Kategoriler
Ağızdan Ağıza Pazarlama

VEDA Filmi ve Adanalı Dizisi

veda_adanaliDün akşam Atatürk’ün yaveri Salih Bozok’un ağzından anlatılan VEDA filmini seyrettim. Zülfi Livaneli’yi yürekten kutluyorum. Yapımcı Kamera Film ile dağıtımcı sevgili Şengün ve Kemal Kaplanoğlu’nun sahip olduğu Tiglon’u da kutluyorum. Çok ölçülü ve seyrederken ağlatan çok güzel bir filmin altına imza atmışlar. Bu filmin kaç kopya çıktığını bilmiyorum ama sanırım Babam ve Oğlum filmi gibi kulaktan kulağa yayılarak 5 milyon gibi inanılmaz bir seyirci sayısına ulaşacağını düşünüyorum. İsmini vermeyeceğim (bazıları vizyonda olduğu için haksız rekabetin bir parçası olmak istemem) bazı filmler bu ülkede beklenenin ötesinde seyirci sayısına ulaştıklarını göz öüne aldığınızda 5 milyon ulaşılamıyacak bir rakam olarak düşünülmemelidir.

Ben bir sinema eleştirmeni değilim ama bu durum eleştirmemem anlamına gelmiyor. Bugüne kadar Türk filmleri ve dizileri hakkında yorum yapmaktan kaçındım. Dün akşam biz VEDA filmine giderken Hazal-Erk-Dinç üçlememiz bize eşlik edemediler. Çünkü onların her hafta seyrettikleri, hatta kaçırdıklarında internet’ten seyrettikleri Adanalı dizisi vardı. Dizi planlama aşamasında cana yakın ve şirin bir başkomiserin olaylara komik bakış açısı ile Türk polisini sevdirecek bir amaç güdülmüş olabilir. Ama maliyet ucuza çıksın diye içinde teknoloji olmayan bir polisiye diziye dönüşünce çoluk-çocuk dizisi haline gelmiş durumda. Burada çoluk-çocuk gerçekten mecazi anlamda kullanılmış değil. Bu dizinin müdavimleri çocuklar. Çünkü ben aklı başında bir büyüğün bu diziyi oturup seyredebileceğini düşünemiyorum. Hani ne kadar saçmalıyorlar diye seyrettiğim bir bölümü sizlerle paylaşayım: Maraz Ali’nin oğlunu kaçırıyorlar. Kaçıranların tek isteği Merkez Bankası banknot matbaasındaki 200 TL’lik baskı kalıplarının çalınması. Bizim Ali de diğer 3 polis arkadaşını ayarlayıp soygun için asansör bakım şirketine girip, asansörcü kimliği ile bakıma gidiyorlar. Sen gidip mantığı Amerikan dizisinden araklıyorsun ama, yahu kardeşim burası Amerika değil ki. Türkiye de 1,500 tane asansör şirketi var. Bunlar motor, kasa vs farklı yerlerden alıp asansör yapıyorlar. Ne kurumsallığından bahsediyoruz? Diyeceksiniz ki koskoca Merkez Bankası banknot matbaası marka olmayan bir asansör alır mı? Evet alır. Çünkü en ucuz teklifi kim verdiyse onadan alırlar. Bugün devlet kuruluşlarından tanıdığınız marka asansör görme şansınız, gerçekten şansınıza bağlıdır.

İşte böyle; bizim çocukların VEDA filmi, Adanalı dizisi yüzünden gümbürtüye gitti ama bugün öğleden sonra gidecekler.

Kategoriler
Ağızdan Ağıza Pazarlama

Kehanet Filmi ve Dünyanın Sonu

Gelecek ile ilgili Konferanslarımda bilim-kurgu filmlerin gelecek için çok önemli mesajlar verdiğini ısrarla belirtiyorum. Çünkü senaryo yazarları hazırlıklarını yaparken mutlaka fütüristlere danışıyorlar, fikir alıyorlar. “The Day After Tommorrow” örneğin dünyanın geleceği için bir senaryo sunmuştu bize. Global iklim değişiminin ters etkisi ile dünya buzul çağa geri dönmüştü. Bilim adamları buna karşı çıktılar ve soğumanın bu kadar hızlı olamayacağını söylediler. Teknolojinin içinde olan bizler bile filmin senaryosunu saçma bulmadık ve ilgiyle izledik.

Dünyanın dünya dışı yaratıklarla karşılaşması konusunda en önemli, belki de tek olay 1947 yılında gerçekleşti. Tarihe Roswell olayı olarak geçen ve ABD hükümetinin ısrarla yalanlamasına karşın 5 Mayıs 1995 Cuma günü İngiliz TV yapımcısı Ray Santili’nin, Londra Müzesi’nde yaptığı basın toplantısında elinde 16 mm’lik 14 bobinden oluşan filmlerin, ABD Ordu istihbarat birimlerine ait olduğunu açıklamıştı.

Kategoriler
Ağızdan Ağıza Pazarlama

WOMM (Ağızdan Ağıza Pazarlama) Durumları

Bloguma kısa zamanda 2 yeni köşe ekliyorum. İlki “Bizim Neyimiz Eksik?” köşesi. Burada günlük hayatımızda yaşadığımız, maruz kaldığımız ilginç olayları sizlerle paylaşacağım. Aslında ilginç olan, olayların çoğumuza ilginç gelmemesi, sınırlı sayıda Türk vatandaşına ilginç gelmesi. Sınırlı sayıdakiler de aslında o kadar çok karşılaşıyorlarki bu olaylarla, onlar da bu olayları kanıksadıkları için aslında onlara da ilginç gelmiyor bu olaylar bu ülkede. Tamam da o zaman ben niye yazıyorum ki bunları? Hani sahneye çıkıp muziplik yapamayacak bir durumum olsa anlarım. Artık “Business Stand-up” da yapıyorum. Ama ne yapayım, gene sizlerle de paylaşayım istedim ki, belki bu köşenin adına yıllar sonra “Nostalji” köşesi deriz. İlk yazımı yayınladım ama sıcağı sıcağına bir örnek vererek aslında bu köşenin tutacağı hissimi sizlerle paylaşayım: