Kategoriler
Basında Çıkan Haberler

Olmadı Sevgili Gültekin Kara. Senin Görevin Motive Etmek Olmalı, Demotive etmek Değil…

turkish_car_mindset_hibrid_1

Dünya Gazetesi’nden Gültekin Kara, 25 Temmuz 2011’de köşesinde: “Aşırı Doz İletişim” başlıklı bir yazı yazmış: http://www.dunya.com/asiri-doz-iletisim-gultekin-kara_111_0_yazar.html Yazı benimle ilgili. Ama bilgilendirmede bazı yanlışlıklar var.  Yazıya dönersek, yazı şu şekilde devam ediyor:

Manas’ın otomotiv dünyasına ilk girişi otomotiv haberleriyle manşetlere taşınması, otomotiv dünyasının önemli tasarımcıları arasında gösterilen ve yoluna bağımsız devam eden Murat Günak ile Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a test ettirdikleri Mindset projesi olmuştu. Daha sonra ikilinin yolları kısa bir süre içinde ayrılmıştı. Manas, yoluna sırasıyla Heuliez, Tilter ve Think projeleriyle devam etti. Devam etti derken, Manas Avrupa’da kriz nedeniyle kim zorda kalmışsa onlarla buluşup o fabrikayı satın almayı hedefledi. Ya da en azından o tip demeçler verdi. Ancak gelinen noktada sadece Tilter’de bir anlamda ilerleme sağlandı. Ne Heuliez, ne de Think, Manas’a yar olmadı.

Tümüyle yanlış bir başlangıç:

1. Ben Murat Günak’ın “Mindset” projesinde hiç yer almadım. Sayın başbakan Mindset’e 23 Haziran 2009 tarihinde bindi: http://arsiv.gazeteport.com.tr/NEWS/GP_485870

2. Mindset projesinde Murat Günak’a destek olan sevgili Faik Kurşunoğlu 28/07/2009 tarihinde bana geldi ve projeyi tanıttı. Ben böyle pahalı bir araba için Avrupa pazarının uygun olmadığını söyleyerek projeyle ilgilenmediğimi belirttim.

3. Murat Günak bu araba için birçok yatırımcı adayı ile konuştu. Şimdi burada isimlerini söylememe gerek olmayan onlarca firmaya Murat Günak taşındı. Artık ümitler tükendiğinde gene birileri ortaya çıktı ve projeye finansal destek olacaklarını söylediler. 3 Kasım 2009’da isimleri bende saklı 8 tane Bursalı işadamı grubunun projeye sahip çıktıkları ve “Voltran” oluşturdukları gündeme geldi: http://www.opelx.com/motorsports-ve-otomobil-haberleri/7184-turk-isadamlari-murat-gunaka-sahip-cikti.html Daha sonra ümitler tükendi.

4. Kurucusu ve bir dönem yönetim kurulu üyeliği yaptığım İSGİD’de (İstanbul Girişimciler Derneği) 14/09/2009 tarihinde yapılan yönetim kurulu toplantısında Mindset projesi tanıtıldı ve ben toplantıda bulunmadığım için bir yorum yapamadım.

5. İSGİD’in 28/09/2009 tarihinde yapılan yönetim kurulu toplantısında yönetim kurulu üyemiz sevgili Efsane Turan konuyu bana açtı ve ben Mindset projesine inanmamamın yanında, elektrikli arabalarda sorunun ağırlık ve pil olduğunu, o yüzden kısa sürede bir başarı sağlamanın zor olduğunu söyledim.

6. Sevgili Efsane Turan bu cevabımla tatmin olmadığı ve benim mutlak katkıma inandığı için 30/09/2009 tarihinde projeyle ilgili olarak o tarihteki TİM başkan vekili ve Uludağ Taşıt Araçları ve Yan Sanayi İhracatçıları Birliği yönetim kurulu başkan vekili sevgiliBurak Arkan ile konuşmuş ve benim çekincelerimi iletmiş. Bana da mail atarak onlarla direkt temasa geçmemi söyledi.

7. Bende bu çabaların arkasında mutlak önemli bir mesaj olacağını düşünerek görüşmeye karar verdim. Zaten Murat Günak’a da benimle görüşmesi konusunda telkinde bulunulmuş.

8. Murat Günak ile 08/10/2009’da İstinye Park’taki Masa Restaurant’ta tanışarak yemek yedim. Kendisi benim pil ve ağırlık ile endişelerimi giderdiği gibi, onunla paralel düşündüğüm için benimle ortak çalışmak istediğini söyledi. Türkiye’de herkesin kendisine söz verdiğini ama yerine getirmediğini söyledi. O gün Türkiye’den ayrıldığı için yakın zamanda tekrar görüşmek istediğini söyledi.

9. Ben Londra’ya başka bir iş için giderken 04/11/2009 tarihinde Hannover havalimanında aktarma yaparak Murat Günak ile yemek yedim ve ortaklığımızın temelini orada attık.

