More Than Human: Embracing the Promise of Biological Enhancement
Ramez Naem

OT/VT (Otomatik Tanıma ve Veri Toplama) Teknolojileri ile Türkiye’de yapılacak uygulamalara ilişkin yaptığım yorumlar Türkiye’de yapılan ScanTech fuarının 1993 yılının yayınında çıkmıştı.

Takiben 1998 yılında IDG Dergisinde 5 yıl önce yaptığım yorumları tekrar değerlendirdim. Yorumlarımın üzerinden 14 yıl geçti. Bu uzun bir süre, çünkü o yıllarda GSM ve e-mail henüz kullanılmıyor, sabahları işimize gelip bize gelen fax’ları okuyup “Gelen Fax” klasörüne kaldırıyorduk. Ben 1993 yılındaki yorumlarımı sadece 2 değerlendirme yaparak tekrar sizlerle paylaşmak istiyorum:

1) RF-DC uygulamaları altında bahsettiğim, “Hasta Bilgilerinin telsiz hattı ile hastane acil servis bilgisayarına aktarılması” konusu bu yıl içinde WiMax teknolojisi kullanılarak test edilmeye başlandı. http://www.huliq.com/14262/next-generation-healthcare-comes-to-life

2) Hayvanların vücutlarına enjekte edilen chiplerin, insanlara enjekte edilmesini pek istemesem de yine gerçekleşmeye başladı. Hatta Barselona, İspanya ve Hollanda’da kimi gece kluplerinin VIP bölümlerine girişte bu chipler ile yapılıyor. Ödemelerinizi de üzerinizdeki chip ile yapmanıza olanak sağlanıyor http://www.msnbc.msn.com/id/6237364/ Yine dünyanın ilk RFID taşıyan Chief Information Officer’i (CIO) Dr. John Halamka ile ilgili de haberi burda bulabilirsiniz. http://www.primidi.com/2005/01/25.html

HEPİMİZ YAŞADIK

Scantech’93 fuar/konferansı, OT/VT Teknolojilerinin Türkiye de tanınmasını ve kullanılmasını sağlamak amacıyla 1993 yılında düzenlenmişti. AIM Türkiye/MENA, OT/VT Teknolojileri üreticileri ve dağıtıcılarının kurmuş olduğu uluslararası bir organizasyon olan AIM’in Türkiye de kurulu uzantısıydı ve  o yıllarda oldukça aktif bir yapıdaydı. Bu fuarın düzenlenmesi için katkıda bulunmuştu. Bugün artık AIM Türkiye/MENA yok. 

Aşağıda Scantech’93 fuar/konferansı için çıkarılan dergideki başyazı olan ‘Hepimiz Yaşadık‘tan alıntılar ve 1998 yılında yani 5 yıl sonra yaptığım öngörülerin değerlendirmelerini bulacaksınız. O yıl bir cumartesi öyküsü ve iş yaşamımızdaki yerleri ile anlatmıştık OT/VT Teknolojilerini: Eskiden uzay yolu dizilerini seyrettiğimiz zaman orada gördüklerimizden çok etkilenmiş, belki de kendi kendimize ‘yok canım, bunlar bence hayal, hiçbir zaman böyle şeyler gerçekleşmez’ dediğimiz de olmuştur. Dünyadaki hızlı değişim Otomatik Tanımlama ve Veri Toplama teknolojilerinin de gelişimini hızlandırmıştır. Artık yaşamımızın değişmez bir parçası haline gelen bu teknolojiler, bakın nerelerde karışımıza çıkıyor ve çıkacak :Bir Cumartesi Öyküsü
(1993) Bir cumartesi sabahı hasta olan arkadaşınızı ziyaret etmek üzere İstanbul’un Anadolu yakasına geçiyorsunuz. Bu arada yanınıza hiç para almadığınızı fark ediyorsunuz ama önemli değil. Çünkü Oto-Pas’ınız var. Gişeye yaklaşıyorsunuz ve arabanızın camına takılı olan kredi kartı büyüklüğündeki tag, gişedeki okuyucu ile okunup geçişiniz otomatik olarak ücretlendirilmiş oluyor(RF/ID-Radyo Dalgalarıyla Tanımlama.
(1998) RF/ID-Radyo Dalgaları ile Tanıma Teknolojisi Elektronik Ücret Toplama amacıyla tüm dünyada kullanılmaya devam ediyor. Hatta 5.8 GHz frekans bandı bu amaç için standartlaştı ve en önemlisi Smart Card-Akıllı Kart teknolojisi ile birleşmek üzere. Böylece ödenecek ücretin Elektronic Purse (Elektronik Cüzdan) adı verilen Akıllı Banka Kartlarına yüklendiği ve bu kartların tag’lerin içine sokulması ile aktif hale getirilmesi söz konusu olacak.

