More Than Human: Embracing the Promise of Biological Enhancement
Ramez Naem

2009-11-25-01_AlphanManas-Murat-Gunak
12 Kasım 2009’da Hürriyet Gazetesi’nde Peugeot Pazarlama Direktörü Vincent Ricoux’un bir demeci (haberin tamamını okumak için tıklayınız.) vardı. Demecin önemli bölümlerini aşağıda bulabilirisiniz:

Peugeot Pazarlama Direktörü Vincent Ricoux, Murat Günak ve Alphan Manas’ın geliştirdiği Türk malı elektrikli otomobil projesinin çok ciddi olduğunu belirterek, “Elektrikli otoda rekabet aynı seviyede. Türk malı elektrikli otomobiller diğer markalardan önce pazara sunulursa ciddi rekabet ortamı yaratacaktır” dedi.

FRANSIZ otomobil üreticisi Peugeot’nun Pazarlama Direktörü Vincent Ricoux, dünyaca ünlü tasarımcı Murat Günak ve ünlü fütürist Alphan Manas’ın ortaklığında geliştirilecek ‘Türk malı’ elektrikli otomobil projesi konusunda yapılan yatırım kararının çok ciddi olduğuna dikkat çekti. Ricoux, “Otomotivde yeni bir marka yaratmak gerçekten büyük yatırım gerektiriyor. Ama elektrikli otomobilde rekabet henüz oluşmadığı için Türk malı elektrikli otomobil projesinin diğer markalardan önce pazara sunulması çok önemli. Bu gerçekleşirse Türk malı araçlar ciddi rekabet ortamı yaratacaktır” dedi.

Ciddiye alınmak insana gurur verir. Biz Türklerin en büyük korkusudur ciddiye alınmamak. Bir de kendimize olmayan güvenimizle birleştiğinde başarımızın önüne 2 tane önemli engel çıkar. Hem Murat Günak hem de ben komplo teorilerine inanmayan ve şahsi güveni büyük bireyleriz. Bilgi birikimimiz yüksek olduğu için fikir birikimimiz de o kadar fazladır. Trendleri deli gibi araştırmak, senaryo üzerine senaryo üretmek hayatımızın değişmez parçasıdır.

Türkiye’nin, kendi elektrikli arabası önündeki en büyük engeli yine kendisidir. Çünkü çekincesini tüm dürüstlüğüyle ortaya koyan Peugeot’tan korkmamızı gerektirecek bir durum yok. Çünkü o sözünü yüzümüze söylüyor. Ama yüzümüze söylemeyecek olan o kadar firma ve kişi var ki. Bunlar LOBİ adı altında bazı engeller koymaya çalışacaklardır. Örneğin bu projenin yegane başarısı ÖTV muafiyeti ve KDV indirimidir. Bu gerçekleşmezse bizim projemiz tarihe gömülür. Ayrıca şarj istasyonlarına takılacak sayaçlarda özel fiyatlama da gerekecek. Sonuç olarak bu projeyi Türkiye’nin isteyip istemediği çok yakında anlaşılacak. Bir örnek vererek konuyu derinleştirmek istiyorum. Mecliste beklemekte olan Yenilenebilir Enerji Kanununu bakan Ali Babacan beklemeye aldırdı. Bütçede güneş enerjisi ve diğer yenilenebilir enerjilerle ilgili alım ve fiyat garantisi için bir düzenleme yapılması gerekiyordu ve aslında bunun için ayrılabilecek ne bir bütçe, ne de bir rakam vardı. Günün sonunda Kyoto protokolüne imza koyan Türkiye’nin kendisi ile çelişmemesi açısından bu kanunu geçirmesi gerekiyor. Gördüğünüz gibi, Kyoto protokolüne imza atmasına rağmen, devlet mantıklı olanı yapmakta zorlanıyor, gecikiyor.