10. Buna bağlı olarak Murat Günak Türkiye’ye geldiğinde 06/11/2009 tarihinde Hürriyet’ten sevgili Emre Özpeynirci ve Sabah’tan sevgili Ufuk Sandık ile yemek yiyerek niyetimizi açıkladık. Onlar da köşelerinde bunu haber haline getirdiler. Ama bu haberlerde Mindset ile ilgili Murat Günak Şöyle diyordu: “Mindset, fiyatıyla üst sınıf bir otomobil. Biz bu araçla hem hükümete hem de dünya kamuoyuna elektrikli bir araçta neler yapabileceğimizi net şekilde gösterdik. Şimdi ise hem Başbakan’ın hem de Yatırım Ajansı’nın desteklediği 3 farklı elektrikli araçtan oluşan gerçek proje üstünde çalışıyoruz.” (http://www.hurriyet.com.tr/ekonomi/12892605.asp)

11. Murat ile hedefimize uygun hareket etmek adına yeni aracın tasarımı için daha önce PSA’de çalışırken ortak proje geliştirildiği Heuliez’e gitmeye karar verdik.

12. Murat Günak ile 23/11/2009 da Paris’te buluşup ertesi gün Heuliez ile toplantı yaptık. Toplantıda Heuliez’in (yeni adıyla MIA Vehicle Electric’in) ürettiği MIA markalı elektrikli arabası için şirkete ortak olmak istediğimizi, bunun karşılığında Türkiye’de kurulacak TeReCo adlı şirketin MIA’nın Fransa ve Almanya dışındaki tüm ülkeler için üretimini Türkiye’de yapmasını teklif ettik. Heuliez’de şirket olarak TeReCo’dan hisse alacaktı. Bunu konuştuktan tam 1 ay sonra (Aralık sonunda) Heuliez’in ana hissedarı konumunda olan Bernard Krief Consulting (BKC) şirkete gerekli sermayeyi koyamadığı için şirket iflasını açıklama noktasına geldi.

13. Durum değişmişti. Hemen Türkiye’de çalışmalara başlayıp B Plas ve İnci akü ile şirketi satın almak için teklif hazırlığına girdik. Bunun yanında Cenevre Otomobil Fuarı yaklaşıyordu ve şirketin bu şekilde piyasada duyulması önünün tümüyle kapanmasına neden olurdu. Alıcı pozisyonu ile Fransız hükümet ve fabrikanın bulunduğu Region Poitou Charentes yetkilileriyle masaya oturdum. Bu konuda daha önce blogumda da detaylı haber yaptım: https://www.alphanmanas.com/?p=733

14. Şirketin ikiye bölünerek satılması gerekliliğini mahkemeye anlattım. İflas mahkemesi benim de önerimi dikkate alarak şirketi ikiye bölerek satmaya karar verdi. Çünkü yedek parça üretim (stamping) tesisi için yabancı alıcı bulunamazdı ve ancak bir Fransız firma alıcı olabilirdi. Elektrikli araba üretimi için de MIA Vehicle Electric adında ayrı yapı kuruldu ve varlıklar oraya aktarıldı. Bu arada Cenevre Otomobil fuarına katıldık. Masraflar konusunda şirkete Murat Günak ile destek olduk.

15. Heuliez’in yedek parça bölümüne Baelen de Gaillard Industries (BGI) talip olurken, elektrikli araba bölümü için en önemli talipli konumdaki Türk ortaklarlara BGI’ı Region Poitou Charentes yetkilileri bir araya getirmeye karar verdiler. Amaç iki firmanın beraberce teklif verip ihaleyi almalarını sağlamaktı. Çünkü ortalıkta Doğu Asya’dan firmalar dolaşıyor ve şirkete olan ilgilerini ortaya koyuyorlardı. Fransızlar böyle bir riski almak istemiyorlardı. Ben BGI ve Region Poitou Charentes yetkilileri ile yapacağım toplantı için tarih beklerken, bu toplantıyı iptal ettikleri gibi ihale tarihinden 3 gün önce bölgeden 2 milletvekili ve yönetici bizim Almanya Distribütörü olarak Ön Anlaşma imzaladığımız Con Energy firması ile görüşme yaptıklarını öğrendim. Deliye dönmüştüm. Biz bir anda devre dışı kaldık ve Con Energy yanına Alman Kohl Pharnaceuticals’ı alıp Fransız BGI firması ile bir konsorsium kurarak ihaleye girdiler ve ihaleyi aldılar. Bizim teklifimizde MIA Fransa’da üretilecek, yeni model tasarım ve üretimi Türkiye’de yapılacaktı. Bizim teklifimizi rakibimize veren 2 milletvekili ve yönetici, tüm tasarım ve üretimin Fransa’da devam edeceği bir teklif ile gelinmesini sağladıkları gibi Türk’lerin bu ihaleyi almalarını da istemediklerini son anda açıkça ortaya koydular.

