How Science Will Shape Human Destiny and Our Daily Lives by the Year 2100
by Michio Kaku

Geçenlerde bana ‘Bir gün benzin almayın” boykotu maili geldi (okumak için tıklayınız). Türkiye’deki benzin/mazot fiyatlarının yüksekliğinin nedeni Shell, Total, BP gibi yabancı petrol devi dağıtım şirketleriymiş. Maili gönderen 35 yıllık arkadaşım. Amerikada yaşıyor ve Türkiyedeki konulara biraz uzak. Ona da maili benim 40 yıllık başka bir arkadaşım yollamış. Şaştım kaldım. Hadi son göndereni anlarım ve biraz kredi veririm de, diğeri Türkiye’de yaşıyor ve Türk piyasalarını yakından takip ediyor. Yani devekuşu gibi yaşamadığını, bilgisinin olduğunu varsayıyorum. Bunu ilkokul mezunu birisi yollasa, diyeceğim ki “bilmiyor gariban, bari bilgilendirelim”. Herneyse ben de kendime bir görev atadım ve ilgilenenleri bilgilendirmeye karar verdim.

Crude Oil (ham petrol) konusunda fiziksel piyasalarda gerçekleştirilen işlemler Platts adlı kurum tarafından raporlanıyor. Her günün sonunda hem bölgesel, hem de ham petroller ve ürünler bazında bir “uzlaşma” fiyatı açıklanıyor. Bu fiyat, petrol endüstrisinde fiziksel alımlarda “endeks” fiyatı oluşturuyor. Akdeniz bölgesi, İtalya için açıklanan Platts fiyatları Türkiye için fiyat oluşum temelini meydana getiriyor.

Aşağıda 06/03/2010 tarihinden geçerli KDV Dahil satış fiyatı 3,76 TL/Litre olan 95 Oktan kurşunsuz Benzin fiyatını oluşturan tüm elemanları bir arada göreceksiniz.

(Shell İstanbul Avrupa depo satış ve perakende satış fiyatları kullanılmıştır)

Platts Tarihi : 05/03/2010
USD Kuru Tarihi : 06/03/2010
95 Oktan
Kurşunsuz
Benzin
Fiyat Değişim Tarihinde USD Kuru 1,5457
Platts (Ton/USD) 759,00
Rafineri Kar Oranı 4,5678%
Rafineri Cif USD Ton Fiyatı 793,67
TL/Ton Fiyat (*) 1226,78
Yoğunluk (**) 0,760
Rafineri Karı Dahil Mal Bedeli (TL/Litre) 0,93235
Ö.T.V. (TL/Litre) 1,89150
EPDK Payı/Litre 0,00174
Rafineri Satış Fiyatı /Litre 2,82559
Litre/TL
Ana Dağıtım Şirketi Maliyeti 2,82559
Ana Şirket Depo Satış Fiyatı 3,01124
Ana Dağıtım Şirketi Karı 0,185651
Maliyet Kar Oranı 6,57%
Bayi Maliyeti 3,01124
KDV siz Satış Fiyatı 3,18644
Bayi Karı 0,175201
Maliyet Kar Oranı 5,82%
Bayi + Ana Şirket Kar Toplamı 0,360852

* (Yoğunluk x Ton Fiyat)/1000

** Bakanlar Kurulu Kararı ile belirlenir

Özetle;

Mal bedeli 0,89TL olan 1 litre benzin fiyatı üzerine 1,89 TL ÖTV  + 0,57 TL KDV olarak toplamda 2,47 TL vergi yükü biniyor. Bu fiyata 0,40 TL (rafineri + Bayi+Ana Dağıtım şirketi karı) eklenince araçlarımıza konulan yakıt fiyatı 3,76 TL’ye çıkıyor.

Rafineri, Ana dağıtım şirketi ve bayi’ye ait kar marjlarının (40 kuruş) üçte ikisinden fazlasının depolama ve nakliye gibi maliyetlere gittiğini varsayarsak;  sektörün bu 3 oyuncusu toplamda 20-25 kuruş gibi bir kar elde ediyor. Yani petrolün rafine edileceği limanda (örneğin Aliağa-İzmir) gemiden iner inmez, hiç depolanmadan, hemen oracıkta rafine etmeden arabamıza koymaya kalkışsak; tüketici 40 litrelik deposu olan bir araç deposunu doldurduğunda 8 TL ucuz yakıt alır. 40 litre X 3.76TL = 150 TL yerine 142 TL öder.

