Kategoriler
BusinessWeek Yazıları

Ah Bir ABD’de Yaşasaydım !

bw9
Türkiye’de iş yapıyorsak ülkenin ve bölgenin şartlarını göz ardı edemeyiz.

Eminim benim gibi (çocukluk döneminde babası hayatta olan) her çocuk, babasının nasihatlarıyla büyümüş ve büyüdüğünde bu nasihatlarla ilgili mutlaka olumlu veya olumsuz yorumlar yapmıştır: “Keşke dinleseydim” veya “Keşke dinlemeseydim” diye…

Ben babamın birçok nasihatına kulak verdim, dikkate aldım. Ancak, dikkate almadığım veya dikkate aldığımda yapılacak çok az şeyin kaldığı tecrübemi sizlerle paylaşmak istiyorum. Ama, bundan önce babamla ilgili olarak kısaca hafızalarınızı tazelemek istiyorum.

Babam Oğuz Manas Türkiye’de bilişim teknolojisinin gelişiminde parmağı olan en önemli isimlerden biridir. Babamın kurduğu Ege Üniversitesi Bilgisayar, Araştırma ve Uygulama Merkezi, uzun bir dönem Türkiye’nin bilişim teknolojileri alanında çalışma yapan ana kuruluşlarından biriydi. Babamın fiilen müdürlüğünü yürüttüğü bu merkez, 1986 yılında Türkiye Üniversiteler ve Araştırma Kurumları Ağı (Tüvaka)’nın ana merkezi oldu. ODTÜ, Hacettepe Üniversitesi ve Boğaziçi Üniversitesi gibi üniversitelerin tümü Ege Üniversitesi aracılığı ile, Internet 1993 yılında ticari hale dönüşünceye kadar, önce 1984 yılında kurulan EARN Avrupa’ya, ardından da 1982 yılında ABD’de ilk olarak  New York City University ve Yale arasında veri iletişimi amacıyla kurulan BITNET (Because It’s Time – Zamanı Geldi)’e bağlandılar.

1990 yılına gelindiğinde Ege Üniversitesi üzerinden EARN ve BITNET’e bağlı üniversite, araştırma kurumu (TÜBİTAK dahil) ve Fen/Anadolu liseleri sayısı 30’u aşarken, bağlı terminal adedi de 1.000’i geride bırakmıştı. Üniversite-Sanayi işbirliği çerçevesinde bazı sanayi kuruluşları da bilgisayarlaşma çalışmalarını Ege Üniversitesi üzerinde yürütmekteydiler.

1991 yılının 14 Şubat’ında Yeni Asır Gazetesi’ne röportaj veren babam, dönemin teknolojisine ilişkin rakamların altını çizerek, günümüzde yaşanacak gelişmelere de ışık tutmuştu. Babamın, “2000’li Yıllarda Oturduğumuz Yerden Alışveriş Yapacağız!” başlığını taşıyan röportajını yaptığında;

PC’ler henüz evlere girmemişti.
PC işlemcisi hızı 50 MHz’di. Yani şu andaki bilgisayar hızlarından yaklaşık 80 kat daha yavaştı.
En hızlı modem’in hızı 2400 bps’di.  Yani şu an TTNet’in verdiği 1 Mbit standart hız’dan 400 kat daha yavaştı.
CERN araştırmacısı Tim-Berners Lee, dünyayı değiştiren World Wide Web’i (www) piyasaya sürmek için hazırlık yapıyordu.

Babam yukarıda bahsi geçen röportajında; 2000’lere doğru yaşanacak gelişmeleri çoktan öngörmekteydi. Ona göre;

Şirketler ürünlerini tanıtmak için web sayfası açacaktı,
2000’li yıllarda evlerimizde oturduğumuz yerden uçak vs rezervasyonu yapacaktık,
Internet üzerinden ürünlerle ilgili fiyat karşılaştırması ve alışveriş yapılabilecektik,
Bilgisayar virüsleri tehlikeli olacak ve bilgisayarları tehdit edecekti,
Büyük bilgi bankalarına erişim çoklu olarak gerçekleştirilecekti.

