Aylık arşiv:Kasım, 2011

Türk Basını da Girişimciliği Desteklemiyor

30 Kas
Kasım 30, 2011

Bugün Tahran’da İngiliz büyükelçiliğine yapılan saldırıyı ve bunun Türkiye’nin AB’ye girmesi ile bağlantısını, hatta Habertürk HT ekonomi köşe yazarı Ercan Kumcu’nun “Almanya Euro’yu Kurtarabilir mi?” yazısında Almanya’nın borçlanma faizinin nasıl İsveç gibi küçük bir ülkenin borçlanma fazini 50-60 baz puan geçtiği ile güzel yorumlarını birleştirip “Avrupa Birliği hayali” nin nasıl artık var olmadığını, daha doğrusu birliğin var olup da para birliğinin geleceğininin olmadığını söyleyecekken, Habertürk’teki Milli Piyango Yılbaşı Çekilişi haberi kimyamı bozdu ve konu değişimi yaptım.

Biz Türk’ler herşeyi son ana bırakmayı çok severiz. Mesela borcu biriktirip Bor madeninden gelecek Trilyon Dolarlara bel bağlarız. En çok satan piyango bileti yılbaşı içindir. Küçük, küçük kazanmak yerine toptan kazanmayı yeğleriz. Uğura accayip inanırız. Mazallah bir kez Bahçekapı’dan 1-2 şanslı bilet çıktıysa, oraya hücum eder, “olasılık” denen dengeyi bozar, oradan bilet alarak şanslı olacağımızı zannederiz: http://www.haber34.com/piyango-umudu/ Gerçi Bahçekapı’da satılan bilet sayısı arttığı için, olasılık da artacak, şansımız da artmış olacaktır.

İşte Habertürk HT’nin haberi: http://ekonomi.haberturk.com/makro-ekonomi/haber/ 40 Milyon TL ile ne yapılacağını aşağıda görelim bakalım:

  • Bankaya mevduat olarak yatırıldığında günlük 8 bin 900 lira, aylık 267 bin lira, yıllık da 3 milyon 200 bin lira faiz geliri eldesi
  • Tanesi 653 TL’den, 61 bin 255 adet cumhuriyet altını
  • 770 bin TL’den, 52 tane Porsche 911 Turbo Cabrio
  • 500 bin TL’den, 80 tane lüks daire
  • 250 bin TL’den orta halli 160 daire
  • Boğaz’dan tanesi 3 milyon dolara (5.4 milyon TL) 7 adet yalı
  • Denizde yat keyfi yapmak isterseniz tanesi 1 milyon dolardan (1.8 milyon TL) 22 yat

Süper değil mi? Hatta bir de abartarak “En çok ihtiyacı olana çıksın, her seneki temennim budur..” bile derler: http://www.tribundergi.com/forum/

Peki niye bu para ile yapılacak yatırım, girişimcilik konuları işlenmez?: Şu kadara katma değerli bir girişim yapılır, şu kadar işçi çalıştırılır.. Bugüne kadar yeterli birikimi olmayıp da büyük ikramiye kazanmış insanlarla ilgili haberlere bir bakın: Milli-Piyango-Talihsizleri Gördüğünüz gibi hiçte iç açıcı değil. Basında çıktığı gibi kafayı kırıp 22 tane yat almamışlar ama para da onlara yar olmamış. Asıl can sıkıcı olan basının bu konuyu her yıl başka komik örneklerle haber yapmasıdır. Basın bence insanları rantiye olmaya teşvik edeceğine Girişimciliğe teşvik etsin.

Uzak Doğu Eğitim Sistemi

25 Kas
Kasım 25, 2011

Bu yılın Mart ayında “Tiger Mom Sendromu” adı altında bir yazı yazmıştım: http://www.alphanmanas.com/?p=1652 Yazı sonrası doğal olarak farklı görüşler ile karşılaştım ve eleştiriler de aldım. O yazıya ilham kaynağım Wall Street Journal olurken, bu yazıma da Time dergisi oldu. Bu kez farklı bir bakış açısı ile.

