More Than Human: Embracing the Promise of Biological Enhancement
Ramez Naem

Geçmişte yaptığımız projeler ve şirketlerimiz hakkında çıkan haberleri bilgisayar ortamında saklıyorum. Geçenlerde BT haber Dergisi’nde 4 Ocak 1999 tarihinde çıkmış haberi (buraya tıklayarak pdf formatında görebilirsiniz) görünce o günleri hatırladım. Kablosuz POS’ların (Kredi Kartı Terminali) Türkiye’deki ilk uygulamasıydı. Ericsson’un GH 337 modeli revaçtaydı o yıllarda. Tek sorunu SMS atmıyordu. Zaten o yıllar daha bizlerin SMS atmadığımız yıllardı. Hemen o yılda bereket 388 modeli çıktı da 1999 yılbaşı akşamı birçoğumuzun toplu mesaj atmaya başladığı yıl oldu. Bakın Ekşi Sözlükte GH 337 modeli hakkında neler söylenmiş: http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=ericsson+337

GPRS olmadığı için bilgi iletişimi dial-up olarak yapılmak zorundaydı. X.25 vardı paket anahtarlamalı olarak kullanılan. O zamanın PTT’sinde 1 yılda sıra gelirse iyiydi. Teknik terimlerle yordum sizi ama “mobil iletişimin emekleme dönemleriydi” demek istedim aslında.

İşte biz o yıllarda Kablosuz POS tasarlattık ve Türkiye’nin en önemli girişimcisi Mehmet Emin Karamehmet’in o yıllarda sahip olduğu Yapı Kredi Bankası’nda bankanın efsane Genel Müdürü yenilik önderi Burhan Karaçam’ın desteği ile uygulattık. İlk deneyenlerden biri de Çırağan Taksi’ydi. Çırağan Kempinski Oteli’nin yabancı müşterileri tabiri yerindeyse “dumur” oldular. Kendi ülkelerinde olmayan mobil POS’lar ile takside kredi kartı ile ödeme yaptılar.

Bunu yapan şirketimiz Planet’ti. Planet Gıda olarak kurduğumuz şirketi, inanılmaz bir manevra ile Planet Elektronik yapıp POS pazarına girmiş ve lider olmuştuk. Sonra da şirket Fransız Ingenico’ya satıldı. Hikayesi de Brightwell’in web sayfasında var: http://www.brightwell.com.tr/biryatirim2.asp

10 yıl öncesine dönüp biraz nostalji yapmak istedim.

Geçtiğimiz Nisan ayı ortasında Turkcell’den gelen istekle “Salı Pazarı” toplantıları kapsamında gelecek ile ilgili trendleri, yeni ürün tasarımları ve değişen yaşam koşullarına adaptasyon ağırlıklı bir sunum yaptım. Aldığım enerjiyi yansıttığım toplantı salonundaki yüksek enerjili izleyici kitlesi ile eğlenceli ve güzel bir sunum oldu. Mesai saati içerisinde olmasına rağmen hayli kalabalık bir katılımcı grubu vardı. Sunumuma toplamda kayıt olan 400 kişilik fiziksel katılımın dışında Tepebaşı Plaza dışındaki çalışanların da webcasting ile katıldıklarını ilettiler.

Aşağıda yaptığım sunumdan kısa bir derlemeyi izleyebilirsiniz.