Yukarıdaki kronoloji’den de görüldüğü gibi yaklaşık 8 aydır uğraştığımız satın almayı gerçekleştirememiş olduk. Gültekin Kara’nın aktardığı gibi Murat Günak ile yollarım Heuliez’den önce değil Heuliez ihalesinden sonra ayrıldı. İhale sonrası Murat bana gelerek “Ben bu işe çok emek verdim. Senin için de sakıncası yoksa ben Almanlarla çalışmaya devam etmek ve MİA’yı pazara sürmek istiyorum” dedi. Ben de anlayışla karşıladım. İşin acı tarafı Gültekin Kara tüm ihale sürecini çok yakından takip etti ve her an benden bilgi aldı. Bu kadar bilgiye sahip olup, benim sanki MIŞ gibi yapıyor olmamı, yani şirketi almak istiyor gibi demeç verip ama aslında alma eğilimde olmadığımı beyan eden sözler sarf etmesi biraz komik oldu.

THINK İHALESİ:

Benim aşırı dozda iletişim kullanmamla alakalı olarak eleştiriye maruz kaldığım diğer bir konu ise Norveçli Think EV’nin satın alınması ihalesi. Gene bu konuda daha önce blogumda yazı yazdım: https://www.alphanmanas.com/?p=1787

Hürriyet gazetesinden sevgili Emre Özpeynirci Murat Günak ile yaptığı röportaj’da Murat’dan da aldığı bilgi doğrultusunda MIA’nın Türkiye’deki dağıtımı konusunda Arkas Otomotiv ile yaptığım işbirliğini haber yapmıştı: http://www.hurriyet.com.tr/ekonomi/18165727.asp Beni de arayarak bunu konfirme ettiğinde Think’in durumunu da sordu. Ben de bu konuda çalıştığımı, ilginç sonuçlar olabileceğini söyledim. O da kendisini bilgilendirmemi istedi. Ben de doğal olarak ihale sürecinde kendisini bilgilendirdim.

Gültekin Kara bahsi geçen köşe yazısında şunları söylemiş:

Geçtiğimiz günlerde Hürriyet Gazetesi’nde Emre Özpeynirci’nin haberinde Manas’ın Think’in peşinde olduğunu anlatan bir yazı okumuştum. Haberin detayında ise Manas’ın ağzından, “Bu ihalede biz değil Ener1 çok şanslı. O kazanacak” mealinde devam cümleleri vardı. Yani bir anlamda Alphan Manas alamayacağını düşündüğü bir ihale hakkında demeç veriyordu ki haklı da çıktı. Kendisiyle konuşmadım ama bu demeçlerdeki amacının Türkiye’de iyi bir yatırımcının dikkatini çekerek bu firmayı almasını sağlamak olduğunu düşünüyorum.

Çünkü ben öylesine saf bir insanım ki, alamayacağımı aleni olarak bildiğim ihaleye gireceğim. Gültekin Kara böyle düşünse de, ihaleye girerken iflas masası bizi “Alacağı Garanti Altına Alınmış” 2 şirket ile anlaşma ve onaya zorladı. Bu şirketler Ener1 ve Valmet idi. Biz de o firmalarla anlaşmaya çalıştık ama ne yazık ki başarılı olamadık. Gerçek, ihaleye teklifler alındıktan sonra ortaya çıktı. Ener1 ve Valmet, Rus Boris Zingarevich ile ortaklık oluşturup ihaleye girmişti. Bunu ihaleden önce bilmiş olsaydık, ben asla o ihaleye girmezdim. Daha sonra ihaleyi yapan Norveçli avukatlık firması Thommessen’in içinden bazı avukatlara Türk BD Otomotiv (Osman Boyner) de dahil tüm teklifleri yazılı olarak elde ettik. Zaten avukatlık firması en yüksek nakit teklifin bize ait olduğunu söylemişti. Biz de bunu gözlerimizle teyit ettik. Sonuçta ortada 2 firma vardı ama biri en iyi nakit teklifi vermiş olmasına rağmen Ener1 ve Valmet’den yazılı konfirmasyon alamadığı için kazanma şansı yoktu. Rüşvet ve entrika dolu bir ihale sonucu işi kaybettik. Zaten Norveç basını bu işin peşini bırakmış durumda değil. Tüm bu haberler Hürriyet gazetesinde sırasıyla yayınlandı.

