More Than Human: Embracing the Promise of Biological Enhancement
Ramez Naem

ESİAD (Ege Sanayicileri ve İşadamları Derneği) Mayıs sayısında gene meşhur Stad konusu açılmış bulunmaktadır. İzmir’in herşeyi tam olduğu için nazar boncuğu olarak stadyum yapmamız gerçekten kaçınılmaz. Biraz politik olayım dedim: “2016 Avrupa Futbol Şampiyonası Türkiye’de yapılırsa İzmir’e stad yapılmasına karşı olmam”. Şimdi Avrupa Futbol Şampiyonası’nın Türkiye’de yapılmasına da karşıyım.

Nedenini kısaca izah edeyim:
1.    1976 Montreal olimpiyatları Kanada’ya para kazandırmadığı gibi borçlar ancak 2002’ye kadar ödenebildi.
2.    2004 Atina olimpiyatlarının bilançosu da 9 milyar USD zarar olarak bugün batık durumda olan Yunanistan’ın hanesine yazılmıştı.
3.    2010 Vancouver kış olimpiyat oyunlarında Kanada hükümeti 9.6 milyar USD gelir beklerken bu gelir 1 milyar USD’de kaldı. Aynı şekilde 1.5 milyar USD olan harcama bütçesi de 5.6 milyar USD’ye kadar çıktı.
4.    2006 Almanya Dünya Kupası’nda 2 milyon turist Almanya’ya giderken 400 milyon USD turizm geliri ve 2.7 milyar USD’lik parakende satış oldu. Almanya bu olimpiyatlar için inanılmaz az para harcadı.

Türkiye, gelen turist sayısına göre benzerlik gösteren Almanya’dan %50 daha az gelir elde ediyor. Türkiye’nin turist başı geliri 2009 da ancak 850 USD’ye yaklaştı. Almanya ve Türkiye destinasyon olarak aynı erişilebilirlilik’de değil. Unutmayalım Almanya’daki şampiyonaya katılan takımların yarısı tabiri yerindeyse arabayla geldiler. Türkiye kara ve demiryolu ile ulaşıma uygun olmadığı için sadece uçak ile ulaşım sağlanacaktır. Havalimanlarının ve havayollarının kapasitesi gelecek turist sayısında çok önemli bir gösterge olacaktır. Sadece İzmir’in stadı için 200 milyon Avro harcamayı gözden çıkaran Plan yapıcıların Avrupa Şampiyonasını Türkiye’de yapma hırsından ziyade, matematiksel bir hesaba yöneldiklerini umuyor ve Güney Afrika’da yapılacak Dünya Kupası için bazı istatistiklerle sizleri başbaşa bırakıyorum:
1.    10 stadyum inşası ve diğer hazırlıklar için 4.6 milyar USD harcandı,
2.    450,000 taraftar bekleniyordu. Bu rakam sonra 350,000’e çekildi,
3.    Mart 2010 itibariyle satılan uçak bileti sayısı 100,000’di.

Daha detaylı bilgi BusinessWeek 4 Nisan 2010 sayısında yer aldı (Yazı için tıklayınız)

İzmir’e yeni stad gerekli mi? (ESİAD, 01 Nisan 2010)

mensa_nobel
HaberTürk, Hürriyet, Star, Ayrıntılı Haber, İstanbul ve Referans Gazetelerinde yer alan haberler için tıklayınız

Cumhuriyetimizin 100’üncü yılında Nobel Ödülünü alacak bilim adamlarını yetiştirebilmek için, ülkemizde normalin üstünde yetenek, motivasyon ve yaratıcılık bileşenlerini (bunların birbirleriyle etkileşimi sonucunda ortaya çıkan özelliğe “Üstün Zeka” denmektedir) barındıran bireyleri ortaya çıkarmamız gerekmektedir.

