Aylık arşiv:Şubat, 2013

2 Parçalı Arabalar ve Türkiye Bunun Neresinde ?

10 Şub
Şubat 10, 2013

Benim hobim biraz farklı: “Tecrübelerimi ve geleceğe yönelik öngörülerimi  yazı yazarak, konferanslar vererek veya konuşmalar yaparak insanları eğitmek, onların  yaşamını kolaylaştıracak şeyler düşünmek ve tasarlamak.” Durum böyle olunca 2000’li yılların başında (2004’de şirket gibi olunca Teknoloji Holding’e aktardım) başında
Alphan Manas Design Studio’yu (AMDS) kurdum. Burada öncelikle Kerem Güvenç ve Murat Armağan ile 20’ye yakın ürün patentledik. Ama en büyük çalışmamız “Deniz Taksi” oldu. Çünkü o günkü ihtiyaca cevap veriyordu.

Öte yandan en büyük çalışmamızın biz bile farkında değildik. Çünkü “2 Parçalı Araba” konusunda inanılmaz zaman harcadık (bu konudaki ilk yazım: http://www.alphanmanas.com/?p=344). Hatta 2 tane de tasarım çalışması yaptık. Bunlardan bir tanesini bizimle beraber çalışan ve şimdi Avustralya’da yaşayan sevgili Gökçer Alp Peugeot’un tasarım yarışmasına soktu (soldaki resim). Ayrıca 2003 yılında
T-Porter diye gene 2 parçalı bir araba tasarımı yaptık (sağdaki resim).

Bu konuya çok zaman harcadım. 2005’de Estee Lauder’in sahibi Ronald Lauder ile beraber Hidrojenli Araba üretmek için Amerikada 3-4 firmayı satın almak için gezdim, Pininfarina ile tasarım konusunda toplantı yaptım. Demek ki zamanlama yanlıştı. Ama artık zamanın yaklaştığını düşünüyorum. Gene israrla söylüyorum, arabalar ileride 2 parçalı olacak. Bu hem tasarım özgürlüğünü hem de üretim (3D Printing ile üst gövdeyi basacağımızı da hatırlatırım) özgürlüğünü ortaya koyacak. En önemli bölümü “ŞASİ+MOTOR+PİL ÜNİTESİ” olacak. Bu konuda sevgili Önder Yol ile ortağı Derindere Otomotiv önemli 3 parça’dan 2’sini çözdüler: http://www.dunya.com/derinderenin-elektriklisi-120-bin-tlden-yola-cikti-180646h.htm Hatta dünyadaki birçok firmanın önündeler. Şimdi bizde ortağım Zamier Ahmed ile Şasi üzerinde çalışıyoruz. Bu çalışmaya sevgili Murat Günak ’ın tasarımı da eklenirse ve tabii ki Türkiye, içten yanmalı motor inadından vazgeçerse, çok farklı bir şekilde dünyada adını duyuracak.

MIA Electric (Heuliez), Think ve SAAB denemeleri sonrası gene vazgeçmedim. Artık tutku ve inadıma kendim bile inanamıyorum.

Uzaya Giderken Yaptığımız Ar-Ge

01 Şub
Şubat 1, 2013

Öncelikle sizlerle önemli bir bilgi paylaşmak istiyorum. “1 Milyar 125 Milyon TL bütçe ile MGK’da kabul edilen -Ulusal Uzay Araştırmaları Programı- sonucu 2010 yılında yetiştirilen ilk Türk astronotu, 2014 yılında fırlatılacak ilk Türk mekiği ile uzaya gidecek”. Böyle bir haberin doğru olmasını çok arzu ederdim ama ne yazık ki gerçek değil. Gerçek olmamasından daha kötü olan, böyle bir hedefin devlet tarafından bu ülkenin vatandaşlarıyla paylaşılıyor olması. Şirketler hedeflerini paylaşabilirler ve bunlar zaman içinde değişiklik gösterebilir. Ama bunu devletin yapması tümüyle güven kaybına yol açar. Bakın haberin detayı nasılmış. Okuyun da şaşkınlıktan konuşamayın: http://yenisafak.com.tr/arsiv/2006/mart/29/p02.html