Türkiye’nin Elektrikli Arabası’na gelince, satış adedi arttıkça devletin vergi (ÖTV, KDV, Motorlu Taşıt Vergisi) geliri azalacak. Bu durumda hesaba katılması gerekecek gelir kalemi ise azalacak petrol ithalatı olacak. Ama diğer önemli bir konu ise bu arabaları şarj etmek için üretilecek elektriğin fiyatı ve kaynağı olacak. Eğer biz elektrikli arabaları doğalgaz’dan ürettiğimiz elektrik ile şarj ediyorsak bunda bir mantık aramak gerçekten zor. Ben hükümet olsam bunu asla desteklemem. Peki neyi desteklerim? Örneğin jeotermal ile enerjiyi üretilirse, bunu desteklerim.

Murat Günak ile son dönemde dünyada neler oluyor diye etrafı kolaçan ediyoruz. Ben bir yandan dünyayı dolaşırken Murat da Avrupa’da gerekli ziyaret ve toplantıları gerçekleştiriyor. Son durağımız Paris’ti. Orada ikimizin de çok sevdiği Fiat 500 önünde fotoğraf çektirdik. Bu altın kaplamalı koleksiyon arabasını çok sade ve kullanımı inanılmaz kolay diye seviyoruz. İşte Türkiye’nin Elektrikli Arabası için de bunu düşünmek lazım.

rotaract
Bölgeleri (İzmir, İstanbul, Ankara, Denizli, Bursa, Aydın, Bolu, Adapazarı, Gaziantep) bir araya getiren, yeni dönem ve eski dönemdeki rotaractların tanıştığı, kaynaştığı ve beraber eğitim aldığı Türkiye Ulusal Rotaract Konferansı bu yıl 30 Ekim ile 1 Kasım tarihleri arasında Kuşadası Pine Bay Holiday Resort Oteli’nde, 300 kişilik bir katılım ile gerçekleşti.

Bu organizasyonda benimle beraber konuşma yapanlar arasında  Türk ve yabancı birçok kuruluşa, eğitim ve danışmanlık hizmeti veren, yazdığı kitaplarla beğeni toplayan sevgili Ahmet Şerif İzgören de vardı.

Gençlere yaşadığım kötü tecrübeleri anlatmak, başarının arkasında yaşanan başarısızlıklar olduğunu göstermek beni mutlu ediyor. Türkiye’de genellikle paylaşılan tecrübeler ve başarı hikayeleri ne yazık ki hep ağır maddi olanaksızlıkların sonucu ortaya çıkanlardan oluştuğu için, benim paylaşımlarım biraz farklı oluyor. Zaten Y kuşağı ve sonrasında benim anlattığım tipteki tecrübeler artık çoğunlukta.

bw1
Türkiye’de son iki yıldır tüm gençler UGG’layıp (Türkçe Agg diye okunuyor) duruyorlar. Türkiye’deki satış fiyatları ortalama 500 TL civarında olan kuzu derisinden yapılmış giyimi çok rahat botlar kapış kapış gidiyor. Tabii bu kadar talebi olan bu ürünün “çakması” da olmaz demeyin. Hem de çakması/sahtesi 150 TL civarında. Kızım Hazal çok istemesine rağmen pahalı olduğu için 2 yıldır bana aldırmaya kıyamıyordu. Baktım kendisi de çakması peşinde, Londra’dan ona gerçeğini daha ucuza aldım. Sonra da bu başarının arkasındaki motivasyonu araştırdım. 1978 yılında kurulan UGG Australia, 1998 yılına kadar rahatlıkla giyilen ayakkabılar üretmiş. 1998 yılından itibaren ise pahalı ayakkabı üretmeye karar veren şirket 3 yıl içinde önemli moda dergilerinde yer alırken, ABD’li Nordstrom ile yaptığı satış anlaşması ile satışları patlamış. 2000 yılında TV programcısı Oprah Winfrey’e bir çift ayakkabı göndermesi, Winfrey’in de bu ayakkabıları sevip “Oprah’ın Favorileri” içine girmesi ve 2003 yılında tekrar başka bir model ve mavi ile pembe renklerle  “Oprah’ın Favorileri” bölümünde anılması artık markanın şaha kalktığıını göstermiş. Aynı yıl Footwear News dergisi de UGG Australia markasını, “Yılın Markası” olarak tanımlamış. Evet Avustralya’nın en önemli ürünlerinden biri olan kuzu, inanılmaz bir katma değerle satılır hale gelmiş.