Üstün zekalıların yaşıtlarına oranla daha ileri düzeyde bir öğrenme süreçleri vardır. Olaylar arasında bağ kurmada iyidirler,  uzun süre dikkatlerini toplayabilirler (Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu olup veya disleksi yani öğrenme güçlüğü çekenler de üstün zekalı olabilirler),  soyut konular ilgilerini çeker, işlemleri zihinden kolaylıkla çözebilirler, yaş gruplarının daha üstündeki kitapları okumaktan hoşlanırlar.

Ailelerin anlattığına göre üstün zekalı çocuklarda görülen ilk belirtiler; hızlı anlama, merak,  geniş bilgi,  geniş kelime hazinesi,  kuvvetli hafıza ve rakamlara,  atlaslara ve ansiklopedilere karşı olağan üstü bir ilgiydi. Pek çok istisna durum söz konusu olsa da genel olarak üstün zekalı bir çocuk kültürel,  eğitim geçmişi,  karakter ve kalıtım yönüyle daha iyi durumdadır.  Kalıtımın ve çevrenin de etkisiyle üstün yetenekli çocuklar fiziksel olarak da normal çocuklara oranla çok daha iyidir.

Üstün zekalı çocukların özelliklerini listelersek:

- Sözcük dağarcığı geniştir.
- Belleği kuvvetlidir.
- Soyut kelimeler kullanır.
- Yeni durumlara uyum gösterir ve onları şekillendirir.
- Geniş bir ilgi alanına sahiptir.
- Beceriklidir, problemleri ustaca çözer
- İstekli bir okuyucudur.
- Genel bilgi birikimi çoktur.
- Duygusal olarak güvenlidir.
- Daha az dış kontrole ihtiyaç duyar.
- Girişimci ve ataktır, yeni şeyler yapmak ister.
- Yüksek düzeyde soyut düşünür.
- Keşif içeren etkinliklerden hoşlanır.
- Bilgileri ezberleme dışında, onları kullanma kapasitesine sahiptir.
- Yeni fikirlerde, bağlantıları görmede, yenilikleri izlemede yaratıcıdır.
- Akranları ve ortam üzerinde baskın olma eğilimine sahiptir.
- Hızlı, kolay ve etkin öğrenir.
- Soyutlama, kavramlaştırma ve sentez yapma gücüne sahiptir.
- Hedefine ulaşmada inatçı ve mücadelecidir.

Yukarıdaki özellikler “Girişimci” ve “Lider” özelliklerine de uymaktadır. Geleceğin girişimci ve liderleri’nin de bu gruptan çıkacağı aşikardır.

Üstün zekalılık, zeka testiyle ölçülebilen ve akranlarıyla karşılaştırıldığında dünya üzerinde %2’lik dilimde kalmayı sağlayan genel zihinsel yetenek olarak da tanımlanabilir.

Bu bireylerin ülkenin gelişimine katkıda bulunmasını arttıracak ve birbirleriyle iletişimlerini sağlayacak bir örgütlenme ihtiyacı bulunduğu bilinmektedir. Bu örgütlenmeyi sağlayacak yapılanma uluslararası MENSA topluluğu ile başlamıştır. “Uluslararası Üstün Zekalılar ve Yetenekliler Topluluğu” olarak bilinen Mensa, 1946 yılında ilk olarak İngiltere’de kurulmuştur. Bugün dünyada 40’ı aktif organizasyonlar ile çalışan yaklaşık 100 kadar ülkede 100.000 kadar Mensa üyesi bulunmaktadır. Mensa, Latincede masa anlamına gelmektedir. Yani bireylerin ırk, renk, milliyet, yaş, politik görüş, eğitim ve toplumsal durumlarının önemsiz olduğu bir yuvarlak masa topluluğudur. Mensa üyesi olmak için, kabul edilen bir IQ testi uygulamasından en üst %2’lik dilime girilmesi gerekmektedir.

Mensa Türkiye Ofisi ise Kasım 2009 benim başkanlığımda kurulmuştur.

