Aylık arşiv:Mart, 2011

Bugün Haber’de “Celal Toprak’la Ekonomi” Programı

30 Mar
Mart 30, 2011

23.03.2011 “Celal Toprak’la Ekonomi” Programı – Bugün Haber

Marka Olmanın Dayanılmaz Hafifliği – 2

28 Mar
Mart 28, 2011

alphan_manas_logoBu konudaki ilk haberimi 27 Ekim 2009 tarihinde bundan yaklaşık 17 ay önce yapmıştım: http://www.alphanmanas.com/?p=282 Bu haberdeki bir yorumumu tekrarlamak istiyorum: “Türkiyeye çok önemli bir ilk kazandırmak ve Türkiye’nin çok önemli bir teknolojiye sahip olmasını istiyorum. Bunu Eclipse Aviation’ı satın almaya çabalayarak yaptım. Başaramadım. Ama ondan aldığım derslerle çok daha güzel bir proje yapacağım. Yakın zamanda “Türkiye’nin ….. ….. Projesi’nin Mucidi” olarak anılmak istiyorum. Bu proje ile ilgili çalışmaya ve günlük yazmaya başladım bile.” Bu yazımdan tam 17 ay sonra bu sözümü tutmak için belirli bir noktaya geldiğimizi düşünüyorum. Çünkü boşlukları Elektrikli Otomobil ile doldurmak için çabalıyorum.

2005 yılında yazımın resminde gözüken marka tescilimi yaptığımda arkadaşlarım ve dostlarım bana gülmüştü. “Abi konfeksiyon işine mi giriyorsun?” diyenlere “Gerçi söylemesi Kiğılı’dan daha kolay ama hayır, ileride bunun nedenini daha iyi göreceksiniz” demiştim. Bugün isimler de marka olabiliyorlar. Tabii marka olabilmek için en az bir konuda mutlaka fikir lideri olmanız gerekiyor. Örneğin sabah haberlerini seyredenler Murat Kazanasmaz’ı mutlaka tanırlar. Konu trafik ise doğru adres odur. Bünyamin Sürmeli denince akla hemen meteoroloji gelir. Onun meteoroloji bilgisi zaten 2000 yılında mezun olduğu İstanbul Teknik Üniversitesi, Uçak ve Uzay Bilimleri Fakültesi, Meteoroloji Mühendisliği bölümündeki asıl eğitiminden gelmektedir. Finansal piyasalarda faaliyet gösterenler Aysun Karaytuğ adını çok iyi bilirler. Bakın bir finansçı onun için ne söylemiş: “yahu bu hanımefendi hiç tatil yapmaz mı? Hasta olmaz mı? Hergün aynı saatte bu kadar detaylı ve doyurucu rapor olunca, sadece onunkini okuyorum”. Bünyamin Sürmeli diğer adını saydığım 2 kişi arasında daha şanslı. Çünkü onu sokakta görenlerin birçoğu tanır ama diğerleri tanınmaz. Ama onlar da yavaş yavaş TV’de şahsen gözükmeye başlasalar daha güçlü marka olacaklardır.

Bugün Habertürk HT Ekonomi’de sevgili Ayşegül Akyarlı Güven’in www.ismimikaptilar.com adlı haberi vardı: http://ekonomi.haberturk.com/teknoloji/haber/614519-wwwismimikaptilarcom Ümit Boyner, Bülent Eczacıbaşı ve Mustafa Koç gibi ünlülerin şahsi web alan adları (.com olarak) başkaları tarafından alınmış. Şimdi onlardan bu konuda para talep ediliyor. Talep edilen rakamlar önemli değil. Bazıları teklif ne olursa olsun belki bunu vermeyecektir. Zamanında hızlı hareket etmedikleri için bakın başlarına ne gelmiş? Ben hangi tarihte aldığımı hatırlamamakla beraber sanırım 2003’tü.

Pegasus yakında halka açılıyor. Halka arz hazırlığı tanıtım reklamlarında sevgili Ali Sabancı’yı görüyoruz. Gerçekten bugün “havayolu” denince akla isim olarak direkt Ali Sabancı geliyor. Böylesine güçlü bir kişisel marka yaratmak gerçekten çok zor. Hem de Sabancı Holding’deki hisslerini satıp, böyle bir markanın şemsiyesi altından ayrıldıktan sonra çok daha zor. Aynı durum Ali Ağaoğlu için geçerli değil mi? Mehmet Emin Karamehmet’in basınla arası yoktur ama çoğumuz onun Turkcell’in kurucusu olduğunu çok iyi biliriz. Ama iş dünyasının büyük bir bölümü Çukurova Holding’in sahibi olduğunu bilmez.