Litresi 3,76 TL’ye 95 Oktan Kurşunsuz Benzin’den alınan 2.47 TL’lik vergiden devletin feragat etme olasılığı ise mevcut bütçe açıklarıyla güzel bir rüyadan öteye gidemez gibi duruyor.

Ben 10 Mart 2010’da CNN Türk’deki Ufuk Turu programında sevgili Emin Çapa’ya söylediğim gibi çoluk-çocuk, genç-yaşlı demeden devletin bütçe işini anlamaya başlamamız lazım. Yoksa böyle mailler atıp kendimizi ve çevremizi aldatmaya devam ederiz.

Assemblee_Notionale

Heuliez orta ölçekli bir Fransız firması iken başkanlık seçimlerinde Nicolas Sarkozy’nin rakibi tanınmış bayan politikacı Segolene Royal’in bölgesinde olması dolayısıyla ülkenin gündemine oturmuş durumda. Öylesine ki şirket tam bir şehir efsanesi durumunda. Halkın çoğu fabrika’nın hangi şehirde olduğunu bile bilmemekle birlikte şirketin adını çok iyi biliyor. Şirketin bulunduğu şehir Cerizay’dan trene bindiğimde bana selam verenler olduğunu görünce gözlerime inanamadım. Fransa da yaşayan Türkler de sağ olsunlar beni destekliyorlar. Orada okuyan öğrencilerimiz Heuliez’de staj yapmak ve çalışmak istiyorlar.

Son ziyaretimizde sendika yöneticileri benimle tanışmak istediler. Heuliez’de 3 tane sendika güçlü: CFDT, CGC ve FO. Temsilciler ile 18 Mart 2010 da yaptığımız kahvaltıda şirketin kurtuluşu için düşündüğümüz çözümleri paylaştık. Şirketin son 2.5 yıldır yaşadığı sıkıntılara bakıldığında, benim son 2 aydır neredeyse her hafta onlarla beraber olmam ve çözüm yaratmaya çalışmam pozitif algılanıyor. Sonuçta kurtuluş reçetesini de artık acilen bekliyorlar.

Sabah bölge milletvekili Jean Grellier’in de katıldığı kahvaltı sonrası beraberce fotoğraf çektirdik. Jean Grellier’in danışmanı bayan Nasserra Hamroune ertesi gün (19 Mart) bizi Assemblee Notionale’e (Millet Meclisi) davet etti. Orada yediğimiz öğle yemeği öncesi meclisi gezdik, başka milletvekilleri ile tanıştık. Meclis seçimler nedeniyle tatil olduğu için ben de fırsat bilip bakan koltuğuna oturup resim çektirdim. Fransız meclisinde toplam 577 milletvekili var. Bunun 10 tanesi Heuliez’in bulunduğu bölgeden seçiliyor. Dolayısı ile Heuliez ile ilgili alım veya benzer bir çözüm gerçekleştiğinde ve işçilerin büyük bölümü işlerini kaybetmediği taktirde büyük bir destek alacağız. Fransa’nın AB üyeliğimize karşı olması’nın arkasında tabii ki birçok sebep yatıyor. Ama unutulmaması gereken en önemli konu iki ülkenin insanlarının birbirlerini tanıması ön yargıları ortadan tümüyle kaldıracağı ve destek sağlayacağı kesindir. Örneğin yöre halkının, Türk insanı olarak beni tanıdıktan sonra Türkiye’ye olan ilgisi de arttı.

10.03.2010 “Ufuk Turu” Programı – CNN Türk

Yazı yazarken bazen girdiğim yerden çıkmıyorum. İlginç sonuçlar oluşmuyor değil. Bu sefer en azından çıkacağım yeri bilerek başlıyorum.