Son olarak Gültekin Kara’nın bahsettiği başka bir konudaki yorumlarımı paylaşmak istiyorum. Kendisi yazısında:

Kendisiyle yaptığımız yüz yüze görüşmelerden de edindiğim izlenimler, elektrikli otomobilin geleceğine çok inandığı yönünde. Bu işin gelecekte çok büyük olacağını söylüyor ve buna yürekten inanıyor. O yüzden büyükleri, bu alana çekmeye çalışıyor. Bir anlamda, hazine yolunda kral/kraliçe ya da aristokrat sınıftan destek arayan eski denizciler gibi. Araştırıyor, kaynağı buluyor, o kaynağa yatırım yapılması için girişimlere başlıyor. Aynı, yeni dünyayı ele geçirebilmek için Kraliçe’den destek isteyen Kristof Kolomb gibi. Peki neden Alphan Manas’ın dört elektrikli araç girişimi de bekleneni veremedi. Ben bunun nedeninin kendimce aşırı doz iletişim olduğuna yönelik kendimce bir teşhis koydum. Manas’ın proje üzerine ilgiyi çekmek için kullandığı stratejilerin mevcut projenin üzerinde ekstra bir beklenti yarattığını, konu hesap kitap işlerine geldiğinde yatırımcıların bu işe girmekten imtina ettiklerini düşünüyorum.

Gültekin Kara bu konuda haklı. Benim amacım bu işi yalnız yapmak değil. Yanımda mutlaka sektörün içinden insanlar olmak zorunda. Bunlar da genelde yedek parça vs üreticileri. Örneğin Çoşkunöz Holding, Heuliez’in satın alınması öncesinde ortaklık görüşmelerinde çok pozitif bir tavır sergilemesine rağmen uluslararası otomotiv üreticilerinden uğrayabileceği iş kaybından korktuğu için son anda ortaklıktan vazgeçtiğini açıkladı. İşin ilginç yanı kendileri bize “biz yılda 20,000 araç üretecek bir alt yapı çalışması yapmıştık. Siz iyi ki geldiniz, zamanlama inanılmaz iyi oldu” diye karşılamışlardı.

Ben aslında “Babalar Nerede” lafını yukarıda adı geçen veya benzeri üreticiler için değil, yabancı otomotiv üreticileriyle ortaklığı olan Türk firmalarının patronlarına hitaben söyledim. Ben onların bu işlere girmeyeceğini çok iyi biliyorum. Sadece onların bu konudaki samimiyetsizliğini göstermek için bunu söyledim. Çünkü sayın Başbakan TÜSİAD’da onlara seslendiğinde, onlar sağ olsun “miş gibi yaptılar”.

Heuliez’i satın almaya çalışırken yanımda Bursalı B Plas (Gökçen ailesi) ve İnci Akü (İzmirli İnci ailesi) vardı. Her ikisi de sonuna kadar benimle birlikte bu yarışın içinde yer aldı. Hiçbir şekilde yarıştan çekilmediler. Daha sonra Tilter’in satın alınmasında İnci Akü ortaklıktan ayrılmak istedi. Kendileri Heuliez için hesaplarını yapmıştı ve araya giren akü fabrikası yatırımı nedeniyle öncelikleri de değişmişti. İnci Akü’nün yerine Bursalı Orhan Holding aldı. Anadolu’nun en önemli holding’lerinden biri olan Orhan Holding 2010 yılını yaklaşık 450 milyon Euro ile kapattı. Tilter’de üretim öncesi endüstriyelleşme sürecine girdiğimiz şu günlerde Orhan Holding ortaklıktan ayrılıyor. İşte Gültekin Kara’nın haklılığı burada ortaya çıkıyor. Ama onun söylediği gibi “Manas’ın proje üzerine ilgiyi çekmek için kullandığı stratejilerin mevcut projenin üzerinde ekstra bir beklenti yarattığını, konu hesap kitap işlerine geldiğinde yatırımcıların bu işe girmekten imtina ettiklerini düşünüyorum” değil de aslında büyük üreticilerden çekindikleri için bu kararı aldıklarını düşünüyorum. Bu kadar büyük bir ciro ile Orhan Holding’in piyasada fazla tanınmamasının nedeni müşterilerinin uluslararası Otomotiv üreticileri olması. Bu bağlamda müşterileriyle rekabete gireceğini düşünen Orhan Holding ortaklıktan çekiliyor. Peki o zaman da şu soru akla geliyor: Madem bu sonuç kaçınılmazdı, başta niye yatırımcı oldunuz? Gültekin Kara bu bağlamda benim stratejimin doğru olmadığını düşünmüş. Yani ben bu kadar büyük beklenti yaratmamalıymışım. Benim yarattığım beklenti değil aslında, farkındalık. Örneğin FİAT/Tofaş fabrikası’nın yarattığı katma değere bakmak lazım. Yani fabrika kullandığı hammadde’nin tonunu kaça alıyor ve satıyor. Bunu yaparken de İtalyanlara ne kadar lisans, danışmanlık vs ücreti ödüyorlar? Bunun cevabı otomotiv üretiminin ülkemize sağladığı katma değeri görmek için çok önemli.

