http://fast50.deloitte.com.tr/comments-exim.aspx. 2005 yılı sonu itibariyle genel müdür Neda Seçkin’di ve şirket çift haneli Milyon Euro ciro gerçekleştirmişti.

Forbes’un 74. sayfasında yer alan “Küçük Büyüğü Yer mi?” başlıklı haberi yapan arkadaşımız Özer Turan detaylı bir araştırma yapmadan bu haberi yapmış. Keşke daha çok şirket ile konuşma fırsatı olsaydı. İki-üç kişiden oluşan iki şirket ile yaptığı görüşme sonucu çıkan haber de bu kadar sınırlı olmuş. Ben ona biraz yardımcı olayım: Haberde adı geçen veya geçmeyen gene bir masa bir kasa şirketler Exim’de daha önce çalışıp, onun know-how’ını, yazılımlarının önemli bölümlerini ve müşterilerini alıp çıkmışlar, sonra aldıkları müşterilere daha ucuza hizmet vermişlerdi. Müşteriler de daha sonra bu durum başlarına bela olacağını bile bile tamah edip bu hizmetleri almışlardır. Aynı durum yıllar önce Porcan’ın başına gelmiş ve şirket’ten ayrılanlar Porcan’ın yazılımını resmen çalıp bize, Exim’e gelmişlerdi. Porcan’ın ana ortağı sevgili dostum Şevki Can’a hemen haber verip bu durumu düzelttirmiştik. Bilişim sektöründe ne yazık ki etik kurallar çok fazla çalışmıyor. Logo gibi kurumsal hale gelmiş ve adı konmuş bir yazılımınız olmadığı sürece şirket içinde biriken know-how çalınıp gidiyor. Bunu engellemek de mümkün olmuyor. Forbes’daki haberde Exim’den ayrılmış arkadaşımız pişkin bir şekilde “büyük firmaların Ar-Ge yatırımına yeteri kadar önem vermedikleri için zamanla hantallaştıklarını söylemiş”: Peki kendisi küçük firma olarak nasıl bir Ar-Ge yapmış? Ar-Ge’sini Exim’in olanaklarını kullanarak ve Exim’de yapıp gitmediğini bize söyleyebilir mi? Piyasada Exim’in battığı haberlerini yaymak da ne kadar etiktir? Ben Exim’in ortağı olduğum yıllarda aynı haberler Porcan için de çıktığında hep sessiz kalmayı tercih ederdim. Çünkü böyle bir haber üzerine satış politikası oluşturmak etik değildir. Ayrıca Exim’in sahibi olan eski ortağımın şirketinin iflas etmesi olasılığı da yoktur. Piyasadaki rakiplerinin çoğunu satın alacak güce sahiptir ve sadece isterse faaliyetini durdurma yolunu seçer. (Not: Eski ortağımla 30 Mart 2010 tarihinde yediğim yemekte Exim’in faliyetlerini durdurmadığını, Teknoser adlı diğer şirketinin yönetiminde daha küçük bir kadro ile projelerine devam ettiğini duyunca mutlu oldum)

Exim benim ilk göz ağrımdı. Tırnaklarınızla büyüttüğünüz ve inanılmaz emeğinizin olduğu bir firmanın yok olması beni çok üzerdi. O kadar çok ilki Exim ile yaşadık ki bugün burada hepsini anlatmam gerçekten çok zor. Sanırım bölerek anlatmak daha iyi olacak. 

Kategoriler
İş Yaşamımdan Kesitler Nostalji Köşesi

Kablosuz POS’lar

Geçmişte yaptığımız projeler ve şirketlerimiz hakkında çıkan haberleri bilgisayar ortamında saklıyorum. Geçenlerde BT haber Dergisi’nde 4 Ocak 1999 tarihinde çıkmış haberi (buraya tıklayarak pdf formatında görebilirsiniz) görünce o günleri hatırladım. Kablosuz POS’ların (Kredi Kartı Terminali) Türkiye’deki ilk uygulamasıydı. Ericsson’un GH 337 modeli revaçtaydı o yıllarda. Tek sorunu SMS atmıyordu. Zaten o yıllar daha bizlerin SMS atmadığımız yıllardı. Hemen o yılda bereket 388 modeli çıktı da 1999 yılbaşı akşamı birçoğumuzun toplu mesaj atmaya başladığı yıl oldu. Bakın Ekşi Sözlükte GH 337 modeli hakkında neler söylenmiş: http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=ericsson+337

GPRS olmadığı için bilgi iletişimi dial-up olarak yapılmak zorundaydı. X.25 vardı paket anahtarlamalı olarak kullanılan. O zamanın PTT’sinde 1 yılda sıra gelirse iyiydi. Teknik terimlerle yordum sizi ama “mobil iletişimin emekleme dönemleriydi” demek istedim aslında.

İşte biz o yıllarda Kablosuz POS tasarlattık ve Türkiye’nin en önemli girişimcisi Mehmet Emin Karamehmet’in o yıllarda sahip olduğu Yapı Kredi Bankası’nda bankanın efsane Genel Müdürü yenilik önderi Burhan Karaçam’ın desteği ile uygulattık. İlk deneyenlerden biri de Çırağan Taksi’ydi. Çırağan Kempinski Oteli’nin yabancı müşterileri tabiri yerindeyse “dumur” oldular. Kendi ülkelerinde olmayan mobil POS’lar ile takside kredi kartı ile ödeme yaptılar.

Bunu yapan şirketimiz Planet’ti. Planet Gıda olarak kurduğumuz şirketi, inanılmaz bir manevra ile Planet Elektronik yapıp POS pazarına girmiş ve lider olmuştuk. Sonra da şirket Fransız Ingenico’ya satıldı. Hikayesi de Brightwell’in web sayfasında var: http://www.brightwell.com.tr/biryatirim2.asp

10 yıl öncesine dönüp biraz nostalji yapmak istedim.