bw6
Benim de üye olduğum “temizenerji” adında bir e-posta grubu var. Bu grupta milletvekilleri, mühendisler, devlet kuruluşu yöneticileri ve özel şirket yöneticileri, proje uzmanları, temiz enerji aşıkları gibi yani anlayacağınız toplumun her kesiminden insanlar mevcut. Ben zamanım yeterli oldukça takip edip, katılımda bulunuyorum. Geçenlerde bir enerji üretme fikri ortaya atıldı ki, adı “işsizliği sona erdirebilecek yenilenebilir bir enerji metodu”ydu. Bu kadar iddialı bir metodu okuduğunuzda hayal kırıklığı yaşamamanız elde değildi. Arkadaşımız Türkiye’de işsizlerin gidip elektrik üretimi yapacakları spor merkezleri planlamış. Bu merkezlerde spor yapan işsizlerin kullandığı hareketli kondisyon aletlerine (koşu bandı, eliptik bisiklet vs.) birer cihaz bağlayarak toplanan enerjiyi elektrik enerjisine çevirmeyi hedeflemiş. Hesabı da çok net. Önce bu insanlara günde 400 dakika spor yaptırıyor (olimpiyatlara hazırlanan sporcular bu kadar çalışmıyor bu arada) ve ortalama kişi başı 2.000 kcal harcama ile 2.500.000 işsiz sporcu saatte yaklaşık 240 MW enerji üretiyor. Bu da büyük ölçekli bir hidroelektrik santralinin üretimine eşit. Ama olaya başka taraftan bakarsak bir işsiz arkadaşımızın günlük yarattığı katma değer 30 kuruş civarında. Guruptan yazan bir arkadaşımız: “Günlük 30 kuruşu Somali’deki açlar bile santralde çalışmayı değil, aç karnına ağaç gölgesinde yatmayı tercih ederler” diyerek saçmalığa noktayı koymuş.

İnsan gücü ile elektrik üretme fikirleri bizde bu şekilde oluşurken dünyanın öbür ucunda Japonya’da mantıklı bir boyuta ulaşmış durumda. Bundan sonra sıkça duyacağımız “Piezoelektrik(titreşimden enerji üretimi)” teknolojisi ile mikro boyutta elektrik üretimi isteği her yerde her şekilde her olanağın değerlendirilmesine yol açıyor. (devamı…)

Nicholas Negraponte, NTV’de yayınlanan “Dünyayı Yönetenler” programında Silikon Vadisi’nden Kamboçya’ya uzanan ilginç hayat hikayesini ve bilişim teknolojilerinin dünyayı nasıl değiştireceğini anlatıyor.

 

Önce annem ve tüm annelerin anneler gününü kutluyor onlara “iyi ki varsınız” diyorum. Bu arada babamı da unutmak istemiyorum. Ona da iyi haberim var. Ama bunu yazımın içinde söyleyeceğim. 

 

Warren Buffet benim idolüm. Özellikle ilerlemiş yaşına rağmen çalışma azmi beni inanılmaz etkiliyor. Babam Oğuz Manas da şu anda 75 yaşında ve o da aynı azimle çalışıyor. Genellikle anglo-saxon ırkın eğilimi olan bu durum Türkler’de gerçekleşince daha da önemli hale geliyor. Babamın yaşında emekliliğinin tadını yaşayan, üretim yapmayan, hatta vaktini lak-lak ile geçiren çok insan var. Eminim bir çoğu da şimdiden yaşama sevincini yitirmiştir. Babam ise kendi yaş grubunda masa tenisinde dünyada ilk 8′de yer alıyor. Yılda en az 4 defa yurt dışında turnuvalara katılıyor. İddaa tahminleri yapıyor. Bu konuda da bence Türkiye’de ilk üçe girer. Babamı yakın takip edenler ayda binlerce TL para kazanıyorlar. Babamın sorunu ise “Diyabetik” olması. Bu etkinlikte olan bir insan diyabetik olarak kaderine sığınmak yerine kan değerleri benden daha iyi olarak yaşamına devam ediyor. Tek sorunu kendine hergün iğne yapması. Daha kolay bir metodu bekliyor. İşte iyi haberim bu konu ile ilgili.

 

(devamı…)

Magnum Haz Elçisi Eva Mendes’in Türkiye’ye gelmesiyle 2009 Magnum kampanyasını başlatan Algida slogan olarak da kendine “Magnum Varken Gözünüz Hiçbirşey Görmez”i seçti. Şu anda da Billboardlar dahil birçok mecrada reklamlar yer alıyor.

Verilmek istenen mesaj ise  “Hayat elbette çok yoğun ve bazen stresli bir tempoda yaşanıyor, ancak sadece buna odaklanmak yerine, hayattan daha fazla haz almaya çalışırsak, mutluluk kaçınılmaz olur. Unutmamak gerek ki, hayat çok kısa”.

