More Than Human: Embracing the Promise of Biological Enhancement
Ramez Naem


“Girişimci olunmaz, doğulur.” benim çok sevdiğim bir söylemdir. Ben 2004 yılından beri üniversitelerde özellikle “Girişimcilik, Yetenek Keşfi ve Gelecek” konularında konferanslar veriyorum. Bugüne kadar aşağıda isimleri olan 11 üniversitede (alfabetik sırayla) yaklaşık 16 tane konferans verdim:

 Bilgi Üniversitesi
 Bilkent Üniversitesi
 Boğaziçi Üniversitesi
 Çanakkale 18 Mart Üniversitesi
 Fatih Üniversitesi
Gazi Üniversitesi
 İstanbul Üniversitesi
 Koç Üniversitesi
 Marmara Üniversitesi
 Orta Doğu Teknik Üniversitesi
 Yıldız Teknik Üniversitesi

Beni en çok şaşırtan ise doğduğum şehir olan İzmir’den hiç davet almamış olmamdır. İzmirli üniversiteler sanırım henüz “Girişimcilik” konusunda yeterli desteği öğrencilerine aşılamıyorlar.

Üniversite davetlerine zamanım elverdiği sürece katılmaya çalışıyorum. Bunu hem sosyal sorumluluk olarak görüyorum, hem de gençlerle vakit geçirmek bana inanılmaz keyif veriyor. (devamı…)

Programdan bazı başlıklar;
“Geleceğin dünyası, yaşamımızda neler değişecek?”
“Kravat 5-10 yıl içinde kalkacak.”
“Madeni paranın ömrü uzun olmayacak.”
“Gazetelerin geleceği parlak değil.”
“Temsili demokrasi bitecek mi?”

02/03/2009 – HABERTÜRK


Arçelik’in davetlisi olarak 7 Mart 2009′da Sapanca Richmond Hotel’de tüm Arçelik şirketleri genel müdürleri, fabrika müdürleri, müdür yardımcıları ve direktörlerinin katıldığı “Arçelik Stratejik Öngörü” toplantısında ve daha sonra 20 Mart 2009′da Gebze TÜSSİDE’de Arçelik Ar-Ge Grubu’nun hemen hemen tüm kadro ile (yaklaşık 200 kişi) katıldığı “İletişim Toplantısı”nda GELECEK konusunda konferans verdim.

Bu benim için inanılmaz keyifli oldu. Bunun birkaç nedeni var. Öncelikle Türkiye’nin en beğendiğim şirketlerinden birinin tepe yöneticileri ve ekibi ile gelecek konusunda öngörülerimi paylaşma fırsatım oldu. Daha da önemlisi benim hobi olarak birkaç arkadaşım (Kerem Güvenç ve Murat Armağan) ile beraber üzerinde çalıştığımız geleceğin buzdolabını onlara tanıtma olanağı buldum. Herkesin bir hobisinin olması gerekiyor. Bizim de hobimiz beynimizi rahatlatan değil, beyni daha da yoran bir çalışma “Daha İyi Bir Yaşam Dizaynı” olunca aslında ortaya çok iyi ürünler ve çözümler çıkıyor.

Konferansta “Kahve Falı Makinesi” patenti konusu gündeme geldi. Arçelik Ar-Ge grubu bizden 15 gün önce patente başvurduklarını söyledi. Ben de 7 Eylül 2002′de “Genişleme Kitli Buzdolabı” için patent yerine faydalı model başvurusu yaparak ve sonra patente döndürmeyerek hata yaptığımızı, Arçelik’in bizimle aynı zamanlarda başlayan benzer çalışmasını “Divide & Cool” adı altında 24/11/2004 tarihinde isim tescili alarak sürdürdüğünü ve bunu başarılı bir şekilde ürüne çevirdiğini belirttim. Ayrıca, patent başvurusu yapmadığımız “Tartı ve Kameralı Otomatik Ölçümlü Mikrodalga” konusunda patente başvurmalarını salık verdim.

Bizim temel prensibimiz patenti bir kazanç ve üretim aracı olarak görmememiz. İlginç olan benzer konularda Arçelik gibi lider bir kuruluş ile yollarımızın epeyce kesişiyor olmasıdır. Belirli dönemlerde Arçelik’in patent geliştirme ile ilgili stratejik toplantıları içinde yer almaktan da inanılmaz keyif alacağımı da belirtmeden duramayacağım.