Sonuç olarak Think’de ihale kaybedildi. Farklı bir yönde çalışmalar devam ediyor. Ben de çabalarıma devam ediyorum. Bu çabalarımı sürdürürken Gültekin Kara gibi gazetecilerin desteğine ihtiyacım var. Bu tür yazılar tabii destekten öte, anlamsız oluyor. Umarım kendisi de olayın farkına varıp, bundan sonra benimle detaylı konuşarak olayların içyüzünü anladıktan sonra bu tür iddialı yorum yapar. Tüm gazeteci arkadaşlarımda benim cep telefonum var ve herkes bana istediği anda ulaşıp cevap, yorum ve fikir alabiliyor. Onun bana ulaşmasını engelleyecek bir durum da yoktu.

Kategoriler
Basında Çıkan Haberler

Şarj İstasyonlarıyla İlgili İş Modeli Hala Açıkta

Platin Dergisi ’nin Gelecex ekinde her ay iki sayfa yazmaya 2003 yılının Haziran ayında başlamıştım. Derginin eki sürdürdüğü 8 sayı boyunca yazdım ve daha sonra da www.alphanmanas.com adlı blogumda yayınladım. Aradan tam 8 yıl geçti ve derginin daveti üzerine konuk yazar olarak dönem dönem yazacağım.

Bu yazımda, Berlin’de katıldığım ‘Electric Vehicle Infrastructure World’ konferansına ve değerlendirmelerime yer vermek istiyorum. Berlin’de bindiğim tüm taksilerin şoförleri Türk’tü. Dikkatimi çeken konu ise özgüvenlerindeki artıştı. Konuşmalarına da yansıyacak şekilde, Almanya’da yaşayan bir Türk olmanın verdiği eziklik yok denecek kadar azalmıştı. Türkiye’yi Ortadoğu’nun lideri olarak görüyorlardı. Avrupa Birliği konusu gündemde bile değildi. Elindeki tüm kamu şirketlerini satma baskısı ile karşılaşan Yunanistan’ın durumunu konuştuğum bir şoför arkadaşım, “İyi ki girmemişiz be abicim” dedi. Sonuç olarak Türkiye için Avrupa Birliği çok iyi bir ‘kanunlar, kurallar ve yöntemler el kitabı’. Yazılanları yap, girmeye de gerek yok durumu söz konusu. Yunan Hava Kuvvetleri’ne bağlı uçakların Türk savaş uçaklarını taciz ettiği ‘dog-fight’ durumları, hükümetin 12 mil ısrarları sanırım rafa kalkar. Yaşam savaşı veren Yunanistan ektiğini biçiyor.

Türkler’de bilgi olmadan fikir çok olduğu gibi aslında diğer ülkelerde de durumun farklı olmadığını gördüm. Pazara yön verecek pazar araştırmalarının bile çok farklı sonuçları var. Örneğin Deloitte’un ABD’de yaptığı araştırmaya göre Amerikalıların elektrikli otomobil kullanmaları durumunda iki şarj arası en az 300 mil gitmek istedikleri ortaya çıkmışken, konferansta konuşma yapan Amerikan Enerji Bakanlığı Araç Teknolojileri Programı Başkanı Lee Slezak ise Amerikalıların günde ortalama 55 dakika araba kullandığını ve günde 29 mil yaptığını söyledi. Daha sonra kendisi ile beraber bakanlığın web sayfasında aynı bilgilere ulaştık. Sonuçta günde ortalama 29 mil giden bir Amerikalı, sağlam olsun diye 300 milde bir otomobilini şarj etmek istiyor. Peki neden? Çünkü şarjın 8 saat süreceğini zannediyor. Halbuki önemli şehirlerde DC (Direkt Akım) metodu ile çalışan 250 KW’lık şarj istasyonları konmaya başlıyor. Türkiye’de piyasaya çıkacak Renault Fluence, bu durumda 6 dakikada şarj olabilecek. Artık AVM’lere bile 22 veya 42 KW’lık (gene Renault Fluence’ı 1 saat veya yarım saatte şarj edecek) şarj istasyonları konuyor. Sonuç olarak şarj süreleri kısalıyor. Şarj istasyonu üreticisi firmalara göz attığımızda bilindik isim olarak bugüne kadar sadece GE karşımıza çıkıyordu. Hepsinin fiyatları da inanılmaz yüksekti. Elektrik piyasasının büyük abileri, artık uyanmış durumdalar ve pazara girmişler: Siemens, ‘Altyapı ve Şehirler’ adı altında yeni bir iş ünitesi kurmuş. Schneider ve ABB de pazara girmiş. Bu şirketlerin pazara girmesiyle zaten fiyatlar aşağıya inmeye başlamış. Şarj istasyonu pazarına önce girmiş pazarın büyüklerinden Coloumb Tech firmasına yatırım yapan Siemens firması, DC metodu ile çalışan şarj istasyonu konusunda know-how edinip şimdi kendi ünitesini geliştirmiş. Yakında da bu firmadaki hisselerini satıp çıkar herhalde. Coloumb Tech, ChargeMaster Plc ve Elektromotiv gibi firmalar için de durum çok farklı değil. Bu firmalara da çok fazla ömür biçemiyorum.