“Crocs” ise plastik görünüşlü, sandal tipli, ilk etapta albenisi olmayan bir ayakkabı/terlik karışımı. Ama çok kısa sürede halka açılıp piyasa değerini 1.09 milyar USD’ye çıkaran bu firmayı başarılı kılan özel reçineyi yapan firmayı satın alarak yüksek üretim için (Çin, İtalya ve Romanya’daki üreticilerle) hazırlıklı olmalarıydı. (devamı…)

Türk basınında gündemi uzun süre işgal eden Eclipse Aviation’ın satın alınması konusu, firmanın Mason Holland önderliğinde bir ABD’li grup tarafından satın alınması ile sonuçlanmıştı. Satın alma işlemini takiben Mason, Ekim Alptekin ve benimle bağlantıya geçip bizim de şirkete ortak olabileceğimizi ve bunun için %5’lik bir hisse ayırdıklarını söylemişti. Yatırım olarak iyi gözüken, fakat azınlık hakları olmayan bir hissedarlık sözleşmesine “evet” demem benim için zordu. Ayrıca başlangıç hedefimizin çok ötesine geçmiş oluyorduk. Amacımız Türkiye’nin sahibi olacağı bir uçak üretim şirketine sahip olmakken, ABD’li bir uçak üreticisine azınlık hissedar olacaktım. Sevgili Ekim Alptekin için durum farklıydı. Kendisi bu işe yıllarını vermişti. Şirketin iflas etmeden önceki ana hissedarı, Roel Piper’ın sahibi olduğu ETIRC Aviation’da yönetim kurulu üyesi olan Ekim, Eclipse Aviation’ı çok yakından tanıyordu. O yüzden onun şirkete ortak olması ve yönetimde yer alması çok doğru bir girişim, ayrıca Türkiye adına da gurur verici. Özellikle TAİ’de üretim opsiyonu Eclipse Aviation için önemli bir Avrupa açılım fırsatı.

Ekim ile geçenlerde yazıştığımızda şirketin bu yıl içinde artı nakit akışına döneceğini söylemişti. Sanırım bu gerçekleşiyor. Türkiye adına çok büyük bir fırsatı kaçırdığımızı ihaleyi kaybettiğimizde söylemiştim. Şimdi yinelemek istiyorum. Umarım aynı durum “Türkiye’nin Elektrikli Araba Projesi” için gerçekleşmez. Türkiye olarak artık güven sorununu aşmalıyız. Bunu aşamadığımız taktirde her büyük girişim bize “1 numara büyük” gözükecektir.

Milliyet’te çıkan haberleri okumak için tıklayınız.

mov_ser

Son günlerde dikkati çeken bir konu da film ve dizi web sayfalarındaki karışıklık. Aşağıda Türkiye dışında yapılmış bazı filmlerin web sayfaları bulunuyor:
1. www.chocolate-movie.com
2. www.iceagemovie.com
3. www.inglouriousbasterds-movie.com
4. www.whowillsurvive2012.com

Türkiye’de çekilen filmlerden bazılarının web sayfaları ise:
1. www.kurtlarvadisi.com
2. www.nefesfilm.com

Peki, devlet kuruluşları için “gov” uzantısı yaratılmış olduğu gibi, neden IMDB gibi bir kurum kalkıp da filmler ve diziler için bir alan adı uzantı yaratmıyor? Sinema filmi için “mov” ve dizi film için de “ser” uzantısı (ser, series’in kısaltılmışı) çok rahatlıkla kullanılabilir.

Böylece aşağıdaki sonuçlar elde edilir:
1. www.chocolate.mov
2. www.iceage-3.mov
3. www.inglouriousbasterds.mov
4. www.whowillsurvive2012.mov
5. www.kurtlarvadisi.mov.tr
6. www.nefes.mov.tr
7. www.adanali.ser.tr
8. www.askimemnu.ser.tr

Yapmaya değmez mi?