Teknolojisi Elektronik Ücret Toplama amacıyla tüm dünyada kullanılmaya devam ediyor. Hatta 5.8 GHz frekans bandı bu amaç için standartlaştı ve en önemlisi Smart Card-Akıllı Kart teknolojisi ile birleşmek üzere. Böylece ödenecek ücretin Elektronic Purse (Elektronik Cüzdan) adı verilen Akıllı Banka Kartlarına yüklendiği ve bu kartların tag’lerin içine sokulması ile aktif hale getirilmesi söz konusu olacak.Bu teknoloji ayrıca Üretim takibi ve Güvenlik Geçişte Takibinde kullanıldığı gibi maliyetin düşmesiyle beraber 4-5 yıl içinde Kargo ve Bagaj takibinde de kullanılmaya başlayacaktır. Bunun için birim maliyetlerin $ 0.10-20 olması gerekmektedir.

(1993) Daha sonra en yakındaki süpermarkete girip, arkadaşınızın gelirken getirmenizi rica ettiği ürünleri alıyorsunuz. Satış noktasına geldiğinizde kasiyer, ürünleri tek tek bir okuyucunun üzerinden geçirerek satışı gerçekleştiriyor, her ürünün fiyatı ve adı otomatik olarak satış fişine yazılıyor. Böylece hem satış işlemi hızlı yapılıyor hem de hata yapma şansı ortadan kalkıyor (Barkod).

(1998) Bar Code-Barkod Teknolojisi ile ilgili söylenecek çok fazla bir şey yok. Çünkü birçok yerde kullanılmaya başladı. Süpermarketler ile başladı, ilaçlara basıldı. Yakında belki de faturalara basılacak. Evet, Vergi Dairesi, Vergi Numarası, Fatura Numarası Barkod olarak basılarak, Türkiyedeki tüm vergi mükellefleri rahatlıkla takip edilerek naylon fatura engellenebilecek.

(1993) Yanınıza para bulunmaması sorun değil, keşke bir Bankamatik’e uğrayıp para çekseydim diyorsunuz, ama siz çek ile ödeme yapabilirsiniz. Çek defterinizi çıkarıp gerekli meblağı yazıp kasaya uzatıyorsunuz. Kasiyer çeki bir okuyucu ile okutup çekin çalıntı listesinde olup olmadığını kontrol ediyor (MICR – Manyetik Mürekkep Tanımlama).

(1998) MICR-Manyetik Mürekkep Tanıma Teknolojisi Türkiye de çeklerin üzerinde kullanılıyor ve çekler sadece şirketlerin kullanımı ile sınırlı kaldı. Enflasyonla boğuşan ülkemizde kişiler banka hesaplarında TL tutmak ve çek kullanmak (vadeliler hariç) yerine 15 gün ortalama vadeli Kredi Kartlarına yöneldi. MICR okuyucuları Banka şubeleri ve şirketlerde sınırlı olarak kullanılmaktadır.

