Kategoriler
İş Yaşamımdan Kesitler

İlk M&A (Şirket Satın Alma & Birleşme) Denemelerim ve Sonuçları

Sizlere ilk M&A girişimimi (İngiliz ATL firması) yazının içinde kısaca bahsettim ama ikincisini daha detaylı anlatmak istiyorum. Buradan 2000 yılında BT Haber dergisinde Mayıs ayında çıkan bir röportajımı görebilirsiniz. Bu röportajımda KVK ile kurmuş olduğumuz Sayot (Sayaç Otomasyon’un kısaltılmış hali) firmasının bir İngiliz firma ile evlilik yapacağını duyurmuştuk. Firmanın adı Roxpur Holdings’di. İngiliz AIM’e kote olan bu şirket Sayot ile ortaklığa giderek elektrik özelleştirmelerinin başlayacağı Türkiye pazarında önemli bir yer edinecekti. Görüşmelere başlamadan önce Yönetim Kurulu adına KVK’yı temsilen sevgili dostum Muzaffer Akpınar ile ön görüşmemi yapıp kendisi ile İngiltere’de Roxpur Holdings ile yapacağım pazarlıkta kabul edeceğimiz fiyat konusunda mutabakata vardık. Sayot o zamana kadar bir kâr elde etmediği için olmayan kâr ile bir multiple oluşturmak (Şirket değeri/defter değeri) suretiyle değerleme yapmak imkansızdı. Kendisi 5 Milyon USD gibi bir değerin makul olacağını belirtti ve ben Londra’daki toplantıya bu hedef ile katıldım. Toplantıda Roxpur’un başkanı ve 2 yönetim kurulu üyesi ile detaylı görüşme yaptık. Onların ne yapmak istediklerini net olarak anladım. Amaçları çok önemli haberler yaratarak şirket değerini arttırmaktı. Bizimle olan ortaklığı ise ortağımız Çukurova’nın Doğan Grubu ile %50-50 ortaklıkla kurduğu ve İstanbul Rumeli yakası elektrik dağıtım lisansını almış İsedaş’ın işini Sayot’un alacağı varsayımı ile “Türkiye Elektrik Dağıtımı Sektörüne Muhteşem Giriş” olarak adlandırmışlardı. Bu durumu AIM’de duyuracaklar ve şirket hisseleri değer kazanacaktı. Bizi bir kaldıraç olarak kullanacaklarını, böylece 5 Milyon USD şirket değeri üzerinden (onların %33 ortak olacağı şekilde) bize ödeyecekleri 1.65 Milyon USD’yi borsaya duyurdukları 10 dakika içinde geri alacaklarını anladım. Daha önce de İngiliz ATL firması (1998 yılında 3 mühendisten oluşan ATL o yıllarda da İngiltere’de sadece 1 tane kablosuz alarm sistemi kurmuştu. Benim geliştirttiğim “Uzaktan Sayaç Okuma” teknolojisi sayesinde bir anda dünyada 2-3 tane pilot çalışma yapıp bizden %51 ATL hissesi için 1 Milyon Pound talep etmişler, ortağımız KVK kabul etmemişti. Daha bir yıl bile dolmadan şirketi 50 Milyon Pound’dan değerleyip AIM’de borsaya kote olmuşlardı. Ben de kafamı duvarlara vurmuştum) ile M&A çalışmamızdan da hüsran ile ayrıldığımız için şirket değerini bir anda 5 Milyon USD’den  40 Milyon USD’ye çıkardım. Pazarlıklar sürdü ve fiyat 35 Milyon USD’ye düştü. El sıkıştık ve ben Türkiye’ye döndüm. Roxpur Holdings üst düzey yönetimi Türkiye’ye gelip Mehmet Emin Karamehmet ve Murat Vargı ile tanışmak ve MOU’yu Türkiye’de imzalamak istediler.

Roxpur Holdings başkanı ve 3 yönetim kurulu üyesi 25 Nisan 2000’de Türkiye’ye geldiler. Ertesi gün tüm mesaimizi harcayarak MOU üzerinde çalışıp, bitirdik ve imzaladık. Bir sonraki gün ise Çukurova Holding’in uçağı ile onlara Efes turu attırdıktan sonra akşam Turkcell’in merkezinde buluştuk. Mehmet Emin Karamehmet ve Murat Vargı onlar için bir yemek organize ettiler. Bu günün hatırası için bir de fotoğraf çektirdik.