Şarj istasyonlarıyla ilgili iş modeli konusu hâlâ açıkta. ‘Şarj İstasyonu Servis Operatörü’nün kim olacağı her ülkeye, hatta bir ülkede şehir veya eyalete göre değişiyor. Özellikle Avrupa Birliği’nde birçok ülkede, örneğin otopark işletmecileri abonelerine elektrik satamıyorlar. Onun yerine servis faturası kesebiliyorlar. Örneğin Londra’da belediye, kurmuş olduğu bir şemsiye organizasyonu ile tüm kullanıcılara yıllık sınırsız kullanım avantajıyla servisi 100 Pound’dan satıyor. Maliyetin bu olmadığı kesin. Şarj istasyonu sağlayan 3 firmanın ürünleri şemsiye organizasyon altında çalışıyor. Tek bir kontaksız kart ile aboneler istediği istasyonda araçlarını şarj edebiliyorlar. Özet olarak otomobil üreticileri için şarj istasyonu satış yönünden bir engel olmayacak. Zaten benim baştan beri şöyle bir söylemim var: Küçük şarj istasyonu üreticileri yaptıkları yatırımı karşılamak için az orandaki satışları üzerine, büyük Ar-Ge maliyetlerini bindirip ürün satmaya çalışırken, büyük abiler gelip çok da az kâr ile içinde tümüyle kendi üretimi elektrik komponontlerin olduğu üniteleri düşük fiyatla satacaklar. Onlar bunu yapmasa Nissan-Renault gibi elektrikli otomobil pazarına büyük yatırımla giren firmalar zaten şarj istasyonu gibi bir konuyu engel olarak görmeyecekler…

Son konu, ‘pil’… Pil fiyatları ile ilgili iyi haber, DOW Chemical firmasından geldi. Şu anda aldıkları 2012 siparişlerinde fiyatlar yüzde 45 düşerken, 2015 siparişlerinde ise bu oran yüzde 65’e çıkıyor. Durum böyle olunca iş, artık üreticilerin elektrikli otomobilleri bir an önce piyasaya sürmelerine kaldı. Pillerin maliyetinin yüzde 80’ini ‘hücre’ oluşturuyor. Hücre üretmeden pil üreticisi olunmuyor. Türkiye’de yeni adıyla Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı, elektrikli otomobiller için pil üretimini teşvik ediyor. Ama durum uzaktan gözüktüğü gibi değil. Almanya’da bile ‘National Platform for Electric Mobility’ye üye 160 firma bir araya gelip “Şimdilik hücre üretimi yapmaya gerek yok” kararını vermişler. Türkiye’nin elektrikli otomobilde başka bir oyun planı içinde olması gerekiyor. Bunu da daha sonra sizlerle paylaşacağım…

Yazıyı pdf formatında okumak için tıklayınız.

Kategoriler
Basında Çıkan Haberler

Capital : Twitter’ın En Aktif İş İnsanları Kimler?

alphanmanas_capital_twitterSosyal Medya’da var olmak özellikle iş insanları için önemlidir. Ama “ben de olmalıyım” formatında yer almak çok anlamlı olmuyor. Ben birşeyi itiraf etmeliyim ki günde 1 Tweet hedefi ile hareket etmeme rağmen, zaman zaman bunu yakalayamadığımın farkındayım. Tweet atma aslında istemin gerçekleştiği anda olduğunda anlamlı oluyor. İş insanları günün önemli bir bölümünde mobil oldukları için bunu mobil cihazlarıyla gerçekleştirmeleri gerekiyor. İşte sorun burada başlıyor. Genelde iş insanlarımız mobil cihazlarınının fonksiyonlarını sınırlı kullanıyorlar. Bazı telefonların kullanımı da zor. Örneğin ben (ne yazık ki takıntılı bir şekilde) Windows Mobile kullanıcısı olduğum için mobil telefonumdan tweet atmam olanaksız gibi. Ben birşey farkettim ki, ne zaman yanımda iPad olsa daha rahat olarak sosyal medya ile haşır-neşir oluyorum. İşte Apple’ın da gerçek başarısı burada yatıyor. Çünkü gerçek anlamda insanların yaşamlarını kolaylaştırıyor. Hep söyledim, tekrar edyorum: Allah Steve Jobs’a uzun ömür versin. Onun vizyonu sayesinde bazı ürün ve çözümler gerçekleşmeye devam ediyor.

Not: Bu haber hazırlandığında (21 Şubat 2011) beni takip edenlerin sayısı 1,554 iken, bu sayı 13 Mart 2011 de 2,205’e yükseldi. Benim performansımı biraz daha arttırmam gerekiyor.