(1993) Süpermarketten ayrılıp arkadaşınızın oturduğu sokağa girdiğinizde birden önünüzde yürüyen bir kişinin yere düştüğünü görüyorsunuz. Bu arada karşıdaki mağazadan ambulans çağrılıyor. Ambulans düşünülenin aksine hızla geliyor. Hastayı içeri taşıyorlar ve cüzdanındaki sağlık kartını ambulanstaki bir okuyucu ile okutup (Smart Card-Akıllı kart)daha önce geçirdiği hastalıkları, alerjisi olan ve sürekli alması gereken ilaçları görüyorlar.

(1998) Smart Card-Akıllı Kart Teknolojisi en hızlı kullanım alanı bulan teknoloji olma yolunda. Sağlık alanındaki kullanımı Avrupa da standartlaşarak yayılıyor. Almanya da 70 Milyon sigortalı Akıllı Kart taşıyor. 4-5 yıl içinde her Avrupa Birliği üyesi ülke vatandaşı bu kartı taşıyacak ve sağlık bilgileri bu kartta olacak.  Bu teknolojide kullanılan okuyucular kontakt sağlanarak (Contact) veya belirli bir uzaklıktan göstermek suretiyle (Contactless) okuma yapanlar olarak ikiye ayrılıyorlar. Bazı Akıllı Kartlar her iki okuyucu ile kullanılacak şekilde tasarlanıyorlar.

(1993) Buna göre gereken ilk müdahale yapıldığı gibi gerekli bilgi, telsiz hattı ile hastane acil servisi bilgisayarına aktarılıyor (RF-DC-Radyo Dalgalarıyla Veri İletişimi) ve gelen hasta için gerekli hazırlık da başlatılmış oluyor. Siz oldukça geç kalarak arkadaşınızın evine ulaşıyorsunuz.

(1998) RF/DC-Radyo Dalgalarıyla Veri İletişimi Teknolojisi 2000′li yılların teknolojisi olacak. RF/DC dar alan (LAN) ve geniş alan (WAN) olarak ikiye ayrılıyor.  Yani Tofaş’ın 450,000 metrekare kapalı alanda Yedek Parça Üretimi ve Depo Otomasyonu amacıyla kurulmuş olan RF/DC sistemi dar alan (LAN) olarak tanımlanırken Şu anda İstanbul’dan başlayarak tüm Türkiye de kurulmakta olan ve RF/DC olanağı sağlayacak Mobitex sistemi ise  geniş alan (WAN) olarak tanımlanmaktadır. Mobitex yardımıyla  her türlü araç dijital harita üzerinde takip edilirken bu araçlar ile iki yönlü veri iletişimi sağlanacak.

(1993) Ziyarete gelen diğer arkadaşınız da üç araç değiştirerek geldiği için geç kalmış. Yolculuğunda tek bir kart kullanmış. Metro, şehir hatları gemileri ve otobüslerdeki okuyucular tarafından tanımlanan bu karta istenildiği kadar kredi yüklenebiliyor. Kredisi bittiğinde de sizi uyarıyor (Magnetik Stripe – Manyetik Şerit). Böylece para ve bilet taşıma derdinden kurtuluyorsunuz.

(1998) Magnetic Stripe-Manyetik Şerit Teknolojisi ne yazık ki taşımacılıkta elektronik bilet olarak kullanılmayacak. Onun yerine uzaktan tanıyan Akıllı Kartlar kullanılmaya başlandı ve Avrupa da standart haline geliyor. Manyetik şeritler önümüzdeki yıllarda sınırlı olarak Banka Kartlarında kullanılırken, Otopark girişleri gibi çok yoğun güvenlik gerektirmeyen ortamlarda kullanılmaya devam edecek.