(devamı…)


Capital Dergisi’nin 2008 yılında belirlediği Türkiye’nin en inovatif ilk 3 şirketi, 2 aşamadan oluşan oldukça kapsamlı bir değerlendirmenin sonucunda belli oldu. Yarışmanın ilk aşamasında Türkiye’nin önde gelen 350 şirketinin CEO’larının katıldığı anketle “İnovasyonda En İyi 10 Şirket” belirlendi. Bu 10 şirkete, inovasyon stratejilerini ortaya koyan bir soru formu gönderildi ve gelen yanıtlar akademisyen profesyonel yönetici ve iş adamlarından oluşan jürinin değerlendirmesi sonucunda belli oldu. Bu jüride ben de yer aldım. Bu yarışma hakkında hem bilgi aktarmak hem de beni jüriye davet ettikleri için başta Genel Yayın Yönetmeni Rauf Ateş olmak üzere Capital Dergisi’ne teşekkür etmek istiyorum.

2008 yılında Capital Dergisi ve Akbank’ın ortaklaşa gerçekleştirdiği “Türkiye’nin İnovasyon Liderleri” yarışmasının zirvesinde Eczacıbaşı Holding yer aldı. Onu Arçelik ve Turkcell izledi. Yenilikçilik anlayışının kurumun her kademesi tarafından sahiplenmesini sağlayan modeliyle Eczacıbaşı Holding, büyük ödüle layık görüldü. İnovatif ürün ve teknolojileriyle tanınan geçen yıl birincisi Arçelik ise 2008′in en inovatif ikinci şirketi seçildi. Üçüncü olan Turkcell ise teknoloji şirketi olarak ekosistemini de yenilik üretmeye teşvik etmesiyle beğeni topladı. Swissotel’de biraraya jüri üyelerinin her biri kendi ilk 3′ünü seçti. Kesin sonuç ortaya çıktıktan sonra ise onlara “İnovasyon Şampiyonu İlk 3 Şirket”in hangi özelliklerini beğendiklerini sorduk. Onların görüşlerini sayfalarımıza taşıdık. (devamı…)

Fütüristler Derneği’ni 2005 yılında, sosyal yaşamın ve iş yaşamının gelecekte nasıl şekilleneceğine dair uzgörülerde bulunmak üzere multidisipliner çalışmalar yapmak üzere kurmuştuk. Kurucu üyeleri (alfabetik sıra); Alphan Manas, Faruk Eczacıbaşı, Işık Biren, İbrahim Kavrakoğlu, İrfan Sayar, Jan Nahum, Oğuz Manas, Rıfat Sağlam, Ufuk Emekli, Uğur Yüce ve Yurtsan Atakan’dan oluşmaktadır.  

Fütüristler Derneği, sosyal ve pozitif bilimler açısından tüm disiplinlerin ve teknolojinin insanlığı ne kadar ve nasıl etkileyeceği, nelerin değişeceği ve dönüşeceğiyle ilgili görüşleri paylaşmak; iş yaşamı ve sosyal hayatı iyileştirmeye yönelik yöntemler geliştirmek üzere faaliyetlerde bulunmaktadır. Geçen 3 yıllık süre içinde dernek Türkiye’yi “Fütürizm” kavramı ile tanıştırdı. Fütürizmin, temelleri olan bir bilim olarak hayatın ayrılmaz bir parçası olduğu gerçeğini kamuoyu tarafından da benimsenen çalışmalara imza atarak gösterdi.

Kurucu başkan olarak sürdürdüğüm başkanlık görevimi, M-GEN Gelecek Planlama Merkezi Kurucusu Bayan Ufuk Tarhan’a devrettim. Bu bayrak değişiminin amacı, Fütüristler Derneği’nde yaşanabilecek hedef körlüğünü ortadan kaldırmak ve görev yapma isteğinde olan kişilerin önünü açabilmektir.   (devamı…)

bw7

Yaşamın sadeleşmesi ve bilgi akışının insan beyninde düzenlenmesi için yavaş şehirler gerekiyor.