Mart 2011 Capital’deki “CEO’LAR TWITTER’DA” başlıklı yazı için tıklayınız.

Alphan Manas twitter sayfası için tıklayınız.

Kategoriler
Basında Çıkan Haberler Haberler

Olimpiyatlar Ve Şampiyonalar Ülkelere Para Kazandırıyor Mu?

ESİAD (Ege Sanayicileri ve İşadamları Derneği) Mayıs sayısında gene meşhur Stad konusu açılmış bulunmaktadır. İzmir’in herşeyi tam olduğu için nazar boncuğu olarak stadyum yapmamız gerçekten kaçınılmaz. Biraz politik olayım dedim: “2016 Avrupa Futbol Şampiyonası Türkiye’de yapılırsa İzmir’e stad yapılmasına karşı olmam”. Şimdi Avrupa Futbol Şampiyonası’nın Türkiye’de yapılmasına da karşıyım.

Nedenini kısaca izah edeyim:
1.    1976 Montreal olimpiyatları Kanada’ya para kazandırmadığı gibi borçlar ancak 2002’ye kadar ödenebildi.
2.    2004 Atina olimpiyatlarının bilançosu da 9 milyar USD zarar olarak bugün batık durumda olan Yunanistan’ın hanesine yazılmıştı.
3.    2010 Vancouver kış olimpiyat oyunlarında Kanada hükümeti 9.6 milyar USD gelir beklerken bu gelir 1 milyar USD’de kaldı. Aynı şekilde 1.5 milyar USD olan harcama bütçesi de 5.6 milyar USD’ye kadar çıktı.
4.    2006 Almanya Dünya Kupası’nda 2 milyon turist Almanya’ya giderken 400 milyon USD turizm geliri ve 2.7 milyar USD’lik parakende satış oldu. Almanya bu olimpiyatlar için inanılmaz az para harcadı.

Türkiye, gelen turist sayısına göre benzerlik gösteren Almanya’dan %50 daha az gelir elde ediyor. Türkiye’nin turist başı geliri 2009 da ancak 850 USD’ye yaklaştı. Almanya ve Türkiye destinasyon olarak aynı erişilebilirlilik’de değil. Unutmayalım Almanya’daki şampiyonaya katılan takımların yarısı tabiri yerindeyse arabayla geldiler. Türkiye kara ve demiryolu ile ulaşıma uygun olmadığı için sadece uçak ile ulaşım sağlanacaktır. Havalimanlarının ve havayollarının kapasitesi gelecek turist sayısında çok önemli bir gösterge olacaktır. Sadece İzmir’in stadı için 200 milyon Avro harcamayı gözden çıkaran Plan yapıcıların Avrupa Şampiyonasını Türkiye’de yapma hırsından ziyade, matematiksel bir hesaba yöneldiklerini umuyor ve Güney Afrika’da yapılacak Dünya Kupası için bazı istatistiklerle sizleri başbaşa bırakıyorum:
1.    10 stadyum inşası ve diğer hazırlıklar için 4.6 milyar USD harcandı,
2.    450,000 taraftar bekleniyordu. Bu rakam sonra 350,000’e çekildi,
3.    Mart 2010 itibariyle satılan uçak bileti sayısı 100,000’di.

Daha detaylı bilgi BusinessWeek 4 Nisan 2010 sayısında yer aldı (Yazı için tıklayınız)

İzmir’e yeni stad gerekli mi? (ESİAD, 01 Nisan 2010)

Kategoriler
Basında Çıkan Haberler

Mensa Türkiye Çok Hızlı Başladı

mensa_nobel
HaberTürk, Hürriyet, Star, Ayrıntılı Haber, İstanbul ve Referans Gazetelerinde yer alan haberler için tıklayınız

Cumhuriyetimizin 100’üncü yılında Nobel Ödülünü alacak bilim adamlarını yetiştirebilmek için, ülkemizde normalin üstünde yetenek, motivasyon ve yaratıcılık bileşenlerini (bunların birbirleriyle etkileşimi sonucunda ortaya çıkan özelliğe “Üstün Zeka” denmektedir) barındıran bireyleri ortaya çıkarmamız gerekmektedir.

Üstün zekalıların yaşıtlarına oranla daha ileri düzeyde bir öğrenme süreçleri vardır. Olaylar arasında bağ kurmada iyidirler,  uzun süre dikkatlerini toplayabilirler (Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu olup veya disleksi yani öğrenme güçlüğü çekenler de üstün zekalı olabilirler),  soyut konular ilgilerini çeker, işlemleri zihinden kolaylıkla çözebilirler, yaş gruplarının daha üstündeki kitapları okumaktan hoşlanırlar.

