More Than Human: Embracing the Promise of Biological Enhancement
Ramez Naem

Mehmet Emin Karamehmet gene muhteşem dönüşünü yaptı. Ankara doğalgaz dağıtımını yapan Başkent Doğalgaz A.Ş.’nin %80’nine ortağı Kazancı ile 1 milyar 211 milyar USD, İstanbul Avrupa yakası elektrik dağıtımını yapan Boğaziçi Elektrik Dağıtım (BEDAŞ) A.Ş.’nin tümüne 2 milyar 990 milyar USD ve İzmir ve Manisa’nın elektrik dağıtımını yapan Gediz Elektrik Dağıtım A.Ş. için de 1 milyar 920 milyon USD, toplamda yaklaşık 6 milyar USD vererek her üç işletmeyi 25 yıllığına almış oldu.

Buna şaşırmamak lazım. Çünkü bundan tam 12 yıl önce Doğan Holding ile (%50-50) ortak olarak BEDAŞ’ın özelleştirmesini almış, sonra bu devir mahkeme tarafından iptal edilmişti. Mehmet Emin bey yılmadı, 12 yıl sonra döndü ve BEDAŞ’ı aldı. Biz o yıllarda özelleştirme alındıktıktan sonra BEDAŞ’a hizmet verecek Sayot diye bir şirket kurmuştuk. Sayot ile ilgili blogumda 3 yazım var. (http://www.alphanmanas.com/?s=Sayot&submit=Ara) Mehmet Emin Karamehmet Sayot’un yönetim kurulu başkanıydı. Biz Teknoloji Holding olarak şirketin %40 ortağıydık. Ben de şirketin İş Geliştirme’sinden sorumlu Murahhas Azası’ydım. Şirket yönetim kurulu başkanlığını Mehmet Emin Karamehmet’in yaptığı Mobicom’un (http://www.alphanmanas.com/?s=Mobicom) Mobitex kablosuz data ağı alt yapısını kullanarak “Uzaktan Sayaç Okuma” teknolojisi geliştirip özelleşen işletmelere bu çözümlerini kullandıracaktı. Biz Teknoloji Holding olarak Mobicom’un da %10 ortağıydık.

Ben Mehmet Emin Karamehmet kadar sabırlı olamadım. Zaten çalışma şeklim de bu denli uzun sabrı anlamlı kılmıyordu. Ben 2009’un Ocak ayında elektrik, su ve doğalgaz işletmelerine abone yönetim sistemi çözümleri sunan Teknosis’i, NYSE de halka açık Verifone’a satarak (http://www.brightwell.com.tr/teknosis.asp) Dağıtım Özelleştirmelerinden ümidimi kesmiş oldum.

O yıllarda Mobicom’u büyütebilmek için uygulama yaratma peşindeydim. GSM telefonlarının kullanılmaya başlayalı 2 yıldan daha az olduğu, GPRS’in olmadığı yıllarda paket anahtarlamalı bir data ağı’nda yapılacak en güzel şey “Finansal Bilgi Paylaşımı ve Hisse Senedi Satımı-Alımı”ydı. Bu artık erken öten horozluk bile olmuyor. Konuştuğumuz yıl 1996. O yıllardaki Internet Servis Sağlayıcıların verdiği en hızlı hat 128 Kbit/sn (Haber için Tıklayınız); Ericsson’dan sevgili Cem Güçeri kurulacak şirketin iş planlarının hazırlanmasına kadar bizlere yardımcı olmaya çalışıyor. Onlar da Ericsson olarak kablosuz modem satmaya çalışıyorlar (Haber için Tıklayınız). Amacımız Chicago’ya bağlanarak PC Quote (http://www.pcquote.com/) firmasından anlık yurt dışı borsaları ve diğer finansal piyasaların anlık bilgilerini alıp, Mobicom abonelerine sunabilmek. Internet üzerinden borsa işlemlerini başlatan ilk aracı kurum Nurol Menkul Kıymetler bu hizmeti Ekim 1996’dan itibaren vermeye başladı (Haber için Tıklayınız) ama İMKB’ye on-line bağlı olamadıkları için (İMKB daha bu hizmeti başlatmamıştı) alım-satım emirleri internet üzerinden Nural Menkul Kıymetlere gidiyor, oradan da görevli alım-satım emrini telefonla İMKB’deki Nurol yetkilisine yazdırıyordu. Biz bu tarihten önce Ağustos ayında o yıllarda yurt dışı uydu bağlantısı hizmeti veren Sprint Global One ile çalışmaya başladık (Haber için Tıklayınız) O yıllarda anlık İMKB ve yurt dışı finansal piyasaların anlık veya gecikmeli verileri hatırlayanlar için bir TV adaptörü (VBI) ve yazılım ile verilirdi. Bu uygulama da Türkiye de başlamak üzereydi.

