More Than Human: Embracing the Promise of Biological Enhancement
Ramez Naem

Geleceğin Alışveriş Merkezleri için birçok fikir var. Bu fikirlerin kesişme noktası ise kapalı ve büyük mekanlar olacakları. Zaten şu andaki merkezler de bu konseptin ürünü. Şu anda ulaşımın kolay olması açısından metro durak çıkışlarına yapılan bu merkezler gelecekte havaalanı yakınlarına hatta içlerine taşınabilecekler. Yolcu sayılarının artması havaalanlarının bu trafiği kontrol edemez hale gelmesine doğal olarak ta kalkış ve iniş slot (izin) larını ihale ile yapmasına neden olacak. Bugün Londra Heatrow havaalanından yıllık £ 1 Milyar bu yolla gelir bekleniyor. Bu durumda havayolları bunları karşılayabilmek için birleşecekler, ucuza uçuran şirketlerde daha küçük havaalanlarına yönelecekler ve transit yolcuların havaalanlarında harcayacakları bolca zamanı olacak. Bu zamanı yolcuları alışverişe yönlendirebilmek önümüzdeki yüzyılın en karlı işlerinden biri olarak tanımlayabileceğimiz olan havaalanı işletmecileri için en büyük gelir kaynağı olacak. Mekan nerede olursa olsun yerin üstü yerin altından her zaman daha ucuz kiralanacak. O yüzden vitrin ve depoların birbirlerinden ayrılacağını düşünüyorum.

İnternet üzerinden yapılan alışverişin %100′e ulaşıncaya kadar insanların sevdikleri ürünleri deneyerek almaya devam edeceğini biliyoruz. Bir spor giyim mağazası örneğini ele alırsak; müşteri önce ayağının tam ölçüsünü (eğer mağazada kayıtlı değilse) “Elektronik Numara Ölçüm Cihazı” aracılığı ile mağaza merkezi sistemine iletecek. Sonra karşısındaki ekranda tarayarak beğendiği ayakkabının renk ve/veya desen opsiyonunu da gene karşısındaki ekrandan seçecek. Merkezi sistem yerin altındaki tam otomatik ve insansız depo’dan istenen ayakkabıyı müşterinin bulunduğu kabine transfer borusundan pünomatik fırlatma ile yollayacak. Müşteri giyip beğendiği taktirde ödemeyi kabindeki otomatik ödeme noktasına yapıp mağazadan çıkacak. Eğer beğenmezse ayakkabıları kutuya koyup depo ya geri gönderecek. Basit önlemler olarak; geri göndermediği taktirde kabin kapısının açılmaması, ayakkabılarının karışmaması açısından her ayakkabı tekinde RF tag bulunması ve tag’in okunarak transfer borusunun açılmasını sayabiliriz. CRM uygulamaları açısından müşterinin zevklerine ve daha önceki alışverişlerine göre ürün ve renk önerileri gene kabindeki ekrandan müşteri ile interaktif olarak yapılabilecek. Bu arada böyle bir sistemde satılacak ürünlerin çok iyi depolanabilmesi açısından paketleme şekilleri önem kazanıyor.
Örneğin Türkiyede piyasaya sürülen T-Box ürün ailesi depolama açısından muhteşem kolaylık sağlıyor. O yüzden Boyner grubunu böyle bir vizyona hizmet ettiği için şimdiden kutlamak gerekiyor.

Sağlık Merkezlerinin Alışveriş Merkezleri ile iç içe geçeceği konusundaki inancıma dayanarak özellikle check-up’ların da çok rahatlıkla yapılabileceğini düşünüyorum. Alışveriş merkezinde bulunan gelişmiş bir sağlık ünitesi, müşterilerin istedikleri anda sağlık kontrolünden geçmelerini ve acil durumlarda hızlı müdahale edilebilmesini sağlayacak. Retina tanıma veya benzeri biyometrik tanıma yöntemleriyle her kullanıcıyı tanıyan ve kişisel bilgileri merkezi olarak saklayan sistem, aynı kullanıcı tekrar kontrole geldiğinde, vücudun son durumunu daha önceki tarama kayıtları ile karşılaştırarak, değişiklikleri ve rahatsızlıkları saptayacak. Tarama sonuçları on-line aile hekimine gönderilerek gerekli tedavi metodları ve reçeteler hazırlanacak. Reçeteye bağlı olarak ilaçların sağlanması gene ayakkabı örneğinde olduğu gibi ilaçların Ecza Otomatı (yerin altındaki insansız tam otomatik depo ve pünomatik transfer borusu aracılığı ile) olacak. Ayrıca Kontrolden geçen kişi sağlık durumu ile ilgili olarak bilgilendirilip eğer akıllı sağlık kartı varsa ona da işlenecek. Bu sistemin kullanıldığı yıla göre akıllı sağlık kartına gereksinim kalmadan her şeyin on-line alınması da mümkün olabilecek. Ayrıca kan alma cihazın deriye basit teması ile sağlanıp yapılacak ve test sonuçları anında alınacak.