Aslında hiç gereği yoktu. Herkes mutluydu, herkes stadın yapılmasını istiyordu. Ben niye kalkıp “Bu stad İzmir’e gereksiz” dedim ki? Gerçi dediğim iyi olmuş sanki. Çünkü sanki beni bekliyormuş gibi bazı destekler de almadım değil: Örneğin Yenigün gazetesinden sevgili Hasan Tahsin benim bakış açımdan konuyu işlemiş. Hayatın futbol’dan ibaret olmadığını görenler de mevcut: (http://www.gazeteyenigun.com.tr/icerik.asp?
page=koseyazilari&yazarID=3&yaziID=14790
)

Hürriyet başlık atmış: ÇAĞDAŞ İZMİR’DE BİR ÜSTÜN ZEKA. Lafı nereye çekmek istersen çek: http://www.hurriyet.com.tr/ege/12943367.asp

2016 Avrupa Futbol Şampiyonasına talip olarak bir stad projesi oluşmuş. Buradaki denge stadı yaparak mı bu şampiyonanın ev sahipliğini alıyoruz, yoksa projesi ile mi? Önce bunun cevabını alalım. Eğer projesi ile ev sahipliğini alabiliyorsak, o zaman başka hesaplar devreye giriyor: Kaç turist gelecek? Ne kadar döviz bırakacak? Burada bir iş modeli oluşmuşsa tabii ki yapılsın. EXPO 2015’te projesi ile talip olduğumuz bu etkinliği Milano’ya kaybettik ve üzüldük. Sadece cebimizden çıkan seyahat ve proje masrafları oldu. Unutmayalım ki İzmir için oy veren ülkelerden biri de benim İstanbul Fahri Başkonsolosu olduğum Kamboçya idi. Hem de İtalya’dan teşvik pirimi sözü almasına rağmen. İkna etmek için Kamboçya’ya bir de arkadaşımı yolladım. Bu stadı isteyenlerden acaba kaçı İzmir’e EXPO 2015 için 1 oy getirdi de beni İzmir’i sevmemekle suçluyorlar.

Bu stad 2016 Avrupa Futbol Şampiyonası’na ev sahipliği olmadan yapılacaksa veya yapılıp bu şampiyonaya ev sahipliği başka bir şehre kaybedilecekse durum gerçekten vahim olur. Federasyon başkanı sayın Özgener koltuk başı maliyeti 2,000-5,000 Euro olarak söylemişti. Ben en düşüğünü baz alıp 200 milyon TL fiyat çıkardım. Yani bu fiyat 500 milyon TL’ye bile çıkabilir. Soru şu: “Bu parayı kim ödeyecek?” Sonuçta devletin bütçesinden çıkacak. Devletin bunun için parası yok ki? Olsa bile bu paranın karşılığı bize vergi ek yükü olarak geri dönmez mi? Sevgili İzmirli hemşerilerim bunun hesabını yapmadan neler düşünüyorlar…

Stadın Örnekköy’e yapılması düşünüldüğü için yaşamımın ilk 17 yılını geçirdiğim Karşıyaka’daki KSK’liler stadı sahiplenmiş durumdalar. Durum böyle olunca benim stada karşı olmam KSK’lileri kızdırmış. Bir de Göztepe’de yöneticilik yaptım ya, doğal olarak anti-KSK’li durumdayım. Bu tamamen yanlış. Sormak lazım; “İstanbul’daki Giresunspor-KSK maçında KSK taraftarı ile birlikte takıma destek olan bendeniz nasıl anti-KSK’li olurum?” Benim için önemli olan İzmir’in başarısı. Göztepe ile KSK farklı liglerde. Niye birinin başarısız olması diğerini sevindirsin ki? Ama taraftarlar birbirlerinden öylesine nefret ediyorlar ki, kan davasından beter bir durum oluşmuş.