Yani sonuç olarak kendi küçük dünyamızda Mobicom’un sağlayacağı kablosuz modem ile kullanıcılara yurt dışı finansal piyasaların verileri ile İMKB verilerini geçmek üzere aylarca çaba gösterdik. Ama ne oldu? Bizimle aynı anda başlayan ABD’de Mobicom benzeri network üzerinde RIM (Blackberry’nin sahibi şirket) gibi şirketler büyürken, biz de daha önceki blog yazımda aynen söylediğim gibi: http://www.alphanmanas.com/?p=72 Muhteşem bir vizyon ve inanılmaz bir keyifle ile iş planları yapıldı. Sonra olanlar oldu, Telsiz Genel Müdürlüğü haklı olarak 900 MHz’i GSM için ayırdığından dolayı Mobitex için 417-419 MHz’i tahsis etti. Bunun sonucu olarak dünyadaki Mobitex operatörleri arasında bu frekansta modem alan tek ülke biz, Mobicom oldu. Alınan adetler inanılmaz azalınca, alış fiyatımız ABD’deki modem fiyatının 5 katı yani 500 USD üzerinde kaldı.

Erken öten horoz olmanın dayanılmaz hafifliğini yaşarken “Ölçek Ekonomisi” nin inanılmaz kazığını da yemiş olduk. Bugün Türkiyedeki zenginlere baktığınızda ilk 50 içinde niye Bilişim sektöründen kimse yoktur’un cevabı burada yatmaktadır. Türkiyedeki ölçek ekonomisi bunun önündeki en büyük engeldir. Kendi geleceğimi değiştirmek için sarfettiğim çabaları blogumda sizlerle paylaşıyorum (daha sonra da bir kitap altında toplamayı çok istiyorum). Ben girişimci bir ruha sahip olmasaydım, şu ana kadar zaten çoktan pes etmiştim. Benim ve Mehmet Emin Karamehmet gibiler için pes edecek o kadar çok neden var ki bu ülkede. Ama her zorluğa rağmen ülkesini seven bizler, yani çılgın girişimciler bu ülkede önemli değişimi yaratıyoruz.

Ben Bilişim sektörü ile iş yaşamımın 18 yılını geçirdim. Şimdi görüyorum ki eğer Bilişim yerine başka bir sektöre yönelmiş olsaydım bugün çok daha ileri bir noktada olurdum. Ama beni bugünlere taşıyan Bilişim sektörününe de haksızlık edemem. Çünkü bugüne kadar olan tüm bilgi birkimimi oradan sağladım. Ayrıca belkide Bilişim sektöründe yer alıp en çok şirket satışı yapıp para kazanan da ben (eski ortağım Emin Hitay ile beraber) oldum. Şimdi sırada bu birikimi diğer sektörlerde kullanmaya başladım. Bu ülkenin “kurbağa sıçraması” yapacağı çok önemli alanlar var ve yapılacak da çok şey var. Şimdi 25 yıllık eğitimin meyvelerini toplama zamanı geldi. Bundan sonraki sıçramalar çok daha büyük olacak.

KAPAK
Bugün size Ömer Özkan’dan bahsetmek istiyorum. Kendisi PETKİM Petrokimya Holding A.Ş. de çalışıyor. Özgeçmişini aşağıda bulacaksınız. Daha önce Paradigma Değiştirenler konusunda 2 kitabı bulunan Ömer benimle kısa bir röportaj yapıp kitap hazırlayacağını söyledi. Ben açıkçası “kısa” konusuna takıldım. Sonra benim konferans verdiğim bir ortamda yarım saat görüştük. Daha sonra kitabın son haline geldiğini birkaç soru daha soru soracağını söyledi. Gene bir yarım saat söyleşi yaptık. Birkaç ay sonra bana kitap basılı olarak geldi. Çok şaşırdım.
Bu kitapta yer alanların kimler olacağını önceden bilmiyordum. O zaman Dragons’ Den programı da ortada yoktu. Bugün kitaba baktığımda benim dışımda 2 tane Dragons’ Den üyesini gördüm: Sevgili Baybars Altuntaş ve Nevzat Aydın vardı. Elektrkli Araba projesinde ortak olduğumuz Orhan Holding’in Onursal Başkanı İbrahim Orhan’da vardı. Sevgili dostlar Adnan Akdemir ve Emre Kurttepeli de yerini almıştı bu kitapta. Diğerleri ile tanışmamakla beraber onlarla aynı kitapta olmaktan onur duyacağım girişimciler.
Sevgili Ömer’i alkışlıyorum. Kitabın tanıtımı ile ilgili kendi sözleri ile olan bilgiyi de aşağıda bulacaksınız:

Türkiye’de ve dünyada paradigma değişiyor. Bu paradigma değişimini başlatan en etkin grup ise endüstri yaratan girişimciler. Bazı girişimciler, daha önce akla gelmedik endüstrileri oluştururken bazıları hayal edilse de cesaret edilememiş işleri başlatıyorlar.
Paradigma Değiştirenler serisinin üçüncü kitabı işte bu “devrimci girişimciler”le yapılan söyleşileri kapsıyor.
Bir ülkeyi rekabetçi hale getiren, ekonomisini büyüten ülkenin girişimcileridir. Bu kitapta işlenen öyküleriyle girişimciler hangi alanlarda kuralları değiştirdiklerini, hangi alanlarda yenilik başlattıklarını, izledikleri farklı stratejileri, aldıkları riskleri paylaşıyorlar.
Adnan Akdemir, Türkiye’de modern anlamda sinemacılığı başlattı.
Baybars Altuntaş Türkiye’de “franchising” sisteminin oturmasını sağlamakla kalmadı; aynı zamanda hostes yetiştirme endüstrisini kurdu.
Yemeksepeti.com’u başlatan Nevzat Aydın Türkiye’de internet ile yemek siparişi işini etkili bir şekilde birleştirdi.
Emre Kurtepeli, Türkiye’nin en büyük Türkçe internet hizmetlerinden biri olan mynet.com’u başlattı.
Alphan Manas İddaa, OGS ve Deniz Taksi dâhil birçok yeniliği başlatan isim oldu.
Haluk Okutur, simitlerimizi “franchise” standartlarına taşıyarak Türkiye’nin kendine has ilk zincirini kurdu.
İbrahim Orhan, Türkiye’de otomotiv yan sanayiini başlattı desek çok yanlış olmaz. Türkiye İbrahim Orhan ile dünya devleri için nasıl mal üretebileceğini öğrendi.
Hasan Vatan, Türkiye’nin ilk ve en büyük teknoloji hipermarketler zincirini geliştirdi.
Hasan Yalınkaya, dükkancılıktan ibaret olan kuyumculuğu Goldaş ile standartları olan dünya çapında bir işe dönüştürdü.
Ayşen Zamanpur, Türkiye’nin en ilginç lüks ulaşılabilir markasını yarattı.
Bu çalışma tüm okurlar için bir ufuk turu olacak. Kim bilir belki okurların içinden de ufuk çizgisinde dolaşmaya alışıp paradigma değiştirmeye soyunanlar olur.

ÖMER ÖZKAN KİMDİR?
1980 yılında Afyon’un Dazkırı ilçesinde dünyaya geldi. İlkokulu Dazkırı’da, ortaokul ve liseyi Afyon Kocatepe Anadolu Lisesi’nde bitirdi. 2003 yılında Süleyman Demirel Üniversitesi Makine Mühendisliği bölümünden mezun oldu.
Üniversiteden mezun olduktan sonra değişik sektörlerde (plastik, enerji, otomotiv) kalite, çevre, iş sağlığı ve güvenliği yönetimi sistemlerinin kurulması ve işletilmesinde rol aldı. Organizasyonların süreç analizlerinde bulundu. Proje yönetimi süreçlerinde, ürünlerin devreye alınmalarını yönetti.
Etkin Yalın Üretim, EFQM modeli ve balanced scored card uygulamalarını takip etmekte, kurumlarda verimlilik arttırıcı örnekleri ve strateji geliştirme metotlarını analiz etmektedir.
Hazırlamış olduğu “Liderliğin Gizemi” adlı sunumunu misyonu gereği birçok sivil toplum kuruluşunda gönüllü olarak sundu.
“Öğrenen Birey” gereklilikleri kapsamında yurt içi ve yurt dışında birçok eğitim ve sertifika programına katıldı. İleri düzeyde kalite ve üretim metotları uygulamalarından oluşan ve CQDC (Corporate Quality Development Center) tarafından verilen eğitim programını başarı ile tamamladı.
ELGİNKAN VAKFI’nın eğitimci havuzunda bulunmaktadır. Türkiye’nin en büyük şehir gazetesi OLAY’ın iş dünyası ve insan kaynakları eki İŞ’te OLAY’da haftalık makaleleri yayınlanmıştır.
PETKİM’in bulunduğu Aliağa yöresinın yerel gazetesi ALİAĞA EKSPRES te haftalık makaleleri yayınlanmaktadır. Aynı yöre de yayın yapan “Aliağa Radyo Sahil”’de BAŞARI BASAMAKLARI adlı radyo programını hazırlayıp, sunmuştur.
IRCA (International Registred Certification Auditor) kayıtlı ISO 9001:2000 baş denetçisi, EOQ (Europen Organization for Quality) onaylı kalite sistemleri yöneticisi, EFQM (Europen Foundation for Quality Management) modelinin referans alındığı, kalite ödülü sürecinde değerlendiricidir.
SEDEFED (Sektörel Dernekler Federasyonu) Rekabet Gücü Ödülü değerlendiricisidir. Makine Mühendisleri Odası, PERYON, Ege Proje Yönetimi Platformu üyesidir. İyi derecede İngilizce bilmekte, PETKİM Petrokimya Holding A.Ş.’de çalışmaktadır.
İş dünyasında ki seçkin yönetim danışmanları ile özellikle 2008 global krizini ardından değişen yönetim trendlerini ile ilgili söyleşilerinin bulunduğu “Paradigma Değiştirenler 1” ve üst düzey yöneticiler ile söyleşiler yaptığı “Paradigma Değiştirenler 2” ve Türkiye de fark oluşturmuş girişimcilerle yaptığı söyleşilere yer verdiği “Devrimci Girişimciler-Paradigma Değiştirenler 3” adlı yayımlanmış 3 kitabı bulunmaktadır.

