Kategoriler
Haberler

Hidrojen

Hidrojen konusunda yaklaşık 1 yıldan fazla süredir çalışıyorum. Hidrojen kullanımının yaygınlaşması konusunda temel olarak 2 önemli sorun ile karşı karşıya olduğunu görüyorum. Bunlardan birincisi üretim maliyetleri diğeri de depolama ve iletim maliyetleri.

Üretim konusunda en büyük sorun, üretim için de fosil yakıt harcanması yani yaratılan kirliliğin sürmesi. Güneş (PV), rüzgar ve dalga elbette en temiz hidrojen elde etme metodu olmakla beraber, maliyeti de bir o kadar yüksek. Bir eve konacak ve evdeki 2 arabanın 1 günlük hidrojen gereksinimini sağlayacak güneş (PV) enerjisi alt yapı yatırım maliyeti bugünkü fiyatlarla 200,000 USD. Bu yatırım o yüzden şu an için yapılmaz durumda. Electrolyzer (suyun hidrojen ve oksijen olarak ayrıştırılması)ile hidrojen üretiminde elektrik enerjisi harcandığı için gene yüksek maliyetler ortaya çıkıyor. Örneğin bugünkü electrolysis yöntemi ile elde edilen hidrojen’in kilogramı 8 USD (1 kilogram hidrojen 1 Gallon’a eşit)’a mal oluyor. Türkiyedeki fiyatlarla 1 Galon Benzin şu an 6.85 USD olduğuna göre aslında bu yöntem Türkiye için sanki uygun olabilecek gibi gözükse de gerçek maliyetin büyük kısmını aslında direk vergiler oluşturuyor. Çünkü ABD de benzin’in Galon’u 3 USD civarında. GE yeni prototipi sayesinde electrolysis yöntemi ile elde edilen hidrojen’in kilogramını 3 USD’ye indirmiş durumda. Tümü yakıt pilli (fuel cell) ile çalışan arabalar yaklaşık 1 kg hidrojen ile 4-6 km gittikleri için aslında kullanım açısından da hidrojen henüz istenilen noktaya gelmedi.

Diğer bir sorun ise üretilen hidrojen’in taşınması. ABD de tüm Benzin istasyonlarının hidrojen verebilmesi için gerekli yatırım 150 Milyar USD civarında. Sorun bununla da bitmiyor. Hidrojen nasıl taşınacak? Üretilen hidrojen’in taşınması da ayrı bir sorun. Geçenlerde önüme yeni bir yöntem geldi. Bu bir 75 cm çapında kablo ve üzerinden hem elektrik hem de sıvı hidrojen taşınıyor. Her kablodan taşınan elektrik akımı 5,000 MW iken taşınan hidrojen ise saniyede 0.6 m³ (10,000 MW Termal Güç) oluyor.Bu konuya önümüzdeki dönemde daha detaylı eğilip sizleri bilgilendireceğim. 

 

 

Kategoriler
Haberler

Füzyon

Bu aralar enerji ile çok yakından ilgileniyorum. Alternatif enerji kaynakları ise en yoğun ilgi alanım. Bütün bunları ötesinde biraz daha geleceğe baktığımızda ise “Füzyon” yöntemini görebiliriz. Nükleer Füzyon geleceğin ideal temiz enerji kaynağı olabilir.

Çin de bu ay başlatılan proje de süper iletken mıknatıslar kullanılıyor. Bilindiği gibi bu mıknatıslarda ülkemizde bolca bulunan BOR bileşiği kullanılıyor. Amaç bu süper iletken mıknatıslarla yapılacak reaktörün merkezindeki sıcak plazma gazını hareket ettirmek. Bu mıknatıslar teoride ısınmadığından reaktörün ömrü uzayacak. ITER üyesi olan Çin bu tecrübesini arttırmaya çalışıyor. Asıl büyük çalışma ITER bünyesinde ve Fransa’nın güneyinde Cadarache’de devam ediyor. ITER’e bağlı diğer üyeler Avrupa Birliği (Euratom), Japonya, Hindistan, Güney Kore, Rusya Federasyonu ve ABD. Bu ülkelerin en önemli ortak özelliği büyük nüfusları nedeniyle gereksinim duydukları yüksek enerji ihtiyacı.

Füzyon yöntemi ile deniz suyunda bulunan döteriyum ve tritiyum gibi hidrojen izotoplarının güneşte olduğu gibi birleştirilmesi sonucu, yüksek miktarda enerji elde ediliyor. Bu yöntemle radyoaktif atığın az olacağı ve tepkimeye girecek bir kilogramlık yakıtın, 10 milyon kilogram fosil yakıt kadar çok enerji yaratabileceği düşünülüyor.

Sorun atomları birleştirebilecek kadar yüksek enerji (100 milyon derece) ve basıncın yaratılması ve bunun uzun süre devam ettirilmesi. Hali hazırda dünyadaki tüm nükleer reaktörler enerji üretimi için de farklı bir füzyon yöntemi kullanılıyor. Yani ağır uranyum atomları parçalanıyor, süreçte açığa çıkan enerji elektrik üretiminde kullanılıyor.

Füzyon yöntemi ile elektrik enerjisi üretmek için görüldüğü kadarıyla 30-40 yıla ihtiyaç var. Ama nasıl Güneş 100 Milyar yıl daha ışık verecek enerjiye sahipse dünyada da neredeyse sonsuz enerji elde etme şansı var. Buradaki sorun elde edilen elektriğin dünyanın her yerine iletilmesi. Çünkü bir yandan da elektriğin merkezi olarak üretilmesinden uzaklaşacak güvenliği ön plana çıkarak tezler oluşturuluyor.

