Kategoriler
Gelecex Yazıları

Sanal “Giysi Deneme Kabini”

Bu yazıda amacım “Akıllı Bulutlar” projesinden bahsetmekti. Ama 7-10 yıl öteye gitmeden bugünden biraz bahsedip, “Akıllı Bulutlar” projesini gelecek yazıya bırakmak istedim. “Akıllı Bulutlar” projesi ile Kaliforniya eyaletinde elektrik enerjisi kullanımında yıllık 7-8 Milyar USD’lık tasarruf sağlanacağı söyleniyor. Bu proje öncesinde de de, bugün yapılan bazı çalışmalar bu miktara ulaşılmasa da büyük kazanç sağlıyor. Ben uzaktan algılama konusunda sizlerle bir tecrübemi paylaşmak ve 1996 yılında başlattığımız bir projeden bahsetmek istiyorum.

Mobicom, 1997 yılında “Mobil Data Operatörü” olarak kuruldu. Ben de Yönetim Kurulu Üyesi olarak özellikle iş geliştirme konusunda yoğun çaba saffettim. Şirket 3-4 ana projeye yönlendi: Mobil-Pos ve ATM, Araç Takibi ve Uzaktan Sayaç Okuma. Ericsson’ın Mobitex teknolojisini ve modemlerini kullanarak geliştirdiğimiz projeler daha sonra ne yazık ki Ericsson’un gerekli frekanstaki modemleri geç çıkarması ve fiyatlarının çok pahalı olması nedeniyle istenilen hızda büyüyemedi.

New York’ta 1985-87 yıllarında “Konfeksiyon Üretim Yönetimi” konusunda master yaparken ticari Internet henüz yoktu, hatta giysi kalıpları bilgisayarlarla bile yeni yapılmaya başlamıştı. O zamanlar “Vücut Tarama” konusuna takmıştım. Okulda vücudu tarayıp giysi kalıbını ona göre hazırlanabilmesi için fikirler ürettik, ama bilgisayar ve tarayacı sistemler o yıllarda çok ilkel olduğu için projemiz orada kaldı. Sonra Türkiye’de yaşadığım 1 yıllık Konfeksiyon sektörü macerasından sonra sektörü terk ettim ve ilgili projelerim de heyecanını yitirdi. Tekstil sektöründe yaşanan teknolojik gelişmeler ve internet’ten alışverişin yaygınlaşması ile tekrar bu heyecanı yaşamaya başladım.

Teknoloji de dilemma kaçınılmazdır. Şu anda birçok firma kumaşın rengini istendiğinde değiştiren, hava sıcaklığına göre ısı ayarı yapan, nabız v.s. sağlık bilgileri toplayan kumaş ve giysi yapma peşinde. Ama biz hala almak istediğimiz giysiyi giyerek denemek zorundayız. Takım elbise ile gittiğiniz bir mağazada şort veya t-shirt denemenin ne demek olduğunu erkekler çok iyi bilir.Satın alınacak bir giysi’nin daha önceden taranmış bir insan bedeni üzerine sanal olarak giydirilerek yakışıp yakışmadığının, küçük gelip gelmediğinin kontrolü için iki önemli zorluk kaldı. Bunlardan birincisi vücut tarayan 3D tarayıcıların fiyatlarının çok yüksek olması; ikincisi ise giysilerde ölçü standardının oturmamış olması.

QinetiQ firması 0.25mm hassasiyetli ve 500 mm ile 1 metre arasında alan derinliğine sahip 3-D pasif kamera üretti ve yakın zaman önce de bunu tanıttı. Bu kameranın çoklu üretimlerde 50 USD olabileceği konusunda da bilgi veriyorlar. Bu benim bugüne kadar duyduğum en ciddi çalışma. Bu fiyatlara inilmesi durumunda bu kameraların içinde olduğu kiosk’ların üretilebileceğini, insanların bu kiosklarda vücutlarını tarattırabileceklerini ve taranan bilgilerin de CD ye yazılarak otomatik olarak kendilerine teslim edileceğini yada Internet adreslerine gönderileceğini düşünüyorum. Bu konuda birçok yazılım firması çıkacak. Bu da tarama standartlarının oluşacağını bize haber veriyor. GAP, Guess, Polo v.s. gibi üreticiler tüm giysilerini seçecekleri standart(lar)’ta kodlayarak Internet’ten alışveriş sayfalarına koyacaklar. Bu durumda kişi firmanın Internet’ten alışveriş adresine girip istediği giysiyi seçecek ve kendi vücut tarama bilgilerini bilgisayara yükleyerek giysiyi sanal olarak giyebilecek. “Omuzları, beli dar mı?, Beli düşük mü?, paçası uzun mu? ” sorularının cevaplarını anında alacak. .