Mensa Türkiye’nin amaçları:

1. Genç Üstün Beyinlerin (GEB) ülkemiz açısından önemini ortaya koymak,
2. Birbirleriyle ulusal ve uluslararası olarak iletişim kurmalarını sağlamak,
3. Bu yetenekleri bir araya getirerek birçok ulusal ve uluslararası sorunu analiz-sentez düzeyinde değerlendirmelerde bulunmalarına katkıda bulunmak,
4. Yeni ve araştırmaya değer fikirlerinin uygulamaya sokulmasına destek olmak,
5. Bu yeteneklerin alacağı  patentlerden ve çalışmalardan üniversitelerimizin faydalanmasını sağlamak olacaktır.

Türkiye’de özellikle üstün zekalıları tanılama konusunda eksiklik olduğu Mensa Türkiye’nin çalışmaya başlaması ile ortaya çıkmıştır. 9-10-11 Ocak 2010 tarihlerinde İstanbul-İzmir ve Ankara da planlanan testler, gelen talebin planlananın çok üstüne çıkması ve buna bağlı olarak, sınav yeri ve ekip planlamasını daha sağlıklı yapabilmek amacıyla Şubat ayı içine ertelemiştir. Detaylı bilgi için: www.mensa-turkey.org

Basında Yer Alan Haberler:

HaberTürk Gazetesi
Hürriyet Gazetesi
Star Gazetesi
Referans Gazetesi
Ayrıntılı Haber Gazetesi
İstanbul Gazetesi
Anadolu Ajans
Hürriyet Gündem
Hürriyet Sağlık

HP’nin Türkiye’deki 20. yılı dolayısıyla 8 Aralık 2009 tarihinde Esma Sultan Yalısı’nda düzenlenen ”20 Yılda 20 Ödül” törenine yurt dışında bulunduğum için katılamadım. Bu aralar Elektrikli Araba projesine gömülmüş durumdayım. Dolayısı ile pek Türkiyede bulunmuyorum desem doğru olur herhalde. Sağolsun jüri 20 ödül içinde beni de ödül almaya değer bulmuş. Doğrusunu söylemek gerekirse benim yerime ödülü babam Prof. Dr. Oğuz Manas’ın alması daha doğru olurdu. Ama biliyorum ki jüri üyeleri büyük olasılıkla babamı ve yaptıklarını bilmedikleri için bu yola gitmişlerdir. Evet iş yaşamımın büyük bölümü Bilişim Teknolojileri ile iç içe geçti. Türkiye’yi çok önemli yeniliklerle tanıştırdık. Gecemi gündüzüme katarak kurumları, firmaları, patronları ikna etmekle geçti yıllarım. İlkleri gerçekleştirme hedefi koydunuz mu, işiniz daha da zorlaşıyor. Bunları anlatırken Bilişim Teknolojileri ağırlıklı çalıştığımız, kurucularından olduğum Teknoloji Holding geliyor gene aklıma. Teknoloji Holding, bir teknoloji şirketi olarak kuruldu. Yaptığımız her yatırımda yeni bir teknoloji ve yenilik olacağını bildiğimiz için adını Teknoloji Holding koymuştuk. Brightwell Holdings de şu anda yaptığım her yatırımda “Teknoloji” mutlaka var. Eski ortağım beraber yarattığımız Teknoser ve sıfırdan var ettiğim, daha sonra hisselerimi ortağıma sattığım Bilyoner dışında, gördüğüm kadarıyla Gayrimenkul, Faktoring, Leasing ve Sebze/Meyve Tarımı üzerine odaklandığı için Teknoloji Holding ismi ile örtüşmeyeceğini düşünerek Teknoloji Holding’i tarihin tozlu sayfalarına yollamış.

Ben Brightwell ile birlikte içinde daimi olarak “Teknoloji” olan işlere yönelmeyi sürdürüyorum. Aslında takip ettiğimi söylememekle birlikte yaptığımız işler çok örtüşen bir kişiden bahsetmek istiyorum. Vinod Koshla; Koshla Ventures’un sahibi: http://www.khoslaventures.com/people.html Sun Microsystem de “Açık Sistem ve “RISC İşlemci” gelişimine katıda bulunduktan sonra Kleiner Perkins (KPCB ) risk sermaye grubuna geçip,  yatırım yaptıkları Nexgen/AMD ile Intel monopolünü, Juniper ile Cisco monopolünü kırarak devamlı değer yarattı. Cerent’e yatırım yapıp büyüttüler ve sonra Cisco’ya 7.4 Milyar USD’ye sattılar. Burada kazandığı tecrübeyi kurduğu Koshla Ventures ile “Yenilenebilir Enerji” lere yatırım yaparak kullanmaya devam etti. Kömürü gazlaştırarak gene bir teknolojik yenilik kazandırdı.

