More Than Human: Embracing the Promise of Biological Enhancement
Ramez Naem

Göztepe yönetim kurulu maceram 2007 yılı sonunda başladı. Altınbaş Holding’in kulübü TMSF’den ihale yoluyla alması ile oluşturulan yönetim kuruluna davet edildim. Bu benim için çok onur verici oldu.  Kişilik olarak sonuca ve başarıya odaklı bir insan olduğum için yönetim kuruluna seçilmemin ardından kendi talebim doğrultusunda Bayanlar Voleybol takımımızın sorumluluğunu üstlenerek kulübümüzü bir branşta şampiyonluk tattırmak istedim. Takımın sorumluluğunu aldığımda takım ilk maçını kaybetmiş, antrenörü görevden ayrılmış ve oyuncular takımı bırakma aşamasındaydı. Görevi beraber üstlendiğim Voleybol şube sorumlusu Sanver Süzek ve antrenörümüz İlker Alkan’ın destekleri ve oyuncularımızın üstün gayretleriyle takım daha sonra yapmış olduğu tüm maçları kazanarak 8-10 Mart 2008 tarihlerinde Aydın’da yapılan play-off maçlarına katıldı ve buradan da 2. Lige çıktı.

Takımın sorumluluğunu aldıktan sonra takımın şampiyonluk pirimi dahil tüm masraflarını da şahsen üstlendim. Takımın forma reklamları Alpet olmasına rağmen bu konuda Altınbaş Holding’den bir destek talebim de olmadı.

Takım 2. Lige çıktıktan sonra ne Kulübümüz’den ne de Altınbaş camiasından bizleri arayan ve bu başarıyı bizlerle paylaşan kimse olmadı. Hiçbir başarı paylaşılmadığı takdirde mutluluk vermez. İş camiası ve medya tarafından tanınmış olmamdan dolayı, diğer kulüp yöneticilerinin beklentilerinin aksine Göztepe camiası için yaptıklarım ve yapacaklarım benim kişisel “PR-Halka İlişkiler”ım için bir destek sağlamayacağı aşikardı. Dolayısı ile paylaşmak benim için ön plandadır.

Saha ve salon tahsisi konusunda geçmiş tecrübelerime dayanarak destek sağlamaya çalıştım.  Göztepe Spor Kulübü web sitesinin hazırlanması için şahsen talip olmuş ve ekibimi bu konuda çalıştırtmıştım. Ne yazık ki kulüp yönetimi yeterli içeriğin oluşturulmasında ve içerik yönetiminin sağlanması konusunda adım atamadı ve çalışma duruduruldu. Haziran’2008 tarihindeki web sitesi alelacele hazırlanmış ve hem estetik hem de yeterli içerikten yoksun olarak kullanımdadır.

Göztepe için Altınbaş Holding bir şanstır. Bunun yanında Altınbaş Holding de kulüp yönetimi konusunda öğrenme sürecini hızlıca tamamlamak zorundadır. Kulüp yönetimi şirket yönetiminden farklı değildir. Üst yönetimin vizyonu kulübün geleceği için çok önemlidir. Son dönemde kulüp yönetimi, amatör şube alt yapı gelirleri, büfe ve halı saha işletimi gibi çok anlamsız ve gereksiz gelir kaynakları üzerine yoğunlaşarak vizyon zafiyeti yaşamıştır. Gerçek zafiyet amatör şubelerin geleceği konusunda yaşanmıştır. 2007-2008 yılının tek başarı hikayesi olan Bayan Voleybol takımının 3. Lig’den 2. Lige çıkması göz ardı edilmiş ve takım kaderine terkedilmiştir. Ben yönetici olarak takım ile önümüzdeki dönemde tüm maddi yükü üzerimde olacak şekilde ilgilenmeyeceğimi Altınbaş Holding ile Nisan 2008′de paylaştım. Geçen süre zarfında hiçbir önlem alınmamış ve takım dağılmıştır.

Bugün Fenerbahçe yönetim olarak Aziz Yıldırım’ın önderliğinde takımın piyasa değerine değer katarken, bir yönetim kurulu ile de denetlenmektedir. Bugün Göztepe de bu durum mevcut değildir. Durum böyle olunca şampiyon olmuş bir amatör şubenin yok olmasına rahatlıkla karar verilmekte, alınacak keyfi kararların denetimi oluşmamaktadır. Buna paralel olarak taraftarımız da tepkisini göstermeyince durum daha da anlaşılmaz bir hal almaktadır.