Yaklaşık 15 ay önce kurulmuş olan ve henüz kâr elde etmemiş Sayot’u 35 Milyon USD toplam şirket değeri üzerinden, %40’ını 14 Milyon USD’ye Roxpur Holdings’e satmak üzere MOU imzalamıştık. Çok güzel bir anlaşmaydı. Ama olan oldu. Due-diligence başlamadan önce diğer hissedarların istediği olağanüstü genel kurul sonucu halka açık şirket bir anda özel şirkete dönüştü ve tüm yönetim değişti. İngilizce de “Public-to-Private Transaction” adı verilen bu uygulamaya ilk defa rastlamıştık.

Daha sonra İsedaş’ın lisansı iptal edildi. Elektrik özelleştirmelerine devlet tarafından ara verildi. Ama ben olayı takıntı haline getirdiğim için yılmadım. Önce elektrik sayacı da üretmek için Teknoloji Holding’de Metre Grup’u satın aldık. Daha sonra da elektrik dağıtım şirketlerine toplam hizmet vermek için Teknosis şirketini satın aldık. Teknosis ile Exim olarak zaten 1995 yılından beri Kayseri ve Civarı Elektrik Dağıtım A.Ş. de çalışıyorduk. Exim el bilgisayarları ve üzerindeki yazılımı vermişti. Böylece sayaç okuma işlemi el bilgisayarlarıyla yapılıyor, merkezi sisteme aktarılıyor, daha sonra da faturalama gerçekleşiyordu. T-Tronics adına dönüşen Metre Grup’un da Teknoloji Holding’e katılmasıyla sayaç üretebilecek ve sayacı da Sayot’un aracılığıyla uzaktan okuyabilecektik. Teknoloji Holding bu durumda elektrik dağıtım şirketlerinin “One-stop-shop” dedikleri her gereksinimlerini bir şirket’ten sağlayacağı hale gelmişlerdi. Vizyon olarak baktığınızda Amerika veya Avrupa ölçeğinde muhteşemdi. Zaten benzerleri bugün Milyar USD’lik şirketler oldu. Bizde ne mi oldu? 1998 yılında başlayan ve inatla ha bugün, ha yarın olacak dediğimiz elektrik özelleştirmeleri ancak 10 yıl sonra 2008 de başladı. Sayot’un Türkiye de tanıttığı “Uzaktan Sayaç Okuma” teknolojisi ile Türkiye ancak 11 yıl sonra bu yıl kullanıma başladı: http://www.vodafone.com.tr/VodafoneHakkinda/basin_odasi_bultenler.php?id=113

Sayot maceramız bittikten sonra T-Tronics ve Teknosis ile yolumuza devam ettik. T-Tronics sayaç tasarladı. Tasarladığı sayaçlardan 500,000 tane üretildi. Teknosis ise “Abone Yönetim Sistemi” konusunda Türkiye’de Elektrik, Su ve Doğal Gaz dağıtım şirketlerinde çok güzel bir yer edindi. Türkiye’deki pazar payı dünyadaki tüm rakiplerinin Türkiye pazar paylarının toplamından daha fazla oldu. Ama gene özelleştirme olmadı. Çaba her zaman iş hayatının kaçınılmaz gereğidir ama Türkiye gibi bir ülkenin şartları insanı gerçekten kaderci yapmıyor değil. Ben kaderci değilim ama gereksiz çabanın da artık karşısındayım. 2008 yılı başında Teknosis’deki diğer ortağımız ve Brightwell yönetim ekibi ile beraberce bir karar vererek şirketin aynı zamanda “Elektronik Ücret Toplama” (İstanbul’daki Akbil projesi vb) konusunda da çalışma yapmasına karar verdik. Eskiden gelen birikmiş bir know-how yanında sahip olduğumuz yazılım zaten bu alana çok hızlı girmemizi sağlayacaktı. Gerçekten de öyle oldu. Sonuç olarak bu çalışmamızı Amerikalı Verifone şirketi de fark etti. Ortaklık görüşmelerimiz başladı. Yaklaşık 6 ay sonra Nisan 2009’da Verifone, Teknosis’in %100’ünü satın aldı: http://www.teknosis.gen.tr/ Bu kadar tecrübe biriktirmiş, alın teri ile yıkanmış bir firmanın kendi alanında dev olan Verifone (http://www.verifone.com/) tarafından satın alınıp uluslararası pazara açılması beni inanılmaz mutlu etti ve geçmişi unutturdu.