2012’de inşa edileceği söylenen “Uzay Üssü” sanırım inşa edilmedi ama Ankara’ya uzay üssü gibi “Gar” inşa edilecek: http://ekonomi.haberturk.com/emlak-mortgage/haber/771873-uzay-ussu-degil-gar Biz Türkler bu inşaat işlerinde çok iyiyiz. Yaptığımız işi uzaylaştırırız ama “uzay” dendi mi korkarız. Ama İran bile yeni bir uzay üssü inşa ediyor:

http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetayV3&ArticleID=1089910&CategoryID=81

Hazır uzay’dan başlamışken biraz yere inip bu işlerde niye uzaya çıkmakta zorlandığımızı anlatayım. Geçenlerde bir yazı yazmış ve http://www.alphanmanas.com/?p=2787 “Üniversitelerarası Girişimcilik ve Yenilikçilik Endeksi” uygulamasının başladığını söylemiştim: http://www.sabah.com.tr/Egitim/2012/10/10/iste-turkiyenin-en-girisimci-universiteleri Hatta bu listenin hakkaniyetli olduğunu da belirtmiştim. Sonra bu listeye giremeyen bazı üniversitelerden mail aldım ve bu konuda fazla iyi niyetli olduğumu anladım. Öyleki, özellikle: Fikri mülkiyet havuzu, işbirliği ve etkileşim ile Ticarileşme konularında geçen yıl Ağustos ayında üniversitelere çok kısa bir süre tanınarak neredeyse telefonda bilgi alınarak bu sıralama yapılmış. Hatta, yukarıda adı geçen konularda listede olan bazı üniversitelerin kuruluş tarihi itibariyle böyle bir birikimi sağlamalarının imkansız olduğu da söylendi. Ben de açıkçası şaşırdım. Daha da önemlisi bu liste gelecek yıllarda devlet üniversitelerinin aleyhine işlemeye başlayacak gibi gözüküyor. Çünkü devlet üniversitelerinde kadro sorunu var (babam diş hekimliği fakültesinde kadrolu olduğu için ve başka Prof. olmadığı için zamanında dekanlık yapmıştı). İstedikleri öğretim üyesini transfer edemedikleri gibi elindekini de kaçırıyorlar. Yeni devlet üniversiteleri sağ olsunlar uzay üssü gibi binalar yapıyorlar ama plansızlıktan 150 civarında İktisadi Bilimler Fakültesi (bir masa ve bir kasa ile açılabiliyor) ve 50 tane Endüstri Mühendisliği bölümü mevcut. Uzun dönemde devlet üniversiteleri özelleştirilip, şu andaki mevcutlar da konsolidaysona gidip 100’e düşecektir. Zaten uzaktan eğitim ile kampüs gereksinimi de ileride kalmayacak.

Bu yılki bütçe sunumunda “Ar-Ge ve inovasyonu destekliyoruz.  2013 yılı bütçesinde başta TÜBİTAK Ar-Ge projeleri olmak üzere,  üniversite ve sanayi kesimi Ar-Ge projelerini desteklemeye devam ediyoruz. Bu kapsamda 2013 yılı bütçesinde toplam 2,8 milyar TL ödenek öngördük” söyleminde netlik olmadığını da anlamış oldum.

TÜBİTAK-TEYDEB’in 1995-2012 yılları arasında yapılan 16.422 proje başvurusundan 9.721’ini desteklediği ve buna 2.9 milyar TL kaynak aktardığı ortada iken, yani 17 yılda aktarılan paranın 1 yılda aktarılması imkansız olduğuna göre, yukarıda belirtilen ve 2013’de bütçede gözüken 2.8 milyar TL’nin içinde maaş ve Ar-Ge dışı operasyonel giderleri de kapsadığı net gibi. Daha sonra bu konuyu detaylandıracağım.

 

Copyright © 2016 - Alphan Manas Blog