Futbol takımının yapılacak trasferler ve iyi bir antrenör ile 3. Lige bileğinin hakkı ile çıkacakken bir İzmir takımının satın alınarak bir üst lige çıkılması aslında bir başarı değil, kulüp yönetiminin büyük bir başarısızlığıdır.  Alt liglerde iyi sporcu oynatmak zordur ama Bayan Voleybol takımı 2 tane 1. Lig ve 2 tane de 2. Lig oyuncusu transfer ederek bunun aksini kanıtlamıştır. Bu arada ezeli rakibimiz KSK dahi bize 2. Pasorünü kiralık olarak vermiştir.

Sonuç olarak, Göztepe kulübü Altınbaş Holding ile uzun dönemde başarıya ulaşacaktır. Ama bunun için kulüp yönetiminin acilen değişmesi ve tüm kadrolarda gerçek bir revizyon yapılması gerekmeketdir. Eskiden yakınen tanıdığım ve çalışmalarını beğendiğim Emre Alkin, Altınbaş Holding’e İş Geliştirme ve Kurumsal İletişim başkanı olarak atanmıştır. Kendisi mutlaka Göztepe Kulubü ile de ilgilenecektir. Sevgili Alkin’in Göztepe Kulübü’nün şu an yaşadığı vizyon sorununu kısa sürede çözmek için holdingi yönlendireceğine eminim.

Ben yönetim kurulunda yer alan tek İzmirli olarak üzerime düşen görevi layikiyle yerine getirdim.  Aşağıdaki linkte göreceğiniz üzere, Oğuz Reşat Sipahi’nin, Yeni Gün Gazetesi’ndeki köşe yazısında belirttiği gibi kulübün bu yılki tek başarısına imza atılmasında önemli katkı sağladım. Ama bu koşullarda devam etmemin bir anlamı kalmadı. Yönetim kurulu üyeliğinden istifa ettim. İnşallah ileriki dönemlerde tekrar görev alacağım ortam oluşur, ben de seve seve tekrar katılırım.

O. Reşat Sipahi’nin “Nice Yıllara Göztepe” Başlıklı Köşe Yazısı İçin Tıklayınız.

Göztepe Dünyası Dergisi’nde Yayınlanan “Antrenör İlker ALKAN” ile Yapılan Ropörtaj İçin Tıklayınız.

 

bw
Ayakkabı ve giyim alışverişlerinizi kolaylaştıracak iki tıbbi bilim dalı tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de yaygınlaşıyor.

Doksanlı yıllardan 2000′li yıllara geçişte özellikle bilgisayar ve iletişim alanında yaşadığımız değişim, iş yaşamının bizi daha fazla etkisi altına almasını sağladı. Artık çalışma saatleri işimizde geçirilen saatlerle sınırlı olmadığı gibi evlerde de bilgisayar karşısında geçirilen zaman hatırı sayılır hale geldi. Daha da önemlisi iş ile özel yaşamı ayıran çizgi netleşemediği için özel yaşama ayrılan zamanda kesinti ve kaymalar oluşmaya başladı. Eskiden “her sabah kalkar sporumu” yaparım söylemleri, hem iş yaşamının gelişen dinamikleri, hem de büyük kentlerde yaşamanın getirdiği zorluklarla gerçekleşmesi zor bir heves haline dönüşmeye başladı. Kente göç bu bağlamda sadece Türkiye’nin sorunu olmaktan çıktı, tüm dünyanın sorunu haline gelmeye başladı. 2020′ye kadar doksanlı yılların MegaKent (nüfusu 10 Milyon ve fazlası) sayısı ikiye katlanacak. Örneğin Asya’da 2,5 milyardan fazla insan şehirlerde yaşayacak. Sadece Asya’da nüfusu 20 milyondan fazla 10 HiperKent olacak. Bu önlenemeyen gelişme, günün büyük bir bölümünü yolda ve bilgisayar karşısında geçiren insanların sanal ortamda özgürleşmesi, buna karşılık da vücut sağlığı ile ilgili sorunlarının da başlamasına neden olacak.