Ben tüm bilgi ve para birikimimi Bilişim sektörüne borçluyum. O sektör “Amaç” iken sektörün nimetlerinden yararlanmayı bildik. Şimdi “Araç” haline gelip büyük oyuncuların sahne aldığı bir hale geldi. Dolayısı ile artık küçükler, büyüklerin hizmetinde olmak zorundalar. Zaten hiçbir sektör sonsuza kadar başladığı gibi gitmezki. Bir ülke nüfusu bile 400 yılda yaşlanıyor. Önemli olan her döneminde o sektörde neler yapabileceğinizi/yapamayacağınızı görüp ona göre hareket etmektir. Şimdi ben de ağırlıklı “Enerji” olmakla birlikte birçok alana yatırım yapıyorum. 3×135 MW Termik (Kömür) Santral kurma hazırlığındayız. Ortaya çıkacak ve şu anda AB normlarında sınır altında olan karbondiokside ileriki yıllar için çözüm bulduk bile: Algea. 5 yıl içinde tesisimizin yanına kuracağımız Algea (Deniz Yosunu) üretim tesisileri, çıkan karbondioksidi depolamaya gerek kalmadan otomatikman yok edecek.

BT Haber’de yayınlanan haberi okumak için tıklayınız.

2012
Fütüristler derneği başkanımız Ufuk Tarhan ve Milliyet Gazetesi’nden Itır Ilgaz ile Cadde eki için 2012 filmini beraberce seyrettik. Filmin “Özel Efekt” bölümleri harika ötesiydi ve senaryo doğal olarak çok bilindikti. Dünyanın sonunun “Güneş” yüzünden olacağı görüşüne fazlaca katıldığımı Nisan 2009’da “Kehanet” filmini seyrettikten sonra zaten paylaşmıştım: http://www.alphanmanas.com/?p=242

Ama daha Çin’den gelip ayağımın tozuyla gittiğim bu filmde Çin’in geleceğini sinemacılar gözüyle de görmüş oldum. Çin tasarlayıp üretecekti ve ABD onu pazarlayacaktı. Çünkü Çin otomobil üretimi aylık 1 milyona ulaşıp, 2009 yılı itibariyle ABD’deki 10 milyon satış rakamını 2 milyon ile geçip 12 milyon olacaktı. Yani o eski bakışla “Çin fasoncudur” yaklaşımı artık yoktu. Yeni bir sayfa açılıyordu ve bu sayfalarda yerini almayan üretici yok olmaya mahkum olacaktı. Öyle eskisi gibi “ABD patent alır, lisans ile Çin’e ürettirir” durumu da yoktu.

Çin de patent almaya başlamıştı. 2008 yılında Çin’de patent, faydalı model ve tasarım tescili olarak 828.000 başvuru yapıldı ve 411.000’i kabul edilidi. Ayrıca 1995 yılından beri başvurular yılda ortalama %30 civarında artarken, 2008 yılı sonunda Çin dünyada en çok patent başvurusu yapan 15 ülke arasına girdi. Elbette yapılan başvuruların çoğu basit ve sadece ülke içinde kullanılabilir gözükse de, bu gelişme gösteriyor ki Çin artık kopyacı bir ülke hiç değil. Türkiye rakamlarını ben söylemeyeyim, lütfen siz araştırın ve karşılaştırın. Durumun vahametini anlayın.

Milliyet Gazetesi’ndeki haberi okumak için tıklayınız.