Internet’ten yapılan giysi alışverişlerindeki geri dönüş oranlarının ne kadar çok olduğunu göze alırsak bu durum yukarıda adı geçen firmalar için de çok önemli olacak. Bu konuda diğer bir çalışma ise ülkelerin vücut standartları üzerinde çalışma yapıyor olmaları. Örneğin İngiltere bu işi tamamlamak üzere, sonuçlar yakında açıklanacak (http://www.size.org/).

epantry_011.jpg 

New York’ta okulumuzun içinde Lectra Systems’in ofisi vardı. Fransız firma otomatik giysi kalıbı çıkarma konusunda çok yeni sistem üretmeye başlamıştı. Lectra Systems’a “Vücut Tarama” konusunu sormuştum. Sanırım çok erken sormuşum, aldığım tepki biraz ilginçti. Ama 17 yıl sonra aynı firma Cornell Üniversitesine para bağışlayarak bir sistem tasarlattı. Buna göre özel dikim yapan hazır giyim firmasının “Vücut Tarama” kioskuna giriyorsunuz, vücudunuzun 300,000 noktasından bilgi alınıyor ve Lectra Systems’in o vücuda göre otomatik olarak hazırlayacağı kalıplardan elbise hazırlanıyor. Sonuçta iki yönlü olarak “Vücut Tarama” kullanılarak giysi seçimi ve dikimi gerçekleşecek ve bizlerin yaşamı kolaylaşacak. Ben geçmişte inandığım ve yapmak istediğim ama çeşitli nedenlerle başarılı olamamış veya başlanamamış projeler için birikimimi, yapılan hataları ve eksikleri paylaşmaktan yanayım. Bu konuda çalışma yapmak isteyen Üniversite ve öğrencilerine şimdiden her türlü yardımı yapmak istediğimi belirtiyor ve benimle bağlantıya geçmelerini öneriyorum.

Gelecex Eylül 2003

Kategoriler
Gelecex Yazıları

Boyutlar Küçülünce Ekranlar Ne Olacak

Pda ve Gsm telefonların boyutları küçüldükçe, alışılan ekran boyutlarının altına düştüğü için kullanıcıların tedirginliği artmakta ve bu yeni telefonlara adaptasyonu zorlaşmaktadır. Önümüzdeki 10 yıl içerisinde bilgisayarlar için en önemli 2 teknoloji önem kazanacaktır. Ekran ve Pil teknolojisi. Ekran konusunda 3 önemli seçenek var; Bükülebilen ekranlar, Katlanıp rulo haline gelen ekranlar ve İngilizce adı ile”Head-up Display” Türkçe çevirisi ile “Baş-üstü Ekranı”.


epantry_011.jpg 


Sony şuan küçük bir deformasyonla çalışabilen çok küçük bir cihaz geliştirmekle meşgul. Bu prototip cihazın adı “Gummi” (lastik). Gummi, sensörlerle standart bir LCD ve touch-pad’den  ve bunların esnek bir akrilik plastik bloğa yerleştirildiği bir kombinasyondan oluşuyor. Kullanıcılar, ekrandaki bilgi akışını cihazı biraz esneterek yada dokunmaya duyarlı pad’den yararlanarak sağlıyorlar.

Deforme olduğunda voltaj yaratan piezoelektrik basınç sensörleri, esnekliği ortaya çıkarabilmek için Gummi’nin içine yerleştirilmiş. Herhangi bir düğmeye gerek kalmadan, komplike işler, cihazı bükerek gerçekleştiriliyor. Sony, kredi kartı büyüklüğünü geçmeyecek ve kağıt kalınlığında olacak olan bu cihazların esnek, organik, ışığı yayan gösterici (OLED) esnek elektronik devre cihazın arka bölümünde bulunan dokunmaya duyarlı panel ve de tüm bunlara eklenmiş olan piezoelektrik sensör’den oluştuğunu ve mekanik parça olamayacağını belirtiyor. Sony’e göre bu cihazların prototipleri 3 yıla kadar cebimize girmiş olacak.