Bundan 4 yıl önce bir konferansta gelecekte yaşamı anlatırken giyim ve ayakkabı seçimimizde vücut ölçümüzün sistem tarafından bilinmesinin, ürün seçiminde önemli bir kolaylık sağlayacağını, dolayısı ile alışverişin en cefalı bölümü olan elbise-ayakkabı denemenin hem hızlanacağını, hem de fiziksel denemenin ortadan kalkacağından bahsetmiştim. Özellikle giydiğimiz ayakkabılar, vücudumuz için en önemli destek birimleri haline gelmiş durumda. Ayakkabı seçimlerinin sağlıktaki önemine dikkat eden uzmanların çalışmaları nedeniyle, ayakkabının ve ayakkabı tabanının ayrı ayrı satılacağı günler hiç de uzakta değil Bu durumda herhangi bir ayakkabıyı denemeden satın alabilecek ve bizim için hazırlanmış tabanı içine koyarak giyebileceğiz.

Biraz geriye giderek bu yargıya nasıl vardığımı sizinle paylaşmak istiyorum. Bir çoğumuz  “Kayropraktik” uzmanlığı konusunu bilmeyiz.  Bu uzmanlık, iskelet ve omurga sistemimizin yapısal ve biyomekanik problemleri ve bu problemlerden kaynaklanabilecek sinir sıkışmalarını, cerrahi müdahaleye ulaşmaksızın, gidermeye yönelik çalışır. Kayropraktik uzmanlığının hedefi de, iskelet ve omurga yapısını, olabildiğince normal anatomik yapıya geri kazandırmak, beyinle beden arasındaki sinir iletilerinin normale dönüşmesini sağlamaktır.

Günümüzde kayropraktik hekimliği akademik bir eğitimden sonra alınan bir ünvandır. Kuzey Amerika ve Kanada’da 75 bin civarında uzman hekim çalışmaktadır. Avrupa Birliği üyesi ülkelerde Kayropraktik hekimliği temel sağlık hizmetleri içerisinde yer almaktadır. Amerika’da bütün profesyonel basketbol, buz hokeyi, beyzbol, futbol liglerinde, takımların medikal personeli içerisinde muhakkak bir tane de Kayropraktik hekimi yer alır. Avrupa kıtasında AC Milan, Real Madrid, Chelsea gibi takımların ve sporcularına yönelik medikal tedavi programları içerisinde kesinlikle Kayropraktik hekimi bulunur.

1895 senesinden beri akademik fakültesi olan bu medikal uzmalığın daha Türkiye’ye tanıtılmış olmaması, gerçekten acı bir durumdur. Kayropraktik kesinlikle herşeyi tedavi edebilen mucizevi bir dal değildir. Bütün batı medikal bilminin günlük yaşam standartları içerisinde yeralan bu uzmanlığın tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de önemi artmaktadır. Bu yıl içinde kurulan “Kayropraktik Omurga Sağlığı Derneği” kurucu üyesiyim. Ben de çevreme bu uzmanlığın önemini aktarmaya çalışıyorum.

Ben kayropraktörler sayesinde sağ bacağımın, sol bacağımdan 4 mm kısa olduğunu öğrendim. Ancak 1 cm’i geçen farklar gözle görülebildiği için benim bunu hayat boyu farketmem imkansızdı. Bacak kısalığı omurlar tarafından dengelendiği için belde inanılmaz yük farklılıkları oluşturuyor ve bel fıtığı ortaya çıkıyor. Daha sonra “Podolog” bir hekime gittim. Sağ ayağımın yere %65 ve sol ayağımın %35 oranında bastığını farkettim. Sağ bacağın kısa olması bu baskı farkını oluşturuyor. Bilgisayar benim için uygun oranları çıkarıp taban hazırladı. Bu arada “Podiatri/Podoloji” yani “ayak hekimliği” de Türkiye’de mevcut değil. Fransa’da 9 bin 600 Podolog varken, sadece 62 MR merkezi bulunuyor. Sanırım sadece Şişli’de bu sayıdan fazla MR merkezi vardır.

Sonuç olarak, bugün sadece manuel olarak yapılan 3 boyutlu ayak tabanı taraması, çok yakın gelecekte otomatik hale gelecek ve yazımın başında bahsettiğim gibi ayakkabı alışverişlerimizi evden yapmamızı sağlayacak.