2009-11-25-01_AlphanManas-Murat-Gunak
12 Kasım 2009’da Hürriyet Gazetesi’nde Peugeot Pazarlama Direktörü Vincent Ricoux’un bir demeci (haberin tamamını okumak için tıklayınız.) vardı. Demecin önemli bölümlerini aşağıda bulabilirisiniz:

Peugeot Pazarlama Direktörü Vincent Ricoux, Murat Günak ve Alphan Manas’ın geliştirdiği Türk malı elektrikli otomobil projesinin çok ciddi olduğunu belirterek, “Elektrikli otoda rekabet aynı seviyede. Türk malı elektrikli otomobiller diğer markalardan önce pazara sunulursa ciddi rekabet ortamı yaratacaktır” dedi.

FRANSIZ otomobil üreticisi Peugeot’nun Pazarlama Direktörü Vincent Ricoux, dünyaca ünlü tasarımcı Murat Günak ve ünlü fütürist Alphan Manas’ın ortaklığında geliştirilecek ‘Türk malı’ elektrikli otomobil projesi konusunda yapılan yatırım kararının çok ciddi olduğuna dikkat çekti. Ricoux, “Otomotivde yeni bir marka yaratmak gerçekten büyük yatırım gerektiriyor. Ama elektrikli otomobilde rekabet henüz oluşmadığı için Türk malı elektrikli otomobil projesinin diğer markalardan önce pazara sunulması çok önemli. Bu gerçekleşirse Türk malı araçlar ciddi rekabet ortamı yaratacaktır” dedi.

Ciddiye alınmak insana gurur verir. Biz Türklerin en büyük korkusudur ciddiye alınmamak. Bir de kendimize olmayan güvenimizle birleştiğinde başarımızın önüne 2 tane önemli engel çıkar. Hem Murat Günak hem de ben komplo teorilerine inanmayan ve şahsi güveni büyük bireyleriz. Bilgi birikimimiz yüksek olduğu için fikir birikimimiz de o kadar fazladır. Trendleri deli gibi araştırmak, senaryo üzerine senaryo üretmek hayatımızın değişmez parçasıdır.

Türkiye’nin, kendi elektrikli arabası önündeki en büyük engeli yine kendisidir. Çünkü çekincesini tüm dürüstlüğüyle ortaya koyan Peugeot’tan korkmamızı gerektirecek bir durum yok. Çünkü o sözünü yüzümüze söylüyor. Ama yüzümüze söylemeyecek olan o kadar firma ve kişi var ki. Bunlar LOBİ adı altında bazı engeller koymaya çalışacaklardır. Örneğin bu projenin yegane başarısı ÖTV muafiyeti ve KDV indirimidir. Bu gerçekleşmezse bizim projemiz tarihe gömülür. Ayrıca şarj istasyonlarına takılacak sayaçlarda özel fiyatlama da gerekecek. Sonuç olarak bu projeyi Türkiye’nin isteyip istemediği çok yakında anlaşılacak. Bir örnek vererek konuyu derinleştirmek istiyorum. Mecliste beklemekte olan Yenilenebilir Enerji Kanununu bakan Ali Babacan beklemeye aldırdı. Bütçede güneş enerjisi ve diğer yenilenebilir enerjilerle ilgili alım ve fiyat garantisi için bir düzenleme yapılması gerekiyordu ve aslında bunun için ayrılabilecek ne bir bütçe, ne de bir rakam vardı. Günün sonunda Kyoto protokolüne imza koyan Türkiye’nin kendisi ile çelişmemesi açısından bu kanunu geçirmesi gerekiyor. Gördüğünüz gibi, Kyoto protokolüne imza atmasına rağmen, devlet mantıklı olanı yapmakta zorlanıyor, gecikiyor.