Vücut taraması için çeşitli yöntemler söz konusu: Tera-hertz (T-Işınları) adı verilen ve günümüzde yeni geliştirilmekte olan yöntem, Pet ve Elektron Tomografi. T-Işınları ile yapılan kontroller, diğer tekniklerin “göremediği”, derinin birkaç milimetrelik derinliğine nüfuz ediyor. X ışınları ve MRI taramaları daha derin dokuları gösterdiği halde, optik görüntüleme, esasen yüzey özelliklerini gösteriyor. T-ışınları iyonize edici olmadıkları için, X ışınları gibi aynı sağlık risklerini taşımıyor .

T-Işınlarının kanseri teşhis etmede kullanılmasına dair umutlar, Cambridge’de bulunan TeraView adında bir firma tarafından, doku örneklerinde yapılan deneylerle artmıştır. Firma, şimdi insanlardan elde edilen ilk T-Işını görüntülerini sunmaktadır. Bu görüntüler, deri kanserlerinin, yüzeyin altında bulunan ve doku alınmadan görülemeyecek olan uzantılarını göstermektedir. İşte bu çalışmadan yola çıkarak bu ışının gelişmiş olarak kullanılacağını düşünüyorum.

Vücut Taraması sisteminin bir diğer yönü ise, kişinin periyodik sağlık kontrolünü sigorta şirketinin takip etmesi. Şayet müşterinin, sigorta kayıtlarına göre periyodik sağlık kontrolüne girmesi gerekiyorsa, Alışveriş Merkezine giren müşteri bir mesaj aracılığıyla bilgilendirilerek kontrole davet edilecek.

Gelecex  Kasım 2003

“Bu fikir, beni yıllarca meşgul etmiştir. Süzülerek uçan kuşların tepe tüyleri üzerine bir makale okumuştum. Akbabaların ve kartalların tepelerinde bu tür tüyler bulunur. Bu fikri bir uçakta denemeliyiz, dedim. Denedikten sonra da, bunu gerçekleştirmenin zamanı geldi, diye düşündüm.

Yirminci yüzyılın başında, bir mühendis, girdap etkisini azaltmak için; tepeye, düşey kanatlar takılması gerektiğini ileri sürdü. Oraya yassı tabaklar koydu. “Eğer gerekli enerjiyi sağlarsanız, bir çiftlik kapısını bile uçabilirsiniz dedi.” Yassı tabakların kullanılması, girdap etkisini azaltmak için son derece zayıf bir yöntemdi. Böyle bir şeyi, kanatların tasarlanmasında olduğu gibi, daha dikkatli ve daha iyi bir şekilde tasarlamalıyız, diye düşünüyorum. Onlara, hep girdap difüzörü demeyi düşündüm, fakat bu biraz fazla bilimsel oluyor.” İşte öncelikle yeni nesil Boeing uçaklarında görmüş olduğumuz ve kanatların uçlarındaki 2.5 metre yüksekliğindeki dikey kanatçıkların yaratıcısı Richard Whitcomb’un yorumları.

Uçağın icat edildiği tarihlerde bile var olan Kanatçıklar ancak artan yakıt fiyatları ile mücadele eden uçak üreticilerinin son yıllardaki yoğun istekleri sonucu Richard Whitcomb tarafından bulundu. Yakıt, tırmanma gücü, ses konusunda %5-7 tasarruf ve iyileştirme sağlayan bu buluş havayolu firmaları için de uçak seçiminde önemli bir kriter haline geldi.

Tekerlekli Valiz

1972 yılına kadar valizlerimizi hep elimizde taşıdık ama hiçbirimiz valizlerimize tekerlek takmayı akıl edemedik. Nisan 1972′de Amerikan Patent İdaresi’nden David Sadow tarafından alınan, 3,653,474 sayılı patentte, ürün tanımı,”tekerlekli valiz” olarak yapılmıştır. Dünyanın ilk tekerlekli valizi, Fall River’da bulunan bir fabrikanın arka odasında üretilmiştir.