Bu yıl 8. sınıfta olan kızımın SBS sınavı var. İkizler de 4. sınıftalar. Eve gelen hocaları artık tanıyamıyorum dahi. Bir ders alma yarışıdır sürüyor. Açıkçası durumu sorgulama noktasına geldim. Tamam çocukların ikisinde DEHB (Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu) var ama bu, İngilizce adıyla, “Shadow Education” niye bu kadar arttı? Bu konuyu düşünürken, uçakta Time dergisindeki yazıyı da okuyunca “hah” dedim, “yazma zamanı”. Uzak Doğu eğitim sisteminin yararı malum. Baskıcı bir tutum ile kaybettikleri yılları kapatmaya çalışıyorlar. Ama durum öyle bir noktaya gelmişki, artık Güney Kore’de kantarın topuzu kaçmış durumda. Örneğin 2010 yılında Güney Kore’li öğrencilerin %74’ü bir şekilde okul sonrası özel ders almışlar. Ama bu oran Finlandiya’da sadece %13. Bunun Güney Kore’li ailelere fert başına yıllık maliyeti 2,600 USD’yi bulmuş durumda. Güney Kore’deki üniversite giriş sınavları rekabet ve hazırlık açısından Türkiye’den beter durumda. Buna karşılık Güney Kore’nin GSYİH’sı 1962’den beri %40,000 arttıysa ve dünyanın 13. büyük ekonomisi oldularsa bunun eğitim ile direkt bağlantısı tabii ki var. Çin bile üniversitelere giriş sınavlarına başlamış iken, Tayvan aksine lise giriş sınavlarını terk etmeye karar vermiş. Güney Kore eğitim şartları konusunda çok ileri gittiğini anlayarak ailelerin çocuklarını gece 12:00’den sonra yatırmamaları için bekçiliğe girişmiş durumda.

Türkiye’de bence yarış gittikçe kızışıyor ve çocuklar yerine aileler yarışıyor. Bunun nedeni de örf ve adet olarak aslında Uzak Doğu ile benzerliğimiz: Çünkü onlarda da aile kavramı güçlü ve çocuklar ile ilişki 18 yaşına kadar inanılmaz sıkı. Ama bu gelişme çocukların sosyal hayatları ortadan kalkıyor ve motora bağlanıyorlar. Aileler çocuklarını tek düze yaşamdan zaman zaman uzaklaştıracak çözümler yaratmaları gerekiyor.

Özel ders Türkiye’de vergilendirilmediği için artması, azalmasından daha muhtemel olarak gözüküyor. Dersanelerin büyümesi yerine, butik dersanelerin açılması belkide bir sonraki aşama olacak. Butik dersaneler vergi konusunda çözümün sağlanması durumunda inanılmaz hızda artacaklar.

Uyku Apnesi ve Okan Bayülgen

19 Kas
Kasım 19, 2011

Bu aralar, özellikler, bozukluklar ve hastalıklar’a ağırlık vermiş durumdayım. Dün akşam da TV8’de Okan Bayülgen’in “Medya Kralı” programına zorla konuk olduktan sonra bu sabah yaşadığım yüksek tansiyon sonrası gene aynı çemberde hareket edeyim dedim. Geçenlerde DEHB (Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu) konusunda TV programı ve blog yazısı sonrasında benimle bana gönderilen e-mail’i aşağıda şahsi bilgileri çıkarıp sizinle paylaşıyorum:

Birkaç gün önce CNN Turk’e rastgele zapping yapana kadar ne bir hiperaktivite bozuklugum oldugundan ne de sizden haberdardım.. O akşam kanallar arası dolasırken tesadüfen sizin konusmanızda tek bir kelimeye takıldım  (tahmin edersiniz ki şu an ne olduğunu hatırlayamıyorum :) ) ve beni programı dinlemeye teşvik etti ve siz anlattıkça ben sanki iç sesimi dinlermiş gibi hissettim! Rahatlıkla söyleyebilirim bu hayatımda en şaşırdığım anlardan biriydi..Tüm ‘ama neden böyleyim’ ve hatta eşimin ‘neden boyle davranıyorsun’ sorularının cevabına o gece sizin ve Fusun Hanımın sayesinde bir cevap bulduk şaşkınlıkla.. Belki farkında değilsiniz ne yaptıgınızın ama gercekten size minnettarım! İyi ki o programa çıkmış ve anlatmışsınız.. Çünkü siz olmasaydınız ben asla o programı dinlemez ve hiperaktif oldugumu anlayamazdım..

