Platin dergisi Ekim’06 sayısında çıkan söyleşimde “Televizyon tarihe karışacak” başlığına bağlı olarak bazı e-mailler aldım. O yüzden bu konuyu daha net olarak açıklamakta yarar görüyorum. Öncelikle bir ürünün tarihe karışması için tüm dünya’da kullanımının bitmesi gerekiyor. Bu TV için tabii ki önümüzdeki kısa dönemde mümkün değil. Birçok geri kalmış ülkedeki TV sahipliğinin gelişmiş ülkelerdeki araba sahipliğinin altında olduğu göz önüne alırsak TV için daha ömür biçmemiz doğru olur. Ama TV’de adı aynı kalmak şartıyla çok önemli gelişmeler olacağı kesin. Öncelikle LCD teknolojisi ve bağlı olarak kablosuz teknolojisi ile TV, önümüzdeki 3 yıllık dönemde gelişmekte olan ülkelerdeki orta sınıfın çok rahatlıkla sahip olabileceği bir noktaya gelecek. Daha sonra “3 boyut” teknolojisi evleri süslemeye başlayacak. Bilgisayar oyun pazarının hızlı gelişimi “3D Holographic-Holografik” gözlük teknolojisini de geliştiriyor. “Mobile Media Player-Mobil Medya Oynatıcılar” pazarı zaten iPod ile derinlik kazanmaya başladı. Buna Microsoft’un bu yıl sonunda çıkaracağı “Zune” dahil oldu. Zune kablosuz sürümü ile de çıkacağı için kablosuz LCD’ler ile seyredilmeye başlanacak. Mobil TV de buna eklenince kullanıcıların sabit TV’lere olan eğilimi azalacak ve isteyen herkes istediği yayını istediği yerde seyretmeye başlayacak. Şu anda LCD’leri daha çekici hale getirmek için “Autostereoscopic Ekran” üzerinde yoğun çalışma var. Bu ürünlerin piyasada yaygın olarak kullanılabilmesi için “HD Stereo Kamera” teknolojisinin yaygınlaşarak film ve programların bunlarla çekilmesi gerekiyor. IMAX teknolojisinde 3D çekimi izlerken gözlük kullanmak gerekirken bu teknoloji de gözlük kullanılmıyor ve bu durum da doğal olarak da kullanım hızını destekleyecek.
TV’nin geleceği ile ilgili “Gelecek Senaryosu” nu yukarıda açıklamış olduğum trendleri analiz edip yorumlayarak oluşturdum. Burada önemli hızlandırıcı faktörlerin arasında ayrıca DRM (Dijital Kullanım Hakları Yönetimi) konusunda önümüzdeki 2-3 yıl içinde yaşanacak çok önemli gelişmeleri, Microsoft’un iPod ile yaşayacağı çok önemli savaşı, LCD üreticilerinin inanılmaz rekabetini, Ar-Ge’nin Güneydoğu Asya da yapılmasından dolayı yakalanan çok önemli maliyet avantajlarını, çocukların ve gençlerin artık tekrar eden içerikten eskisi kadar zevk almadığını (yani hep daha yeninin peşinde olmalarını) göz önüne alabiliriz.
O yüzden konvansiyonel TV’nin önümüzdeki dönemde tarihe karışması zaten kaçınılmaz oluyor. Ama Türkiye’nin halâ tüplü TV ürettiğini dikkate alırsak geçiş süreci yaşanacağı kesin.
Kategori: Haberler -
Ekim 9, 2006 |
||
Forbes Türkiye bu sayısı ile 1. yılını tamamlamış bende sizlerle 12. yazımı paylaşmış oluyorum. Forbes Türkiye’ye nice yıllar diliyorum. Ben Forbes Türkiye’de gelecek ve teknoloji dokunuşlarını ihmal etmeden, güncel konulara farklı bakış açıları getirmeye çalıştım. Kaybolmaya yüz tutan markaların hatalarından, sinemanın geleceğine, yeni teknolojilere uyum zorluklarımızdan, ülkemizin Bor’a bakışına kadar güncel konulardı bunlar. Marka konusunda aslında iki yazı yazdım. Kasım 2005′de Türkiye’nin markalar yaratma zorunluluğuna örnek olarak hazır markaların satın alınması yolunun tercih edilmesinin iyi bir alternatif olduğunu belirtip 2005 yılı Mart ayında Narin Grup tarafından satın alınan “Karaca” markasından bahsettim. “Burada markanın yeni sahibine düşen görev, markanın özellikle Baby Boomers kuşağına yönelik olduğunu bilerek, eski muhafazakâr tasarım anlayışını hızlıca terk etmesi ve gençlere yönelmesi.” dedim. Narin Grup, Karaca’nın ürün ağacını, erkek ve bayanlarda gömlekten eteğe bluzdan pantolona kadar yaymış ve bu yıl 300,000 parça ile 10 Milyon USD ciro hedefliyormuş. Hem de çizgisini çok yenilemiş, hedef kitlesini çok gençleştirmiş . Bu doğru strateji ile başarılı olacaklarına eminim.
Kategori: Forbes Yazıları -
Ekim 2, 2006 |
||