İzmir Belediyesi yıllar önce Akbil benzeri bir ihale yapmaya karar vermişti. Sanırım 1999 olabilir. Belediye’nin ayırdığı bütçe çok düşük olduğu için çözüm ararken ben Sümerbank ile bir teklif yapmak üzere çalışma yapmıştım. Sümerbank sistemi kuracak, karşılığında da parayı toplayacaktı. Gerçekleşmedi ve İzmir Belediyesi dar bütçesi ile Güney Kore’den bir sistemi direkt satın aldı. O yıllarda İngiliz Wayfarer isimli bir firma ile temasımız olmuştu: http://www.wayfarer.co.uk/ Bize verdikleri fiyata baktığımda gerçekten firmaya acımıştım. O kadar önemli bir servis için kazandıkları para çok azdı. Bu şekilde yaşamalarının zor olduğunu düşünmüştüm. 2003 yılında Schlumberger’in Otopark Bilet Sistemleri bölümünün çalışanları tarafından satın alınması ile Parkeon doğdu, 2007 yılında Barclays Private Equity bu şirkete yatırım yaptı ve sonunda da İngiliz Wayfarer’i satın aldılar. O zamanlar 3 kuruşa satın alınabilecek Wayfarer bugün Parkeon tarafından satın alındı ve 2008 yılını 176 milyon Euro ciro ile kapattılar. Akbil gibi dünyada benzeri olmayan bir sistemi yaratan Türk mühendisleri ne yazık ki İstanbul ile sınırlı kaldılar. Şimdi de interoperability (sistemler arası uyum) olmadığı için sistemi değiştirmek zorunda kalıyorlar. Bu sistemdeki Akbil token’larını sağlayan Dallas Semiconducters firması bile dünyada tek örnek olan İstanbul Belediyesini broşürlerinde kullanmıştı.

Koç-Unisys ile kazandığımız OGS sistemi ihalesi Refah-Yol’dan Ana-Yol hükümetine geçiş esnasında iptal edilip, daha sonra “ülke güvenliği” gerekçe gösterilip (!!!!) Aselsan tarafından ihalesiz olarak alınıverilmişti. Bu ülkenin teknoloji kazanması için hareket eden bizler o zaman OGS Tag’lerinin Türkiye’de üretilmesi için Mikes ile anlaşma imzalamıştık. Bunların hepsi çöpe, Türkiye’nın F-16’larının modernizasyonunu yapacak teknolojiye sahip olan Mikes de güme gidip, Aselsan tarafından bedavaya yakın bir fiyata satın alındı. Benim için “KGS’nin mucidi” diyenlere şunu demiştim: “Allah göstermesin, OGS’den geri ve anlamsız bir teknolojiyi bu ülkeye kazandırmak gibi kötülüğüm olamaz. O teknolojiyi kazandıranları alınlarından öpüp kutlamak lazım!!!”. Peki niye KGS doğmuştu? Çünkü OGS pahalıydı: Küllüyen yalan. OGS’nin fabrika çıkış fiyatı 11 USD’dir. Ama Türkiye’de yıllarca 50 USD’ye satıldı. Yani arada fahiş karı yapanlar yüzünden KGS diye anlamsız ve güdük bir sistem doğmuştur. KGS sadece transit geçiş yapanlara veya 34 dışı plakalı arabalara verilebilirdi. İstanbul plakalı her araca OGS alma zorunluluğu getirirdiniz olur biterdi. Bu yıllarca önce yapılabilirdi. Belki bankalar OGS yerine KGS gibi kendi temassız banka kartı vermek isteyebilirler derseniz onunda kolayı var: OGS’nin içine bu tip temassız kartların takılabildiği modeli vardı. O ithal edilirdi. Pamukbank genel müdürü Bülent Şenver ve genel müdür yardımcısı Hakan Binbaşgil (Akbank) ile Karayolları Genel Müdürlüğüne gidip, bu işi anlattığımızda yıl 1992 idi. Ama illa da devlet bankası olacak diye yıllarca Ziraat Bankası’nın peşine takıldı herkes.