Türkiye’nin Elektrikli Arabası’na gelince, satış adedi arttıkça devletin vergi (ÖTV, KDV, Motorlu Taşıt Vergisi) geliri azalacak. Bu durumda hesaba katılması gerekecek gelir kalemi ise azalacak petrol ithalatı olacak. Ama diğer önemli bir konu ise bu arabaları şarj etmek için üretilecek elektriğin fiyatı ve kaynağı olacak. Eğer biz elektrikli arabaları doğalgaz’dan ürettiğimiz elektrik ile şarj ediyorsak bunda bir mantık aramak gerçekten zor. Ben hükümet olsam bunu asla desteklemem. Peki neyi desteklerim? Örneğin jeotermal ile enerjiyi üretilirse, bunu desteklerim.

Murat Günak ile son dönemde dünyada neler oluyor diye etrafı kolaçan ediyoruz. Ben bir yandan dünyayı dolaşırken Murat da Avrupa’da gerekli ziyaret ve toplantıları gerçekleştiriyor. Son durağımız Paris’ti. Orada ikimizin de çok sevdiği Fiat 500 önünde fotoğraf çektirdik. Bu altın kaplamalı koleksiyon arabasını çok sade ve kullanımı inanılmaz kolay diye seviyoruz. İşte Türkiye’nin Elektrikli Arabası için de bunu düşünmek lazım.

Türk basınında gündemi uzun süre işgal eden Eclipse Aviation’ın satın alınması konusu, firmanın Mason Holland önderliğinde bir ABD’li grup tarafından satın alınması ile sonuçlanmıştı. Satın alma işlemini takiben Mason, Ekim Alptekin ve benimle bağlantıya geçip bizim de şirkete ortak olabileceğimizi ve bunun için %5’lik bir hisse ayırdıklarını söylemişti. Yatırım olarak iyi gözüken, fakat azınlık hakları olmayan bir hissedarlık sözleşmesine “evet” demem benim için zordu. Ayrıca başlangıç hedefimizin çok ötesine geçmiş oluyorduk. Amacımız Türkiye’nin sahibi olacağı bir uçak üretim şirketine sahip olmakken, ABD’li bir uçak üreticisine azınlık hissedar olacaktım. Sevgili Ekim Alptekin için durum farklıydı. Kendisi bu işe yıllarını vermişti. Şirketin iflas etmeden önceki ana hissedarı, Roel Piper’ın sahibi olduğu ETIRC Aviation’da yönetim kurulu üyesi olan Ekim, Eclipse Aviation’ı çok yakından tanıyordu. O yüzden onun şirkete ortak olması ve yönetimde yer alması çok doğru bir girişim, ayrıca Türkiye adına da gurur verici. Özellikle TAİ’de üretim opsiyonu Eclipse Aviation için önemli bir Avrupa açılım fırsatı.

Ekim ile geçenlerde yazıştığımızda şirketin bu yıl içinde artı nakit akışına döneceğini söylemişti. Sanırım bu gerçekleşiyor. Türkiye adına çok büyük bir fırsatı kaçırdığımızı ihaleyi kaybettiğimizde söylemiştim. Şimdi yinelemek istiyorum. Umarım aynı durum “Türkiye’nin Elektrikli Araba Projesi” için gerçekleşmez. Türkiye olarak artık güven sorununu aşmalıyız. Bunu aşamadığımız taktirde her büyük girişim bize “1 numara büyük” gözükecektir.

Milliyet’te çıkan haberleri okumak için tıklayınız.

bill_gates_manas

Haber başlığına bakıp marka olduğumu sanmanızı istemiyorum. Bu konuda gidecek çok yolum var, onu biliyorum.

Geçenlerde Airport TV de canlı yayına konuk oldum. Kanalın portali de gün içinde bunu duyurdu. Duyuruyu da “Dahi Türk” başlığı ile yaptı. Hakketmesem de bana böyle bir yakıştırma yapılması beni mutlu etti ama başıma gelecekleri de biliyordum. Siz eğer bir kişi için çok abartılı bir tanımda bulunuyorsanız ve o kişi tüm çevre tarafından tüm yaptıklarıyla tanınmıyorsa vay haline o kişinin. Birçok kişi onun üstüne gidecektir: “Yaptıkları nedir ki?”, “Ben de aynısını yapardım.”, “Zaten o yıllardır yurt dışında var” Bu çok normal bir durumdur. O arkadaşa şunu sormak lazım: Peki niye sen veya bir başkası yapmadı bunu?