Peki stad Örnekköy’e değil de Üçyol’a yapılsaydı, İzmirspor; Üçkuyular’a yapılsaydı Göztepe mi stadın kiracısı olacaktı? Komik olmuyor mu bu durum? Hani bu arada Göztepeli arkadaşlarım beni destekliyor gibi konuşmuşlar ama benim Göztepe için de söyleyeceklerim var. Göztepe, Altınbaş tarafından satın alındığında orada tuzluk yöneticilik (hiçbir hükmü şahsiyeti olmayan, sadece imza atan) yaptım. Sağolsun şampiyon yaptığımız bayan voleybol şubesini kendi başarıları olmadığı halde kapmayı da bildiler. O günlerde Altınbaş’ın kulüp için planlarını da dinledim. Altınbaş, Göztepe için stad yapacaktı. Doğrusu da buydu. Madem takımı satın alıyorsun, stadı kalkıp GSGM veya devletten beklemenin anlamı yok. Şimdi durum böyle olunca Göztepeli taraftar arkadaşlarımın Örnekköy stadı için yorum yapmak yerine Altınbaş’tan stat beklemeleri gerekiyor.

Fenerbahçe Şükrü Saraçoğlu stadında haftada 1 maç oynanıyor. Yani stad haftadaki 168 saatin 166’sında boş. Ama kombine bilet satışlarına bakıyorsunuz, neredeyse tümü satılmış durumda. Şimdi bu stadı kiralamayı düşünen KSK yöneticisi Osman Dal’a bazı sorularım olacak:

1. KSK, Süper lige böyle bir stadı yok diye mi çıkamadı?

2. Böyle bir stadın maliyetini ortalama 350 milyon TL olarak alsak, devlet (Futbol Federasyonu vs.) size bunun 80 milyon TL’sini para olarak verse mutlu olmaz mısınız?

3. KSK’nin kombine bilet satışı gelirleri ne kadardır? Bu sorunun cevabı GSGM’ye ödenecek yıllık kira bedeli ile bağlantılı. Çünkü siz stadda bilet satışından gelir elde edeceksiniz ki kiranızı ödeyebilesiniz.

4. Böyle pahalı ve bakımı zor bir stada sahip olmak yerine İzmirspor Kayyum Heyeti Başkanı sayın Mustafa Apak’ın söylediği gibi 20 bin kişilik, seyircinin neredeyse sahanın içinde maçı seyrettiği ama maliyeti koltuk başına 750 Euro (toplam maliyet en fazla 50 milyon TL) olan lokal KSK stadınız olmasını tercih etmez misiniz?

Artık fakir ülke özentisinden kurtulmamız gerekiyor. Paramız yok ama en iyi arabaları satın almak, en lüks evlerde oturmak için canımızı vermeye hazırız. Kredi kart borçları kabarmış ama harcama içgüdüsü durmuyor. “Anıt Stat”, “Körfez Manzaralı Stat”, “Anfi Stat” tanımları o yüzden beni ürkütüyor.

İzmirli’nin derdi geçim. İstihdam devamlı düşüyor. Herkes kan ağlarken paraları sokağa dökmenin ne gereği var? Hürriyet’e söylediğimi tekrar ediyorum: Verin bana stad parasını İzmir’i dünyanın en önemli elektrikli araba üretim merkezi haline getireyim. Hem de sayın Kemal Çolakoğlu’nun vaat ettiği Karşıyaka’da bulunan fabrikada. Binlerce İzmirli çalışsın, evlerine mutlu gitsinler.

Ben bunu demek istedim.

Milliyet Ege Gazetesi’nde Bülent BUDA’nın “Sözü Olana Kulak Verelim” başlıklı köşe yazısını okumak için tıklayınız.