Ben Sony’nin öncülüğüne her zaman inanılmaz hayran olmuşumdur; ama kendi standardını yaratma azmi içinse hayretlerimi gizleyemiyorum. Beta ve Memory Stick buna 2 örnek. Bu ürünün önceden yüklenmiş sabit uygulamalar için (Harita, fotoğraf albümü v.s.) daha uygun olacağını düşünüyorum. Sony tekrar bükülme standardı oluşturur ve kimse Sony gibi bükemediği için sadece Sony büker, sonra da yayılım hızlı olmaz diye düşünmekten de kendimi alamıyorum.

Ben bugünlerde gözlük şeklindeki ekranlara takmış vaziyetteyim. Hep bir amaçla gözlük takmaktan kaçınamayacağımız gibi bir his var içimde. Eğer gelişmiş bir gözlük takacaksak “Baş-üstü Ekranı” şeklinde olmalı. Bilim-kurgu filmlerindeki Hologram görüntülere aparatsız olarak dokunmaya ne kadar alıştıysak da aralarda bir şeyler olmak zorunda.

Şu anda ABD’li X3D firması steroskopik görüntüyü gözlük biçimindeki baş-üstü ekran ile sağlamış durumda ve bunu ilk aşamada bilgisayar oyunlarına eğlence katmak için yapıyor. Aynı zamanda KeyGlove firması da eldiven şeklinde parmak hareketlerini kontrol eden bir klavye tasarımı yapmış. Bu 2 konseptin birleşmesi ve geliştirilmesi sonucu önümüzdeki 5 yıl içinde parmakların 3D olarak havada yaratılmış görüntü üzerinde klavye ve Mouse gibi kullanılması sağlanabilir. Bunun için baş-üstü ekran, kol ve parmak uçlarının koordinatlarının anlık olarak kablosuz takip edilmesi gerekiyor. Resimdeki tasarımda da bu gösteriliyor. Ayrıca aynı resimde göze çarpan diğer bir nokta olan giyisi konusuna gelecek sayılarda değineceğiz.

Son geniş ekran opsiyonumuz ise Rulo haline gelebilen ekranlar. Zaten bunu şu anda siyah-beyaz olarak yapmaya başladılar. Bu konuda en ciddi çalışma yapan firma E-Ink. Firmanın ürünü olan E-Mürekkep insan saçı çapındaki mikro-kapsüllerin normal kağıdın kalınlığını geçmeyen (0,3 mm) bir zemine sıkıştırılmasından oluşmuş. Pozitif elektrik yüklü beyaz partiküller ile negatif elektrik yüklü siyah partiküllerin o bölgedeki elektrik yüküne göre yüzeye çıkıp çıkmaması prensibine dayanıyor ve siyah-beyaz görüntü sağlanıyor. Hedefleri renk filtreleri ile görüntünün renklendirilmesi. Resimde E-Ink firmasının ürettiği kağıdı kullanan bir endüstriyel tasarım var. Bu PDA da aynı zamanda daha önce patenti alınmış Lazer Işınlı Sanal Klavye kullandık. Bununla günlük gazeteleri, bulunduğu noktadan kullanıcı hemen yüklesin diye, bu ürüne birde Blue-tooth adaptör ekledi.

Gelecex Ağustos 2003

Kategoriler
Gelecex Yazıları

Bükülen Bilgisayarlarda Sony De Varım Diyor…

Bilgisayarlar devamlı küçülme eğiliminde olduğuna göre bu küçülmüş yapılarında nasıl bir ekran hayal ediyoruz. Bu aykı yazılarımızda sizlere ekranlara yönelik çeşitli bilgiler aktarmakla beraber Sony’nin Tokyo’daki laboratuarında ki mühendislerin bir çalışmasından da bahsetmek istiyorum.