Berkshire Hathaway şirketini çok kişi tanımaz ama sahibi 2010 Forbes listesinde dünyanın en zengin 3. kişisi olan Amerikalı Warren Buffet’yi iş dünyası çok yakından tanır.

Türkiyede durum farklıdır. Patronlar genelde soyadlarını şirket veya holding ismi yaparlar. Holding adın yoksa karizma da yoktur. Tabii bu yorumum tek başlarına sahiplik için geçerlidir. Aile şirketleri için birşey söylemem yanlış olur. Elektrikli Otomobil projesinde 2 ortağım Orhan Holding ve B Plas isimlerini yanyana koyunca ilk akılda kalan Orhan Holding. Halbuki B Plas’ın sahibi Gökçen ailesi Türkiye ile Japonya (o yıllardaki Japon prensinin amcası ile) arasında yapılan ilk sanayi ortaklığını 1925 yılında yapmış, 2011 dahil gelirler vergisinde Bursa şampiyonluğunu kimseye kaptırmamaya kararlıdırlar. Teknoloji Holding’den sonra Manas Holding olarak iş yaşamıma devam etseydim ben de “Manas Holding’in sahibi” olarak tanınırdım. Ama Cohn & Wolfe’dan (eski adıyla GCI) sevgili Şebnem Çamaş ile Etel Aelyon ve Brightwell Holdings eski başkan yardımcısı Aslı Karabörklü’nün önerileri ile bu hataya düşmedik.

Türkiye’de “İnovasyon” denince ilk akla gelen isimlerinden biri olmak gerçekten kolay olmadı. İstediğiniz kadar planlayın, çalışın ama içini dolduramadığınız sürece, bunun bir anlamı olamaz. Bundan sonra kişiler de marka olacaklar. Bunu konferanslarımda son 4 yıldır söylüyorum. Söylemeye de devam edeceğim.

Tiger Mom Sendromu

13 Mar
Mart 13, 2011

tiger_momTartışma “The Chinese way” kitabının dağıtımı başlanmadan birkaç gün önce başladı. Kitap tanıtımı ve yorumlar yazılı basında ve özellikle Wall Street Journal’da “Why Chinese Mothers Are Superior-Niye Çinli Anneler Mükemmeldir” başlığıyla yayınlanınca kıyamet koptu. Bu haber web’de 8 Ocak 2011 de yayınlandığından beri 1 milyon kere okunmuş ve 350,000 civarında kişi de beğenmiş durumda: http://online.wsj.com/article/SB10001424052748704111504576059713528698754.html

Yale Üniversitesi’nde profosör olan Amy Chua’nın çocuğu ile olan ilişkisini baz olan tartışmalar zinciri Amy Chua’nın NBC’de yayınlanan Today Show’a 11 Ocak 2011 de çıkması ile iyice alevlendi ve Time’ın 31 Ocak sayısına da haber oldu. Ben bu haberi ancak Time’da yakalayabildim: http://www.time.com/time/nation/article/0,8599,2043313,00.html#ixzz1GVMWBlBY

Tiger Mom Sendromu ailenin çocuklarının eğitimi için aşırı bir baskı uygulamasının ne kadar doğru olduğunu destekliyor. Örnek olarak da Çinli aileler alınmış. Çin’de çocukların inanılmaz bir aile baskısı altında eğitim aldığını, gene aynı baskı ile sosyal faaliyetlerde bulunduğunu ve bunun da başarı grafiklerini arttırdığını belirlemiş durumdalar. Hatta OECED’nin PISA (Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Programı) http://en.wikipedia.org/wiki/Programme_for_International_Student_Assessment raporları sonuçları da bunun en iyi göstergesi (Rapor için tıklayınız). Rapora göre Çin (Şangay bölgesi) 2009 verilerine göre
Matematik, Bilim ve Okuma konusunda dünyada en yüksek puanı almış durumda. ABD Matematik’te 30., Bilim’de 23. ve Okuma’da 17. sıralarda bulunuyor. Dünyanın en büyük 16. büyük ekonomisi olmakla
gurur duyan Türkiye her 3 dalda da ilk 40 ülke içinde yer almıyor. Bu raporu şöyle okumak sanki daha iyi olacak: ABD, gerilerde olmasına rağmen gelişmiş ekonomisi ve girişimciliği destekleyen alt yapısı ile teknolojik liderliği kimseye kaptırmıyor. Çin, geriden geldiğini bilerek aradaki farkı kapatmak için deli gibi çalışıyor. Avrupa ülkeleri, “saldım çayıra mevlam kayıra” formatında orta sıralarda mücadelelerini sürdürmeye devam ediyorlar. Türkiye ise kendini kandırmaya ve 20 yıl sonra gelecek Tsunamiye hazırlanmayarak yavaş intiharı tercih ediyor.