Kitap İçin Ne Dediler?
Yönetim danışmanlarının ve üst düzey yöneticilerin ardından, girişimcilerin çalışma yaklaşımlarını, iş yapış şekillerini ortaya çıkaran eserleri ülkemize kazandırdığı için Ömer Özkan’ı tebrik ederim.
Ali KOÇ / Koç Holding Yönetim Kurulu Üyesi, Kurumsal İletişim ve Bilgi Grubu Başkanı.

Başarıya ulaşmış kişilerin yaşadığı tecrübeleri çok değerli bulmaktayım. Elinizdeki bu çalışmanın, yeni başarı hikâyeleri için ilham vereceğini düşünüyorum.
İpek CEM / Gazeteci, “Dünyayı Yönetenler” programı yapımcısı ve sunucusu.

Değişimin hızını yakalayanların ve bu yönde gelişimini sürdürenlerin başarılı olduğu bir süreçten geçmekteyiz. Bu sürecin en iyi örneklerini özellikle de ülkemizin en büyük avantajı olan genç girişimci adaylarını bizlerle buluşturan Sayın Özkan’ı tebrik ediyorum. Azmin ve kararlılığın sonuçlarını sunan bu değerli çalışmanın gençlerimize ışık tutacağına yürekten inanıyorum.
Ender YORGANCILAR
/ Ege Bölgesi Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı. TOBB Yönetim Kurulu Üyesi

Diplomatik_PassDiplomatik_Pass2
Dragons’ Den programının çekimleri tüm hızıyla devam ediyor. Yayına başlama tarihi ise 16 Eylül saat 22:00. Çekimlerde çok ilginç diyaloglar gerçekleşiyor. Bunları program yapımcıları bir şekilde seyircilerin beğenisine sunacaklardır. Ben o yüzden bu anlatacağım örnekte ürün detayına giremeyeceğim. Tanıtımı yapılan bir ürün hakkında işçilik fiyatlarını Dragonlar hep beraber hesaplarken, ürün için gerekli işçiliğin Türkiye de 40 TL olduğunu ve bunun ürünün satış fiyatını etkileyeceği yorumu ortaya çıktı. Ben de “gelin bu ürünü Kamboçya’da yapalım. Size ürün başına işçiliği 40 TL yerine 4 TL’ye mal olur” dedim. Acı ama gerçekti. Bırakın orada konuştuğumuz ürünü, örneğin Türkiye de artık halı sektörü de ölmek üzereydi. Çinliler Türk halılarını ülkelerinde dokutup bize satıyorlar. Biz de hiçbirşey yapamaz olduk. Bu bir savaş ise, savaşın 2 bölümden oluştuğunu unutmamız gerekir: Önce Çin’den yapılan halı ihracının sahibi biz olmalıyız. Yani Çinliler buraya halı gönderiyorsa, biz de gidip orada halı dokutmamız gerekiyor. Savaşın ikinci bölümü ise Türkiyedeki iş gücüne yönelik başka çözümler üretmemizdir. Her ikisini birarada yapamayız. Yani inatla Türkiye’de halı dokumaya devam edip, Çin’den gelen dokuma halılara savaş açmak yapılacak en büyük hata olur ve bize savaş kaybettirir. Niye halıcılarımız Kamboçya’nın ucuz işgücünü kullanmazlar? Sorusu ise hala cevaplanmadı.

2005 yılının Kasım ayında Kamboçya Fahri Başkonsolosu oldum: (www.kambocya.org.tr) Görev süremde 5. yılımı tamamlamak üzereyim. Bu süre içinde bana Kamboçya’ya yaptığım desteklerden dolayı devlet nişanı, vatandaşlık ve yurkarıdaki resimde görülen diplomatik pasaport verildi. 2005 yılı 11 Kasımında Hürriyet Gazetesinden sevgili Gila Benmayor, bu dönem Kamboçya Dışişleri Bakan yardımcısı olan Ung Sean ile beni köşesinde konuk etmişti. Orada “Kamboçya’nın Türkiye’nin Hazır Giyim Üssü Olabilir” demiştim (Haber için Tıklayınız). Bunu söylediğimde daha Çin gerçeği bile tam anlaşılmamıştı. O sıralar altına hücum gibi Çin’e hücum vardı. Türk işadamları ise “Çin Gerçeği” dizilerini seyredip “Abi bize ne olacak?” falları baktırmaktan Çin’e zahmet edip gitme gereği görmediler. Ben ise, herkesten farklı olarak, israrla Çin’deki işçilik ücretlerinin artış göstermesiyle üretimin uzun dönemde Kamboçya gibi ülkelere kayacağını söylüyordum. Yıllar geçti, Para dergisi 2007 Nisanında Kamboçyayı Pasifikte Yeni Pazar olarak gösterdi (Haber için Tıklayınız). Gene 2007 yılı Mayıs ayında Finansal Forum da Kamboçya ile ilgili benzer söylemlerimi yeniledim (Haber için Tıklayınız).

