Tag Archive for: Bilim

2015′de Taraflar, Taraf Olanlar, Kutuplar, Kutuplaşmalar, Yapılanmalar, Yapılamayanlar, Güvensizler ve Şaşkınlar Toplulukları Oluşmaması Dileğiyle

31 Ara
Aralık 31, 2014

STAR ve Yeni Şafak Gazeteleri‘nin patronları ile gayet yakından tanışıyorum. Ethem Sancak (STAR) ile hem kışlık hem de yazlık komşuluğu yaptım.  Mustafa Albayrak’da (Yeni Şafak) ortağımın çok yakın arkadaşı. Her iki gazete zaman zaman taraf olmakta ölçüyü kaçırsalar da taraf olmayan bendeniz her zaman her kesime ve görüşe eşit mesafede olmaya çalışıyorum. Ayrıca gazete bağımsız bazı gazetelerin genel yayın yönetmenleri ve köşe yazarlarıyla da arkadaşlığım ve tanışıklığım mevcut. Bu kadar uzun girizgah’dan sonra Pazartesi günü (29/12/2014) günü Star Gazetesi’nden sevgili İbrahim Acar ile yaptığım telefon görüşmesinden bahsedeyim. Kendisi beni aradı ve TÜSİAD ile ilgili soruları olacağını söyledi. Ben de o sırada yoldaydım. Saat belirledik ama bir türlü görüşemedik. Aslında 2 tane sorusu vardı: İlki TÜSİAD’ın “Paralel Devlet” konusundaki görüşü hakkındaki yorumum ve kimin başkan olacağıydı. Başkan Cansen Başaran Symes olacak. Bu kesinleşti.Bilmeseniz bile basit bir tümevarım ile bu sonuç çıkar.

——————————————————————————————————————————————————————–

TÜSİAD Başkanı Haluk Dinçer ile yapılan röportajdan ilgili 2 soru-cevabı aşağıda paylaşıyorum…

Soru: Cumhurbaşkanı Erdoğan eylül ayında TÜSİAD’ın Yüksek İstişare Konseyi toplantısına katıldığında “Paralelle mücadelede sizden yeterince destek görmüyorum” dedi. TÜSİAD olarak böyle bir misyonunuz olduğunu düşünüyor musunuz?

Ortada paralel bir devlet göremiyorum.” Röportaj başlığı çok iddialı ama röportaja baktığınızda aslında bu konuda çok dikkatli bir açıklama yapıyor Haluk Dinçer: Paralel devlet çok ciddi bir iddiadır. TÜSİAD’ın paralel devlet iddialarıyla ilgili bir pozisyonu olamaz, çünkü sonuçta bu yargıya intikal etmesi gereken bir konudur. Paralel devlet varsa bunu ortaya çıkarması gereken MİT’tir, emniyettir.-

Soru: Onlar da yavaş yavaş çıkarttıklarını söylüyorlar. Bütün devlet kurumlarında büyük tasfiyeler var.

Ben çıkmış bir şey göremiyorum. Çıkaracak olan yargıdır. TÜSİAD ne yapabilir paralel devletle ilgili? Ben bir şey görmüyorum. Benim gördüğüm sadece bazı usulsüz dinlemelerle ilgili olarak bazı emniyet mensuplarının tutuklanması. Ama bu paralel devlet tanımına tam uymamaktadır herhalde.

——————————————————————————————————————————————————————–

Sonuçta TÜSİAD Başkanı istemediği bir soru ile karşı karşıya kalmış ve politik olmamaya çalışarak cevaplar vermiş. Ben TÜSİAD, MÜSİAD ve benzeri derneklerin siyaset içinde olmalarını veya içine sürüklenmelerinin yanlış olduğunu görüyorum. Özellikle de bu derneklerin görüşlerinin de tüm üyelere mal edilmesinin de yanlış olduğunu düşünüyorum. Örneğin: “Biz TÜSİAD olarak ……. gelişmesinden rahatsızız“. Burada aslında rahatsız olan Yönetim Kuruludur. Çünkü üyenin fikri alınmamıştır. En azından benim üye olduğum dönemde böyle olmadı.

Gelelim Paralel Devlet konusuna.