Çocuklara baskı uygulama fikrini %85 oranıyla destekliyorum. Ben Amerikan tarzı rahat ve baskısız bir eğitime gerçekten karşıyım. Bunu Türkiyede uygulayan okullarda okuyan öğrencilerin tek kurtuluşu ABD’de üniversite okumak ve orada çalışmak. Çünkü ABD modeli’nin Türkiye’de başarılı olma şansı yok.

Baskı altında olmayan bir çocuğun yaratıcı olacağı düşüncesi bana inanılmaz saçma geliyor. Bir çocuk 18 yaşının altında kendisini ve çevreyi yeteri derecede tanımadan onu rahat bırakmak gerçekten çok anlamlı değil. Buradaki sorun, Türkiyedeki ailelerin eğitim ve bilinç durumunun istenen sınırların altında olması. Eğitim ve bilinç durumu düşük aileler, çocuklarına baskı uygularken hem ölçüyü kaçıracaklar hem de bilgi birikimleri yetmediği için takip şansları da azalacaktır.

Tiger Mom Sendromu tartışması www.hurriyetaile.com portalinde de yerini almış. Seyretmekte yarar var: http://www.hurriyetaile.com/tum-roportajlar/smackmom/tiger-mom-sendromuna-smackmom-yaklasimi_2671.html

Son olarak, Çin’in Şubat 2011’deki 7.3 milyar USD’lik dış ticaret açığı dünya ve özellikle ABD ekonomisine ilaç gibi geldi. Çin’e karşı geçen yıl 254 milyar USD ticaret açığı veren ve Yuan’ın değerlenmesi
için yıllardır Çin’e baskı uygulayan ABD sanırım muradına yakında erecek gibi gözüküyor.

Capital : Twitter’ın En Aktif İş İnsanları Kimler?

09 Mar
Mart 9, 2011

alphanmanas_capital_twitterSosyal Medya’da var olmak özellikle iş insanları için önemlidir. Ama “ben de olmalıyım” formatında yer almak çok anlamlı olmuyor. Ben birşeyi itiraf etmeliyim ki günde 1 Tweet hedefi ile hareket etmeme rağmen, zaman zaman bunu yakalayamadığımın farkındayım. Tweet atma aslında istemin gerçekleştiği anda olduğunda anlamlı oluyor. İş insanları günün önemli bir bölümünde mobil oldukları için bunu mobil cihazlarıyla gerçekleştirmeleri gerekiyor. İşte sorun burada başlıyor. Genelde iş insanlarımız mobil cihazlarınının fonksiyonlarını sınırlı kullanıyorlar. Bazı telefonların kullanımı da zor. Örneğin ben (ne yazık ki takıntılı bir şekilde) Windows Mobile kullanıcısı olduğum için mobil telefonumdan tweet atmam olanaksız gibi. Ben birşey farkettim ki, ne zaman yanımda iPad olsa daha rahat olarak sosyal medya ile haşır-neşir oluyorum. İşte Apple’ın da gerçek başarısı burada yatıyor. Çünkü gerçek anlamda insanların yaşamlarını kolaylaştırıyor. Hep söyledim, tekrar edyorum: Allah Steve Jobs’a uzun ömür versin. Onun vizyonu sayesinde bazı ürün ve çözümler gerçekleşmeye devam ediyor.

Not: Bu haber hazırlandığında (21 Şubat 2011) beni takip edenlerin sayısı 1,554 iken, bu sayı 13 Mart 2011 de 2,205’e yükseldi. Benim performansımı biraz daha arttırmam gerekiyor.

Mart 2011 Capital’deki “CEO’LAR TWITTER’DA” başlıklı yazı için tıklayınız.

Alphan Manas twitter sayfası için tıklayınız.