Bu mühendisler mouse ile kontrol edilmeyen fakat küçük bir deformasyonla çalışabilen ultra küçük bir cihaz geliştiriyorlar. Sony, insanların bugünkü PDA’lardan daha da ufak, kredi kartı boyunda esnek cihazları ceplerinde veya çantalarında taşıyacağını öngörüyor. Ve de bir Sony araştırmacısı olan Ivan Poupyrev’e göre bunun fizibilitesini bir prototip çalışmayla da kanıtlamışlar. Bu basit prototip cihazın adı”Gummi”(lastik).

Gelecekte tüm cihazların ihtiyaç duyacağı herşey, Gummi’de bulunuyor. Gummi’nin herhangi bir düğmesi, çıkıntısı ya da mouse aparatı yok. Merak edenler,Gummi’nin çalışır haldeki videosunu www.csl.sony.co.jp/IL/members/schwesig/subcontents/gummi/gummi.mov.
 sony sitesinden yükleyebilir.

Gummi, sensörlerle standart bir LCD ve de touch-pad’den oluşan ve bunların esnek bir akrilik plastik bloğa yerleştirildiği bir kombinasyon. Kullanıcılar, ekrandaki bilgi akışını cihazı biraz esneterek ve de dokunmaya duyarlı pad’den yararlanarak sağlıyorlar. Deforme olduğunda voltaj yaratan piezoelektrik basınç sensörleri, esnekliği ortaya çıkarabilmek için Gummi’nin içine yerleştirilmiş. Herhangi bir düğmeye gerek kalmadan komplike işler, cihazı bükerek gerçekleştiriliyor. Gummi’nin değişik uygulama alternatifleri (harita, web browser, fotoğraf albümü, basit bir oyun, text) geliştirilmiş durumda. Sony’e göre bu cihaz, otel anahtarlarının veya seyahat biletlerinin içine entegre edilmesine kadar varabilir.

Sony, kredi kartı büyüklüğünü geçmeyecek ve kağıt kalınlığında olan bu cihazların birkaç malzemeden oluştuğunu belirtiyor: esnek, organik, ışığı yayan gösterici (OLED) esnek elektronik devre cihazın arka bölümünde bulunan dokunmaya duyarlı panel ve de tüm bunlara eklenmiş olan piezoelectric sensör.

Ön çalışmalar sonucu oluşacak son cihazda, geleneksel mekanik parçalar bulunmayacak. Bu mini PC’nin arkasında yer alacak dokunma paneliyle menüye geleceksiniz. Hatta cihazı bükerek bir haritaya daha fazla veya daha az odaklanabilecek ve video dosyalarının playback hızını kontrol edebileceksiniz. Sony’e göre bu cihazların prototipleri 3 yıla kadar cebimizin içine girmiş olacaklar bile.

Ben Sony’nin öncülüğüne her zaman inanılmaz hayran oldum ama kendi standardını yaratma azmine de hayretlerimi gizleyemiyorum. Beta ve Memory Stick bunlara 2 örnek. Bence bu cihaz açılabilir/katlanabilir LCD ler ve Virtual 3D gözlüklerle rekabet edemeyeceğini ve önceden yüklenmiş (Harita, fotoğraf albümü v.s.) bazı uygulamalar için kullanılacağını düşünüyorum.

Gelecex Ağustos 2003

Kategoriler
Gelecex Yazıları

İpod

Müzik dinlerken üşengeçliğimin en üst seviyesine ulaştığım için yaratıcılığımı kullanma eğilimim ön plana çıkıyor. Önce “CD Changer”lar bana bu konuda çok yardımcı oldu. Kapasiteleri 200’lük olanlardan 2 tane aldım, sonra CD’leri müzik türüne, topluluk ve şarkı adına göre kodladım ve listeledim. Böylece oturduğum yerden elimdeki listeye bakıp uzaktan kumanda ile istediğim parçayı dinlemeye başladım. MP3 formatının çıkması ile tüm CD’lerimi bu formata çevirdim ve PC’ye yükledim. Yaklaşık 10,000 tane parçayı PC’de tutup oradan çalmak çok zahmetliydi. O yüzden taşınabilir bir cihaza da ihtiyaç vardı. Juke-Box’lar bu iş için biçilmiş kaftandı. 10 GB ile başlayıp en son 40 GB’a ulaştım. PC için  kullandığım program ise Real Player oldu. İnanılmaz mutluydum. Artık 10,000 parça içinde istediğim parçaya 10 saniye içinde ulaşıp dinleyebiliyordum. Sonra “Şarkı Listesi” yapıp sabahları jogging yaparken kullandığım MP3 Walkman’e yüklüyordum..