devrim_alphanmanas“Türkiye’nin Elektrikli Araba” projesi Hürriyet ve Sabah gazeteleri konuya tam sayfa ayırıp desteklemeleri birlikte Türkiye gündemine oturdu. Bu proje bana 2 koldan gelmişti. İlkinde 28 Temmuz da sevgili Faik Kurşunoğlu bana kısaca bu projeden bahsetmişti. Diğerinde ise Başbakanlık Tanıtım Ajansı, yönetim kurulu üyesi olduğum İSGİD (İstanbul Genç Girişimciler Derneği) de bir tanıtım toplantısı yapmıştı. Ben ameliyat olduğum için katılamamıştım. Daha sonra İSGİD ve Hatemoğlu Tekstil yönetim kurulu üyesi sevgili Efsane Turan benim bu proje ile mutlaka ilgilenmem gerektiğini söyledi. Ben de bazı incelemeler yaptıktan sonra, Murat Günak ile 8 Ekim  de İstinye Park Masa Restaurant’da tanışarak yemek yedim. Fikirlerimizin uyuştuğunu anladıktan sonra iletişimimize devam ettik. 5 Kasım’da Londra’da bir toplantıya katılmak için yola çıktığımda 3 saatliğine Hannover’e uğradım ve Murat Günak ile prensiplerde anlaşarak bu işe girmeye karar verdik. Sonuç olarak tanışmamızı takip eden 2 aydan kısa bir süre içinde ortaklığa ve güç birliğine karar vermiş olduk. Bu Türkiye ölçeğinde çok kısa bir süre ama bizler biraz farklıyız. Murat Günak teknik anlamda tartışmasız lider, özgüveni çok yüksek, IQ, EQ ve SQ olarak zirvede ve bir o kadar alçak gönüllü bir insan. Ben bugüne kadar onlarca ortaklık gerçekleştirdiğim için, ortaklık kültürünü bilen ve bu konuda daima empati yapabilen biriyim. Dolayısı ile kimyamız uyuşmuş oldu.

6 Kasım’da Hürriyet’ten sevgili Ufuk Sandık ve Sabah’tan sevgili Emre Özpeynirci ile yemekte buluştuğumuzda her ikisi de benim bu projeye dahil olmamdan dolayı mutluluklarını paylaştılar. Haberlerin çıkması ile birlikte Türkiye ve yurt dışında yaşayan Türklerden inanılmaz bir geri bildirim aldım. Şu anda çok heyecanlıyım. Bana yakınlarım “Uçak işini yapamadın, şimdi sıra bunda mı?” diye takılıyorlar. Aslında hem haklılar, hem de haksızlar. Eclipse Aviation’ı süre kısa olmasaydı kesinlikle alıyorduk. Çünkü yatırımcılara şirket değerlerini inceleme fırsatı bile yaratamamıştık. Uçak hazır bir değerdi. Keşke olsaydı. Ama o konuda inanılmaz bir tecrübe edindim. Şimdi bu tecrübemi “Türkiye’nin Elektrikli Arabası” için harcayacağım.

Blog’umda 29 Eylül 2009 tarihli yazımda (http://www.alphanmanas.com/?p=344) elektrikli arabanın en önemli konusunun PİL GRUBU olduğunu söylemiştim. Gene aynısını söylüyorum. Ama bu kez planlarım farklı. Mutlaka pil teknolojisi üzerinde çalışacağım. İnşallah Türkiye’de çıkan madenleri kullanan bir pil teknolojisine sahip olabilirsek o zaman gerçekten tam bir TÜRK arabamız olabilir.

Sabah Gazetesinde çıkan haber için tıklayınız.
Hürriyet Gazetesinde çıkan haber için tıklayınız.

webstar_alphanmanas1
“Türkiye’nin en büyük dijital yarışması” olarak anons edilen “Webstar 2009” yarışması Türkiye’de bu anlamda hem seçim şekli hem de jüri değerlendirme yöntemi olarak en içime sinerek jüri üyeliği yaptığım yarışma oldu. Ön elemeye katılan 2,814 proje için 15 Ekim’de toplanan yarışma ön jürisi finalde yarışacak 21 tanesini seçmesinden sonra sıra, benim de bulunduğum jüri 27 Ekim Salı günü Bahçeşehir Üniversitesi Beşiktaş Kampusü’nde bir araya geldi.  Neredeyse tüm gün süren değerlendirme sürecinden sonra finale kalan 21 fikri özgünlük, yaratıcılık, uygulanabilirlik, ekonomik katkı ve farklılık kriterlerine göre sıralanarak yarışmanın kazananları seçildi.