İş Yaşamında OT/VT
(1993) Yukarıda yaşantımızdan bir kesiti dramatize ederek anlatmaya çalıştım. Bu kesitte en az 5 OT/VT teknolojisi ile karşılaştık. Bu sayı, kesiti büyüttükçe daha da artacaktır. Örneğin iş hayanızdan bir kesit aldığımızda, çalıştığınız şirket bir ilaç üreticisi olsun. Siz de Araştırma  ve Geliştirme bölümünde çalışıyorsunuz. Öncelikle ilaç formülleri üzerinde  çalıştığınız için çalıştığınız odaya giriş ve çıkışların kontrol altında olması, ancak yetkisi olanların girebilmesi gerekir. Bu yüzden kapı girişlerinde parmak izinizi tanımlayan okuyucular aracılığı ile tanınıp içeri giriyor olabilirsiniz. (Biometric Identification Biyometrik Tanımlama).

(1998) Biometric Identification-Biyometrik Tanıma Teknolojisi çok yakın zamanda Personel Devam Takip Sistemleri içinde kullanım olanağı bulacak. Ayrıca bilgisayar erişimi içinde uygun olacak.

(1993) Mikroskop altında yaptığımız testleri aynı anda bilgisayara aktarmak için özel bir arabirim kullanıyor olabilirsiniz (Voice Recongnition-Ses Tanımlama) Böylece sesinizi veriye çeviren bu sistem ile verimliliğiniz en az iki katına çıkmış, hata yapma şansınız azalmış olur.

(1998) Voice Recognition-Ses Tanıma Teknolojisi hazırlanan programların gelişimi ve mikroişlemci teknolojisinin ilerlemesi ile önümüzdeki yıllarda daha geniş kullanım olanağı bulacak. Örneğin arabalarımıza yerleştireceğimiz GSM telefonlarımızı kullanırken çevirmek istediğimiz kişinin adını söylememiz veya numaraları söylememiz numaranın hızla çevrilmesi için yeterli olacak.

(1993) PTT faturalarının, hisse senetlerinin merkezlerde optik okuyucularla (OCR-Optik Karakter Tanımlama) yapıldığını bir çoğumuz bilmeliyiz.

(1998) OCR-Optik Karakter Tanıma Teknolojisi basılı dökümanı dijital olarak bilgisayara aktarmak için daha yoğun kullanılmaya başlanırken ICR-Akıllı Karakter Tanıma teknolojisinin OT/VT ye katılımı ile el yazıları da aynı şekilde dijital olarak bilgisayara aktarılacak. 30 Kasım da yapılan Nüfus Tespitinde kullanılan formların DİE tarafından okutulması bu teknoloji ile yapılmıştır.

İşte günümüzde hızla kullanımı artan bu teknolojiler yardımı ile daha az hata, daha çok iş verimliliği sağlanacak ve yaşamımızda en değerli olan zaman da daha iyi kullanılmış olacaktır.

Bugün ve Gelecek
(1993) OT/VT teknolojilerinin gelişimi için çok değişik görüşler var. Ama bunlardan en önemlisi, bilim kurgu filmlerinde seyrettiklerimizin birgün günlük hayatımızın bir parçası haline gelmesi. Paranın kullanılmadığı, her türlü ödemenin parmak iziyle yapıldığı filmler seyrediyorsak, hiç şaşırmayın biz olmasak bile gelecek nesiller, uçan arabalara sahip olmadan önce arabalarında birer bilgisayara sahip olacaklar ve bu bilgisayarlar ile girdikleri otoparkın hangi katının boş olduğunu ya da gidecekleri caddeye en kısa hangi sokaklardan giderek ulaşacaklarını görecekler.

Evet gelecek nesillerin göreceği dediğimiz bu uygulama bugün Türkiye de gerçekleştirilmektedir. Hemde dünyadaki birçok benzerinden çok daha başarılı olarak.