Şimdi söyleyeceğimizi söyledikten sonra bizim ne yaptığımıza bakalım: 1999 yılında başlayan Elektrik Dağıtım İşletmeleri’nin özelleştirme hayali ile birçok yatırım yapmıştık. Bunlardan biri de Ankara kökenli 1991 yılı kurulumlu Teknosis A.Ş.’ydi. Bu şirket elektrik, su ve doğalgaz abone yönetimi yazılımı konusunda Türkiye’de gerçekten tek sayılabilecek bir firmaydı. Rahmetli Teknoloji Holding’de bu şirketi satın alıp eksiğimizi tamamlamak arzusundaydık ve bu arzumuzu 2004 yılında gerçekleştirdik. O zamanlar Kayseri ve Civarı Elektrik Dağıtım A.Ş. genel müdürü Enerji ve Tabii Kaynaklar bakanı sayın Taner Yıldız’dı. Kayseri’de çok önemli yenilikler gerçekleştirdik. Yıllar yılları kovalarken bizlerin de sinirleri gerilmeye başlamıştı. Teknosis gibi bir şirketimiz vardı ama çok az gelir elde edebiliyorduk. Çünkü elektrik dağıtım özelleştirmeleri bir türlü başlamıyordu. 2008 yılının başında şirketin genel müdürü Neda Seçkin ve Brightwell’deki arkadaşlarla kendi içimizde bir arama toplantısı gerçekleştirdik. Yeni vizyonumuz Elektronik Ücret Toplama otomasyonu oldu. Özellikle belediyeler şehir içi taşımacılığını bankalar işle beraberce geliştirecekleri projelerle otomasyona sokmak istiyorlardı artık. Zamanlama iyiydi. Şirketi bu yöne doğru itelemeye karar verdik. Hemen pilot bir bölgede yazılım çalışmalarına başladık ve yaz sonu hem Garanti Bankası hem de ABD’li Verifone firması ile projeler üzerinde konuşmaya başladık. Sonuçta New York borsasına (NYSE) kote olan Verifone Mart 2009 yılında Teknosis’i özellikle taşımacılık sektörüne yönelik yazılımlar geliştirmek amacıyla satın aldı:

http://81.21.165.14/teknosis/basin/BULTEN_VeriFone_Teknosisi_satin_aldi.pdf

Tekrar başa dönersek, son zamanlarda artık ürün satmak yerine servis satmak firmaların yaşam kaynağı olmaya başladı. Yaşanmakta olan ekonomik kriz aslında bu değişimin de zorunlu habercisi oldu. Bu gelişimi Çin’i izleyerek daha iyi yorumlayabiliriz. Ekonomik krizin yansıması Çin’in ihracatının azalması ile başlamıştır. Böylece Çin’de inanılmaz bir kapasite fazlası ortaya çıkmıştır. Bu ortaya çıkınca doğal olarak Çinli firmalar şapkalarını öne alıp durum değerlendirmesi yapmaya başlamışlardır. Logitech kablosuz mouse’u 3 USD’ye üreten Çin aynı mouse’un ABD mağaza fiyatının 40 USD olduğunu görmektedir. 9.90 USD olan Barbie bebek için Çinli üreticinin kazandığı ise sadece .99 USD’dir. Çin artık farkına varmıştır ki ve de Taiwan’lı komşusundan anlamıştır ki, Dell’i geçerek bugün dünyanın 2. büyük üretici haline gelen Acer gibi yüksek kar marjlı ve teknoloji içereren markalara sahip olmak artık kaçınılmazdır. 2008 de 560 milyon mobil telefonun çoğu yabancı markalar için üretilmiştir. Aynı durum üretilen 20.6 milyar giyim eşyası, 6 milyar ayakkabı ve 137 milyon bilgisayar içindir. Çin biliyor ki bundan sonraki işçilik ağırlıklı üretim merkezinin son durağı Uzak Doğu’da Burma’dır. Çinli firmalar artık yola çıkıp firmalar ve markalar satın almaya başlayacaktır. Kendi ürünlerini satmak yerine o ürünlerin kullanıldığı sektörlerde ayni sermaye ile katılarak ortak haline gelecektir. Örneğin Termik Santral için sistem satmak yerine Termik Santral’in ortağı haline gelecektir. Aralık 2009’da Geely Automobile’in Ford’dan Volvo’yu satın alması marka açlığının göstergesidir. İflas eden SAAB’ın üretim teknolojisini de gene Çinli BAIC satın almıştı.