Fütürizm akımını başlatan İtalyanlar şimdi de “Cittá Slow” diye “Yavaş Şehirler” akımı başlattılar. Geçen yıl, yaşamın sadeleşmesi gerektiği ile ilgili bazı yorumlarda bulunmuş, bu konuda oldukça eleştiri de almıştım. Artık insanlar bilgi, teknoloji ve kalabalık bombardımanından bunalmış ve hafızalar “balık hafızası” kıvamına ulaşmış durumda. İnsanlar iki gün önce tanıştıkları insanları unutmaya başladı. Bu kadar hızlı bilgi akışlarını beyinleri düzenleyemediği gibi, bunun için de bir eğitim sürecinden geçmek zorunda olduklarının farkında değiller. Google ve diğerleri, arama motoru yaparak internet üzerindeki bilgileri düzenli olarak bilgisayar ekranlarımıza getiriyor. Ama beynimiz -en azından içinde yaşadığımız bu yıllarda- bilgisayardan daha hızlı olmasına rağmen, Google düzeninde çalışamıyor. Bunun nedeni; bilgisayarlarda duygu yok.

Yazının tamamını PDF formatında okumak için tıklayınız.

01/03/2009 BusinessWeek

THY’nin Amsterdam Schiphol havalimanına alçalmada düşen Boeing-737 800 Tekirdağ uçağı ile ilgili Şahsi yorumlarımı olay basına bugün yansımadan önce yapmıştım. Şimdi basına yansıyan durumu beraberce değerlendirelim:

“Siz Boeing firması olsanız ne yaparsınız? Önce bu açıklamaya cevaben “Kardeşim bu uçağın 2 tane radar altimetresi var. Biri arıza yapar, diğeri çalışır. Eğer bilgisayarlar aralarında fark tespit etmişse zaten ekranda pilotu uyarır (”miscompare”)” der. Ama demediler.” demiştim. İlk veriler ürkütücü. Çünkü pilotlar sol bölümde yer alan Low Range Radio Altimeter (LRRA) denilen radar altimetresindeki sorunu “miscompare” mesajı ile 7,000 feet (2,300 metre) yükseklikte fark etmişler, oto-pilot ve motor gaz kollarını (auto-throttle) sağdaki doğru çalışan radar altimetresine bağlamışlar. Ama her 2 sistem de arızalı altimetreyi referans almış. Sistem touch-down (yere teker koyma) yaptığını zannedip hız kesmiş, pilotlar gaz kollarına asılmışlar ama gene sistem inatla tekrar hız kesmiş. Yazılım hatasından bahsediliyor. Bu konuda pilotların yapabileceği bir şey yok. Eğer bunun doğruluğu ispat edilirse sanırım Boeing firması tarihe gömülür. Boeing’in suskunluğu acaba bundan dolayı mıydı? (devamı…)

THY’nin Amsterdam Schiphol havalimanına açalmada düşen Boeing-737 800 Tekirdağ uçağı ile ilgili inanılmaz sayıda neden üretildi. Bunlardan en komik olanı ise yakıtın bittiği şeklindeydi. Daha sonra emekli pilotlar ve ilgili derneklerden çok daha mantıklı açıklamalar geldi. Görsel ve yazılı basın konuyla devamlı olarak ilgilendi. Ne zamanki Hollandalı yetkililer basın toplantısı ile açıklama yaptılar herkes sus pus oldu. Zannedersiniz ki Hollandalı abiler karakutulara baktılar ve sonucu söylediler. Bunu duyar duymaz hepimiz şoka girdik. Sonra rahmetli pilotları sorgulamaya başladık. Kazanın olduğu günlerde pilotların kendilerine çok güvendikleri için oto-pilot yerine manuel inişi tercih ettikleri konusu gündemdeydi ve bu da eleştiri konusu oldu. Sonra Hollandalılar kendilerine göre bir kaza nedeni açıklayınca bu sefer uçağın oto-pilot’ta olduğu ve arızalı radar altimetresi yüzünden düştüğü söylendi.

Şimdi bir an için bunun böyle olduğunu düşünelim. Siz Boeing firması olsanız ne yaparsınız? (devamı…)



Tüm hakları Alphan Manas’a aittir. (c) 2003-2009