Peki ben ne yaptım? Babamın tam 17 yıl önce yaptığı öngörüleri dikkate almadım, onun vizyoner bakışı ve öngörüleri doğrultusunda hareket etmeyip, interneti iyi bir gelir aracı olarak gördüğümde takvimler 2000 yılını gösteriyordu. Türkiye’nin ilk İnternet Bahis Platformu; BİLYONER benim proje liderliğimde yaratıldı. 2007 yılı sonunda yüzde 10 hissemi sattığımda; BİLYONER Türkiye’nin en büyük ciro ve kâr yapan internet sitesiydi. Geç kalmama rağmen Türkiye’nin en başarılı Internet projelerinden birini yaratmıştım ama babamın söylediklerine daha iyi kulak verseydim, 1994 yılı ve hemen sonrasında:

McAfee gibi Anti-Virüs programı (1987 yılında kuruldu),
Amazon gibi bir alışveriş sitesi (1994 de kuruldu),
Yahoo gibi arama motorunu (1994 yılında kuruldu) yaratmanın gerçekten zor olmadığını düşünüyorum. Şimdi niye yapmıyorsun diyenlere şunu söyleyebilirim: Artık internette başarılı olmanın yolu “Bedava Ekonomi” kurallarını bilmekten geçiyor. Yani oyunun kurallara değişti. Bu kurala göre oynamak istemiyorsan başarılı olamazsın. Bunun yanında benim ve doğal olarak bizlerin önünde önemli bir engel daha var: Yaşadığımız Coğrafya! 1994 yılında bunlarla uğraşmak yerine, 1994 Türkiye Krizi sırasında eski ortağımla batmak ile batmamak arasında git-gel yaşıyor, o kalede ben hücumda takımı kurtarmak için savaş veriyorduk. Biz bunlarla uğraşırken ABD’nin örneğin Kaliforniya San Jose’sinde internet proje fikirleri ortaya çıkıyor, en küçük projeye finans desteği hemen yaratılıyordu. Demek ki; Türkiye’de yaşıyorsak ve burada yaşamaya devam edeceksek, işlerimizi ve projelerimizi bu ülkenin şart ve dinamiklerine göre de sürdürmek zorundayız. Tersine hareket ettiğimizde; “Ah bir ABD’de doğsaydım ve yaşasaydım, neler yapardım” söylemleriyle yaşamımızı kısır döngüye sokmamız içten bile olmaz.

Yazının PDF Hali

23/03/2008 BusinessWeek

Kategoriler
BusinessWeek Yazıları

Dünya Enerji Verimliliğine Yönelirken, Türkiye’de Bu Konsept Çok Yeni

bw
Enerji konusunda dışa bağımlı olan ülkelerin en büyük sorunu yaşanan büyüme ile birlikte artan enerji gereksinimidir. Enerji denince göz ardı etmememiz gereken bir sacayağı var: Enerji arzı güvenliği,  en düşük maliyetle enerji arzı sağlanması ve çevre-insan sağlığının korunması. Bu üç gerçek paralel olarak hareket etmek zorundadır. “Çevre Kirliliği” ve “Global İklim Değişikliği” kavramlarını son dönemde çok yoğun kullanan dünya (her ülkede aynı oranda olmasa da), bunun sağlanması ve üçlü sacayağına uygun hareket edilebilmesi için çözümün önemli bir oranda da “Enerji Verimliliği”nden geçtiğini biliyor. 1974 ve 1978-1979 yıllarında katlayarak artan petrol fiyatları enerji verimliliği teorisinin ortaya atılmısına neden olmuş, ortaya atılan teorinin bilinç düzeyine ulaşması ve devlet ardından da dünya politikasına dönüşerek önce sanayileşmiş batı ülkeleri ve Japonya da uygulanmaya başlanmış, diğer ülkelere yayılması zaman almış olsa da, bugün artık yaratıcı beyinlerin üzerine kafa yorduğu bir noktaya ulaşmış durumdadır.