Bu, New Bedford’lu bir Yahudi delikanlısının, valiz endüstrisinde nasıl bir devrim yaptığının hikayesidir. Hikayenin başlangıcı şu şekildedir. Bay ve Bayan Sadow, Aruba tatilinden dönüyorlardı. Puerto Gümrüğünden geçerken, iki ağır valizi taşımak zorunda kaldılar. O anda, tekerlekli bir kızakta büyük bir makine taşıyan hamal geçti. Bay Sadow, karısına, “Harriet, ihtiyacımız olan işte o, valizlerimize tekerlek” dedi.

Tatilden sonra, fabrikaya döndü, bir valizin altına dört tane tekerlek taktı, kulpundan bir iplik geçirdi ve valizi bu şekilde, kayınpederinin ofisine götürdü. Kayınbiraderi ve patronu olan Sydney S. Feinberg, valize şöyle bir baktı ve “sen delisin”, dedi. Azimli olan Bay Sadow, tekerlekli valizde değişiklikler yaptı ve New York’a gitti. Valizi, oradaki beli başlı Macy’s, Gimbel’s ve Saks mağazalarında tanıttı. Hiçbiri beğenmedi. Bay Sadow, en sonunda, Macy’s müdür yardımcılarından birini, bunun iyi bir düşünce olduğu, ve başkan yardımcısının birkaç ay önce, bilinçsizce ortaya atmasından beri, Bernie’nin bu fikri geliştirdiği ve Macy’s firmasının, valizlerin altına tekerlek takılması fikrine sıcak baktığı konusunda ikna etti. Diğer valiz üreticileri, karşı çıkana kadar ve mahkeme aracılığıyla patenti sona erdirene kadar, United States Luggage, tekerlekli valizin patentini, beş yıllığına aldı. Valizde tekerlek olması gibi yeni bir fikir, uzun süre, bir kişinin elinde kalamazdı.

Bay Sadow’un tekerlekli valizi, herkesin de bildiği gibi kusursuz değildi. Valizler, devriliyordu. Bay Sadow, tam çözüm bulduğunda emekli bir Northwest Airlines pilotu 1993 yılında, iki tekerlek üzerinde hareket eden yumuşak kenarlı bir dikey valiz icat etti. İşte bugün kullanmakta olduğumuz dikey tekerlekli valizler sadece 10 yıl önce icat edilmiş oldu. Hem de devamlı valiz taşımaktan beli tutulan bir havayolu pilotu tarafından.

Gelecex Kasım 2003

Birçoğumuz artık arabaya bindiğimizde eğer ön koltuğa oturuyorsak kemer bağlıyoruz. (sadece taksi şoförleri onları Allah koruduğu için genelde bağlamıyorlar). Ama iş arka koltuğa geldiğinde durum değişiyor. Hem kendimiz kemer bağlamıyoruz hem de bebeklerimiz ve çocuklarımız için kemer kullanmıyoruz. Bugün eğitim düzeyi yüksek aileler de dahil olmak üzere, arka koltukta kemersiz oturan çocukları, anne-baba’ya yakın olmak için öndeki iki koltuğun arasına başını sokmuş yolun akışını seyreden yada arka cam’dan dışarıyı seyreden çocukları görmek mümkün. Peki trafik kazasının ne yönde bir çarpma ile oluşacağını biliyormuyuz? İçinde bulunduğumuz arabanın takla atıp atmayacağının garantisi var mı? Aileler ne yazık ki çocukları ile mücadele’den kaçınmak için onların kemer bağlamama ısrarlarına boyun eğmek zorunda kalıyorlar. Ya bebekler? Onların durumu daha da vahim. Çünkü arka koltukta oturan annelerimiz bebeklerini kucakta taşıyorlar. Kendileri kemerle belki bağlı oldukları için kaza anında bebeklerini sıkıca tutarak koruyacaklarını düşünüyorlar.