Ailelerin anlattığına göre üstün zekalı çocuklarda görülen ilk belirtiler; hızlı anlama, merak,  geniş bilgi,  geniş kelime hazinesi,  kuvvetli hafıza ve rakamlara,  atlaslara ve ansiklopedilere karşı olağan üstü bir ilgiydi. Pek çok istisna durum söz konusu olsa da genel olarak üstün zekalı bir çocuk kültürel,  eğitim geçmişi,  karakter ve kalıtım yönüyle daha iyi durumdadır.  Kalıtımın ve çevrenin de etkisiyle üstün yetenekli çocuklar fiziksel olarak da normal çocuklara oranla çok daha iyidir.

Üstün zekalı çocukların özelliklerini listelersek:

– Sözcük dağarcığı geniştir.
– Belleği kuvvetlidir.
– Soyut kelimeler kullanır.
– Yeni durumlara uyum gösterir ve onları şekillendirir.
– Geniş bir ilgi alanına sahiptir.
– Beceriklidir, problemleri ustaca çözer
– İstekli bir okuyucudur.
– Genel bilgi birikimi çoktur.
– Duygusal olarak güvenlidir.
– Daha az dış kontrole ihtiyaç duyar.
– Girişimci ve ataktır, yeni şeyler yapmak ister.
– Yüksek düzeyde soyut düşünür.
– Keşif içeren etkinliklerden hoşlanır.
– Bilgileri ezberleme dışında, onları kullanma kapasitesine sahiptir.
– Yeni fikirlerde, bağlantıları görmede, yenilikleri izlemede yaratıcıdır.
– Akranları ve ortam üzerinde baskın olma eğilimine sahiptir.
– Hızlı, kolay ve etkin öğrenir.
– Soyutlama, kavramlaştırma ve sentez yapma gücüne sahiptir.
– Hedefine ulaşmada inatçı ve mücadelecidir.

Yukarıdaki özellikler “Girişimci” ve “Lider” özelliklerine de uymaktadır. Geleceğin girişimci ve liderleri’nin de bu gruptan çıkacağı aşikardır.

Üstün zekalılık, zeka testiyle ölçülebilen ve akranlarıyla karşılaştırıldığında dünya üzerinde %2’lik dilimde kalmayı sağlayan genel zihinsel yetenek olarak da tanımlanabilir.

Bu bireylerin ülkenin gelişimine katkıda bulunmasını arttıracak ve birbirleriyle iletişimlerini sağlayacak bir örgütlenme ihtiyacı bulunduğu bilinmektedir. Bu örgütlenmeyi sağlayacak yapılanma uluslararası MENSA topluluğu ile başlamıştır. “Uluslararası Üstün Zekalılar ve Yetenekliler Topluluğu” olarak bilinen Mensa, 1946 yılında ilk olarak İngiltere’de kurulmuştur. Bugün dünyada 40’ı aktif organizasyonlar ile çalışan yaklaşık 100 kadar ülkede 100.000 kadar Mensa üyesi bulunmaktadır. Mensa, Latincede masa anlamına gelmektedir. Yani bireylerin ırk, renk, milliyet, yaş, politik görüş, eğitim ve toplumsal durumlarının önemsiz olduğu bir yuvarlak masa topluluğudur. Mensa üyesi olmak için, kabul edilen bir IQ testi uygulamasından en üst %2’lik dilime girilmesi gerekmektedir.

Mensa Türkiye Ofisi ise Kasım 2009 benim başkanlığımda kurulmuştur.

Mensa Türkiye’nin amaçları:

1. Genç Üstün Beyinlerin (GEB) ülkemiz açısından önemini ortaya koymak,
2. Birbirleriyle ulusal ve uluslararası olarak iletişim kurmalarını sağlamak,
3. Bu yetenekleri bir araya getirerek birçok ulusal ve uluslararası sorunu analiz-sentez düzeyinde değerlendirmelerde bulunmalarına katkıda bulunmak,
4. Yeni ve araştırmaya değer fikirlerinin uygulamaya sokulmasına destek olmak,
5. Bu yeteneklerin alacağı  patentlerden ve çalışmalardan üniversitelerimizin faydalanmasını sağlamak olacaktır.

Türkiye’de özellikle üstün zekalıları tanılama konusunda eksiklik olduğu Mensa Türkiye’nin çalışmaya başlaması ile ortaya çıkmıştır. 9-10-11 Ocak 2010 tarihlerinde İstanbul-İzmir ve Ankara da planlanan testler, gelen talebin planlananın çok üstüne çıkması ve buna bağlı olarak, sınav yeri ve ekip planlamasını daha sağlıklı yapabilmek amacıyla Şubat ayı içine ertelemiştir. Detaylı bilgi için: www.mensa-turkey.org

Basında Yer Alan Haberler:

HaberTürk Gazetesi
Hürriyet Gazetesi
Star Gazetesi
Referans Gazetesi
Ayrıntılı Haber Gazetesi
İstanbul Gazetesi
Anadolu Ajans
Hürriyet Gündem
Hürriyet Sağlık