  • Adına ne dersek diyelim Paralel bir yapılanma olduğu, çok basit bir örnekle eski Emniyet Genel Müdür Yardımcısı Emin Arslan döneminde yüzlerce veya binlerce kişinin nedensiz dinlendiği de doğrudur. Ama göreve getirenlerin de hükümet olduğu doğrudur.
  • Başbakan’a kadar uzanan dinlemelerin ileride aleyhte siyasi malzeme olarak kullanılacağı ve siyaseten bir komplo olduğu doğrudur ama tape’lerin montaj olmadığı da doğrudur.
  • Devletin güvenliği konusunda strateji geliştiren MİT Başkanı dahil 4 önemli kişinin tapelerinin Internet’e servis edilmesi vatan hainliği seviyesindedir ama gazeteci Aslı Aydıntaçbaş’ın dediği gibi “Kahvede 4 kişi otursak daha iyi strateji yaparız” söylemi de bir o kadar doğrudur.
  • TÜBİTAK’da kriptoların kırıldığı doğrudur ama oraya getirilen yeni yöneticilerle kırılacak sadece kripto olacağını düşünmek hayal değil halisünasyondur.
  • Cemaatlerin devlet içinde yapılanması tehlikelidir. Ama hâla israrla Cemaatlerin parasal olarak denetim alınmasını pas geçmek de bir o kadar tehlikelidir.
  • Adı “Hizmet Hareketi” olur, veya başka tanımlar kullanılabilir. Bu grupların kurdukları derneklerdeki tüm üyelerin Paralel Devlet’in bir parçası olduklarını düşünmek büyük bir haksızlıktır.
  • Bakanları veya daha sonra ortaya çıkabilecek başka olaylarda mercek altına girebilecek bakan ve milletvekillerini koruma altına almak ne kadar yanlışsa, onları şimdiden suçlu olarak ilan etmek de yanlıştır. Çünkü kararı halk mahkemesi değil mahkemeler verir. Tabii mahkemelere olan güveni yok etmek de yanlıştır.
  • Ergenekon, Balyoz, Internet Andıcı davalarında Paralel ve Paralel olmayan devletin paslaşmaları ne kadar doğruysa, tarafların suçu birbirlerine atması da bir o kadar yanlıştır.
  • Aşırı korunma sağlamak için devletin içinde göreve getirilenlerin bir çoğunun CV’sine baktığımda içim parçalanıyor. Keyword bazlı aramada yapacağı görev ile ilgili bir kelime bile geçmeyen CV sahipleri var. Varsa da aldatıcı. Hani bazı milletvekilleri CV’sinde “İngilizce biliyor” der ya, aslında onların bildiği dünyada İngilizce diye bir dil olduğudur.

Yukarıda yazdıklarım arasında dikkat ederseniz “Bilim“, “Teknoloji“, “Gelecek” gibi keyword’lar yok. Oğullarım bana Malazgirt savaşının tarihini sordu. “Oğlum onun 2071 diye vizyonu bile var. Nasıl unutursunuz?” dedim. Alt yapı olmadan, siyasi itiş-kakış ile yukarıdaki keyword’lar ile arama yapamayız ve kendimize asla ulaşamayacağımız hedefler de koyamayız.

2014 yılı birçoğumuzun umutlarının yerlere serildiği bir yıl oldu. İnşallah 2015 de böyle olmaz.

Kamu’da personel 2 Ocak Cuma günü de izinli sayılacak. Ben şöyle bir dürüstlük bekliyorum: “Yılbaşı Müslümanların kutladığı bir gün değil. Ben karşıyım. O yüzden 1 ve 2 Ocak’da aslanlar gibi görev yerime gidip çalışmak istiyorum.” Bu arada yılbaşı tüm dinlerce yeni bir yıla geçiş kutlaması. Ama 24 Aralık akşamı Noel ve bunu Hristiyanlar kutluyor. Bizimkiler ne yazık ki 24 Aralık ile 31 Aralık’ı karıştırıyorlar.

Herkese iyi bir 2015 diliyorum.

 

İnsan Gibi Robot Yaratmak İçin Önce İnsan Beynini Çözmemiz Gerekiyor

10 Ara
Aralık 10, 2013

Digital Age
DigitalAge Aralık 2013 sayısında “İnsan Beyni’nin Geleceği” konusunda bir makale yazdım.

Dergi başlık olarak da “İnsan gibi robot yaratmak için önce insan beynini çözmemiz gerekiyor” atmış.

(Yazının Tamamını Okumak İçin Tıklayınız)

Damarımıza Basılınca Uyanıyoruz. İnşaat Yapmaya Devam Edelim, Nobeli de Boşverelim!!