Yeni Zelanda örneği çok önemli 1997 yılında arka koltukta kemer bağlama oranı %57 iken 2002 yılında bu oran %80′e çıkmış. 0-4 yaş çocuklarda koltuk kullanım oranı ise 2002 de %86′ya ulaşmış (Bu arada %9 da bebek-çocukları için arabadaki emniyet kemerini kullanmış). ABD de emniyet kemeri kullanımı konusunda kanunlar çok net olmasına karşın 2002 yılında 42,850 kişi trafik kazalarında ölmüş. Ölenlerin %44′ü (19,103 kişi) emniyet kemeri takmıyormuş. Yeni Zelanda örneği bu işin sadece kanunlarla değil eğitim ile nasıl başarıldığının göstergesi. Türkiye de çocuk koltuğu kullanım oranı için söylenen oranlar %1-2 civarında. Ayrıca arka koltukta kemer bağlama konusunda bir istatistiğe ulaşmamakla birlikte bu oranın %1-2′leri geçeceğini de düşünmüyorum.
Türkiye de arabada bağlı puset ve çocuk koltuğunun kullanılmasında birkaç engel var. Bunlardan bir tanesi tüm ürünlerin ithal olması dolayısı ile fiyatlarının çok pahalı olması; diğeri ise ne yazık ki dünyadaki endüstri tasarımcılarının bu işe önemli vakit ayırıp çok fonksiyonel tasarım yapmamış olmaları. Bu kadar çocuğa sahip olan bir ülkenin en azından dünya da çocuk ürünleri konusunda söz sahibi olması gerekmez mi diye düşünüyorum.
Gelecex Ekim 2003

ABD’de toplam ölümlerin %43′ünü oluşturan kalp krizini her 60 saniye de bir kişi geçiriyor. Bu kişilerden 2/3′ü hiçbir uyarı almadan kriz geçirirlerken, 1/3′ü de ilk krizlerinde yaşamlarını yitiriyorlar. Kalp krizi geçirenlerin kolesterolleri düşük olabilir, stresten uzak sakin bir yaşamları vardır, sigara içmeyebilirler ve hatta yoğun denebilecek düzeyde spor da yapabilirler. Bu durum kalp krizi geçirmemek için bir neden olmamakla beraber bu özelliklerin tam tersine sahip olan insanların kalp krizi geçirmemeleri de mümkündür. 35 yaşını geçen, ailesinde koroner kalp ve hastalığı olan, yüksek kolesterol, kilo, şeker hastalığı ve tansiyonu olan, stresli veya çok pasif yaşamı olan kadın-erkek herkes’te Koroner Ateroskleroz (damar sertliği) oluşabilir ve sonuçta kalp krizi geçirebilir.

Babam Prof. Dr. Oğuz Manas gençliğinden beri spor yapıyor. Şu an 70 yaşında ve haftanın 5 günü en az 3′er saat Ping Pong oynayıp veteranlar dünya şampiyonasına hazırlanıyordu. Aileden gelen koroner kalp hastalığı dışında hiçbir kalp krizi etkeni de yoktu. Spor yaparken hiçbir ağrı ve yorgunluk hissetmedi. Check-up için Elektron Tomografi yaptırdı. Elbiseleri ile uzandı ve 5 dakikada kalp damarlarının 40 fotoğrafı çekildi. Sol ve sağ koroner damarlarında kireç birikimi ve dolayısı ile daralma tespit edildi. Acilen anjiyo yapıldı ve koroner damarların kalp kaslarını %40-50 daha az beslediği ortaya çıktı, acilen by-pass yapılıp 3 damar eklendi. İşte yaşam bu kadar ince bir ipliğe bağlı. Eğer kendisi kalp krizi geçirmiş olsaydı ne yazık ki kurtulma şansı çok çok azdı.

Önerim kendimize güvenmeyelim ve iki yılda birden az olmamak şartı ile gerçek bir check-up’tan geçelim. Yanlızca kan idrar tahlilleri ile değil, her detayda. Kalp de en önemlisi. Koşu bandı testinin ancak damarlardaki tıkanıklığın %85′i geçtiğinde başarılı olduğunu ve %30 tıkanıklıkta dahi kalp krizi riskinin olduğunu unutmayalım.