Çin’i izleyelim ve gelecek trendleri için kopye çekelim.

Sabah Gazetesi’de “Çinli Şirketler 2 milyar $’lık yatırım için Türkiye’ye geliyor” başlıklı yazıyı okumak için tıklayınız.

05.03.2010 “Ekonomi Soruyor” Programı – Bloomberg HT

segalone
Heuliez konusunda gelişmeleri takip ediyorsunuzdur. 25 Şubat 2010 Perşembe günü Ekonomi Bakanlığı ve diğer birimlerle yaptığım toplantıda Fransa bürokrasisine ve onların temsilcilerine inanılmaz saygı duydum. Bir Fransız şirketinin yaşatılması ve işçilerin işlerini kaybetmemesi onların en önemli hedefi. Alkışlamamak elde değil.

Gene 25 Şubat 2010 Perşembe günü Poitou-Charentes bölgesi başkanı ve 2007 Fransa seçimleri başkan adayı sayın Segolene Royal ertesi gün de de Fransa’nın Dış Ticaret’ten sorumlu Devlet Bakanı sayın Anne-Marie Idrac ile tanıştım. Her ikisini de çok güçlü kişiliğe sahip ve etkileyici buldum.

mia1
Türk basınının yakından takip ettiği ve desteklediği projenin detaylarını zamanı geldiğinde paylaşacağım. Heuliez şirketinin satın alınması yönünde Fransa hükümeti ile yapmış olduğumuz anlaşma gereği münhasıran (exclusivity) görüşmelerimiz ile şirketin finansal ve hukuksal incelemeleri sürmektedir. Ben bu aşamada sadece şirketin Fransa’da neden bu kadar önemli hale geldiğini TÜSİAD’ın üyeleriyle paylaştığı “Yerel Seçim Döneminde Fransa’da Şirket Kapatmalar Çerçevesinde Türkiye’nin Gündeme Gelmesi” raporunu sizlerle paylaşmak istiyorum. (TÜSİAD’ın raporu indirmek için Tıklayınız)

Bu rapordan aldığım özet ve yorumlarım aşağıdadır:

Sosyalist Parti başkanlığındaki yerel yönetimin, bölgenin endüstriyel politikası açısından çok önem verdiği bu şirkete 5 milyon € yatırım yaptmıştı. Ancak, bu miktarın dışında şirketin kurtarılması için gereken 15 milyon €’yu sağlamak üzere BKG adlı Fransız yatırımcı bu miktarı karşılayamadı. Bunun ardından hükümet ve yerel yöneticiler yeni bir girişimci arayışı içine girdiler. Alphan Manas’in ismi de hükümet tarafından son iki hafta içinde gündeme getirildi. Heuliez’de en önemli temsil gücüne sahip sendika olan CFE-CGC, henüz resmi bir karar alınmamış olduğu için hükümetin açıklamalarına temkinli yaklaşıyor. Alphan Manas ile ilgili basına yansıyan bilgiler arasında, kendisinin Wolkswagen eski tasarımcısı ve halen Heuliez’in Marka Müdürü Murat Günak aracılığıyla Heuliez ile bağlantı kurduğu, yeralıyor. Heuliez fabrikasını bu hafta gezen Manas’in, şirkete yapması beklenen 20 milyon€ ile ilgili, kararını önümüzdeki günlerde açıklaması bekleniyor. Cenevre otomobil fuarında kendisiyle yapılan röportajda, sektöre yatırım yapmaya istekli olduğunu bildirilen Manas’ın şirkette pay sahibi olan yerel yönetimin istihdamı %95 oranında koruma şartı karşısında tereddütlü olduğu bildiriliyor.