Jürinin başkanlığını Koç Bilgi Grubu Genel Müdürü sevgili Mehmet Nalbantoğlu yaptı. Yarışmanın final jürisinde bulunan diğer isimler (alfabetik sırayla, yani kendime torpil yok. Bir arkadaşım bana “keşke ismim Aaron olsa” demişti bir keresinde) ise şu şekilde:
- Alphan Manas – Fütüristler Derneği Onursal Başkanı, Brightwell Holding Başkanı
- Caner Sandıkçı – Reklamz Şirketler Grubu İcra Komitesi Başkanı
- Emre Kurttepeli – Mynet Şirketler Grubu Yönetim Kurulu Başkanı
- Fatih Çekirge – Hürriyet İnternet Genel Yayın Yönetmeni
- Levent Erden – Euro RSCG Türkiye Grubu CEO’su ve IAB Türkiye Başkanı
- Osman Nihat Şen – Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı İnternet Dairesi Başkanı
- Sina Afra – eBay Avrupa Yönetim Kurulu Üyesi ve GittiGidiyor Yönetim Kurulu Üyesi
- Turhan Menteş- Hacettepe Üniversitesi Genel Sekreteri ve Türkiye Bilişim Derneği Yönetim Kurulu Başkanı
- Yavuz Oğhan – CNN Türk Haber Koordinatörü
- Yiğit Kulabaş – Ericsson Türkiye ve İsrail Pazarlama, Strateji, İletişim ve İş Ortaklarından Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı

webstar_alphanmanas2

Ödül töreni 5 Kasım 2009′da (Londra’da olduğum için katılamadım) Webstar Türkiye yarışmasında birinciliği “Online Orkestra” fikriyle İzmir’den Sinem Orçen ve “interaktif Uygulamalı Canlı Performans/Konser Platformu” fikriyle İstanbul’dan Güldeniz Polat paylaştı. Yarışmanın ikincisi yine İzmir’den “Recyourlife.com/Başkasının gözleriyle hayata bakmak, kendi hayatını kaydetmek” fikriyle Serkan Sülün olurken, üçüncülüğe Kayseri’den katılan Filiz Soylu’nun “Yurt içinden ve yurt dışından alıcıların ülkemizden sezonluk arsa kiralayabilmelerini sağlayan web sitesi fikri değer bulundu. webstar_alphanmanas3Yarışmada ilk üçe girmeye hak kazananlara ödüllerini Bakan Binali Yıldırım verdi. Webstar Türkiye’nin birincileri 2500′er TL para ödülü ile Hürriyet.com.tr’den projeleri hayata geçtikten sonra 10 milyon reklam gösterimi kazandı.

Özellikle yarışmayı kazanan ve ödülü paylaşan 2 adayın “Online Orkestra” fikri daha önce benim yurt dışında gizlilik anlaşması imzalayarak gördüğüm, henüz piyasaya çıkmamış ve ABD’de çıkma aşamasında olan bir fikir. Demek ki Türkiye’den de fikir çıkabiliyor, ama destek ile çok acil sonuca dönmesi gerekiyor. Marketing Türkiye’yi ayakta alkışlarken bu yarışmanın bence uzun soluklu olarak TOBB, İTO gibi kurumların desteği ile Türkiye’de yeni fırsatların yaratılması ve motivasyonun arttırılması için kullanılması gerektiğini düşünüyorum.

Ayrıca CNNTürk’ün, jüri toplantısında yapmış olduğu röportajlarla birlikte yayınladığı haberi de aşağıdaki linklerde bulunmaktadır:

http://www.cnnturk.com/2009/bilim.teknoloji/teknoloji/10/27/turkiyenin.webstari.kim.olacak/549345.0/index.html

http://www.cnnturk.com/video/teknoloji/2009/10/27/turkiyenin.webstari.kim.olacak/16304/index.html



Tüm hakları Alphan Manas’a aittir. (c) 2003-2009