Son yıllarda enerjide dışa bağımlılığı artan AB’de, nükleer enerjide güvenlik, elektrik ve gaz piyasalarının serbestleştirilmesi, çevre, yenilenebilir enerji kaynaklarının geliştirilmesi gibi konu ve sorunlarla karşılaşılması nedeniyle AB Komisyonu bir enerji politikası oluşturdu. SAVE ve SAVE II adındaki programlar 2000 yılında topluluk stratejisini belirleyen Enerji Çatı Programı kapsamına alınmıştır. Buna paralel olarak da, AB’de binalarda, sanayide, ulaştırmada ve ev aletlerinde enerji verimliliğine yönelik uygulamalar başlatılmıştır. Avrupa’daki veri toplama kuruluşlarından ODYSSEE’nin göstergelerine göre; AB’de enerji verimliliğinde genel olarak 1990-2002 yılları arasında toplamda % 10 olmak üzere, büyük ev aletlerinde % 21 ve  sanayide % 13 düzeyinde iyileşme sağlanmıştır. Otomobillerin özellikli enerji tüketimlerinde 1995 yılından itibaren bu düşüş % 1,7 düzeyine ulaşmıştır.

Enerji verimliliği çalışmalarında olumlu sonuçlar alan ülkelerden biri de ABD’dir. Yaklaşık 30 yıl içinde enerji verimliliği, yüksek teknolojiler kullanılarak önemli ölçüde artmıştır. 1973 yılından 2000 yılına kadar ABD ekonomisi % 126 oranında büyürken, aynı dönemde enerji kullanımındaki artış % 30 düzeyinde gerçekleşmiştir. ABD Enerji Bakanlığı yapılan tasarruf’un, aynı dönemde enerji tasarrufu sağlamak amacıyla yapılan yatırımların üç katına eşit olduğunu açıklamıştır.

Enerji talebinin yaklaşık % 83’nü ithal eden Japonya’da da hükümetlerin öncelikli konusunu enerji verimliliği oluşturmaktadır. Dolayısıyla da enerji tasarrufuyla ilgili birçok program uygulanmaktadır.  Ülkede hayat standardının yüksek, mevsimler arası gece ve gündüz sıcaklık farklarının da fazla olması nedeniyle enerji tüketimi de yüksektir. Japonya’da hava sıcaklığının 30 derecenin üstündeki her bir derecelik artış yaklaşık 4400 MW (Atatürk barajının üretim kapasitesi kadar) elektrik talebini artırmaktadır. Enerji Tasarrufu Kanunu ile elektrik tüketen aletlere ve ofis makinelerine yeni standartlar getiren Japonya, buna ilave olarak Enerji Tasarrufu Yardım Kanunu çıkarılarak enerjiyi verimli kullanan donanım ve sistemlerin düşük faizli kredi ve vergi indirimi ile desteklenmesi sağlanmıştır.

Artık gelişen teknolojiler de enerji verimliliği için en önemli destek haline geldi. ABD Enerji Bakanlığı’nın Washington’da 112 hane üzerinde uygulamaya başladığı GridWise sistemi sayesinde her 5 dakikada bir yenilenen enerji fiyatları ile hanenin enerji maliyetleri gözler önüne serilirken, sistem çerçevesinde verilen cihazlarla tüketicilere değişen fiyatlara göre ideal sıcaklığın ayarlanması imkanı sunuluyor. Daha önce elektrik tüketimi üzerinde test edilen GridWise sisteminin, evsahiplerinin fatura başına %10 tasarruf etmelerini sağladığı ve yıllık enerji talebinde de %15 azalmaya neden olduğu saptanmıştı.

Enerjide %70 oranında dışa bağımlı olan Türkiye’de ise “Enerji Verimliliği” konusunda en somut adım Mayıs 2007’de atıldı. “Enerji Verimliliği” kanunu ile “Enerji Tasarrufu” kavramının, “Enerji Verimliliği” bilinci ve uygulamalarına dönüştürülmesinin de yolu açılmış oldu. Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanlığı içinde 2008 yılını “Enerji Verimliliği” yılı olarak ilan ederken, yarattığı “En-Ver ve Ateş Böceği” karakterleri ile halkı dünya genelinde çoktan yerleşmiş bu bilince ulaştırmaya çalışıyor. Yetmişli yıllarda İzocam’ın “Kapat şu kaloriferi pişiyoruz” reklamlarını X Kuşağı hatırlar. Ama aradan 30 yıl geçmesine rağmen Türkiye de çatı yalıtımı olan binaların oranı ise sadece %13. Aydınlatmada hala flamanlı ampuller kullanarak, yeni kompakt floresanlara göre üç katı fazla elektrik tüketiyoruz. Yeni Enerji Verimliliği kanunu başarılı bir strateji ile yürütüldüğünde somut gelişmelerle sonuçlanacaktır. Ancak bu strateji için olmazsa olmazların başında binalarda metrekare başına ne kadar enerji tüketildiğinin ölçümlenmesi ve bu veriler ışığında hedeflerin konulması gelmektedir.