BKG (Bernard Krief Group)’un şirkete olan taahhüt’ünü karşılayamadığı dönemde Murat Günak ile beraber zaten şirketin içindeydik. MIA’nın son çalışmalarını Murat Günak yaparken bizde fabrikayı inceliyorduk. BKG’nın devre dışı kalacağını anladığımızda hükümet Athema adlı bir aracı kurumu/yatırım bankası ortak bulması için bu işe atadı. Brightwell olarak o anda devreye girdik ve yeni ortak çalışmasına girişilmeden biz potansiyal alıcı olabileceğimizi belirttik. BU gelişmeler paralelinde 25 Şubat 2010 tarihinde Fransız Ekonomi Bakanlığı ve diğer birimlerle masaya oturduk ve bir ön anlaşma imzaladık. Bu anlaşmaya göre şirketin finansal ve hukuksal incelemeleri tamamlandıktan sonra, yazılı olan bazı şartların da gerçekleşmesi durumunda şirkete 20 milyon € koymayı tahhüt ettik. Biz diğer olası alıcılardan önce davrandık. Bunun hem bizler hem de Heuliez adına önemi büyüktü. Heuliez şirketin başını sudan çıkarma şansını yakalayacağı ve büyük motivasyon kazanacağı Cenevre Otomobil fuarına potansiyal bir alıcı ile çıkması çok önemliydi. Eğer Murat Günak ve ben bu projede şu anda kadar yer almasaydık şirket ne yazık ki Cenevre Otomobil fuarına katılamayacaktı. 25 Şubat 2010 tarihinde Fransız Ekonomi Bakanlığı ve diğer birimlerle yapmış olduğum toplantıda Cenevre Otomobil fuarının öneminden bahsetmiş ve burada elde edilecek başarının Brightwell’in satın alması veya almaması durumunda da şirketin önünü açacağını söylemiştim. Bu söylemim doğru çıktı. Sadece Fransız basını günlerce bu başarıyı Fransa’ya yansıttı. (Fransa’daki adece Cenevre Otomobil Fuarı hakkındaki basın yansımalarını indirmek için Tıklayınız)

Murat Günak’ı yakından tanıyan ve seven Di Welt ve Spiegel dahil yüzlerce Alman gazete ve dergi baskılı ve web üzerinden duyuru yaptılar:
http://www.spiegel.de/auto/aktuell/0,1518,680536,00.html
http://www.welt.de/themen/Heuliez+Mia/

Fransa’nın amacı özellikle Heuliez için şu anda mevcut olan 600 civarındaki işçisinin işini korumak. Zaten Heuliez’in seçim malzemesi olma nedeni de budur. Hatta yapılan ön anlaşmada bu işçilerin %95’ini satın alma sonrası işten çıkarılmaması durumunda en az 200 işçi için 1 yıl boyunca maaş dahil tüm haklarını da ödemeyi kabul etmişlerdir. Heuliez içinde güçlü olan CFE-CGC sendikası bu gelişmeleri yakından takip ediyor. Sendika, Brightwell’in satın almayı gerçekleştirmesi durumunda yapılan sözleşmeyi yakından görmek isteyecektir. Dolayısı ile CFE-CGC sendikasının bu anlamda bir şekilde belkide masada olması gerekiyor. Öte yandan Laurence Parisot’un başkanlığını yaptığı MEDEF (Fransız İşverenler Konfederasyonu) da Heuliez’i yakından takip ediyor.

Brightwell ve Alphan Manas hakkında Türkiyede inanılmaz araştırma yapıldığını biliyoruz. Şu ana kadar pozitif bir geri dönüş alındığı için sıkıntı oluşmadı. Çünkü hem benim hem de Brightwell’in politik malzeme olarak kullanılması için çalışıldığını ve benim yıpratılmamın da önem taşıdığını biliyoruz. Ama şu ana kadar Fransız basını beni yıpratmadığı gibi destekledi. Yani basın partilerin savaşında yer almak yerine Heuliez’in kurtarılmasını uygun gördü. Basın Fransa’da şimdilik suskun ama 14 ve 21 Mart yerel seçimlerinden önce olası bir negatif gelişme Heuliez’in bulunduğu bölgede güçlü olan Sosyalist Parti adayı Segolene Royal’i zor durumda bırakacağı kesin. Çünkü Segolene Royal’in karşısındaki aday ise UMP partisinden olan Ulaştırma Bakanı Dominique Bussereau var.

Fransız Hükümetinin bize tanımış olduğu münhasırlık süresi 10 Şubat Salı günü dolmasına rağmen henüz finansal ve hukuksal denetimin tamamlanmamış olması bizi mutlak bir uzatma isteğine götürecek. Uzatma verilmemesi bizim açımızdan şu an için çok önemli değil. Çünkü bizim yolumuzdan geçecek olan firmaların daha uzun yolu var.

