Kategoriler
Haberler Podcast

Yeni İstanbul Deniz’e Taşınmalı

15355779_1160565967352670_6958052394964936880_n
Geçen Cuma (23/12/2016) günü Yeni İstanbul’un niye denize taşınması gerektiğini TV Net’te Para Politik Programı’nın 2. Bölümünde konuştuk. İlk bölümde ise Hyperloop’u ve Otonom Araçları konuştuk.

Denizde Yaşam fikri çok hızlı gelişiyor. 2008 yılında kurulan ve Denizde Yaşamı destekleyen SeaSteading Enstitüsü artık yaşamın denize kaymasını öneriyor.
denizde-yasam-1
Öte yandan yukarıdaki çizimde görülen Denizde Yaşam konseptini 2002’de arkadaşlarımla tasarlayıp 2004 sonrasındaki Gelecek Konferanslarımda paylaşmıştım.

Kategoriler
Haberler

Önyargılarımızın ve Bilinçaltı’mızın Başımıza Açtıkları… Bir de Dinlemeyi Öğrensek

Yeni fikirleri dinlediğimizde bu veriler bilinçli bir biçimde işlenmeye başlamadan egomuz devreye girer ve bizi bu fikirlere karşı mücadeleye sokar. Benliğimiz ne güzel kendi halinde duruyordur. Niye değişmesini istesin ki?

Bunun üstesinden gelmenin tek nedeni dinlemeyi öğrenmektir. alçak gönüllülük Ego’nun düşmanıdır. Bunu becerenler yeni fikirleri hızlıca benimserler.

Yeni fikirleri, farklı fikirleri olanlar niye toplumda kabul görmezler? Bu toplumsal egonun yüksekliğindendir. Patronlar yüksek Egolu olduğu sürece iyi yönetici çalıştıramaz. Hele ki Danışmanlarla hiç çalışamaz. Egonun besini hızlıca ve haksız yükselme ve eğitimsizliktir.

Önyargılarımız yeni fikirlerin önünde büyük engeldir; Genelde kendi deneyimlerimizden değil, çocukluğumuzda bize dayatılan fikir ve görüşlerden oluşur. “Önyargılarımız kötüdür.” Demek yanlıştır. Ama bizim tecrübelerimiz değildir.

Basit formüllerle açıklarsak:
Benlik = Bilinçli Zihin = Ego
Ön Bilinç = Toplumsal faydadan çok ahlâk ilkeleriyle tetiklenen Süper Ego’nun bir kısmı
Bilinçdışı = Bilinçaltı = Süperego’nun kalanı = İD (İlkel Benlik)

Kategoriler
Haberler

OHAL’e Türkiye ve Yabancı Yatırımcının Bakışları Niye Farklı?

bakan-zeybekciTürkiye’nin son dönemdeki çıkışlarıyla gerçek dostlarını ayır edemediği kanısındayım. Elbette dost ülke olmayabilir. Ama en azından zarar gelmesi çok az muhtemel olan ülkeler var dünyada. Bunlardan biri Japonya’dır. ABD ile çıkarlarımızı paralel tuttuğumuz sürece o da dost ülke sınıfındadır. Ama Amerika ile çıkarlarımız Rusya ile sınırımız olması nedeniyle hep çatıştı. İŞİD konusundaki politikamız baştan beri güven vermedi. Çok karar ve yön değiştirdik. Sonra şımarık çocuk gibi istekler ve tehditlere başladık. İş Rusya’dan S-400 savunma sistemi alma ihtimaline kadar gitti. Şangay Beşlisi gibi bir yapının içinde yer almak bize ne kazandırır ancak yaşayarak anlanır ama “Müzakere” sistematiğine sahip olmayan ülkelerden oluşan masada oynanan pokerdeki 5 benzemez’den Flash Royale çıkmayacağı kesindir.

Japonya ile Big Brother sorunumuz yok. Sınırımız da yok. Enerji bağımlılığımız da yok. İşin ilginç yanı Japonlar, şımarık Avrupalılar gibi siyaseten bir ülkeye asla karışmak istemiyorlar.

Durum böyleyken Japonlar Türkiye hakkında ne düşünüyor? Bugün Japon Dışişleri Bakanlığını Diplomatik kimliğimle ziyaret ettim. Onların görüşlerini aldım. İnanın o kadar mutlu oldum ki anlatamam. Çünkü Japonlar FETÖ konusunda bizimle hemfikir. Türkiye’nin müthiş bir geleceği olduğunu söylüyorlar. Siyaseten hiç fikir yürütmüyorlar.