Türkiye’de şirket satın alma & birleşme konusunda tecrübe sahibi birçok firma var. Bunlar aracılık hizmeti veriyorlar. Biz zamanla ülkemizde iş yapmanın püf noktalarını, sektörel bazda tecrübe ederek öğrendik. Aracı firmaların (Kurumsal finansman, Şirket satın alma & birleşme danışmanları vs) deneyimleri ile değil daha zor bir yol olan kendi şirketlerimizi satmaya çalışarak veya başka şirketleri satın alarak öğrendiğimiz için çok daha farklı bir bakış açısı edinebildik.. Yerel pazar tecrübesinin önemini yaşarak öğrendik. Artık öyle ki bir şirkete veya projeye baktığımızda fikrimiz çok hızlı olarak oluşuyor. Ne demişler: Young people know the rules, the old people know the exceptions (gençler kuralları, yaşlılar ise istisnaları bilirler)

Kategoriler
İş Yaşamımdan Kesitler

Erken Öten Horoz Re-loaded

Son günlerde Doğan Holding ile Çukurova Holding arasında yaşanan kavgaya hepimiz şahit oluyoruz. Hem Hürriyet gazetesi hem de Akşam gazetesi karşı medya grubunun patronları ile ilgili gazetelerinin ekonomi sayfalarını dolduracak şekilde yazılar yazıyorlar. 1998 yılında İsedaş (İstanbul Avrupa yakası elektrik dağıtımı yapan Boğaziçi Elektrik A.Ş.’nin özelleştirmesini almış, %50-50 Çukurova Holding ve Doğan Holding ortaklığıyla kurulan şirket) ile Mapco ve Platco (gene %50-50 Çukurova Holding ve Doğan Holding ortaklığıyla kurulan bugünkü Digiturk’ün başlangıç noktasındaki şirketler) şirketlerinde ortaklığa başlamış benim gözümde Türkiye’nin en önemli  girişimci patronlarının (ikisi) böyle bir iletişimde olmasından büyük üzüntü duyuyorum. Bırakın kavgayı bu patronlar elele verseler Türkiye de çok önemli işlere ortak imza atacaklarını düşünüyorum.

Bu kavga ve BT Haber dergisinin 4-10 Ağustos 2008 tarihli sayısının 24. sayfasında çıkan bir haber beni gene doksanlı yılların sonuna geri götürdü. Çukurova Holding, KVK ve Genpa ile ortak kurduğumuz Mobicom firması’nın faaliyetleri ile ilgili daha önceki yazılarımda bilgiler vermiştim. Bunlara dahil etmediğim “Akıllı Duraklar” projesi vardı. Türkiye de birçok ilki gerçekleştirmeye soyunduğunuzda birçok projenin de Türkçe isim babası olmak size düşüyor. Dağıtım yapan şirketlerin plasiyerlerinin sipariş alma ve ürün teslimatında kullandığı, el bilgisayarı ve araçta bulunan yazıcıdan oluşan set ile bu projenin tümüne ABD’de verilen “Route Accounting” ismini “Araçta Muhasebe” olarak Türkçeleştirmiştim. Aradan geçen 20 yılda bu isim benimsendi ve hiç değişmedi. Barkod, RF-ID, Biometrics, Magnetic Stripe vs gibi “Automatic Identification and Data Collection” teknolojilerini ayaküstü hızlı çevirip “Otomatik Tanımlama ve Veri Toplama” olarak Türkçeleştirmiş ve bu yanlış çevrim yıllarca bu şekilde kullanılmıştı. Ben ısrarla “Tanımlama” değil, aslında “Tanıma” olacak diye kendimi düzeltsemde isim oturmuş ve öyle de kalmıştı. Akıllı Duraklar ise tamamen bir “Türkiş” isimdi. Aklıma çok yattığı için bunu kullanmış ve projenin adı da öyle kalmıştı. Bugün Google da “Akıllı Durak” diye arama yaptığınızda 4,000’e yakın kayıt bulunuyor. İsim babası olduğunuz bir projenin bu kadar çok arama sonucu olması insanın gururunu okşuyor.