Gelecex Eylül 2003

Mobicom aracılığı ile Sayot’ta geliştirilen “Uzaktan Sayaç Okuma” projesi 2000 yılında Avrupa Topluluğuna bağlı ülkelerin teknolojik işbirliklerini destekleyen EUREKA (Avrupa Topluluğu İnsiyatifi) tarafından da “Teknolojik Yenilik Desteği Almaya Aday” olan 7 ülke projesinden biri seçilmişti. 1998 yılında başlayan bu proje o yıllarda Elektrik dağıtım işletmelerinin imtiyaz yoluyla devrinin başlama(yıl 2003 hala başlamadı bu arada) kararının alınmasının da verdiği ivme ile öncelikle elektrik sayaçlarına uygulandı. Kayseri ve Civarı Elektrik Dağıtım A.Ş. de 1000 adet mekanik sayaç’ta kullanıldı; ve daha sonra elektronik sayaç fiyatlarının mekanik sayaç fiyatlarına çok yaklaşması ile elektronik sayaçlara da uygulandı. Yapılan geliştirme çalışmaları sonucu, bugün gelinen noktada okunan sayaçlarla ilgili borç bilgisi SMS ile abone’nin GSM telefonuna gelebiliyor ve abone GSM telefonu ile ödeme yapabiliyor. Ön-ödemeli kullanım için akıllı kartların yanında gene GSM telefonu ile sayaca kontör yüklemek mümkün.

1998 yılından beri özelleştirmeyi bekleyen Elektrik Dağıtım İşletmeleri ister imtiyaz isterse de varlık satışı ile aldıkları dağıtım işletmelerinde sayaçlarında değişiklik yaparak sayaçların uzaktan okunmasını sağlayabilecekler. Sayaçların daimi olarak okunması özellikle elektriğin yoğun olarak kullanıldığı dönemde oluşan “puant” (kullanımda ani fırlama)’nın düşürülmesini sağlayacak çözümleri de peşinden getirecek. En son en yüksek ölçülen ani puant 17,799 MW olup, bu değerin %7 düşürülebilmesi için 1,246 MW puant santrali yapımına gerek kalmayacak, kw’ı $1,200′dan $1.5 Milyar yatırım’dan kurtulmuş olacağız. Doğal gaz ve su sayaçları için de aynı durum söz konusu olacaktır.

Gelecex Eylül 2003

Bu yazıda amacım “Akıllı Bulutlar” projesinden bahsetmekti. Ama 7-10 yıl öteye gitmeden bugünden biraz bahsedip, “Akıllı Bulutlar” projesini gelecek yazıya bırakmak istedim. “Akıllı Bulutlar” projesi ile Kaliforniya eyaletinde elektrik enerjisi kullanımında yıllık 7-8 Milyar USD’lık tasarruf sağlanacağı söyleniyor. Bu proje öncesinde de de, bugün yapılan bazı çalışmalar bu miktara ulaşılmasa da büyük kazanç sağlıyor. Ben uzaktan algılama konusunda sizlerle bir tecrübemi paylaşmak ve 1996 yılında başlattığımız bir projeden bahsetmek istiyorum.

Mobicom, 1997 yılında “Mobil Data Operatörü” olarak kuruldu. Ben de Yönetim Kurulu Üyesi olarak özellikle iş geliştirme konusunda yoğun çaba saffettim. Şirket 3-4 ana projeye yönlendi: Mobil-Pos ve ATM, Araç Takibi ve Uzaktan Sayaç Okuma. Ericsson’ın Mobitex teknolojisini ve modemlerini kullanarak geliştirdiğimiz projeler daha sonra ne yazık ki Ericsson’un gerekli frekanstaki modemleri geç çıkarması ve fiyatlarının çok pahalı olması nedeniyle istenilen hızda büyüyemedi.

New York’ta 1985-87 yıllarında “Konfeksiyon Üretim Yönetimi” konusunda master yaparken ticari Internet henüz yoktu, hatta giysi kalıpları bilgisayarlarla bile yeni yapılmaya başlamıştı. O zamanlar “Vücut Tarama” konusuna takmıştım. Okulda vücudu tarayıp giysi kalıbını ona göre hazırlanabilmesi için fikirler ürettik, ama bilgisayar ve tarayacı sistemler o yıllarda çok ilkel olduğu için projemiz orada kaldı. Sonra Türkiye’de yaşadığım 1 yıllık Konfeksiyon sektörü macerasından sonra sektörü terk ettim ve ilgili projelerim de heyecanını yitirdi. Tekstil sektöründe yaşanan teknolojik gelişmeler ve internet’ten alışverişin yaygınlaşması ile tekrar bu heyecanı yaşamaya başladım.