Reklam filminin ilk versiyonunu seyredenler varsa hatırlayacaklardır: Orada elinde Magnum olan bir bayan etrafında oluşan olaylara aldırmadan yürüyordu. Ama benim gözlerimi yerinden fırlatan ise aynı bayanın yangından camı kırarak elinde bebek ile dışarı fırlayan bir itfaiye erine de umursamadan yürümesiydi. İtfaiye eri de şaşkınlıkla bakarken bu davranışı ayıplar gibiydi. Sonra ne mi oldu? Firma da bunu fark etti ve bu bölümü makaslayarak yerine restaurant’a görünmez bir adam koydu. Aynı bayanın umursamazlığı bu yöne kaymış oldu.

Unilever gibi bir devin böylesine bir hataya yol açacak reklamı onaylaması kabul edilebilir bir durum değil. Ajansın bunu nasıl yaptığını sorgulamıyorum dahi.

Konu reklamlardan açılmışken Türkiye’deki reklamlarda eksik olan bir durumu da paylaşmak istiyorum: Müşteriyi güldürmek. Hep ciddi reklamlar görmekten bıktık. Yapı Kredi “Adios” ve Anadolu Sigorta “Pattes” reklamları bu anlamda gerçekten hoş. Cem Yılmaz’ın da Türk Telekom reklamları bizleri güldürüyor. Ama ne yazık ki diğer firmalar bu konuda çok çekinceli hareket ediyorlar. Halbuki güldükçe reklam daha akılda kalıcı olmuyor mu?

Bir önceki yazımda yarıya düşen masa bayraklarına çözüm oluşturmuş ve bazı okurlardan daha farklı öneriler almıştım. Şimdi üzerinde çok konuşulmak istenmeyen bir konuda inovasyonlardan bahsetmek istiyorum. Bu konuda 3 tane inovasyon çalışmam var. Bunlardan ikisini sizlerle paylaşıyorum ama üçüncü olan yani alaturka ve alafranga tabir edilen 2 tür tuvaletin karışımı olan yeni tasarımımı sizlerle daha sonra paylaşacağım. Sizlerle paylaştığım 2 tane inovasyondan biri Sıvı Dozajlama Ünitesi adı altında patentlenmiştir. Diğeri ise NTV Türk Mucit programı sırasında jüri üyeleri olarak aramızda gülelim diye o anda aklıma gelmiş bir tasarımdır.

“Sıvı Dozajlama Ünitesi” taharet musluğuna takılan ve her basışta akan suyu yavaşlatıp içine sabun karıştıran bir aparattır. Ayrıca takılacak pil tertibatı ile de suyu az da olsa ısıtabilecek bir üründür. Bu ürün bazılarına komik gelse de patentlenmiştir. Bu ürünün diğer bir avantajı da taharet musluğundaki su ne kadar farklı basınçta akarsa aksın suyun akışını normal bir basınçta tutarak kullanıcıların konforuna katkıda bulunmaktadır.

Bu ürüne pahalı diyenler için ve sadece su basıncına çözüm isteyenler için ise  “Taharet Musluğu Basınç Kontrol Ünitesi”ni tasarladım. Bu da akan suyu hep aynı basınçta tutarak taharet musluğunun açılması anında suyun aniden fışkırmasını engelleyecektir.

Sonuçta İnovasyon inovasyondur. Bu yaptıklarımda inovasyondur. Çoğu arkadaşım başta çok gülmüştür ama anlatınca da çok hoşuna gitmiştir. Bakalım sizin hoşunuza gidecek mi?

Alaturka ve alafranga tabir edilen 2 tür tuvaletin karışımı olan yeni tasarımım üzerinde çalışıyorum. İkna olursam “Faydalı Model” için başvuracağım. Görüldüğü gibi insanlığın her türlü ihtiyacı için çalışma yapıyorum!!!!!!!!



Tüm hakları Alphan Manas’a aittir. (c) 2003-2009