Kategoriler
Haberler

Mars’ta Koloni Olur Mu?

Mars’ta koloni olur mu? Dünya da çok zengin kesim arttıkça bu tip heyecan arayışları bence artacak. Emekli bir milyarderin gezip görmek (!) için Mars’a gideceğini 15 yıl içinde düşünmeye başlayacağını düşünüyorum. Zaten Mars’a ilk uçuş gerçekleşti. 2001 Yılında Florida’daki Cape Canaveral’den fırlatılan Odyssey uzay aracı 2007 yılında Mars’a varacak. Amerikalı bir bilim adamı, aynı zamanda Mars toplumu projesinin başkanı olan Robert Zubrin : “İnsanları Mars’ta yürütüp orada koloni kurmalarını sağlayabiliriz.” diyor. Fakat buna karşılık NASA’da çalışan astrobiyolojist Lynn Rothschild;  Mars yüzeyinin sıcaklığının -63 celsius derece olduğunu ve gezegenin ultraviole ışınlarının bombardımanı altında olduğunu, Mars’ın atmosferinde %95 seviyesinde karbondioksit gazı bulunduğunu ve hal böyleyken insanların yaşayabileceği ideal ortam sağlanmazsa Mars’ta yaşamın çok zor olacağını belirtiyor.

Mars’da yaşayabilmek için atmosferin kalınlaşmasını sağlamak gerekiyor. Bu amaçla Mars’ta bulunan karbon gazları kullanılacak. Küçük araçlarla Mars toprağından çıkarılarak atmosfere pompalanacak karbon ile, Mars’ın atmosferi çevresinde bir sera etkisi yaratılacak. Yani dünyada küresel ısınmadan sorumlu tutulan ve çevresel felaketlerin sorumlusu olarak gösterilen sera etkisi Mars’ta hayatın filizlenmesini sağlayacak.
Dünyanın en ünlü astrofizikçisi Stephen Hawking de bu konuya destek verenlerden. İnsanlığın varlığını sürdürebilmesi için 20 yıl içinde Ay’da, 40 yıl içinde de Mars’ta koloni kurması gerektiğini belirtiyor. İnsanlığın dünyadaki yaşamı bitirdiğini, olası bir salgın hastalığın insanlığı ortadan kaldırabileceğini söyleyen Hawking, insanlığın varoluşu için şimdiden bu koloni çalışmalarına destek verilmesi gerektiğini belirtiyor.

Mars’ta koloni kurma planlarının ilk adımını, insanlı ilk uçuşta 50 kişilik bir işçi astronot ekibinin götürülmesi oluşturuyor. Bu 50 kişilik grup Mars’ın belirlenen noktalarında yaşama elverişli inşaatlar yapacak ve Mars insanının yaşayacağı binalar kuracak. Binaların yapımında bilim adamları, toz halindaki polietilen ve Mars toprağını birleştirerek yapılan tuğlaları kullanacak. Bu tuğlalar radyasyondan koruduğu gibi çok ta dayanıklı olacak.

Tüm bu gelişmelerle ilgili bir Holywood filmine gereksinimimiz var. Böylece NASA içinden haber alan senaryo yazarları sayesinde sokaktaki halkın vizyonu genişleyecek. Bunun gerçekleşmesi için gereken zaman ise filmin yapıldığı zaman’dan 30-35 yıl sonrası olabilir. İlk gidiş 6 yıl iken bir sonraki ulaşımın 3 yılda olacağını düşünüyorum.   

 

Kategoriler
Haberler

Kromozom-1’in şifresi çözülüyor

Teknoloji ile 9 yaşımdan beri iç içeyim. Teknolojik olarak birçok çözüm sağlanmış olmasına karşın Tıp Bilimi çok yavaş ilerliyor. Bunun da en önemli sorunlarından biri insan kromozonlarının haritasının tam olarak çıkarılmamasıdır. Geçen haftaki gelişme çok ümit verici. Kromozon-1, ki insan genetiğinin %8’ni oluşturmaktadır, 350 hastalığın  nedenini saklamaktadır. Duke Üniversitesi ve İngiliz Sanger Wellcome Enstitüsü ortak çalışması sonucu bu kromozon’un %99.4’ünün sıralamasını çözdüklerini ve ortaya çıkan bilginin büyüklüğünün 223.5 MB olduğunu açıkladılar. Yakın gelecekte Alzheimer ve Parkinson gibi önemli hastalıklar’ın da tedavisi hakkında çok önemli gelişmeler kısa sürede sağlanacaktır. Bir insan ömrü kadar değerli hiçbir şeyin olmadığı bu dünyada bu tip hastalıklara çözüm bulunması hayatımızı kolaylaştıran tüm teknolojilerin üzerine geçecektir. Burada söylemeden edemeyeceğim bir konu var. Bu tip araştırmaların içinde mutlaka ilaç firmaları yer alıyor. İlaç firmaları da araştırma için kaynakları patentlerle korudukları ilaçlarından gelen gelirleri sayesinde sağlıyorlar. Patente savaş açmanın arkasındaki mantığı inanın anlamak mümkün değil. Aksi taktirde, Devletlerin ticaret ve araştırma’dan çekildikleri bu dünyada sağlığımızı kimler teminat altına alacak?     
http://dukemednews.duke.edu/news/article.php?id=9661