Türkiye OT/VT Teknolojilerine çok hızlı uyum sağlıyor. 2000 li yıllarda onlara OT/VT dememiz gerekecek mi bilemiyoruz. Çünkü uzmanlar OT/VT’yi YÜKSEK TEKNOLOJİ ile VERİ TOPLAMA  olarak değiştireceğimizi söylüyorlar. Artık Yüksek Teknoloji yaşantımıza hakim olacak ve yönlendirecek.

Yazının PDF Hali

 

 

 

 

 

 

World Future Society’nin periyodik yayını Future Takes’in Bahar 2007 sayısı. Derginin PDF Hali

Son yıllarda, tüm garipliğine karşın, Avrupa’da ve Amerika’da hızla büyüyen bir ekonomik iyileşme var. Ne 11 Eylül 2001 sonrası etkiler, ne de petrol fiyatlarının üçe katlanması son beş yılda dünya ekonomisinin bilinen ekonomi tarihi boyunca hiçbir beş yıllık dönemde olmadığı kadar hızlı büyümesini engelleyememiştir. Bu performans ve dünya piyasalarında yükselen iyimser manzaraya bakarak piyasa sistemi ve küresel bütünleşmeye karşı büyük bir heves içerisinde olmamız gereken bir dönemde yaşadığımızı düşünebiliriz.

Son birkaç yıldır tüm dünyada ve özellikle Amerika’da orta sınıfın durumu ile ilgili hızlı büyüyen bir kaygı var.  Ancak bu kaygı artan düş kırıklığıyla ilgili. Bu düş kırıklığının sebebi tüm dünyada orta sınıfın günümüzdeki ekonomik büyüme sürecinin faydalarını paylaşamamasıdır.

Dünyada iki grup küreselleşme ve teknolojik değişimden doğru yerde ve doğru zamanda faydalanabildi. İlk grup gelir düzeyi küresel sistemle bağlantı kurmayı başarabilen düşük ülkelerdir: Örneğin Asya ve özellikle de Çin. Düşük ücret, teknolojinin yayılması ve küresel ürünlere ve finans piyasalarına ulaşabilmelerinin oluşturduğu birleşim, ekonomik bir patlamayı tetikledi.

İngiltere ve Kıta Avrupa’sında bir sebepten dolayı Endüstri Devrimi olarak adlandırılan 18. yüzyıl sonu ve 19. yüzyıl başı arasındaki dönemi unutmamak gerekiyor. İnsanlık tarihinde ilk kez bir kuşağın yaşam standardı bir öncekine göre dikkat çekecek düzeyde daha iyi olmuştur; Bir insan ömrüne sığacak bir sürede kişi başına düşen gerçek milli gelir ikiye katlanmış, ardından tekrar ikiye katlanmıştır.  Son 30 yılda Çin’deki büyüme oranına bakarsak yaşam standardı bir insan ömrüne sığacak bir sürede yüz kat büyüme yarattığını görürüz.

İkinci grup ise: zaten servet sahibi olanlar altın bir çağa girmiştir. Kıt malları elinde tutanlar olağanüstü bir yükselme yaşamıştır. Kendi işletmeleri olan kişiler küreselleşmenin daha ucuza işçi çalıştırma avantajından faydalanmış ve daha büyük pazarlarda satış yapmaya başlayarak gelirlerini her zamankinden daha hızlı bir şekilde arttırabilmişlerdir. Aslında finans sektöründekiler küreselleşmeyle birlikte servetlerini yeniden değerlendirecekleri bir pozisyona gelmiş ve daha da zenginleşmişlerdir.

İlerleyen geleneğin en iyi kısmı piyasa ekonomisine karşı çıkmamış ve doğal bir süreç olarak meydana getirdiği sonuçları daha da geliştirmiş olmasıdır. Serbest, küreselleşmiş, teknolojik olarak karmaşık hale gelmiş kapitalizmin ekonomik mantığı, dünyadaki en zengin kesime ve en fakir kesimin bir kısmına daha fazla servet sağlarken orta sınıfı giderek daha kötü duruma getirmektir.