Bu mutluluk Apple iPod ile tanışana kadar sürdü. iPod’u tanıdığımda gerçek aşkın ne olduğunu anladım. Bugüne kadar yaptıklarımın aslında hata olduğunu gördüm. Resmini gördüğünüz iPod (6×10 cm’lik ve 30 GB’lık yeni modeli) ve yanındaki sub-whoofer bizim evdeki müzik setini temsil ediyorlar. Toplam 10,000 şarkı’ya erişim sürem sadece 3 saniye. Aynı zamanda taşınabilir, tatilde istediğim yere götürebiliyorum. Daha da güzeli şu anda sadece ABD’de DSL ve Kablo kullanıcıları ile bilgisayarları Mac ve işletim sistemi OS10.2.5 ve yukarısı olanlar http://www.apple.com/music/store/ ‘dan tanesi 99 cent’e şu an için 200,000 şarkılık listeden satın alım yapabiliyorlar..

Yıl sonu itibari ile ABD dışı ve Windows işletim sistemi kullanıcıları için’de kullanım alanı genişleyecek. Çalışma hayatı yoğun, evinde çok CD’si olan ve müzik dinlemeyi seven yöneticiler için tavsiye edebileceğim kullanımı en kolay sistem. Denemekte fayda var.

Gelecex Ağustos 2003     

Kategoriler
Gelecex Yazıları

5 Yıl Sonranın Elektronik Kileri

Internetten alışverişin, kullanılan sistemler ve bunların kolaylıklarıyla yaygınlaşabileceğini düşünüyorum. Bu düşünceyle üzerinde çalıştığımız proje bir elektronik kiler. 5 yıl sonrasının bir ürünü olarak tasarlanan proje e-PANTRY adını taşıyor. Evlerdeki minimum ürün stoğunu ve alışverişin otomatik olarak gerçekleştirilmesini sağlayan ePANTRY’nin, ev yaşamında bu ürünlere ulaşmayı kolaylaştıran tasarım özellikleri de var. e-PANTRY Stok Kontrol ve Alışveriş Sistemi’miz birkaç parçadan oluşuyor.

epantry_011.jpg Bileşenler arasında öncelikle, ev içinde satın alınan tüm süpermarket ürünlerinin stoğunu tutan ve süpermarket ile bağlantılı olan bir buzdolabı var. Ama şu anda varolan türde bir buzdolabı değil. Siyah-beyaz televizyon’dan renkli televizyona geçişteki değişikliği yaşatacak türde. Bu ürün için, şu anda toplam 18 uluslararası patent ve faydalı tasarım başvurumuz bulunuyor. Buzdolabı 2010 yılında bütünüyle yaygınlaşacak. RF/ID (Radyo Frekanslı Tanıma) teknolojisini destekliyor. Hedef fiyatın 2-5 cent arasında olduğu RF/ID tag’ler (büyüklükleri belki de 2×2 mm boyutlarına kadar inecek) önümüzdeki 5 yıl içinde üretim esnasında ürün paketlerine konacak ve ürünün bildiğimiz EAN barkodunu destekleyecek EPC (Elektronik Ürün Kodu) kodunu taşıyacaklar. Bu konuda en yetkin organizasyon MIT bünyesindeki Auto-Id Center. Bu organizasyon ile yakın çalışma içindeyiz.Buzdolabı yalnızca RF/ID’yi desteklemiyor. Buzdolabı üzerindeki Imaj/Barkod okuyucular, alınan tüm ürünlerin son kullanma tarihlerini, gramaj ve ürün kodlarını da okuyor; aynı zamanda  evdeki stokların sayılmasına da yardımcı oluyor. Yani geçiş döneminde bilgi girişi yarı otomatik yapılabilecek.