Yarın Marmara Üniversitesine psikiyatri bölümüne gidecegim ama bundan önce de psikiyatriste gitmiştim …… olarak çalışıyordum …… ve fazla çalışmaktan dil körlüğü oluştu. MR’ım cekildi detaylı muayene oldum hem nurolojide hem de psikiyatride.. Her iki doktorda cok parlak bir zekam olduğunu ve hayatımın üzerinde kontrolümün tam olduğunu söyleyip sadece fazla çalışıyorsun diyerek dil körlüğü icin tedavi ettiler. Küçük bir kızken de anormal durumlar yine olmuş annem doktora goturmus ama doktor sadece cok zeki kızınız ondandır deyip geçiştirmiş. Bu yüzden gerçekten iyi bir doktora ihtiyacım var ve eger deneyimli biri olarak beni bu konuda dogru bir isme yonlendirme sansınız olursa cok mutlu olurum.

Eğer bu maili okuduysanız değerli zamanınızı ayırdığınız için şimdiden çok teşekkür ederim.

Sevgiler,

İş yaşamında belli noktalara gelmiş insanlar dahi kendilerinde olan sorunların farkında olamıyorlar. Farkındalık yaratabilmek o sorunları yaşayanlar, yani bizler için çok önemli.

Dün akşam da Okan Bayülgen’e zorla konuk olduk. Zorla diyorum, çünkü formatı ile uyuşmayan bir girişim yapıldı ve benim bu konudaki itirazlarım programa çıkmadan son 1 dakikaya kadar sürmesine rağmen. Sevgili Gülden Yılmaz’ı yanlız bırakmamak için çıktım; başımıza gelecekleri satırı satırına (programdan kovulma saatini dakika bazında bile tahmin ederek) önceden söyleyerek. Neymiş efendim, “Girişimcilik” olgusunu yayabilecek kadar yaymalıymışız.  TOBB Genç Girişimciler Üst Kurulu üyeliği ile bağlantılı ülkemizi “Girişimci” yapmak için uğraşıyoruz: http://www.tobb.org.tr/TOBBGencGirisimcilerKurulu/ Millet ayaklarını uzatmış keyif yaparken ve hatta mışıl mışıl uyurken biz programa çıkıyoruz. Ama bence bu kadarı fazla oldu. Okan Bayülgen’e asla sözüm yok. Programa çıkmadan Pro İletişim’deki arkadaşlara 1 dakika önce de tekrar israr ettim “Program’da göbek dansları, taklitler, muhabbetler formata uygun dolu dizgin giderken, bizim oraya girip çomak sokmamız uygun değil. Okan Bayülgen’in kimyasını bozacağız. Bize saracak” dedim. Neyse olan oldu.

Eve geldim. Uyku tutmadı ve TV seyrederken uyuya kalmışım. Sabah uyandığımda beynimi hissetmiyordum. Tansiyonum 16-12’ydi. Bende Uyku Apnesi var: http://tr.wikipedia.org/wiki/Uyku_Apnesi Genelde yaşlı ve şişmanlarda görülen bu durum, boynumun fizyolojik yapısından dolayı doğuştan vardı ve ben bunu da 2 yıl önce farketmiştim. Uyku Apnesi’nin derecesi Mallampati Skoru ile belirleniyor: http://en.wikipedia.org/wiki/Mallampati_score (Skora göre ağızın karşıdan görünüşleri için tıklayınız) Skor 1-4 arası ve en kötüsü 4. Benim küçük dilim ve dilim tüm genzimi kapatıyor; Yani skorum 4. Saatte 5-30 arası uyku duruşları sınırlar içinde. Benimki ise 40. En uzun nefes alma duruşum 1:27 dakika. Yani uykuda ölüm tehlikem mevcut. Bu yüzden yazının resminde bulunan CPAP cihazını uyurken kullanmam gerekiyor. Uyku apnesine sahip ve cihaz kullanmayan kişilerin yaşayabileceği sonuçlar aşağıda. İşin ilginç yani çocukluk yaşlarda yaşadığım yoğun hiperaktivitenin de nedeni belki de buydu. Ama yüksek tansiyonun nedeni kesin bu. Bunu farkedemeyen doktorlarımız beni hiper-tansiyon tedavisine de sokmuşlardı:

  • Yüksek tansiyon: Uyku apnesi yüksek tansiyon için tek başına bağımsız bir risk faktörüdür.
  • Gürültülü horlama: Üst solunum yolunun genellikle dil arkasındaki alanda daralması sonucu, daralma ile orantılı olarak horlama artar. Her horlayan kişide uyku apnesi yoktur fakat horlama düzensiz, zaman zaman da solunum güçlüğü ile birlikte olmaktaysa kişide apne olma ihtimali vardır ve uzman görüşü mutlaka alınmalıdır.
  • Kalp büyümesi ve kalp atımında düzensizlikler: Özellikle ileri yaşlarda kalp ritmindeki düzensizlikler ani kalp durmalarına da yol açarak, uykuda ani ölümlere sebep olmaktadır.
  • Sık idrara çıkma
  • Uykuda aşırı terleme
  • Uykusuzluk ve huzursuz uyku
  • Sabahları yorgun kalkma, gün içinde yorgunluk hali ve uyuklama: Hastalarda yorgunluk bütün gün devam etmekte, hastaların çoğu zaman fırsat buldukça uyumakta ya da uyuklamaktadır. İleri seviyede uyku apnesi olan hastaların trafikte kırmızı ışıkta kısa süreli uyukladıkları rapor edilmiştir.
  • Aşırı ve hızlı kilo alma: Uyku apnesine bağlı olarak geceboyu tam dinlenemeyen kişilerin gün içinde metabolizmaları oldukça yavaşlar. Bu da hastaların daha az enerji harcamalarına ve kilo almalarına sebep olur. Uyku apnesi olan hastalar kilo vermekte çok zorlanırlar.
  • Konsantrasyon güçlüğü: Gündüz uykulu olma durumunun ve konsantrasyon eksikliğinin trafik ve iş kazalarına da yol açtığı yapılan çalışmalarla gösterilmiştir.
  • Depresyon ve davranış bozuklukları
  • Cinsel isteksizlik, yetersizlik
  • Sabah baş ağrısı ve ağız kuruluğu
  • Mide yanması
  • Çocuklarda hiperaktivite
  • İnsülin direnci: Uyku apnesi olan hastalar diyabet geliştirmeye daha yatkındırlar.
  • Felç ve kalp krizi oranları bu hastalarda daha yüksektir. Uzun dönemde bu hastalık, kalp krizi, beyin ve damar tıkanıkları sonucu felçler gibi ciddi problemlere yol açmakdadır.
  • Pulmoner yüksek tansiyon: Bu hastalarda akciğer damarlarında da yüksek basınç olabilir.

Bu konuyu da sizlerle paylaşarak şu mesajı vermek istiyorum. Uyku apnesi uykuda ölümlere yol açıyor. Yakın bir arkadaşımın eniştesi uykuda bu yüzden öldü. Uyku apnesi önce yoğun horlama ile farkedilen ve acil önlem alınması gereken bir durumdur. Bu konuda da sizleri bilinçlendirmek istedim.

CNN Türk’de “Ne Oluyor?” Programı

15 Kas
Kasım 15, 2011

Şirin Payzın’ın yönettiği ve Alphan Manas’ın da konuk olduğu programın konusu; “Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu”