Teknoloji de dilemma kaçınılmazdır. Şu anda birçok firma kumaşın rengini istendiğinde değiştiren, hava sıcaklığına göre ısı ayarı yapan, nabız v.s. sağlık bilgileri toplayan kumaş ve giysi yapma peşinde. Ama biz hala almak istediğimiz giysiyi giyerek denemek zorundayız. Takım elbise ile gittiğiniz bir mağazada şort veya t-shirt denemenin ne demek olduğunu erkekler çok iyi bilir.Satın alınacak bir giysi’nin daha önceden taranmış bir insan bedeni üzerine sanal olarak giydirilerek yakışıp yakışmadığının, küçük gelip gelmediğinin kontrolü için iki önemli zorluk kaldı. Bunlardan birincisi vücut tarayan 3D tarayıcıların fiyatlarının çok yüksek olması; ikincisi ise giysilerde ölçü standardının oturmamış olması.

QinetiQ firması 0.25mm hassasiyetli ve 500 mm ile 1 metre arasında alan derinliğine sahip 3-D pasif kamera üretti ve yakın zaman önce de bunu tanıttı. Bu kameranın çoklu üretimlerde 50 USD olabileceği konusunda da bilgi veriyorlar. Bu benim bugüne kadar duyduğum en ciddi çalışma. Bu fiyatlara inilmesi durumunda bu kameraların içinde olduğu kiosk’ların üretilebileceğini, insanların bu kiosklarda vücutlarını tarattırabileceklerini ve taranan bilgilerin de CD ye yazılarak otomatik olarak kendilerine teslim edileceğini yada Internet adreslerine gönderileceğini düşünüyorum. Bu konuda birçok yazılım firması çıkacak. Bu da tarama standartlarının oluşacağını bize haber veriyor. GAP, Guess, Polo v.s. gibi üreticiler tüm giysilerini seçecekleri standart(lar)’ta kodlayarak Internet’ten alışveriş sayfalarına koyacaklar. Bu durumda kişi firmanın Internet’ten alışveriş adresine girip istediği giysiyi seçecek ve kendi vücut tarama bilgilerini bilgisayara yükleyerek giysiyi sanal olarak giyebilecek. “Omuzları, beli dar mı?, Beli düşük mü?, paçası uzun mu? ” sorularının cevaplarını anında alacak. .

Internet’ten yapılan giysi alışverişlerindeki geri dönüş oranlarının ne kadar çok olduğunu göze alırsak bu durum yukarıda adı geçen firmalar için de çok önemli olacak. Bu konuda diğer bir çalışma ise ülkelerin vücut standartları üzerinde çalışma yapıyor olmaları. Örneğin İngiltere bu işi tamamlamak üzere, sonuçlar yakında açıklanacak (http://www.size.org/).

epantry_011.jpg 

New York’ta okulumuzun içinde Lectra Systems’in ofisi vardı. Fransız firma otomatik giysi kalıbı çıkarma konusunda çok yeni sistem üretmeye başlamıştı. Lectra Systems’a “Vücut Tarama” konusunu sormuştum. Sanırım çok erken sormuşum, aldığım tepki biraz ilginçti. Ama 17 yıl sonra aynı firma Cornell Üniversitesine para bağışlayarak bir sistem tasarlattı. Buna göre özel dikim yapan hazır giyim firmasının “Vücut Tarama” kioskuna giriyorsunuz, vücudunuzun 300,000 noktasından bilgi alınıyor ve Lectra Systems’in o vücuda göre otomatik olarak hazırlayacağı kalıplardan elbise hazırlanıyor. Sonuçta iki yönlü olarak “Vücut Tarama” kullanılarak giysi seçimi ve dikimi gerçekleşecek ve bizlerin yaşamı kolaylaşacak. Ben geçmişte inandığım ve yapmak istediğim ama çeşitli nedenlerle başarılı olamamış veya başlanamamış projeler için birikimimi, yapılan hataları ve eksikleri paylaşmaktan yanayım. Bu konuda çalışma yapmak isteyen Üniversite ve öğrencilerine şimdiden her türlü yardımı yapmak istediğimi belirtiyor ve benimle bağlantıya geçmelerini öneriyorum.