Bu hafta Dünya gazetesinde yayınlanan bir haberde, artık ucuz emek için şirketlerin Çin’den Kamboçya’ya kaçmakta oldukları yer alıyordu (Haber için Tıklayınız). Ben 5 yıl önce bunu zaten söylemiştim. Keşke bunlar ciddiye alınıp ona göre stratejiler oluşturulmuş olsaydı.

tilter1

Bu yazıyı yazmam için birçok neden biraraya geldi. İnşallah konu bütünlüğünü bozmadan onların tümünü anlatabilirim.

Ben zaman zaman geçmişteki söylemlerimi okurum. “Bundan 5-10 yıl önce ne söylemişim ve şimdi bu söylemimde ısrarcımıyım, yoksa fikrim değişmiş mi?”

Bugün Pazar, yer Çeşme ve ayak alçılı: Mobilite çok alt sınırda olunca çocuklarla kahvaltı yaptıktan sonra oturup geçmişi deşeyim dedim.

Bundan 5 yıl önce 2005 yılında Otomotiv sektörünün geleceği konusunda Bursa Ekonomi dergisinin Haziran sayısı için yaptığım bir söyleşiyi sizlerle paylaşmak istiyorum (Yazı için tıklayınız). Size söyleşiden birkaç alıntı yapıyorum:

• 50 yıl kadar idare edilecek petrolün olması bizim bu petrol kaynaklarını sonuna kadar kullanacağımız anlamına gelmez.
Demek ki arada bir yerde dönüm noktası olacak. Araç üreticileri ya beraber (Mercedes ile Çinli BYD 12 Mart 2010 tarihinde beraber Çin pazarı için elektrikli araba geliştirmek için anlaşma imzaladı: http://www.autocar.co.uk/News/NewsArticle/AllCars/248137/ ) ya da birisi sadece çok ucuza elektrikli araba üretecek ve bu efekt birbirini etkileyerek büyüyecek.
• Bu durum 20 yıl içerisinde gerçekleşecek. Hatta daha iddialı konuşayım. Önümüzdeki 10 yıl içinde elektrikli araba konusu gerçekmiş gibi konuşulacak. Çok hızlı ve katlamalı olarak büyüyecek.

• Bu neye yol açacak? Bu birçok araba şirketinin iflasına yol açacak. Önümüzdeki dönemde şirket satın almalar inanılmaz derecede artacak.
Çin satın almacı olarak piyasaya girecek. Çin’in de dünyada önemli bir iki otomobil firmasını satın alacağını düşünüyorum (Çin’li Geely firması Volvo’yu 28 Mart 2010 tarihinde 1.8 Milyar USD’ye satın aldı: http://www.cnnturk.com/2010/ekonomi/sirketler/03/28/cinli.geely.fordun.volvo.carsini.aldi/569862.0/index.html)

Bir de gene bundan 5 yıl önce Sabah gazetesi’nin Business ekinde çıkan bir söyleşimi de paylaşarak, oradaki Otomotiv sektörü ile ilgili tahminlerim’den de alıntı yapmak istiyorum (Yazı için tıklayınız)

• Bence uzun dönemde büyük otomotiv üreticilerinin bazıları yok olacak. Tersine, çok küçük otomotiv üretcileri olacak ve herkes kendi otomobilini yapacak.
• Çünkü uzun dönemde elektrikli araba ve şasi ortaya çıkacak. Bununla beraber siz istediğiniz parçaları biraraya getirirek arabanın şasesini üretebileceksiniz.

Bundan 5 yıl önce yapmış olduğumun öngörülerimin inanılmaz bir şekilde gerçekleştiğini görmekteyim. Bu Otomotiv sektörü takıntım beni Fransız Heuliez ve gene Fransız SynergEthic (Tilter) firmalarına olan ilgimi oluşturdu. Amacım yabancı ortakları ile bu ülkede ortak araba üreten değerli otomotiv üreticilerimizin görmediği, görmek istemediği veya cesaret edemediği (cesaret etmediği gibi cesaret edenlerin cesaretlerini kırmak için ellerinden geleni sarfettiği) DEVRİM’i bu ülkede yapmak.

Fransız Tilter’i satın almamız ile ilgili haber basında arabanın resimleri ile beraber yer aldı. Resimler pek beğenilmedi. Ben de arabanın bu halini gerçekten beğenmedim. Hemen Türkiye’de konusunda iyi olan birkaç tasarımcıya çalışma yaptırdım. “Arabayı sattıran tasarımdır” mantığından yola çıkarak, riske girmemek adına yurt dışında dünyaca ünlü birkaç tasarımcıya yöneldim. Sevgili Murat Günak’ın önerisi ile David Wilkie ile çalışmaya başladım. Dünyanın en önemli otomotiv tasarım firmalarından Bertone’nin (http://www.bertone.it/gallery1uk.htm) tasarımcısı olan Wilkie’nin Tilter için yapmış olduğu yeni çalışmayı yazımın en üstünde göreceksiniz. Bu çalışma ile tasarımı eleştirenlerin tatmin olduğunu tahmin ediyorum.