Buzdolabı ve buna bağlı diğer akıllı ev aletlerini yöneten bir Tablet PC ise, sistemin son parçası. Aslında Tablet PC’nin, buzdolabının üzerinde olması gerekmiyor; ama süpermarket’ten alınan çoğu ürün buzdolabında durduğu için bu tercih edilmiş. Sonuçta Tablet PC taşınabilir özellikte.

Uzun dönemde süpermarketlerin, müşteriyi kendilerine bağlamak için akıllı ev aletlerini onlara kiralayacaklarını düşünüyorum. Örneğin süpermarket, belirli dönem alışveriş garantisi ile müşterisine e-Pantry Stok Kontrol ve Alışveriş Sistemi’ni kurduğunda, evdeki Tablet PC de internet aracılığı ile süpermarkete bağlı olacağına göre, siparişler otomatik olarak süpermarkete gidecek ve müşteri ile süpermarket ilişkisi çok daha uzun süreli olacaktır.

epantry_011.jpg

Süpermarket, müşterisinin tüketim bilgilerini on-line takip ettiği için, sipariş-stok hareketinin planlaması da kolaylaşacaktır. Diyelim müşteri, süpermarkete gidip kendi alışverişini yapmak istiyor. e-Pantry bunu da sağlıyor. Çünkü İmaj/Barkod okuyucu aynı zamanda bir terminal ve üzerinde kablosuz yerel ağ modemi bulunuyor. Müşteri mağazaya girdiğinde bu terminal, marketin sistemine bağlanıyor ve marketin reyon yerleşimi ekrana geliyor. Müşteri raflar arasında dolaşırken, evde kendisinin ya da bilgisayarın hazırlamış olduğu siparişleri içeren ürünlerin bulunduğu raflara geldiğinde, terminal kendisini uyarıyor. Müşteri ürünü alıyor, barkodunu ya da RF/ID’sini okutuyor ve sepete atıyor. Alışveriş sepeti kutulardan oluşuyor ve her kutu belirli bir ürün grubu için. Yani deterjanlar ile gıda maddeleri birbirine karışmıyor.

Alışverişi bittiğinde, müşteri ödeme noktasına geliyor ve eğer tüm ürünlerde RF/ID uygulamasına geçildiyse, ödeme noktasındaki okuyucu ürünleri hızla ve yerinden alınmadan okuyup kontrol ediyor. Eğer geçilmedi ise (2010’dan önce) ödeme noktasındaki kasiyer ürünleri rastgele seçerek kontrol edebiliyor. Ödeme için müşteri cep telefonunu kullanıp Mobil Ödeme yapıyor, faturasını yada fişini alıp süpermarketten ayrılıyor.

epantry_011.jpg

Gelecex’in haziran sayısında tanıttığım ve daha önce Türkiye’de denenmiş olan Shopman projesinin başarılı olmamasının nedenleri de burada ortaya çıkmış oluyor. Çünkü Shopman ara bir çözümdü, bütünü kapsamıyordu.

Biz alışverişimize dönersek, müşteri evine geldiğinde artık ürünleri tek tek okutup stoğa almasına gerek kalmıyor, çünkü bu işlem satın alma esnasında gerçekleşmiş oluyor. Ancak, gramaj ve son kullanma tarihleri önemli. Bu bilgileri tüm ürünlere RF/ID çipler takılıncaya kadara imaj/barkod okuyucu ile bilgisayara aktarılacak. RF/ID ile beraber süpermarkette alışveriş esnasında gramaj ve son kullanma tarihleri de otomatik olarak kaydedilmiş olacak. Alışveriş sonrasında ePANTRY’ye konan ürünler kullanıldıkça, okuyucular sayesinde stoktan düşülecek ve yeniden alışveriş listesine eklenecek .

Teknolojik çözümlerin yaşama geçmesi, gerçekten insan hayatını kolaylaştırmasıyla oluyor. Hayatı kimi kez daha zorlaştıran çözümler ya ölü doğuyor ya da gelişemiyor. Tasarımcılar artık bu konuda çok daha dikkatliler ve önümüzdeki yıllarda teknolojik çözümlerde insan hayatını kolaylaştıran çok daha şaşırtıcı öğelere rastlayacağımızı düşünüyorum.

Gelecex Temmuz 2003