Gelecex Eylül 2003

Pda ve Gsm telefonların boyutları küçüldükçe, alışılan ekran boyutlarının altına düştüğü için kullanıcıların tedirginliği artmakta ve bu yeni telefonlara adaptasyonu zorlaşmaktadır. Önümüzdeki 10 yıl içerisinde bilgisayarlar için en önemli 2 teknoloji önem kazanacaktır. Ekran ve Pil teknolojisi. Ekran konusunda 3 önemli seçenek var; Bükülebilen ekranlar, Katlanıp rulo haline gelen ekranlar ve İngilizce adı ile”Head-up Display” Türkçe çevirisi ile “Baş-üstü Ekranı”.


epantry_011.jpg 


Sony şuan küçük bir deformasyonla çalışabilen çok küçük bir cihaz geliştirmekle meşgul. Bu prototip cihazın adı “Gummi” (lastik). Gummi, sensörlerle standart bir LCD ve touch-pad’den  ve bunların esnek bir akrilik plastik bloğa yerleştirildiği bir kombinasyondan oluşuyor. Kullanıcılar, ekrandaki bilgi akışını cihazı biraz esneterek yada dokunmaya duyarlı pad’den yararlanarak sağlıyorlar.

Deforme olduğunda voltaj yaratan piezoelektrik basınç sensörleri, esnekliği ortaya çıkarabilmek için Gummi’nin içine yerleştirilmiş. Herhangi bir düğmeye gerek kalmadan, komplike işler, cihazı bükerek gerçekleştiriliyor. Sony, kredi kartı büyüklüğünü geçmeyecek ve kağıt kalınlığında olacak olan bu cihazların esnek, organik, ışığı yayan gösterici (OLED) esnek elektronik devre cihazın arka bölümünde bulunan dokunmaya duyarlı panel ve de tüm bunlara eklenmiş olan piezoelektrik sensör’den oluştuğunu ve mekanik parça olamayacağını belirtiyor. Sony’e göre bu cihazların prototipleri 3 yıla kadar cebimize girmiş olacak.

Ben Sony’nin öncülüğüne her zaman inanılmaz hayran olmuşumdur; ama kendi standardını yaratma azmi içinse hayretlerimi gizleyemiyorum. Beta ve Memory Stick buna 2 örnek. Bu ürünün önceden yüklenmiş sabit uygulamalar için (Harita, fotoğraf albümü v.s.) daha uygun olacağını düşünüyorum. Sony tekrar bükülme standardı oluşturur ve kimse Sony gibi bükemediği için sadece Sony büker, sonra da yayılım hızlı olmaz diye düşünmekten de kendimi alamıyorum.

Ben bugünlerde gözlük şeklindeki ekranlara takmış vaziyetteyim. Hep bir amaçla gözlük takmaktan kaçınamayacağımız gibi bir his var içimde. Eğer gelişmiş bir gözlük takacaksak “Baş-üstü Ekranı” şeklinde olmalı. Bilim-kurgu filmlerindeki Hologram görüntülere aparatsız olarak dokunmaya ne kadar alıştıysak da aralarda bir şeyler olmak zorunda.

Şu anda ABD’li X3D firması steroskopik görüntüyü gözlük biçimindeki baş-üstü ekran ile sağlamış durumda ve bunu ilk aşamada bilgisayar oyunlarına eğlence katmak için yapıyor. Aynı zamanda KeyGlove firması da eldiven şeklinde parmak hareketlerini kontrol eden bir klavye tasarımı yapmış. Bu 2 konseptin birleşmesi ve geliştirilmesi sonucu önümüzdeki 5 yıl içinde parmakların 3D olarak havada yaratılmış görüntü üzerinde klavye ve Mouse gibi kullanılması sağlanabilir. Bunun için baş-üstü ekran, kol ve parmak uçlarının koordinatlarının anlık olarak kablosuz takip edilmesi gerekiyor. Resimdeki tasarımda da bu gösteriliyor. Ayrıca aynı resimde göze çarpan diğer bir nokta olan giyisi konusuna gelecek sayılarda değineceğiz.

Son geniş ekran opsiyonumuz ise Rulo haline gelebilen ekranlar. Zaten bunu şu anda siyah-beyaz olarak yapmaya başladılar. Bu konuda en ciddi çalışma yapan firma E-Ink. Firmanın ürünü olan E-Mürekkep insan saçı çapındaki mikro-kapsüllerin normal kağıdın kalınlığını geçmeyen (0,3 mm) bir zemine sıkıştırılmasından oluşmuş. Pozitif elektrik yüklü beyaz partiküller ile negatif elektrik yüklü siyah partiküllerin o bölgedeki elektrik yüküne göre yüzeye çıkıp çıkmaması prensibine dayanıyor ve siyah-beyaz görüntü sağlanıyor. Hedefleri renk filtreleri ile görüntünün renklendirilmesi. Resimde E-Ink firmasının ürettiği kağıdı kullanan bir endüstriyel tasarım var. Bu PDA da aynı zamanda daha önce patenti alınmış Lazer Işınlı Sanal Klavye kullandık. Bununla günlük gazeteleri, bulunduğu noktadan kullanıcı hemen yüklesin diye, bu ürüne birde Blue-tooth adaptör ekledi.