Ben bu yola çıkarken bir risk aldığımı zaten biliyordum. Özellikle bir endüstriyel ortak ile Türkiye’de bu işi yapmam gereğini biliyorum. Ama basından da izlendiği gibi potansiyal ortaklarla görüşmelerimiz henüz sonuçlanmadı. Çok ilginçtir ki Türkiye’de bu proje için hükümet ve basın inanılmaz destek verirken, sanayicilerin aynı desteği vermemesi aslında Türkiye’nin gelecekte yaşayacağı sorunların da habercisi oluyor. Belki 2030 da veya 2050 de dünyanın sayılı ekonomilerinden biri olabiliriz ama hangi katma değer oranıyla bunu gerçekten bilemiyorum, daha doğrusu tahminlerimin gerçekleşmesini istemiyorum.

84. Geneva Motor Show da yer alan MIA & Heuliez fotoğrafları için:
http://www.facebook.com/#!/album.php?aid=152072&id=780159754

Sevgili BusinessWeek okurları, bu yazım ile köşemdeki ikinci yılı ve yirmidördüncü sayımı tamamlamış bulunuyorum. Ben 2 yılda bir dinlenme periyoduna giriyorum. Buna aslında “kendimi yenilemek” diyebiliriz. Yenilenmek için bilgi detoxu yapmak, bilgilerimizin elden geçmesi ve güncellenmesi gerekiyor. İlgi alanlarının yeniden belirlenmesi de bu işin bir parçası. Son yazımı aslında Avatar filmi ve teknolojisine ayırmıştım. Buradan yola çıkıp James Cameron ve onunla beraber bu işe 300 milyon USD yatıran Century Twenty Fox’ın bu yatırdığı parayı 1.5 ay sonra 2.045 milyar USD olarak geri almasından (bu arada beklenen gelir hergün artıyor ve bu sayede News Corp’un hisseleri prim yapıyor) bahsedip işi İzmir’in meşhur stadyumuna getirecektim. Geçen yıl sonuna kadar İzmir’e yeni stadyum yapılması için 300 milyon USD harcamayı göze alanlara, yılın çok büyük bir kısmı atıl kalacak bu stadyum yerine bu parayı James Cameron’a teslim etselerdi, elde edecekleri değeri soracaktım. Ama sosyal ağlar bir anda ön plana çıkıverdi.

Sosyal ağların gerçek mottosu ile ilgili bir dergide ilginç bir yoruma rastladım. Özellikle Facebook gibi ağların aslında eski arkadaşları bulma mottosu ile pazarlandığını ve şu anda hayatlarında hiçbir ortak noktaları bulunmayan eski arkadaşlara yönelmenin eski hayatı özlemden kaynaklandığını söylemişti yorumu yapan. Çok ilginç ve doğru bir tespit. Katılmadığım görüş ise bu bağlamda Facebook gibi ağların özellikle Web 3.0 gibi yeni çağda güç kaybedeceğidir. Facebook özellikle son dönemde çok hızlı büyüdü. Bunda dünya çapında yaşanan ekonomik krizin etkisinin olduğu düşünüyorum. Çünkü insanlar bugünlerinden memnun olmadıklarında geçmişi daha fazla hatırlamaya başlıyorlar. Eski arkadaşlarla gerçekten ortak yönlerimizin azaldığı doğru olabilir. Ama şunu da unutmamak gerekir; bugün insanların “en yakın dostum” dediği kişilerin çoğu okul arkadaşlarıdır.

Gerçek şu ki, insanlar bir arayış içindedir. Bu arayış hem yeniye yönelme hem de kendi gelişimine katkıda bulunacak insanlarla iletişim içinde olma arzusudur. Evliliklerin yok olmasındaki temel unsur, evlilik denilen uzay aracını taşıyan 2 roketin (eşlerin) itme gücünün ilk fırlatmadaki (evlenme) güce sahip olamaması nedeniyle uzay aracının yörüngesinden sapmasıdır. Bu sapma ne yazık ki evliliklerin sonunu getirmektedir. Roketlerin itiş farkı, eşlerin kendilerini geliştirmede yaşadıkları farklılıklar, karşılıklı beklentilerde olan değişiklikler olarak örneklenebilir.