81. Cenevre Otomobil Fuarı Sonrası

02 Mar
Mart 2, 2011

81. Cenevre Otomobil Fuarı 2 Mart 2011’de VIP ve Basın açılışı ile kapılarını açtı. Ben fuara 2 gün katıldım ama yoğun bir bilgi alma süreci geçirdim.

Fuar ile ilgili çok detaylı haberler yazılı ve sözlü basında önümüzdeki 2 hafta boyunca yer bulacak. Ben farklı bir noktadan yaklaşmak istiyorum. Öncelikle Fransa’da B Plas ve Orhan Holding ile beraber satın aldığımız SynergEthic’in ürünü Tilter’den bahsetmek istiyorum. Prototip’i başarıyla sergiledik ve basından çok pozitif geri bildirim aldık. İlk 2 günde 6 ülkede dağıtım için teklif geldi. Öncesinde Sabah Gazetesi’nden sevgili Ufuk Sandık zaten ön bilgiyi okuyucularla paylaşmıştı (Haber için tıklayınız) 3 Mart 2011 tarihinde ise sevgili Emre Özpeynirci Hürriyet Gazetesi’nde detaylı olarak anlattı (Haber için tıklayınız). Bu arada hemen 2 konuya açıklık getireyim: Cenevre’ye giderken sevgili Emre Özpeynirci ile bir ara yan yana oturduk. Konu tabii ki geçen seneki Heuliez’i satın alma macerasına geldi. Onlar süreci çok yakından takip ettikleri için detayları da biliyorlardı. Ama bilmedikleri bir detay vardı ki, bu olaydan sonra Fransa’dan inanılmaz teklifler aldığımızdı. Hatta Fransız medya grubu La Tribune’un bile satın alınma teklifi ile bize geldiklerini söyleyince kendisi inanamadı. Ben de note-book’umu açıp yazışmalarımızı gösterdim. İkinci olarak Murat Günak ile ayrılmamıza rağmen dostluğumuzun tam gaz sürdüğünü ve Heuliez (yeni adıyla MIA Electric)’in Türkiye’deki dağıtımını da benim yapacağımı söyledim. Türk basını Murat Günak’ı çok sever. O da zaten bunu hakkedecek bir başarıya sahiptir. Ekip Murat’ı MIA Electric standında ziyaret etmiş ve proje hakkında detaylı bilgi almış. Benimle olan çalışmalarını da aktarmış sağ olsun Murat.

Ayrıca MIA Electric’in büyük ortağı Kohl Medical’ın da sahibi Prof. Edwin Kohl ile bir araya geldim. Kendisi MIA’nın hidrojen ile çalışan versiyonu üzerine kafa yoruyor. Bu yıl içinde de prototip çıkacak gibi gözüküyor. Murat benim 2005 yılında Estee Lauder’in sahibi Ronald Lauder ile hidrojen yakıtlı otomobi çalışmamı bildiği için Mr. Kohl ile bir araya gelmemizi ve fikir paylaşmamızı istedi. Aslında benim çalışmalarım 2004 yılına kadar yani 7 yıl öncesine dayanıyor. O yıllarda hidrojen yakıtlı veya elektrikli otomobil konusu çok gündemde olmadığı için İTÜ’den Dr. Azmi Demirel hocamızla beraber Hibrit Otomobil konusunda bir çalışma yapmıştık (Çalışma hakkında detaylı bilgi için tıklayınız). Ama yaptığımız ülke Türkiye olunca, o yıllarda yapılan bu çalışmalara ne kaynak ne de devlet desteği alabilmek mümkün olmadı. Gene Alphan Manas olarak erken öten horoz oldum.