1998 yılında (BT Haber de 1996 yılı deniyor ama sanırım tarihi yanlış hatırlıyorlar. Çünkü 1996 yılındaki teknolojik alt yapı ile bu proje hayalden de öteydi) İstanbul Belediyesi’ne “Akıllı Duraklar” sunumunu ilk yaptığımızda proje inanılmaz bir kabul görmüştü. O yıllarda bunun gerçekleşebilmesi için GPRS (paket anahtarlamalı kablosuz ağ) olmadığı için ona en yakın olan ve ortağı olduğum Mobicom firmasının Türkiye de kurduğu Mobitex ağı bu iş için çok uygundu. İstanbul Belediyesi bunu çok kısa süre içinde uygulamak istiyordu. Ama bir türlü proje başlayamadı. Onun yerine Demirbank’ın para taşıyan zırhlı arabalarına sistem kurup dijital harita üzerinde takip etmeye başladık. Bugün bile bu tip araç takip projelerini yapan firmaların gururla anlattığı dijital harita üzerinden araç takibini biz 10 yıl önce yapmıştık. İstanbul Belediyesi o yıllarda projenin başarısını görmesine rağmen bir türlü durakları akıllı hale getirecek anahtarı çeviremedi. İstanbul Belediyesi 2002 yılı başında bir iahle ile projenin fitilini ateşledi ama ihale iptal edildi. Aradan tam 10 yıl geçti ve bu hayal gerçek oluyor. Ama açılacak ihalede teknoloji sağlayıcılarından çok, son zamanlarda Türkçe isim babası olduğum ama “tanımlama/tanıma” karmaşasına neden olacak olan “Bedava Ekonomi” aktörlerinden birinin öncü olacağını tahmin etmekten kendimi alamıyorum.

Bugün Türkiye de yapılan başarılı projelere baktığımızda alt yapısının çok uzun yıllar aldığını ve siyasi otorite desteği olmadan da asla gerçekleşemeyeceğini görüyoruz. Sabırlı olanlar başarıyı kucaklıyor, olamayanlar ise başarıya şaşıyorlar.

BT Haber dergisinin 4-10 Ağustos 2008 tarihli sayısında çıkan “Akıllı Durak” haberi için tıklayınız.

Kategoriler
Forbes Yazıları İş Yaşamımdan Kesitler

Gözleriniz Dolmasın

Şirketlerin başarısında pazara çıkış zamanlaması ve pazar dinamikleri çok önemlidir. “Pazarlama” kavramının en klasik tanımlamalarından birini hatırlayalım; doğru yerde doğru zamanda, doğru kitleye, doğru ürünü/hizmeti sunmak. Tabii ki her sektör için doğru bileşenlerden farklı biri ön plana çıkabilir, ağırlıkları değişebilir ama konu bilişim ve teknoloji ise “doğru zamanda” hiç şüphesiz en önemli bileşen. “Doğru Zamanlama” altında bir çok konuyu kapsayan bir önkoşul aslında. Örneğin bazı teknolojiler ne yazık ki yüksek üretim maliyetlerine sahip olduğu dönemde, bir başka deyişle ekonomik olmadıkları dönemde kullanıma sunulursa sonuç hüsran olabiliyor; Motorola’nın Iridium “Uydu Ses/Data Operatörlüğü” deneyiminin facia ile sonuçlanması gibi. Beş milyar USD yatırımla, 66 LEO uydusu ile verdiği hizmet ne yazık ki fazla müşteri bulamayınca 1999 yılında Motorola bu işten çıkmak zorunda kaldı.Bugünlerde başka bir “Uydu Data Operatörlüğü” faciasını ise Boeing yaşıyor. Çünkü Boeing bundan 6 yıl önce büyük ümitlerle başlattığı ve şu ana kadar 1.5 Milyar USD yatırdığı Connexion “Uçakta Genişbant Internet Erişimi” servisini 19 Ağustos 2006 itibariyle durdurdu. Bugüne kadar aralarında All Nippon, SAS, Lufthansa, Singapur ve Japon havayollarının da bulunduğu 12 havayolu bu servisi artık sunmayacak.

Boeing bu projeye 2000 yılında başladığında 10 yıl içinde, “Uçakta Genişbant Internet Erişimi” cirosunun yıllık 5 Milyar USD ye ulaşacağını tahmin etmişti. 2006 yılı sonuna gelindiğinde servisi kullanan uçak sayısı 156 ‘yı kullanıcı sayısı gün başına 1,000’i geçemedi. Boeing’e yıllık maliyeti 150 milyon USD civarında olan bu servisin yıllık geliri 10 milyon USD’yi geçemedi.Sonuçta Boeing katlanan zararlarla devam etmek istemedi.

1980’lerde IBM ve Motorola ARDIS adında ülke çapında bir ağ kurup “Kablosuz Data Operatörlüğü”ne başlamışlardı. Burada amaç öncelikle IBM’in ülke çapına yayılmış teknik servis teşkilatının merkez ile kablosuz data iletişimini sağlamaktı. Amaç bu olunca müşteri aramak yerine 40,000 civarında abone ile sınırlı kalındı. 1992 yılında RAM Mobile Data (bugün Velocita Wireless olarak devam ediyor) ABD’de 100 şehir ile, yani nüfusun %90’ını kapsama alanına alacak şekilde Mobitex “Kablosuz Data Operatörlüğü” servisi vermeye başladı. İletişim hızının 9.6 kbit/sn olması nedeniyle uygulamalar Mobil e-mail, MobilPos, telemetri ve alarm ile sınırlı kalırken abone sayısı da 1 milyonu geçemedi.