Burada bir es vererek “İmza” projesinden bahsetmek istiyorum. İmza da Türkiye’nin kaçırmış olduğu fırsatlardan biridir. İnanılmaz bir tasarım ve üretim modeli ile yola çıkılmış, kesinlikle iyi niyet içeren bu proje başka nedenlerden dolayı gerçekleşememiştir. İmza’ya bugün bile baktığınızda inanılmaz bir tasarım görmektesiniz (İmza’nın resmi için tıklayınız). Bundan tam 11 yıl önce böylesine bir tasarım ile piyasaya çıkma sinyali veren İmza için Otomotiv Sanayii Derneği dahil herkes nedense çok olumsuz konuşmuştu. Bunun nedeninin projeden mi yoksa projenin sahibinden mi kaynaklanıyor ben anlayamamıştım: http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/ShowNew.aspx?id=-112996

Bugün bu yazıyı yazmamdaki en büyük motivasyon dünyanın en önemli dergilerinden biri olan The Newsweek’in İngiltere merkezi’nin 4 Kasım 2010 da Türkiye de düzenleyeceği “Türkiye de Transformasyon” yani “Geleceğe Dönüşüm” adlı konferansı için beni “keynote konuşmacı” olarak davet etmesiydi. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın da kapanış için “keynote konuşmacı” olduğu bu konferans’ta en az 5 bakan konuşma yapacak. İş dünyasından Murat Ülker, Memduh Boydak ve Hanzade Doğan Boyner’in, İMKB başkanı Hüseyin Erkan ve THY genel müdürü Temel Kotil’in konuşmacı olarak davet edildiği bu konferans da ben “Türkiye için Nasıl Bir Gelecek?” konuşması yapacağım.

Bu davet ve bu gelişim artık benim gibi Fütüristlerin dünya çapında tanındıklarını ve bu sayede Türkiye’de hükümetlerin de en önemli yön vericisi olmamızın önündeki engellerin kalktığını gösteriyor.

Fütüristler Derneği başkanım Ufuk Tarhan ve yönetim kurulu ile beraber devletin bizleri kullanması için inanın o kadar çaba sarfediyoruz ki, bu davet derneğimiz için de çok önem taşıyor. Turkish Time dergisi Temmuz 2010 sayısında “Özgeçmişi Unut Özgeleceğe Bak” başlığı ile bir haber yaptı (Haber için tıklayınız). Bu haberde söylediklerimiz de buna paralel. Tabii olayı sadece devlet boyutunda incelemiyoruz. Şirketlere de indirgiyoruz. Şirketlerin kesinlikle bünyelerinde çalışan olarak veya danışman olarak veya yönetim kurulu üyesi olarak Fütürist bulundurmalarını öneriyoruz. Bu konuda dergi, dünya çapındaki örnekleri de vermiş. Haberi yapan sevgili Sevgi Demirkale’yi de kutlamak lazım. Çok detaylı bir çalışma yapmış. Benim yurt dışı örneklerde en çok dikkati çeken TechCast sanal düşünce kuruluşudur. (http://www.techcast.org/) İngilizcesi Virtual Think-Tank olan bu tip düşünce kuruluşlarını Türkiye de oluşturmak için çok çaba sarfediyoruz. Fütüristler Derneği aslında bunu bir şekilde örgütleme çalışıyor. Çok yakında dernek içinde bir think-tank kurulacak (tabii bunun Türkiyedeki mevzuata uyması için Yüksek İstişare Kurulu gibi ulu adlar verilmesi gerekiyor). Bunun dışında başkanımız Ufuk Tarhan yaşamını Fütürist Danışmanlık vererek sürdürüyor. Buna bir yenisi daha eklendi. Gazeteci sevgili Şeref Oğuz da Fütürist Danışmanlık veriyor: http://www.innovathink.com.tr Sayıları artacak bu yapılar Türkiye’de devletin ve şirketlerin önünü açacak ve bu ülkenin artık geleceği planlamasına katkıda bulunacak. TechCast gibi bir düşünce kuruluşunun gelecek yorumlarına eğer Amerikan Ulusal Bilim Akdemisi saygı gösterip dikkate alıyorsa Türkiye de TÜBİTAK gibi bir kuruluş da Türkiyedeki benzer bir yapıyı dikkate alacaktır (diye umuyorum).

Yeni bir fikir paylaşıldığında bir çoğumuz önce “Yok böyle bir şey. Kesinlikle olmaz.” deriz. Biz buna “İnkar“ diyoruz.  Sonra bu fikir tartışılmaya başlayınca “Komik, aklınca olacak diye düşünüyor. Bir sürü neden var olmaması için. Onları göremiyor galiba.” deriz. Biz buna “Alay” diyoruz. Sonra fikir kabul görüp, fikrin sahibi değer görmeye başlayınca da “Amma şanslı adam, aslında ben de düşünmüştüm. O da daha önce yapmış olabilir. …… yanında olmasaydı, zaten hayatta yapamazdı.” gibi görüşler ortaya atılır. Biz buna da “Kıskançlık” diyoruz. Bu üçlü Türkiye de yeni fikirlere karşı en çok karşılaştığımız davranış akışlarıdır.