12.11.2011 “Ne Oluyor?” – CNN Türk

Türkiye’de Yaşayanlar Önyargı Kurbanıdır – Steve Jobs Olmaya Falan Kalkmayın

13 Kas
Kasım 13, 2011

CNN Türk, bir haber kanalı olmanın verdiği sorumlulukla 11 Kasım 2011 Cuma günü saat 21:30’da yayınlayacağı, sevgili Şirin Payzın’ın yönettiği “Çocuklarda ve Yetişkinlerde Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB)” ile ilgili programı, önceliği “Deprem” konusuna vererek 12 Kasım 2011’de (dün) yayınladı. Deprem ile ilgili 11 Kasım’daki programa ise Prof. İlyas Yılmazer damgasını vurdu. Belki gereğinden fazla heyecanlıydı ama söyledikleri açıkçası yanlış değildi. Ben şu açıdan bakmak istiyorum. Bugüne kadar yaşadığımız Deprem’lerdeki bu denli kayıpların sorumluları, bu binaların yapıldığı tarihten itibaren yönetime gelmiş belediyeler ve hükümetlerdir. Biz bu belediyelerin ve hükümetlerin sorumluluları için sokak isimleri veriyoruz. Onlar adına heykeller yapıyoruz, okullar inşa ediyoruz. Onları konuşmacı olarak toplantılarımızın baştacı ediyoruz. Sanki daha iyisi yokmuş gibi ölünceye kadar siyasette kalmaları için de yalvarıyoruz. Başbakan sayın Recep Tayyip Erdoğan “gerçek anlamda” gelecek nesiller tarafından iyi bir şekilde anılmak istiyorsa, sözünde durur ve bu ülkenin en önemli sorunu olan “Kaçak Bina” konusunu çözer. Bu ülkenin en büyük sorunlarından biri ve aslında haksız kazanç’ın en temel göstergesi olan bu durum değişmediği sürece bizler boşu boşuna üzülmeye devam ederiz.

Çocuklarda ve Yetişkinlerde Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB)” programının kaydını yetiştirebilrsem bu yazının sonuna ekleyeceğim. Yoksa, en kısa sürede eklerim.

DEHB’li çocuk sahibi ailelerin en büyük korkusu çocuklarının ileride başarılı olup olmayacaklarıdır. Ben 2003 Nisan’ından beri DEHB konusunda psikoterapi alıyorum. 2004 yılı Uluslararası İstanbul Festivali öncesi festival yöneticisi sevgili Hülya Uçansu ile biraraya gelmiştik. Kızı da DEHB olan Uçansu bana DEHB konusunda 2003 yılında Kanada’da çekilmiş çok önemli bir film olan “Odd Kid Out / Hiperaktifim Ama” filminin İstanbul’da 2 gösterimi ve filmde oynayan  Prof. Dr. Atilla Turgay’ın Türkiyeye getirilmesi için  destek talep etmişti. Ben destek verdim:  http://www.milliyet.com.tr/haber

Ama ondan da önemlisi filmi seyretmeye DEHB’li çocuklarıyla gelen ailelere kendi hikayemi anlatmıştım. O yıllarda kendimle ilgili anlatacaklarım bugünün ölçütlerinde daha kısıtlı olsa da aileler inanılmaz derecede mutlu olmuşlardı. Film sonrası inanılmaz duygulu anlar yaşamıştık.

CNN Türk bu programı çekmeden önce DEHB olan ve iş yaşamında olan kişileri de davet etmek istedi ki, sonuçları aileler açısından değerlendirme olanağı yaratacaktı. Bunu yaparken CNN Türk’de çalışan bir arkadaşa da teklif gitti, ama annesi uygun olmadığını söylediği için programa katılamadı. Çünkü DEHB bir hastalık veya psikoloji bozukluk gibi algılanıyor. Kimse ortaya çıkıp da “Ben DEHB’yim” demeye cesaret edemiyor. Ben bu konuda biraz rahatım. “Girişimcilik ve İnovasyon” konferanslarımı izleyen liseli ve üniversiteli arkadaşlarım “kişisel envanter” konusu altında DEHB’yi nasıl işlediğimi hatırlayacaklardır. Hatta size geçen yıl E-Tohum’daki konferansımın ses dökümünü de ekte yolluyorum: http://www.etohum.com/alphan-masan-etohum-antalya-kampi-2011 Demişim ki “bende dikkat eksikiği ve hiperaktivite bozukluğu var. Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu gerçekten zor bir şey. Yerinizde duramıyorsunuz. Aynı anda çok şey düşünüyorsunuz falan böyle çok sıkıntılı. Özellikle sizinle beraber çalışanlar eğer alışamamışsa sıkıntı yaratır”. Şimdi sizinle Twitter’dan bana Sinan Yüce tarafından yollanmış 2 tweet’i paylaşıyorum: @sinanyuce Sinan Yuce demiş ki: “@alphanmanas son biosunda bir kere bile ADHDye referans yokKendinizi sisirmek icin”o da benim gibiydi, benim cevrem kotuydu” cok gereksiz.” Onunla da yetinmemiş benim bu konuyu speküle ettiğimi şu sözlerle belirtmiş: “@alphanmanas tarihte başarılı olmuş girişimci, bilimadamı, sanayici vs.yi ADHD hastası olduğunu kurgulayıp soruna dikkat çekmeye çalışmak.