Aynı şey daha önce defalarca başıma geldi. Örneğin bir röportajımda konu IQ’ya gelmişti. Ve benim zekam masaya yatırılmıştı. Sonuçta birçok kişi bu konuda inanılmaz yorumlar yaptılar. Dolayısıyla daha önce yaptırdığım IQ test sonucumu paylaşmama ramak kalmıştı. Bunu bu aralar daha bilimsel ve kurumsal olarak aslında yapmaya karar verdim. Yakında açıklayacağım.

Arena dergisi 2009 yılı Haziran sayısında beni “Türkiye’nin Bill Gates’i” ve “Türkiye’nin Efendisi” olarak açıkladı. (Arena dergisinde çıkan haber için tıklayınız) İnanılmaz utandım. Türkiye’nin Bill Gates’i olmak için gerekli şartlar nedir?’ Bence değerli bir bilişim şirketine sahip olmaktır. O zaman burada Türkiye’nin Bill Gates’i Tuğrul Tekbulut’tur. Çünkü Logo Yazılım Microsoft ile en çok benzerlik gösteren halka açık şirkettir. Ama bu değerli şirketi kriz öncesi anlaşma aşamasında olduğu yabancı fona satmış olsaydı onu şimdi sırtımda taşırdım. Demek ki Bill Gates olmak için önce değer yaratmak, sonra da bu değeri en iyi zamanda paraya çevirmek lazım. Ben Türkiye’nin Bill Gates’i bu anlamda değilim.

Ben Internet şirketleri içinde en değerli olanını yarattım. O da “Bilyoner”. Bugün Bilyoner ve Nesine’nin içinde bulunduğu ‘Yasal Bahis Platformu′ pazarı 2010 da 1 Milyar TL olacak (HaberTürk Ekonomi’de çıkan haber için tıklayınız). Bunun yanında 7 yıl önce İddaa bayilerinin “Fatura Ödeme Merkezi” olmaları konusunu Spor Toto’ya kabul ettirmiş olmam bugün bu bayilere ek gelir olanağı sağladı. Bilyoner hisselerimi 2 sene önce Logo Yazılım’ın bugünkü piyasa değerinin üzerinden satmıştım. Internet servislerini Bilişim sektörü içinde değerlendirmezsek, Bilişim sektöründe birçok ilki yaptığımız (yaptım dersem, o zamanlar ortak olduğumuz için ortağıma haksızlık etmiş olurum) da gerçek. Çoğu zaman erken öten horoz olma pahasına.

Evet kişiler hakkında görüşlerimiz eskiden daha çok kendi bilgi ve yorumlarımızla oluşurdu. Şimdi ise çevrden gelen bilgi ve yorumlar kararlarımızın %80’nini etkiliyor. Alphan Manas’ı tanımlamak için bu ara en çok kullanılan “OGS, İddaa ve Deniz Taksi’nin Mucidi”. Şimdi bu da çok iddialı bir tanım. Ama bu tanımın çıkmasında 3 farklı neden var ve üçü birleşince bu tanımı oluşturmuştur. Ben gerçekten bir mucidim. Birçok patentim var ve bu patentlerimi blogumda sizlerle paylaşıyorum: http://www.alphanmanas.com/?cat=10 2008 yılında NTV Türk Mucit yarışması jüri üyesiydim. Gerçekten de OGS, İddaa ve Deniz Taksi (kaçak olup da iptidai koşullarda boğazda yıllardır bir yerden bir yere yolcu taşıyanlardan bahsetmiyoruz tabii ki)’nin Türkiye için fikir babası ve proje lideriyim. Dolayısı ile benim mucit olmam ve NTV Türk Mucit yarışması üyesi olmam’dan dolayı bir gazeteci arkadaşım benim için OGS, İddaa ve Deniz Taksi’nin mucidi tanımı yapıvermiş. Daha sonra bu tanım yerleşmiş.