Bilgimiz olmadığı için fikir yaratamayacağımız aşikar olmakla beraber Türkler, bunu da başarmışlardır. Yani bizde fikir çoktur. Ama başkalarının fikirleri yukarıdaki sıra ve akış ile değerlendirilir. İnsanlar benim fikirlerime ne kadar çok gülerlerse o kadar hoşuma gider. Demek ki düşündüğüm planladığımdan biraz daha ileride gerçekleşecek, ama gerçekleşecek.

Geçen ay Infomag dergisi çok güzel bir çalışma yaptı. Birçok Fütürist’in ve fikir lideri’nin gelecek ile ilgili sektör trendlerini toparladı.Trendler için tıklayınız…(Bölüm 1)_(Bölüm 2)

Fütüristler Derneği başkanı sevgili Ufuk Tarhan “İşe Girme Değil, İş Yaratma Çağındayız” demiş. Ayrıca mesleklerin değil becerinin önemli olacağını belirtmiş. Tamamen katılıyorum. Yazıyı mutlaka okuyun.Yazı için tıklayınız…

Bu arada benim de gelecek ile ilgili bazı yorumlarım vardı: Ben yakın zamanda IQ’nun işe alımlarda önemli bir unsur olacağını belirtmeye başladım. Buna çoğu yerden itiraz geliyor. “İnsan hakları” ve “ayrımcılık” nedenlerden bazıları. Adam mühendis çalıştıracaksa yüksek IQ’lu mühendis çalıştırmak isteyecektir. Bunu isterse gizli olarak da yapar, yapacaktır. Aynı durumda uçağa binen yolcunun kilosu ile ilgili de bir yorum yapmıştım. Kilosu fazla olan yolcunun uçak bileti de pahalı olmalı diye: http://www.sabah.com.tr/Ekonomi/2009/07/24/alphan_manas_kilosu_az_olan_yolcunun_ucak_bileti_ucuz_olmali  Dedim ki 150 kg’lık bir abi’nin bagajı 10 kg diye fazla bagaj ücreti ödemiyor. Ama 50 kg’lık bir bayan’ın bagajı 30 kg diye 10 kg fazla bagaj ücreti ödüyor. Kardeşim uçağın altı da (kargo bölümü), üstü de aynı yere gitmiyor mu? Uçağa verdiğin ağırlık et, kemik ve kas grubu ise yakıt tüketimini azaltmıyor mu yani? Bagajı ile beraber toplam 160 kg olan abimiz fazla bagaj ücreti ödemiyor ama 80 kg olan bayan ödüyor. Sağlık nedenleriyle kilo almış ve bunu rapor ile kanıtlamış bir kişi iseniz (ki bu Türkiye’de süistimale açıktır. Çünkü parayla çürük raporu bile alırsınız) ayrı bir konudur ama, sen homili-gırtlak yemişsin. Vücudunda ÖRS taşıyorsan, fazla bagaj ücreti ödeyen bayanın suçu nedir? Dün İngiliz Telegraph’da okudum. Almanya’da Hristiyan Demokrat Partili milletvekili Marco Wanderwitz obezlerden özel vergi alınmasını önermiş. Almanya’nın sağlık harcaması yıllık £16 milyar (19.5 milyar Euro) olunca, artık Almanlar da çözüm oluşturmaya çalışıyorlar. Wanderwitz’in bu önerisi ekonomist Juergen Wasem tarafından da destek görmüş:  http://www.telegraph.co.uk/news/worldnews/europe/germany/7904990/Overweight-people-should-pay-fat-tax-to-cover-healthcare-costs-German-MP-says.html

Ayrıca genetik de ileride işe alımlarda etkili olacak. Çok yakında 1,000-100-10-1 USD’ye genetik dizin analizi zaten yapılacak. Bu yorumuma da çok gülen oldu. O yüzden çok hoşuma gidiyor. Yazımın başında da söylediğim gibi ne kadar çok kişi gülerse o kadar gerçekçi olduğunu düşünüyorum.Yazı için tıklayınız…

referandum

Yukarıdaki resimde 12 Eylül 2010 tarihinde yapılacak referandum da kullanılacak (tahmini) oy pusulası var. Aynı resimde yıllardır seçimlerde kullanılan (Evet) oy mührü de var. Yüksek Seçim Kurulu büyük bir olasılıkla yeni mühür yaptırmayıp Evet yazan mühürleri kullanacak. Bu durumda, Türk halkı referanduma evet derken Evet mührünü oy pusulasının Evet bölümüne basarken, hayır derken de oy pusulasının Hayır bölümüne Evet mührünü basacak.

Hadi bakalım akıl karışıklığına hoş geldiniz. Zaten bu ülkede herkes artık korkudan ne yapacağını bilemediği için soru da soramaz. Çünkü oyu anlaşılır. Bu durum hükümet ile muhalefeti karşı karşıya getirir gene. Bence muhalefet diyecek ki “bunu hükümet özellikle yaptırdı. Halkın aklını karıştırıp, Evet oyu versinler diye”. Bakalım tahminlerim çıkacak mı?