Konu hidrojen yakıtlı otomobil’den açılınca hemen fuara dönmek ve paralel gelişmelerden bahsetmek istiyorum. İçten yanmalı motorlu, hibrit veya CNG gibi gaz ile çalışan otomobiller benim ilgi alanım dışında kalıyor. Tüm stantları gezdim ama yorum yapmayacağım. En ilgimi çeken Mercedes standı oldu. Biliyorsunuz Mercedes 2020 yılı için tüm hibrit ve elektrikli otomobil satışlarını, tüm satışlar içinde %2-3 olarak görüyor. Zaten bu tahminini de stratejisine yansıtmış. Stantta hidrojen yakıtlı otomobil prototipi bulunuyordu. Bunu koyarak aslında piyasaya şu net mesajı veriyordu: “Elektrikli otomobillerde tek şarj ile gidilecek mesafe konusu büyük bir soru işareti. Bunun için ya hibrit ya da hidrojen ile destek sağlanmalı”. Buna katılmamak elde değil. Pil teknolojisindeki gelişmeleri yakından takip ediyoruz. Her geçen gün ortaya farklı ürünler çıkıyor. Her otomobil üreticisine 1 tane pil üreticisi düşmediği için sanırım pil konusu rekabet ile hızlı gelişecek. Bu gelişme neyi ortaya koyacak? Bence tek şarj ile kat edilen mesafe’den ziyade hızlı şarj öne çıkacak. Özellikle Lityum bazlı pillerin teorik cycle (şarj etme sayısı) sayısı 7.000 olduğu ve piller şarj edilmeleri için sonuna kadar dis-charge (boşaltma) edilmeye ihtiyaçları olmadığından dolayı gün içinde birkaç kez şarj olabilecekler. Yavaş şarj ile 10 dakikada 8 km. şarj sağlandığı ama hızlı şarj ile 10 dakikada %80’e yakın şarj yapılabildiği için sanırım hızlı şarja yönelik çalışmalar artacak.

Hidrojen için henüz yol haritası tam değil. Elektrik piline ek olarak 600 PSI’lık bir tanka konacak 20 litre hidrojen ile ek bir 200 km sağlanıyor ki, bu azımsanacak bir rakam değil. Temel sorun hidrojen nerede üretilecek ne nasıl dağıtılacak. En kolay yöntem şu andaki benzin istasyonlarının elektroliz cihazları satın alıp, elektriğin ucuz olduğu bir zaman diliminde hidrojen üretip depolamaları. Pilot çalışmalar yapılıyor ama sonucu ancak bekleyerek göreceğiz.

Tilter ile Çılgın Türkler (Alphan Manas & Celal Gökçen & Murat Orhan) elektrikli otomobil macerasına atıldılar. Şimdi sıra 4 tekerlekli bir model ile ürün sayısını genişletmekte. Bunun için de SoftCar ile prensipte anlaştım. Üstteki resimlerden sağ alt-köşe’de görülen otomobil (Detaylar için Tıklayınız). Umarım sizler de beğeneceksiniz. O da neredeyse Tilter ile aynı zamanda üretime hazır hale gelebilecek. Burada yer alacak Türk ortaklar henüz tamamlanmadı. Sevgili Celal Gökçen ile burada da devam edeceğiz. Belki başka ortaklar da aramıza katılabilirler. Sonuçta amacım tepede bir çatı yapı oluşturmak (Örneğin TERECO Corporation), altında da 3 farklı şirket ile 3 farklı otomobil üretmek: 3 tekerlekli şehir içi, 4 tekerlekli şehir içi ve mini-van veya ticari otomobil).

Son konum ise MARKA. Bu konuda ilginç fikirlerim var. Bunları herkesle paylaşıyorum. Basın da ilgiyle takip ediyor. Örneğin Vodafone dedim. Amacım otomobil konusunda çalışması olmayan bir teknoloji firmasının markasını kullanmak. Böylece pazarlama konusunda bir sorun yaşamayız. Bu isimleri her yerde söyleyerek aslında biraz da kendimi bağlıyorum ama test etme açısından da yararlı oluyor. Bir süre sonra ağzımdan isim çıkmamaya başlayınca, bilin ki birileriyle detaylı görüşmeye başlamışım. Benimki biraz kaleciye hangi köşeye penaltıyı atacağımı söyleyip, şutu öyle çekmek. Ama fikrimi test etmek benim için vazgeçilmez bir istek. Konu marka’dan açılınca bu konunun üstadı sevgili dostum Hulusi Derici ile konuşmadan da olmaz. Onunla da en yakın zamanda bir araya geleceğim.

Unutmayalım ki elektrikli otomobil konusunda dünyadaki tüm üreticiler ile aynı seviyedeyiz. İran bile kendi projesini başlatmış ve fuarda sergilediler (Resim için Tıklayınız). Türkiye yola çıkmalı hızlıca yol almalıdır. Çılgın Türk olmaktan gurur duyuyorum ama doğru zamanda doğru yerde olmak da kaçınılmaz bir başarı getirecektir.

Cenevre’den haberler şimdilik bu kadar.

Copyright © 2016 - Alphan Manas Blog