Sinan Yüce’nin “benim cevrem kotuydu” algısını sanırım bir önceki yazımdaki “Beni üzdüler, benlik saygımın düşmesine neden oldular.” bölümü oluşturdu. DEHB olanlar hoşgörülü ve esnektirler. Ama bu demek değildir ki bu insanları esnetip koparasınız

Sinan Yüce’ye göre ben kafadan ADHD olduğumu uydurmuşum. Kendimi şişiriyormuşum. Başarılı girişimcileri, bilimadamı, sanayici’lerinin ADHD/DEHB olduğunu da kurgulamışım. Bugün “başarılı ADHD/DEHB olanları” Google’ladığınızda çıkan sonuçlardan birini hemen sizinle paylaşabilirim: http://www.add-adhd-treatments.com/Famous-People.html Dolayısıyla kurgu da yok.

Benim esas kurgum rahmetli Steve Jobs üstüneydi. Önceki yazımda “Ben dar vizyonumla New York’da acaba fax makinesi gelecekte yaşamımızı değiştirirmi diye sorgularken, benim yaşıtlarım ABD’de ülkenin genine işlemiş özgüven ve vizyon ile önemli girişimlerde bulunmaya devam ediyorlardı.” demiştim. Olayın hikayesi de şudur: Ege Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği Bölüm Başkanı olan babam Prof. Dr. Oğuz Manas (http://www.eksisozluk.com/entry) ın asistanı Faruk abi New York’a eğitime giderken bana “Alphancım fax diye bir cihaz çıkmış, çok önemli bir cihaz olabilir. Mümkünse bulabilirsen distribütörlük alalım” demişti. Ben de “Aman Faruk abi, fax’ın yaygınlaşması için herkeste olması lazım. Bence tutması zor” demiştim. Bugün fax herkeste var”. Benimki büyük yanılgıydı ve nedeni ise benim vizyonumun İzmir ili sınırlarıyla çevrilmesiydi. O yıllarda zaten Internet de yoktu. Eğer ben yurt dışına gitmemiş olsaydım, bugün sahip olduğum vizyona sahip olamazdım. Bazı konuları uzun uzun anlatmaya gerek yok. Satır araları zaten söylüyor. Ama bizler önyargılarla yetişiyoruz. Herkesin bir gizli ajandasının olduğunu düşünüyoruz. Bu durum yazımın başında depremle ilgili bahsettiğim siyasetçilerin ve yöneticilerin hediyesidir. Gidin bir THY kontuarına ve biniş kartı alanlara bakın. Kuyrukta bir yavaşlama olsun. En arkalardan öne gelip, kontuardaki kişinin bilgisayarına çözümcül bir yaklaşımla bakmaya çalışır ve “sorun nedir?” diye de sorarız. Ama ABD’de aynı sorun olduğunda 2 saat ağzımızı açmadan kuyrukta bekleriz. Çünkü onların sorununun nedeni vardır, bizdeki sorun ise keyfidir. Bu önyargılar ile yükselmeyi hakkedeni aşağıya indirir, ağzı laf yapan gereksiz adamları yükseltiriz. O yüzdendir ki siz siz olun, bu ülkede “Steve Jobs gibi olmayı rüyanızda bile görmeyin”.

Copyright © 2016 - Alphan Manas Blog