15/06/2008 BusinessWeek

10 Haziran günü Sahil Güvenlik Komutanlığı’nın Toplam Kalite Yönetimi çalışmaları kapsamında yürütülen “Yenilikçilik Yaratıcılık” konferansına konuşmacı olarak katıldım.

Kurumsal gelişimi sağlamak amacıyla 2006 yılından beri gerçekleştirilen konferanslara, şimdiye kadar ülke genelinden bilim adamları ve konularının uzmanı kişilerin katılmış olduğunu gördüm. Çok onur duyduğum ve ilk kez bir askeri ortamda konuşma yapacağım bu davete büyük bir heyecanla hazırlandım.

Yıllar içinde deneme yanılma yöntemi ile edindiğim inovasyon tecrübelerimi paylaşırken, dünya gündeminde yaşanan gelişmeler de bana açıkça yardımcı oldu. Edindiğim izlenime göre en büyük ilgiyi geleceğin yaşam stilleri topladı. Günümüzde karşımıza çıkan, küresel ısınmanın sonucu ekolojik dengenin bozulması, kutupların erimesi ve deniz suyu seviyesinin artması beklentisiyle önümüzdeki 150 yıl içinde yaşamın ve şehirlerin suya taşınacak olması Sahil Güvenlik Komutanlığı mensupları tarafından ilgiyle karşılandı. Bu beklentiyle tasarlamış olduğum Megacity konseptini kendileri ile paylaştıktan sonra, yakın gelecek ve günümüzü şekillendiren sudaki gelişmelerle sunumu tamamladım.

Bütün bunları niye mi anlattım? Sahil Güvenlik Komutanlığı’nın bu nazik davetinden yola çıkarak şunu söylemek için belki de “Gelecek Gerçekten Suda”.

MIT Sloan Management Review, iş hayatı liderleri için kullanışlı ve yenilikçi fikirlerin güvenilir bir kaynağı. Yıllardır yöneticilere şirket stratejilerindeki son trendler, teknoloji yönetimi, yenilikçilik gibi pek çok konu hakkında bilgi sağlar.

Yenilikçiliği; “bir fikrin pazarlanabilir bir ürün ya da hizmete, yeni ya da geliştirilmiş bir üretim/dağıtım yöntemine, yeni bir kamu hizmet yöntemine dönüştürülmesi” olarak tanımlıyorlar.

Ben bunlara ek olarak, yeniliğin en önemli göstergesini ‘farklılaşmak’ olarak görüyorum. Farklılaşmak; yaşadığımız dünyaya, işimize, şirketimizin yetkinliklerine ve rekabet avantajlarına nasıl bakışımızı sorgulayabilmektir.

Bu kavramlar çerçevesinde dergimiz bu ay: “Başarılı inovasyonun 5 aşaması, Girişim 2.0: Yeni işbirliği biçimlerinin doğuşu ve akıllı büyümenin yolunu bulmak” konuları dahil pek çok değerli yazarın makalesini içermektedir.

Hepinize keyifli okumalar diliyorum.

Dergiden Başlıklar ;
GİRİŞİM 2.0 : Yeni İşbirliği Biçimlerinin Doğuşu
STRATEJİ : Akıllı Büyümenin Yolunu Bulmak
İNOVASYON : Başarılı İnovasyonun Beş Aşaması

Derginin PDF Hali

22/07/2007 Ekonomist MIT Sloan

Geleceğin Donanma Araçları İçin Gerekler: Kompozit Gövde, Multi-Hull ve Kompozit SuJet’leri

Bugüne kadar yapmış olduğumuz yatırımlarımız temel olarak inovasyon ve pazarı herkesten önce yakalama üzerine kurulu olmuştur. İnovasyon ayrıca, ürünün patentlerle korunması, rakiplerin giriş bariyerinin yüksek olması veya münhasırlık ile birleştiğinde başarı şansı çok artıyor. Bugün İstanbul da “Deniz Taksi” gündemde üst sıralarda bulunuyor ve ilgi çekiyor. Nedeni ise gerçek bir ihtiyacı anlamış olmak, ona uygun çözümü oluşturmak ve siyasi otoritenin desteğini sağlamak.

