2005 yılı 16 Nisan’ında bir Cumartesi öğleden sonrası Teknoloji Holding ekibi ile bir mail paylaşmıştım. (MAİLİ İNDİRMEK İÇİN TIKLAYINIZ) Bu mailde şu mesajı vermiştim: Trendler pazarın belirleyicileridir. Büyükler de bu trendleri takip ederler ve kararlarını ona göre verirler. Biz Teknoloji Holding olarak trendleri çok iyi görüyoruz. Yukarıdaki örnek de bunun iyi bir göstergesi. Şu anki yatırımlarımızı da trendlere göre yapıyoruz. Bugün herkes her işe atlama eğiliminde olabilir ama biz çok iyi inceleyip (Business Plan’dan bahsetmiyorum. Çünkü Stratejik Planlama ve İş Geliştirme Bölümümüzün kurulması ile bu konuda inanılmaz bir know-how birikimi oluşmaya başladı) giriyoruz.
Önümüzdeki 3 yılda etrafımızdaki firmaların bizim ne kadar gerimizde kaldığını göreceksiniz.
Örnek aldığım konu ise bu mesajı yazdığım tarihten 3.5 yıl önce daha önce ortağı olup, hisselerimizi satarak çıkış yaptığımız CPG firması yöneticilerine 16 Eylül 2003 tarihinde attığım mail ile ilgiliydi. ABD de Linksys adlı Kablosuz Ağ üreticisi firmayı görüp beğenmiştim ama firma hakkında çekincem vardı ve demiştim ki “Tek tehlike Cisco bu firmayı yok etmek için yarın satın alabilir. Belki de bu firma kendini değerli kılmak için de volume basmaya çalışıyor olabilir.” Dediğim çıkmış ve Cisco, Linksys’i 2 Haziran 2003 de satın almıştı.
O yıllar Bilişim Teknoloji’lerinin amaç olmaktan çıkıp araç olmaya başladığı yıllardı. Tehlikenin farkındaydık. Bu yüzden kendimize yön belirlememiz gerekiyordu. O yıllarda enerji alanını yakın incelemeye aldık. Enerji dediğimizde aklımıza hemen enerji üretimi gelmemeli. 2005 yılında, önce, Estee Lauder’in yönetim kurulu başkan yardımcısı Ronald Lauder ile ABD’de Hidrojen Yakıt Pilli Araba, daha sonra da İTÜ de Hibrit Motor çalışmaları. Her 2 proje ne yazık ki sonuçlanmadı ama bu konunun geleceğin konusu olduğunu görmüş, inanılmaz bilgi birikimi sağlamaıştık.
Teknoloji Holding’de bu şekilde çalışıyorduk. Çok başarılı bir şirketti Teknoloji Holding. Ama ortaklar ayrıldı ve Teknoloji Holding yok oldu. Üzülmemek elde değil.

Sabah Gazetesi 11 Ekim 2006 tarihli sayısında yukarıdaki başlığı atmıştı:
Ege Üniversitesi Tekstil Mühendisliği bölümünde 3. yıl stajımı 1978 yılında Beymen fabrikalarında yaptım. O zaman Ayamama deresi çok rahat akar, suları Yeşilköy’den denize dökülürdü. Bugün Basın Ekspres Yolu üzerinde rahatlıkla görülen Altınyıldız/Beymen fabrikalarına ancak E-5 üzerinden gidilirdi ve Beşiktaş’ta arkadaşımla beraber kaldığımız evden yaklaşık 1 saatte fabrikaya ulaşırdık. Kendime Türkiye’nin en iyi 3 konfeksiyon tesisinden birini staj yapmak için seçmiştim. Bence ilki tartışmasız İGS’ydi. Dünyada çıkmış tüm yeni makineler İGS de mevcuttu. Beymen’de imalat şefi Ferdane Öndül’e bağlı olarak çalıştım. Başladığım andan itibaren stajyer olarak değil, bir Beymen personeli gibi çalıştım. Devamlı sorguladım. İtalyan yöneticiler olmasına rağmen, elbette yapılanlara saygı duydum ama birçok yenilik konusunda öneriler getirdim. O yıllarda Ege Üniversitesi Tekstil Mühendisliği Avrupa çapında bir okuldu: Binası Almanlar tarafından yapılmış, her türlü yeni teknoloji makine parkına sahip ender okullardan biriydi. Okulun yeni mezunlarından biri olacaktık. İnanılmaz teorik bilgiye sahiptik. Zaten bunu ABD de State University of New York (SUNY) de Üretim Yönetimi lisans üstü eğitimi alırken fark ettim. Teknik bilgi olarak sınıfımdaki tüm öğrencilerin çok ilerisindeydim. Pratik olarak da çok iyiydik. Hatta daha sonra çalıştığım Tenba’da bile bozuk makineler için üretimin aksamaması adına acil müdahaleyi ben yapıyordum.