Aması var tabii. OHAL sonrası Türkiye’ye Japonya’dan giden firma sayısının azaldığını söylüyorlar. OHAL’in Türki ekonomisi üzerinde büyük bir engel olduğunu söylüyorlar. OHAL’e siyasi değil ekonomik olarak bakıp, bizi bir dost olarak uyarıyorlar.

OHAL Türkiye için öncelikle siyasi ama dostlarımız açısından bakıldığında ekonomik yönünün gözden kaçırılmaması gerektiği anlaşılıyor.

Umarım Türkiye önemli bir yol ayrımında olduğunu ve yaşamakta olduğumuz ekonomik oynaklığın sadece dünyadan kaynaklamadığını anlar ve gerekli önlemleri alır. Bu tabi Sayın Bakan’ın kararsız AK Parti tabanını sevindirmek için sözsel olarak yaptığı Ben OHAL İstemiyorum Kardeşim! çıkışı ile sınırla kalmaz.

Kategoriler
Haberler

Ön Yargılardan Arınmak İçin Elimize Fırsat Geçti.

2016-07-27_Yeni Asir_Oguz Manas
Aslında ilk darbe girişimi 17-25 Aralık’ta o kadar zekice yapılmıştı ki bizler ve muhalefet partileri olayın Darbe Girişimi kısmına değil, Rüşvet ve Yolsuzluk kısmına odaklandık. Muhalefet “Evet bu bir darbe girişimidir. Suçlular cezalandırılmalıdır. Rüşvet ve yolsuzluk da vardır. Bunun da en yakın zamanda soruşturulması gerekir.” demiş olsa ve darbe girişimine odaklansaydı bugün durum çok daha farklı olurdu. Elbette filmin sonunu seyrettikten sonra filmi anlamak çok kolay. O günkü konjonktür buna asla izin vermezdi. O yüzden o tarihteki darbe girişiminin içindeki “zeka” inanılmazdı.

AK Parti iktidara geldiğinden beri özellikle CHP’li seçmen büyük bir korku yaşamaya başladı. Özellikle 2009 sonrası korkuları daha da arttı. Öte yandan Recep Tayyip Erdoğan Cumhurbaşkanı olduktan sonra inanılmaz korunmacı davranmaya başladı. Yasama, Yürütme ve Yargının kontrolünü mümkünce eline almaya çalıştı. Bu halkın üzerindeki korkuyu daha da arttırdı. Ön yargılar o kadar güçlüydü ki FETÖ bunu çok iyi kullandı.

Kategoriler
Haberler

Tebrikler!! Türkiye Artık SOMATİK İŞARET!

Turkey Joining EU
Antonio Damasio tarafından ortaya atılan Somatik İşaretleyici Hipotezi, özetle: kararlarımızı duygularımızla aldığımızı vurgular. Bu çalışma Damasio’ya 2014 Grawemeyer Award for Psychology ödülü kazandırdı.

Somatik işaretleyici ne yapar? Dikkatimizi belirli bir eylemin yol açabileceği olumsuz sonuca yönelmeye zorlar ve otomatik bir alarm gibi çalışarak şu sinyali verir: “Eğer bu sonucu verecek seçeneği yeğleyecek olursan, tehlikeye karşı dikkatli ol”. Bu uyarı bizi hemen olumsuz hareket tarzını reddetmeye ve dolayısıyla diğer seçenekler arasından tercih yapmaya yöneltebilir. Otomatik sinyal daha fazla ileri gitmeden gelecekteki zararlara karşı korur, sonra da daha az seçenek arasından seçim yapmamızı sağlar.

İnsanların normal karar verme sürecinde somatik işaretleyiciler yeterli olmayabilir, çünkü birçok durumda, bunu akıl yürütme ve son seçim süreçleri izleyecektir. Somatik işaretleyicinin varlığı, büyük olasılıkla karar sürecinin isabetlilik oranını ve verimliliğini arttırmaktadır; yokluğu ise azaltmaktadır.

Bu arada, Antonio Damasio’nun Bilinci Anlamaya Çalışmak Adına Yapılan Bir Sorgulama ve The Brain-Creativity, Imagination, and Innovation / Beyin – Yaratıclık, Hayal Etmek ve İnovasyon başlıklı konuşmalarını öneririm.