Deniz Taksi’nin geçmişi çok eskilere dayansa da yatırım yapmış olduğumuz “Deniz Taşımacılığı Teknolojileri ve Hizmetleri” alanı gene rakiplerimizden çok farklı bir bakış açısını yansıtıyor. 2004 yılı sonunda Labranda “Denizcilik ve Kompozit Malzeme Üretim A.Ş.” ünvanı ile kuruldu. Bundan 4 yıl önce Türkiye de “Kompozit” adı pek duyulmazdı. Biz o yıllarda kompozit teknolojisini araştırmaya başladık. Herkesten bir adım ötede olmak için ABD Florida merkezli ApexJet SuJeti firmasını 2006 yılında satın aldık. Amacımız pervane’den daha verimli, daha hızlı ve daha hafif bir itiş sistemi yaratmaktı. ApexJet de “Kompozit” bazlıydı ve çelikten üretim yapan tüm rakiplerinden %75 daha hafifdi. Denizcilik Müsteşarlığı için yapmış olduğumuz “Harbor Master-Liman Kontrol” teknelerinde test edilen ApexJet, hız olarak aynı devirde %30 daha büyük bir verim ve yakıt tasarrufu sağladı. Öylesine ki bu deneme 30 metrelik bir hücumbotta yapılmış olsaydı, sadece kullanmış olduğumuz ApexJet SuJeti rakipleri 3 ton ağırlıkta iken kendisi 500-750 Kg. civarında olacaktı.

Durum denizde böyle iken, havada kompozit konusunda çok daha fazla yol kat edilmiş durumda. Yeni nesil Boeing yolcu uçağı Boeing-787′in gövde ve kanat dahil tüm parçalarının %50′den fazlası  kompozit malzeme’den yapılıyor. Havacılık endüstrisi bir şeyi enine boyuna debeyip test etmeden asla kullanmaz.

Geçen yıl kompozit teknolojisi ile 30 metre yolcu feribotu üretip yıllık yaklaşık %40 yakıt tasarrufu sağlayacak bir çözüm üzerinde çalışırken, artan petrol fiyatları bu yıldan itibaren “kompozit” konusunun çok daha fazla önemli olacağını göstermiştir.

Labranda kurulduğundan beri geliştirdiği alt yapı ve tecrübe tümüyle Multi Hull (Katamaran, TriMaran, Wave Piercing Katamaran vs) üzerine yoğunlaşmış durumda. Bütün bu tecrübeleri bir araya getirdiğimizde dünya da ne yapılabilir diye baktığımızda karşımıza M80 Stiletto çıkıyor.

Savunma Sanayi tüm sektörler için öncü olduğunu çoğumuz biliyoruz. Yüksek Ar-Ge bütçeleri sayesinde geliştirilen ürünler daha sonra endüstri de yerini alıyor. 5 Şubat 2006 da denize indirilen M80 Stiletto Teknesi yeni nesil askeri gemiler hakkında bir takım ipuçları verdi. Sığ sularda bile 50 knot hızla seyir imkanı sağlayan yüksek stabiliteli, devrim yaratan Kompozit (karbon fiber) yapısı, gövdesi ve sahip olduğu muhteşem radar görünmezlik (stealth) özelliği, Pentagon Kuvvet Dönüşümü Dairesince yürütülen operasyonel bir çalışma olan Stilleto’nun savaş gücünün bir parçasını oluşturuyor. Geliştirilmesi ve inşası 12.5 milyon Amerikan dolarına mal olan yaklaşık 27 metre (88ft) boyundaki bu gemi, 500 deniz millik bir menzil içinde 37 ton yükün hızla nakledilebilmesi imkanını veriyor. Patentli M-gövde tasarımı, hidrostatik, hidrodinamik ve aerostatik kaldırma modları arasında otomatik ve verimli bir geçişle etkin bir hava yastığı yaratarak muhteşem stabilitesiyle yüksek hızlarda konforlu bir seyir sağlıyor ve 2.5 metrelik botlardan 60 metrelik teknelere kadar geniş bir yelpazedeki denizcilik uygulamalarında muazzam bir gelecek vaat ediyor. Stiletto 1,650 beygir gücünde dört adet Caterpillar motora sahip ve 50 knotu (saatte 60 mil) aşan maksimum süratine yaklaşırken bile konforlu bir seyir sağlıyor.