Son dönemde belki hırsızlık ve dolandırıcılığa da hizmet eden Facebook, her arayışa hizmet etmektedir. Örneğin benim konferanslarıma katılan lise ve üniversite öğrencileri beni arkadaş olarak eklemektedirler. Yaklaşık 1,000 kişi ile bu sayede iletişimdeyim. Bu sayı hergün hızla artıyor. Beni arkadaş olarak ekleyenler, bu sayede benimle iletişimlerini sürdürmekte ve gelecek planlarıyla ilgili benden öneri almaktadırlar. Ürün ve servis pazarlamak için Facebook önemli bir mecra haline gelmiştir. Web 3.0 ile beraber yapının değişeceği gerçektir. “Product Placement” denilen, metalanan bir objeye tıklanarak sorgulama ve satın alma gerçekleşecektir. Ama benim fikrim bu konuda Facebook’un hiç de geri kalmayacağıdır. Çünkü gelecekte önemli markaların kişiler olacağı kesindir. Marka haline gelecek kişiler fikir lideri haline gelip birçok konuda tüketicileri yönlendirecektir. “Bay X’nin giydikleri, BayanY’ye sormadan satın alınmayacaklar” listeleri zaten var. Web 3.0 ile, yani Sematik Ağ’ın gelmesi ile beraber “Aracı” kavramı gelişecek. Aracı sizin adınıza metalanmış her bilgiyi araştırıp size bir portföy oluşturacak. “Turizm Aracısı” size en iyi yolculuk planını oluşturacak. Örneğin Bayan Y, Turizm Aracısı olabilir. Bu Aracı’nın sizi çok iyi tanıması ve anlaması gerekiyor. Ama öte yandan da sizin o Aracı’ya güvenmeniz gerekiyor. Bunun için de o Aracı iyi bir marka olmalıdır. Bugün için algılanan CRM’i güçlü olan Amazon gibi şirketlerin bu konuda önemli bir güce sahip olacağıdır. Bu tartışma götürmez. Ama “Aldığınız kitabı alanlar, daha önce bu kitapları okudular” CRM ürünü mesaj Web 3.0’ın alfabesindeki bir harf olarak bile bulunmuyor. Çünkü Aracı bunun çok daha ilerisini bilecek. Kullanıcı bu Aracı’ya güvenerek şahsi bilgilerini onunla paylaşabilecek. O yüzden ben Amazon’un her konuda Aracı’lık hizmeti gerçekleştireceğini düşünmüyorum. Facebook marka olmuş kişilerle Aracı’lık hizmetlerine başlayacaktır. Yani Facebook oluşturduğu ağ ile kişilerin Aracı olarak kategorilenmesine aracılık edecektir. Daha da önemlisi Facebook’da bulununlar yavaş yavaş Blog yapısına dönüşecek bilgileri oluşturmaya ve kimini de paylaşmaya başlamışlardır. Öylesine ki bu kişiler gittikleri seyahatlerle ilgili fikir, resimleri de burada paylaşmaktadırlar. Sonuçta gene Facebook sadece kendi içindeki Aracı’lara erişim hakkı vereceği için, kullanıcı da izin verirse, örneğin Turizm Aracı’ları bu bilgileri rahatlıkla tarayarak öneriler oluşturacaktır.

Facebook o kadar önemli bir büyüklüğe gelmiştir ki bir başka rakibinin artık ona yetişmesi zordur. Çünkü Facebook bir ücret talep etmemektedir. Eğer ücret talep etmiş olsa, o zaman daha düşük ücret talep eden başka ağların oluşması engellenemezdi. Zaten insanlar alıştıkları yerden kazık yemediği ve ucuz (bu durumda bedava) hizmet aldığı sürece ayrılmak istemezler. Facebook kendini geliştirmeye ve yenilemye devam ettiği sürece büyümesi kaçınılmazdır.

Yazıyı pdf formatında okumak için tıklayınız.

07/02/2010 BusinessWeek



Tüm hakları Alphan Manas’a aittir. (c) 2003-2011