Korku deyince geçenlerde başımdan komik bir olay geçti. Onu anlatayım: Asistanım bana biraz da korkuyla “Alphan bey, sizi …. Cumhuriyet Savcılığından, …. aradı. Elinde evraklar varmış, sizinle görüşmek istiyor” dedi. Hani soyadım Manas (Ergenokon destanından daha büyük bir destandır), olmaz diye düşündüm. Meğer savcı beyin çocuğu daha önce zeka testinden geçmiş. Bize Mensa Üstün Yeteneklileri Destekleme Derneği üyeliği için test sonucunun evraklarını gönderecekmiş.

Mitchell Joachim 01Mitchell Joachim 02

Sevgili İpek Cem: Yılmaz Argüden için; “Yılmaz Argüden yaşama kalite katan ve kişiliğinde birbirinden farklı rolleri birarada bulunduran bir yapıya sahip. Onu ‘kalite işini omuzlarken’ veya düşünce merkezlerindeki çalışmalarıyla, ya da bir ‘eğitim gönüllüsü’ olarak tanıyor olabilirsiniz. Belki de şirketinizin stratejisine yön veren ekibin lideri, şirketinize önemli bir açılım sağlayan bir şirket evliliğini gerçekleştiren yatırım bankacısı veya yönetim kurulu üyeniz konumunda olabilir. Ya da onun öğrencisisiniz; veya onu konuşmalarından, gazetelerdeki makalelerinden, çok satanlar listelerindeki kitaplarından tanıyorsunuz.” demiş. Karşılaştığımız her toplantıda merhabalaşıp ama özgeçmiş seviyesinde yaptıklarını detaylı olarak takip etme fırsatı bulamadığım sevgili Yılmaz Argüden’i sizlere tanıtmak istedim.

Özgeçmişi o kadar uzun ve dopdolu ki, buraya sığdırmaya çalışmak yerine linkini ekledim: http://www.arguden.net/sayfa.aspx?id=36

Amazon’dan satılan ve Türkçe adı Yönetim Kurulu Sırları olan Boardroom Secrets: Corporate Governance for Quality of Life’a (http://www.arguden.net/arguden/UserFiles/File/kitaplar/yonetimkurulusirlari_tr.pdf) kadar birçok eseri bulunan Yılmaz Argüden 27 Nisan 2007 tarihli Türkiye’den Otomotiv Devrimi yazısından bazı alıntılar aşağıda:

1. Maalesef şehirlerdeki yolların gelişim hızı otomobil sayısındaki artışı yakalayamıyor. Peki o zaman aynı yollardan daha fazla trafik akışı nasıl sağlanabilir? Otomobil tasarımında farklılık yaratarak!
2. Çevremizdeki otomobilleri izleyecek olursak bu otomobilllerin en az beş kişilik kapasiteye sahip olmasına karşın, büyük bir çoğunluğunun kullanıldıkları zamanın çok önemli kısmında (yaklaşık %90’ında) bir, bilemediniz iki kişiyi aşmayan bir kullanıma sahip olduklarını görürüz. Bu nedenle, aslında otomobillerin en az yarısı boş olarak son derece sınırlı olan yol altyapısını işgal ediyor!!
3. Otomobillerimizi genişliği bugünkünün yarısı kadar olacak sekilde, (hatta belki gerektiğinde iki tanesini yanyana getirerek bugünkü hale getirilecek şekilde) tasarlasak, kaç kişi iki otomobil birden alır? Bunlardan kaç tanesi her gün ikisini birden iş götürme çabasında olur? İki şeritli yollarımızı, dört şeritli yapsak ve şeritleri ikişer olarak kullananlardan daha yüksek vergi alsak acaba trafikteki akışkanlığımız ne kadar artar? Şehirlerimizdeki verimlilik ve ekonomik büyüme hızımız ne kadar artar? Dışa bağımlı olduğumuz petrol kullanımındaki verimliliğimiz ne kadar artar? Kaza ve stres seviyesindeki azalma nedeniyle, yaşam kalitemiz ne kadar artar?
4. Türkiye’de otomobil vergileri çok yüksek. Genişliği bugün için normal(!) olarak nitelendirilen otomobillerin yarısı kadar olacak otomobiller için vergileri çok önemli ölçüde azaltırsak, bu çok daha verimli olabilecek bir tasarımın gelişmesine ve Türkiye’de hızla bir pazar bulup büyüyerek dünya için yeni bir otomotiv devrimi gerçekleştirilmesine katkıda bulanamaz mı?

Aklın yolu bir. Arabalar küçülecek, Kişisel Taşımacılık artacak. Fantastik Tasarımcı Mitchell Joachim de yukarıdaki resimde görüldüğü gibi gelecekte kişilerin yolculuklarını tek başlarına yapacaklarına inanıyor.

Yılmaz Argüden’in Türkiye’den Otomotiv Devrimi yazısı için (tıklayınız)



Tüm hakları Alphan Manas’a aittir. (c) 2003-2009