Orta sınıfın yaşadığı tüm bu zorluklara rağmen Amerika’da Standard & Poor’un 500 endeksindeki şirketlerde son dört yıldaki enflasyon oranı dikkate alındığında bile hisse başına düşen kâr yıllık yüzde 10′un üzerinde artış göstermiştir. Buna paralel olarak sadece ülke içerisinde elde edilen kazançlardan oluşan ABD milli gelir hesapları şirket kârlarının gayri safi yurtiçi hâsıladaki payının son iki kuşaktaki en yüksek seviyeye ulaştığını ve hala da yükselmeye devam ettiğini göstermektedir. Büyük şirketlerin en ileri teknoloji ve ucuz iş gücü ile karlılığı tavan yaparken sıradan, orta sınıf işçiler ve onların işverenleri hiç hesaba katılmadı.  Orta sınıf ailelerin gelirlerinin ABD’deki büyüme oranının çok gerisinde kalmasının, Kuzey Amerika Serbest Ticaret Anlaşmasının (NAFTA) imzalanmasından dolayı Meksika’daki ortalama bir ailenin gelirinin 13 yıl boyunca neredeyse hiç artmamasının ve doğal kaynakları olmayan orta gelir düzeyinde ülkelerin bir nispi avantaj alanı bulmak için mücadele etmesinin asıl nedeni budur.

ABD de politikacılar son yıllarda kendi ekonomilerinin düşük işsizlik ve düşük enflasyon oranı kombinasyonunu yakalayabilmesini sağlayan şeyin globalleşme olduğunu (yani açık piyasa olmadan ürün fiyatlarının çok daha hızlı artacağını, orta sınıf ailelerin yaşam standardının da daha kötüye gideceğini) unutmaktadır.

Artık ABD ve Avrupa da orta sınıfın sahip olduğu birçok iş dış kaynak kullanımı ile gelişmekte olan ülkelere kaymaktadır. Özellikle İngilizce eğitimi güçlü olan Hindistan gibi ülkeler, gelişen iletişim teknolojileri sayesinde, telefon ile müşteri ilişkilerini on binlerce kilometre uzaktan ABD’deki şirket müşterilerine veriyorlar. Avrupa’daki yazılım veya elektronik şirketlerinin AR-GE faaliyetlerini çok büyük bir oranda Avrupa Birliğine yeni üye olan ülkelere veya grup dışı ülkelere taşıması orta sınıfı oldukça yaraladı ve bu kanama uzun süre dinmeyecek gibi gözüküyor. Daha önce düşük vergi vaatleriyle büyük şirketleri çeken İsviçre bile artan maliyetlerden dolayı bu şirketleri artık tutamaz hale gelmeye başladı. Yıllardır İsviçre de bulunan Philip Morris’in bundan sonraki merkezi neresi olacağı artık tartışılır hale geldi.

John Kenneth Galbraith, “büyük liderlerin hepsinin ortak bir özelliği vardır o da dönemlerindeki insanların ciddi kaygılarına net bir biçimde karşı çıkmış olmalarıdır. Liderliğin özü bundan başka bir şey değildir” derken çok haklıydı. Kaygılı orta sınıfın ihtiyaçlarının karşılanması çağımızın en büyük ekonomik sorunudur. Avrupalı liderler “Büyük Avrupa Birliği” rüyası ile çıkarlarını çarpıştırırken bu yolda fazla ilerleyemediği belli oluyor.

Biz Türkler olarak bir fırsatın eşiğindeyiz. Yıllar sonra hızla yükselen Zara ve H&M gibi orta sınıfın vazgeçilmez markalarının başarı hikâyelerinin arkasında yatan gerçeği çok iyi yorumlayabilirsek, güç yitiren Konfeksiyon sektörümüzü devrim yaratabilecek bir noktaya taşıyabiliriz.

Forbes Mayıs 2007



Tüm hakları Alphan Manas’a aittir. (c) 2003-2009