90 santimetreden daha düşük bir drafta sahip Stiletto üç kişilik personel tarafından idare ediliyor ve 12 adet Birleşik Devletler Deniz, Hava ve Kara (SEAL) komandosunu, 11 metrelik sert gövdeli bir şişme botu (RHIB) ve Manta veya Silver Wing tipi bir adet insansız hava aracını (UAV) taşıyabiliyor.

M80 Stiletto hamlesi OFT tarafından coğrafi olarak dağınık şekilde konuşlandırılmış ancak birbirleri ile bağlantılı, otonom ve yarı otonom askeri güçlerin komuta kontrol özelliklerini keşfetmek amacıyla gerçekleştirilen Wolf PAC Dağınık Operasyonlar Deneyiminin bir parçası ve Amerika Birleşik Devletleri Özel Harekatlar Komutanlığı ile işbirliği içinde yürütülüyor. Savunma Bakanlığının ortaya koyduğu bu yeni operasyon anlayışı, gelecekte ortaya çıkması öngörülen dağınık tehdit unsurlarına bir cevap niteliği taşıyor.

Stiletto projesinin şefi Gregory Glaros, M80 Stiletto’nun konvansiyonel gemilere kıyasla daha düşük maliyetlerle inşa edilebilen, kıyılarda veya kıyılara yakın iç bölgelerdeki sığ sularda kullanım için özel tasarlanmış çok sayıda küçük, hızlı ve birbiriyle bağlantılı gemiden oluşan daha esnek bir kuvvet vizyonunun parçası olduğunu belirtiyor.

Gövde tasarımı, zorlu şartlarda yüksek hızlı ve akıcı bir seyir için (kanatlara) foillere veya yardımcı kaldırma araçlarına ihtiyaç duymuyor. M80 stilettonun çok düşük bir drafta sahip olması onun nehir benzeri ortamlarda seyredebilmesi ve çıkarma harekâtlarında da kullanılabilmesi anlamına geliyor.

M Ship Co. kurucu ortağı Bill Burns; “M-gövde formu yalnızca maksimum sürati artıran doğal bir yüzey etkisi oluşturmakla kalmıyor aynı zamanda burun dalgasının enerjisini kullanarak aracın bıraktığı kuyruk izinin azalmasını sağlıyor” diyor ve askerlerin benzer tasarıma sahip 12 metrelik ve 36.5 metrelik teknelerle de ilgilendiğinin altını çiziyor. “Bu tasarım teknenin hem hızının hem de manevra yeteneğinin artmasını sağlıyor çünkü tekne çok yüksek hızlı dönüş manevralarında bile kıçtan suya batmıyor, düz kalıyor. Teknenin özgün tasarımı aracın radar profilini de düşürüyor.”

M80′in bir başka dikkat çekici özelliği ise ABD donanmasının daha hafif ve son derece dayanıklı bir gövdenin elde edilmesini sağlayan karbon fiber kompozit malzemeler ve epoksili inşa teknikleriyle üretilmiş en büyük su üstü aracı olması.

Buluş, sinema, tiyatro gibi toplu gösterim yapılan yerlerde, film dağıtıcıları, istatistikçileri ve/veya film yapımcıları için büyük önem taşıyan izleyici sayısını belirleme tertibatı olup özelliği, bahsi geçen sinema, tiyatro gibi toplu gösterim yerleri içerisinde sürekli izleme yapan bir sisteme sahip olan, toplu gösterim yerlerinin her noktasına hakim olan bölgelere yerleştirilen en az bir kamera, bahsi geçen kameradan gelen görüntülerden, salon içerisindeki her çerçevenin değerlendirilip seyirci olma potansiyeli olan bölgelerin belirlendiği, yüz şekil ve yaklaşık büyüklerini kullanarak bahsi geçen izleyici yüzlerini sayan, bahsi geçen kamera ile irtibatlı en az bir görüntü işleme ve iletişim kutusu içermesiyle karakterize edilmesidir.

Buluş Sahipleri: Alphan Manas, Burcu Kepenekçi, Gözde Akar, Kutsal Anıl, Murat Aşkar, Volkan Öztürk 

Patent Dökümanı İçin Tıklayınız.



Tüm hakları Alphan Manas’a aittir. (c) 2003-2009