Gelecex Ağustos 2003

Bilgisayarlar devamlı küçülme eğiliminde olduğuna göre bu küçülmüş yapılarında nasıl bir ekran hayal ediyoruz. Bu aykı yazılarımızda sizlere ekranlara yönelik çeşitli bilgiler aktarmakla beraber Sony’nin Tokyo’daki laboratuarında ki mühendislerin bir çalışmasından da bahsetmek istiyorum.

Bu mühendisler mouse ile kontrol edilmeyen fakat küçük bir deformasyonla çalışabilen ultra küçük bir cihaz geliştiriyorlar. Sony, insanların bugünkü PDA’lardan daha da ufak, kredi kartı boyunda esnek cihazları ceplerinde veya çantalarında taşıyacağını öngörüyor. Ve de bir Sony araştırmacısı olan Ivan Poupyrev’e göre bunun fizibilitesini bir prototip çalışmayla da kanıtlamışlar. Bu basit prototip cihazın adı”Gummi”(lastik).

Gelecekte tüm cihazların ihtiyaç duyacağı herşey, Gummi’de bulunuyor. Gummi’nin herhangi bir düğmesi, çıkıntısı ya da mouse aparatı yok. Merak edenler,Gummi’nin çalışır haldeki videosunu www.csl.sony.co.jp/IL/members/schwesig/subcontents/gummi/gummi.mov.
 sony sitesinden yükleyebilir.

Gummi, sensörlerle standart bir LCD ve de touch-pad’den oluşan ve bunların esnek bir akrilik plastik bloğa yerleştirildiği bir kombinasyon. Kullanıcılar, ekrandaki bilgi akışını cihazı biraz esneterek ve de dokunmaya duyarlı pad’den yararlanarak sağlıyorlar. Deforme olduğunda voltaj yaratan piezoelektrik basınç sensörleri, esnekliği ortaya çıkarabilmek için Gummi’nin içine yerleştirilmiş. Herhangi bir düğmeye gerek kalmadan komplike işler, cihazı bükerek gerçekleştiriliyor. Gummi’nin değişik uygulama alternatifleri (harita, web browser, fotoğraf albümü, basit bir oyun, text) geliştirilmiş durumda. Sony’e göre bu cihaz, otel anahtarlarının veya seyahat biletlerinin içine entegre edilmesine kadar varabilir.

Sony, kredi kartı büyüklüğünü geçmeyecek ve kağıt kalınlığında olan bu cihazların birkaç malzemeden oluştuğunu belirtiyor: esnek, organik, ışığı yayan gösterici (OLED) esnek elektronik devre cihazın arka bölümünde bulunan dokunmaya duyarlı panel ve de tüm bunlara eklenmiş olan piezoelectric sensör.

Ön çalışmalar sonucu oluşacak son cihazda, geleneksel mekanik parçalar bulunmayacak. Bu mini PC’nin arkasında yer alacak dokunma paneliyle menüye geleceksiniz. Hatta cihazı bükerek bir haritaya daha fazla veya daha az odaklanabilecek ve video dosyalarının playback hızını kontrol edebileceksiniz. Sony’e göre bu cihazların prototipleri 3 yıla kadar cebimizin içine girmiş olacaklar bile.

Ben Sony’nin öncülüğüne her zaman inanılmaz hayran oldum ama kendi standardını yaratma azmine de hayretlerimi gizleyemiyorum. Beta ve Memory Stick bunlara 2 örnek. Bence bu cihaz açılabilir/katlanabilir LCD ler ve Virtual 3D gözlüklerle rekabet edemeyeceğini ve önceden yüklenmiş (Harita, fotoğraf albümü v.s.) bazı uygulamalar için kullanılacağını düşünüyorum.

Gelecex Ağustos 2003



Tüm hakları Alphan Manas’a aittir. (c) 2003-2009