11 Ağu
Ağustos 11, 2013

Nobel

Ben 2 gün önce konu Nobel’e gelmeden “sahaya kaybetmek için çıkmak” diye başlık atarak anlatmıştım. Bugünkü gazetelerde Hürriyet, Radikal ve Star gazetelerinden 3 yazar daha konuya el atmış. Bu yazarların yazılarını Twitter yoluyla paylaştım. Bu yazıların altındaki ateşleyici, İngiliz genetik bilimci Richard Dawkins’in, Trinity Üniversitesi ile Müslümanların aldıkları Nobel ödüllerinin, yani bir anlamda Hristiyanlık ile Müslümanlığın bilimdeki başarılarının karşılaştırması. Ben bilimdeki başarıları Müslümanlık ile Musevilik de karşılaştırmak istiyorum:

1) Son 100 yıl içinde Museviler sadece bilimsel alanda 104 Nobel ödülü kazanırken, Müslümanlar yalnızca 3 Nobel kazandı.
2) Dünyada yalnızca 14 milyon Musevi (İstanbul’un nüfusu kadar) var. Buna karşılık Müslüman nüfusu 1.4 milyar.
3) Yani dünyada 1 Musevi’ye karşın 100 Müslüman var ama Nobel de başarı ters oranda.

Önceki yazımda da belirttiğim gibi sorunu sadece Müslüman olmakta aramak doğru olmaz. Biz inşaat sektöründe başarılı olan bir ülkeyiz. Kentsel Dönüşüm ile aslında geriye dönüşüm yaşayacağız, bunun farkında değiliz. Kentsel dönüşüm çok doğru proje ama paracıklar sadece toprağa akarsa ne olur işin sonu ona bakmak lazım.

Devamını oku →

Kaybetmek İçin Sahaya Çıkanlar Patetes Bile Soyamazlar

09 Ağu
Ağustos 9, 2013

Bugünkü konumuz sahaya kaybetmek için çıkmak. Gerçi bugüne kadar takımlar adına kasti olarak yapanlar (şike) dışında buna rastlamadım ama toplum olarak buna sanırım alışmamız gerekecek. Çünkü alenen şike yapılır hale geldi.

Önce kısaca gündemimizde olan Faiz Lobisi konusunda kısa bir bilgi vermek istiyorum: Cari açığı düşük (hard currency) olan ülkelerde enflasyon, talebi düşürmek (ekonomiyi soğutmak) suretiyle düşürülür. Bunun ilacı da (borç verme) faizlerini arttırmaktır. Artan faiz talebi düşürür ve enflasyon da düşer. Cari açığı yüksek (soft currency) olan Türkiye’de enflasyonu düşürmek için de faizler yükseltilir. Kur-faiz-enflasyon üçlemesinde oynanabilecek tek çıpa vardır. Yukarıda iki durumda da faiz çıpası uygulanmaktadır. Faizden kaçmak imkânsız demek daha doğru olur. Ama bahsi geçen ülkelerde enflasyonun artış sebebi artan talep olmasına karşın, bizde ise (ara malı, üretim makinaları vb çoğunlukla yurt dışından geldiği için) artan döviz kurudur. O halde döviz kurunu düşürmenin tek yolu, sıcak para girişini arttırmaktır. (veya Merkez Bankası’nın döviz satmasıdır ki, bu ancak kısa süreli olabilir) Sıcak paranın ülkeye girmesi ile döviz ucuzlar. Yabancılar döviz satar, hisse senedi, devlet tahvili alır. Sonra da kaygan zeminde veya kâr realizasyonu sağlayıp ülkemizden çıkış yaparlar. Dövizin ucuzlaması aslında çok iyi bir durum gibi gözükse de kötü yönetilen, verimsiz şirketler için de kontrolden çıkma ateşleyicisidir. Bir paragraflık kur-faiz-enflasyon ilişkisinin özeti şudur: Bu ülke, dövizini katma değerli mal/servis ihracatından sağlayamadığı ve sıcak paranın esiri olduğu sürece, Faiz Lobisi gündemden düşmeyecek bir söylem olarak yaşamımızın bir parçası olacaktır. Cari açık için tüm suçu AKP hükümetine yüklemek haksızlık olur. Çünkü son 10 yılda girişimciliğin tanınmasında ve desteklenmesinde bugüne kadar yapılacak birçok şey yapılmıştır. Her yeni siyasi iktidarda olduğu gibi kendi sermayedarını (burjuva) yaratan AKP destekli burjuvazi de, Başbakan’ın aradığı Babayiğit’ler olamamıştır. İşin hüzünlü yanı bu trene eski burjuvazi de binip, babayiğitliklerini katma değer yaratmadıkları sahalarda göstermektedirler. (Bkz. NusrEt & Doğuş Holding)

Devamını oku →

Copyright © 2016 - Alphan Manas Blog