Mobitex de abone sayısı açısından çok başarılı bir servis olmamasına rağmen Amerikan halkının alışanlıklarını değiştirdi. Amerika’da doksanlı yılların sonlarına kadar çalışan kesimin çoğunda tek yönlü pager vardı. Mesaj alanlar sokaklardaki telefonlara sarılıp geri arama yaparlardı. Şimdi ise sokak telefonları kaldırılıyor.

RIM 1984 yılında kurulduktan sonra, Mobitex’i ilk defa işleten RAM Mobile Data için Mobitex modem üretmeye başladı. Daha sonra sadece modem üretmek yerine modemi içinde bulunduran terminal gereksinimini farkeden RIM, BlackBerry modelini kablosuz e-mail servisi ile beraber Mobitex kullanıcılarının hizmetine sundu. O yıllarda mobil telefon şebekesi anolog olan ve eyaletler arası roaming yapamayan Amerikalılar ABD’nin 100 önemli şehri aralarında mesaj ve e-mail alıp göndermeye başladılar. Blackberry önce Mobitex ile verdiği “Mobil e-mail” servisini GSM’in yayılması ile GSM platformuna taşıyarak büyüdü ve şu anda “Mobil Mesajlaşma”nın dünyadaki tartışmasız lideri.

Mobicom, 1998 yılında Türkiye’de Mobitex servisi vermek üzere kuruldu. O yıllar henüz GPRS (paket anahtarlamalı servis) olmadığı için GSM üzerinden veri yollamak çok pahalıydı. Şirketin Yönetim Kurulu Mehmet Emin Karamehmet, Murat Vargı, Zeynel Abidin Erdem, Ersin Pamuksüzer ve Muzaffer Akpınar gibi Telekom sektörünün çok yakından tanıdığı değerli isimlerden oluşuyordu. (Altıncı üye de bendim).Uzun süre Mobitex üzerinde iş geliştirme sürecini ben yürüttüm. “TelePosMobil (MobilPos)”, “ATM ve Banka Para Taşıma Arabaları Takibi” ve “AMR (Uzaktan Sayaç Okuma)” geliştirdiğimiz ürün/hizmetlerden bazılarıydı. Sayot ise 1999 yılında elektrik özelleştirmelerinin başlayacağı varsayımıyla AMR (Uzaktan Sayaç Okuma) hizmeti vermek için kuruldu. Muhteşem bir vizyon ve inanılmaz bir keyifle ile iş planları yapıldı. Sonra olanlar oldu, Telsiz Genel Müdürlüğü haklı olarak 900 MHz’i GSM için ayırdığından dolayı Mobitex için 417-419 MHz’i tahsis etti. Bunun sonucu olarak dünyadaki Mobitex operatörleri arasında bu frekansta modem alan tek ülke biz olduk. Alınan adetler inanılmaz azalınca, alış fiyatımız ABD’deki modem fiyatının 5 katı yani 500 USD üzerinde kaldı. Böylece bankalar 1,000 USD ye yaklaşan MobilPos’u üyelerine nasıl vereceklerini, üzerinden hizmetlerini nasıl fiyatlandıracaklarını bilemediler. Elektrik Özelleştirmesi de ertelenince (daha bu yıl ancak yapılıyor) Sayot da darbe yemiş oldu. Halbuki Sayot, mekanik sayaçlar üzerinde asıl işi kablosuz alarm sistemi geliştirmek olan bir İngiliz firma ile 1999 yılında geliştirdiği “Uzaktan Sayaç Okuma” teknolojisi ile Türkiye’de çığır açmıştı. Özelleştirmedeki gecikmeler yüzünden Türkiye’de umutları tükenen alarmcı İngiliz firma “Uzaktan Sayaç Okumacı” olarak halka açıldı ve sonra dünyanın bu alandaki ikinci büyük firmasını satın aldı.2002 yılında Kanada’da fuarda satın aldıkları firmanın standında satış müdürüne Türkiye’den geldiğimi söyleyince “Türkiye’de bu tip sistemler yoktur. Bunlar sayaçların kablosuz olarak uzaktan okunması için kullanılır” dedi. Ben o anda gözlerimin yaşardığını hissettim. İş hayatında doğru zamanlama ve pazar dinamiklerinin ne kadar önemli olduğunu anlamak için göz yaşı dökmenize gerek kalmaması dileği ile.

Forbes Aralık 2006