24/02/2008 BusinessWeek

Kategoriler
BusinessWeek Yazıları

Elektroniğin ‘Sivilleşme’ Dönemi Başladı.

bw10
Yerli Firmaların sadece askeri değil, sivil elektronik alanında çok önemli teknoloji ve ürünler geliştirecekleri çağ başladı.

MR teknolojisi, savunma elektroniği üreticilerinin yüksek bütçe ve kar marjları sayesinde ortaya çıktı. Çok güçlü bir manyetik alan yaratılarak çekim yapma prensibine dayalıdır. Yeni haber; ABD’deki Los Alomos Ulusal laboratuvarı’nda şu andaki manyetik alan gücü gereksiniminin 1/100’üne kararki denemeler başarıyla yapılıyor. Yani MR cihazları önümüzdeki 5 yıl içinde inanılmaz ucuzlayacak.

Yazının PDF Hali

20/01/2008 BusinessWeek

Kategoriler
BusinessWeek Yazıları

İlk Buluşma…

bw
Öncelikle siz değerli BusinessWeek okurları ile buluşmaktan dolayı çok mutlu olduğumu ifade etmek istiyorum. Yoğun iş tempoma rağmen teknoloji ve yenilik içeren konular başta olmak üzere geleceğe dair araştırmalar ve okumalar yapmaktan ve bunlara bağlı gelecek senaryoları üretmekten büyük bir keyif alıyorum. Ancak bunları bilinçli, sorgulayan ve duyarlı bir okur kitlesi ile paylaşmam gerektiğinde daha düzenli, daha incelikli ve daha da yenilikçi olmam gerekiyor ki bu biraz tedirginlik verse de neticesinde aldığım okur tepkileri ve paylaşımları aldığım keyfi bir kaç kat artırıyor. Bu sütunlarda enerjiden medyaya, bilgi teknolojilerinden ulaşım teknolojilerine çok çeşitli konularda size bilgi, yorum, trend ve senaryolarımı aktarırken benim yazmaktan duyduğum keyfi sizin de okumaktan almanızı dileyerek ilk yazıma başlıyorum.

Son dönemin en önemli gündem maddelerinden biri Global Isınma (gerçek adıyla Global İklim Değişikliği) ve buna bağlı olarak Biyo-yakıtlar sıcak ve kurak geçen yazımıza damgasını vurdu. Londra neredeyse tüm yaz boyunca yağış aldığı için İngilizler bu konunun üstünde pek durmadılar ama örneğin bizde yaz kurak geçtiği için duyarlılığımız çok yüksekti. TV programları, söyleşiler, açık oturumlar yapıldı. Yüzlerce köşe yazısı ve eleştiri, gazete, dergi ve Internet sitelerinde yer aldı. Magazin programlarında bile mikrofon tutulan sanatçılarımız bir şey söylemek zorunda hissettiler kendilerini; “Kyoto Protokolünü imzalamayalım” diyen hiç çıkmadı. Ya da kimse “Benim bu konuda bilgim sınırlı, yanlış birşey söylemek istemiyorum” diyerek susmayı tercih etmedi. Dünyamızı ve geleceğimizi ilgilendiren konularda duyarlılığımızın artması tabii ki iyi ama yanlış/eksik “fikirler”le değil doğru “bilgi”lerle desteklemeliyiz.