Ben artık bu tanımlardan öteye hareket etmek istiyorum. Türkiyeye çok önemli bir ilk kazandırmak ve Türkiye’nin çok önemli bir teknolojiye sahip olmasını istiyorum. Bunu Eclipse Aviation’ı satın almaya çabalayarak yaptım. Başaramadım. Ama ondan aldığım derslerle çok daha güzel bir proje yapacağım. Yakın zamanda “Türkiye’nin ….. ….. Projesi’nin Mucidi” olarak anılmak istiyorum. Bu proje ile ilgili çalışmaya ve günlük yazmaya başladım bile.

01/06/2009 tarihli Arena Dergisindeki söyleşiden bazı sorular;
- Bir proje adamının prensipleri ve karakteri sizce nasıl olmalı?
- İyi bir fikir nedir, nasıl anlaşılır?
- Başlarken olumsuz tepkiler aldığınız bir proje oldu mu?
- Düşünüp, vazgeçip ardından pişman olduğunuz bir fikriniz var mı?
- Türkiye’de girişimciliğin geleceğini nasıl görüyorsunuz?
- Yeni fikirlerin önü nasıl açılmalı?
- Türkiye girişimcileri bu ekonomik durumda ne yapmalı?
- Sizin şu anda üzerinde durduğunuz bir proje var mı?

Söyleşinin tamamını pdf formatında okumak için tıklayınız.

2009-09-00-121_CNBC_e_kopekler

Köpeklerle olan diyoloğum sevgili arkadaşlarım Çiğdem ve Cem Koçak’ın bana hediye ettiği Mufy isimli siyah labrador ile başladı. Mufy çalındı, bu sefer kahverengi Labrador aldım. O da tahta kulübesini yiyip bitirince oturduğumuz site bu hiperaktif köpeği sorgulamaya başladı. Biz de daha fazla tutamayıp bir yakımızın çiftlğine vermek zorunda kaldık. Mufy ismini sürdürecek yeni bir çalışmaya daha imza atarak bu sefer Karacabey Tarım İşletmesi Müdürlüğü’nden (TİGEM) 2 tane kangal (karabaş) aldık. Böylesine cana yakın olabilecekleri aklıma gelmezdi. Hemen güvenlik köpeği olduklarını benimsediler: Sabahları uyuyorlar ve akşamları bekçilik yapıyorlar. Çocuklarla inanılmaz iyi geçiniyorlar. Onları gezdirmek de çok zevkli.

CNBC-E Business dergisi Eylül ayı için benim onlarla resmimi çekip kısa bir röportaj yaptı (Röportajı okumak için tıklayınız). Ben bu yazıyı koyarak, hem kangallar hakkında kısa bilgi vermek istedim hem de dergi adına sanat eseri gibi bir fotoğraf çeken Bahar Onan’ı kutlamak istedim.

“Kangal ve Akbaşlar Türk çoban köpekleri olup Asya Çoban Köpeği ailesindendir. Bu köpekler Anadolu’ya Oğuz Türkleri’nin 250 yıllık göçleri sırasında gelmişlerdir. Hayvan yetiştiriciliği konusunda oldukça başarılı olan Oğuz Türkleri, İran Horasan bölgesine geldiklerinde, daha önce bu bölgeye Kuzey Asya’dan getirilerek sıcak ve rutubetli iklime uyum göstermiş Akbaş ve Karabaş’ların melezlemelerini yaparak bugünkü Anadolu iklimine uyumlu nesilleri geliştirmişlerdir. Küçük baş hayvan yetiştiriciliği ile uğraşan Oğuz Türklerinde Kangal ve Akbaş’lar hayvan sürülerinin ve kendi yaşam alanlarının korunmasında kullanılmıştır.”

Daha detaylı bilgi için:
- http://www.kangal.gen.tr
- http://www.turkcobankopekleri.org
- http://www.tigem.gov.tr/icerik.asp?is=160q11560q10q1hdq10q1133q10q1145



Tüm hakları Alphan Manas’a aittir. (c) 2003-2009