Global İklim Değişikliği’ne hazırlanmaya başladığımız şu dönemde gerçekleri kabul edip gelecekle ilgili iş planlarımızı da paralel olarak yapmamız gerekiyor. Örneğin Kuzey buzulu (Arctic) içindeki erime dünyada deniz yolculuğunda devrim yaratacak gelişmelere gebe olacak. Bir süre sonra bu geçiş kullanılabilecek hale gelecek. Böylece; örneğin New York ile Tokyo arası Panama Kanalı’na alternatif kullanımla 11,300 mil’den 8,700 mil’e düşecek. Aynı şekilde Londra ile Tokyo arası da Süveyş Kanalı’na alternatif kullanımla 13,000 mil’den 8,100 mil’e düşecek. Bu dramatik değişim denizde yüksek hız yapan gemilerin ortaya çıkmasına da olanak sağlayacak. Gemi yapılarının değişeceğini, katamaran gövdeli gemilerin çok hızla artacağını düşünüyorum. Öte yandan artan ve güçlenen rüzgarlar da yeni üretilecek uçaklarda daha gelişmiş oto-pilot sistemlerinin kullanılmasına neden olacak. Sonuçta ürünlerin teknolojik ömürleri gittikçe kısalacak ve Ar-Ge maliyetleri giderek artacak.

Biyo-yakıtlar arasında en çok adı geçen Etanol’ün yıldızı Brezilya hızını alamadı ve yakıt ihtiyacının %30’luk bölümünü Etanol ile karşılamak yetmediği gibi ihracata başladı. Devlet Başkanı Meksika, Honduras, ve Nikaragua’ya gitti ve bu ülkelere de nasıl Etanol üretileceklerini anlattı. Ama o da önemli birkaç noktayı gözden kaçırdı. Etanol’ün temel hammaddesi olan şeker kamışının ağırlıklı olarak yetiştirildiği ülkenin güney-doğusunda, arazi hem ucuz hem de devlet desteği var. Ayrıca arazi dümdüz ve bölge inanılmaz yağmur alıyor. Bu da sulama ve hasat giderlerini çok azaltıyor. Yani Brezilya mucizesi her ülkeye uygulanabilir görünmüyor.

ABD de Etanol’ün yıllık litre üretimi olarak 2012 hedefini yakalamak üzere. Mısır fiyatları ikiye katladı. Buğday fiyatları hızla yükseliyor. Ekilebilen toprakların yiyecek olarak kullanılacak ürünler yerine yakıt olarak kullanılacak ürünler için kullanılması ileriki yıllarda geri dönülmesi çok güç sonuçlara yol açacaktır.

Ayrıca mısırdan elde edilen Etanol direkt maliyetler dışında sadece %25 fazla enerji (tohumu ekmek, gübrelemek, sulamak, biçmek vs için de enerji harcıyoruz) oluşturmaktadır. Ekip biçerken oluşan sera gazından dolayı bu süreçte elden edilen enerji normal benzine oranla sadece %13 daha az emisyon oluşturuyor. Benim görüşüm ABD gibi ülkelerden ziyade fakir ama geniş ekilebilir alanlara sahip ülkelerin bu işe soyunmasının daha mantıklı olduğu yönünde. Örneğin Kamboçya Jatropha ile çok iyi kalitede Biyo-yakıt üretebilmektedir. %25 fazla enerji üretmek onlar için cazip olabilmektedir.

ABD’nin mısır gibi aynı zamanda gıda ürünü olabilecek bir bitkiden yakıt üretmesi ayrıca bana çok anti-teknolojik ve anti-yenilikçi geliyor. Örneğin “Cottonwood ve Selülozik Çimen” den elde edilecek enerji, mısırdan elde edilecek enerjiden en az 10-15 daha fazla olacaktır. UC Davis gibi ziraat konusunda güçlü üniversitelerin bence çalışmalarını hızlandırmaları gerekiyor.

Bundan 2 yıl önce hiç aklımıza gelmeyen (nükleer enerji de dahil) konuları konuşmaya başlıyoruz. Bunlar hakkında bilgilenmemiz lazım, ama nasıl? Asla belleklerimizi tek kaynaktan, tek yönlü bilgi hatta sadece “duyum” ile doldurmamamız gerekiyor. Bunun için de dünyamızı ve geleceğimizi etkileyecek konularda fikir sahibi değil derinlemesine bilgi sahibi olmalı ve bunu paylaşmalıyız.

23/12/2007 BusinessWeek