Aylık arşiv:Temmuz, 2010

Brovo Yılmaz Argüden

31 Tem
Temmuz 31, 2010

Mitchell Joachim 01Mitchell Joachim 02

Sevgili İpek Cem: Yılmaz Argüden için; “Yılmaz Argüden yaşama kalite katan ve kişiliğinde birbirinden farklı rolleri birarada bulunduran bir yapıya sahip. Onu ‘kalite işini omuzlarken’ veya düşünce merkezlerindeki çalışmalarıyla, ya da bir ‘eğitim gönüllüsü’ olarak tanıyor olabilirsiniz. Belki de şirketinizin stratejisine yön veren ekibin lideri, şirketinize önemli bir açılım sağlayan bir şirket evliliğini gerçekleştiren yatırım bankacısı veya yönetim kurulu üyeniz konumunda olabilir. Ya da onun öğrencisisiniz; veya onu konuşmalarından, gazetelerdeki makalelerinden, çok satanlar listelerindeki kitaplarından tanıyorsunuz.” demiş. Karşılaştığımız her toplantıda merhabalaşıp ama özgeçmiş seviyesinde yaptıklarını detaylı olarak takip etme fırsatı bulamadığım sevgili Yılmaz Argüden’i sizlere tanıtmak istedim.

Özgeçmişi o kadar uzun ve dopdolu ki, buraya sığdırmaya çalışmak yerine linkini ekledim: http://www.arguden.net/sayfa.aspx?id=36

Amazon’dan satılan ve Türkçe adı Yönetim Kurulu Sırları olan Boardroom Secrets: Corporate Governance for Quality of Life’a (http://www.arguden.net/arguden/UserFiles/File/kitaplar/yonetimkurulusirlari_tr.pdf) kadar birçok eseri bulunan Yılmaz Argüden 27 Nisan 2007 tarihli Türkiye’den Otomotiv Devrimi yazısından bazı alıntılar aşağıda:

1. Maalesef şehirlerdeki yolların gelişim hızı otomobil sayısındaki artışı yakalayamıyor. Peki o zaman aynı yollardan daha fazla trafik akışı nasıl sağlanabilir? Otomobil tasarımında farklılık yaratarak!
2. Çevremizdeki otomobilleri izleyecek olursak bu otomobilllerin en az beş kişilik kapasiteye sahip olmasına karşın, büyük bir çoğunluğunun kullanıldıkları zamanın çok önemli kısmında (yaklaşık %90’ında) bir, bilemediniz iki kişiyi aşmayan bir kullanıma sahip olduklarını görürüz. Bu nedenle, aslında otomobillerin en az yarısı boş olarak son derece sınırlı olan yol altyapısını işgal ediyor!!
3. Otomobillerimizi genişliği bugünkünün yarısı kadar olacak sekilde, (hatta belki gerektiğinde iki tanesini yanyana getirerek bugünkü hale getirilecek şekilde) tasarlasak, kaç kişi iki otomobil birden alır? Bunlardan kaç tanesi her gün ikisini birden iş götürme çabasında olur? İki şeritli yollarımızı, dört şeritli yapsak ve şeritleri ikişer olarak kullananlardan daha yüksek vergi alsak acaba trafikteki akışkanlığımız ne kadar artar? Şehirlerimizdeki verimlilik ve ekonomik büyüme hızımız ne kadar artar? Dışa bağımlı olduğumuz petrol kullanımındaki verimliliğimiz ne kadar artar? Kaza ve stres seviyesindeki azalma nedeniyle, yaşam kalitemiz ne kadar artar?
4. Türkiye’de otomobil vergileri çok yüksek. Genişliği bugün için normal(!) olarak nitelendirilen otomobillerin yarısı kadar olacak otomobiller için vergileri çok önemli ölçüde azaltırsak, bu çok daha verimli olabilecek bir tasarımın gelişmesine ve Türkiye’de hızla bir pazar bulup büyüyerek dünya için yeni bir otomotiv devrimi gerçekleştirilmesine katkıda bulanamaz mı?

Aklın yolu bir. Arabalar küçülecek, Kişisel Taşımacılık artacak. Fantastik Tasarımcı Mitchell Joachim de yukarıdaki resimde görüldüğü gibi gelecekte kişilerin yolculuklarını tek başlarına yapacaklarına inanıyor.

Yılmaz Argüden’in Türkiye’den Otomotiv Devrimi yazısı için (tıklayınız)

SKY Türk’te “Ekonomi Özel” Programı (Fütürizm)

29 Tem
Temmuz 29, 2010

DRAGONS’ DEN TÜRKİYE EYLÜL’DE BLOOMBERG HT’DE BAŞLIYOR

26 Tem
Temmuz 26, 2010

ejderler

Dragons’ Den Türkiye başlıyor. Yaklaşık 1 aydır ön çalışmaları yapılıyordu. Çekimlere de başladık. Aslında tanıtımı Ağustos sonuna doğru girecekti ama sanırım Ejderha’lar o kadar çok merak edildi ki HaberTürk bugün haberi girmek durumunda kalmış: http://www.haberturk.com/medya/haber/535705-turk-ejderhalar-ava-cikti Girişimcilerin www.ddturkiye.com a başvurmalarını bekliyoruz.

Bloomberg HT, eylül ayında yayına başlaması planlanan Dragons’ Den adlı program ile ‘Fikrim var, param yok’ cümlesini tarihe gömüyor. Programda ejderhayı temsil eden 5 milyoner yatırımcı, beğendikleri fikirlere yatırım yapıp ortak oluyor. Program başlamadı ama başvuran aday sayısı 3 bini buldu

Dünyada 22 ülkede yayınlanan ve ayağı yere basan ilginç fikirlerle kurulup sermaye yetersizliğinden küçük kalmış işleri, bu işlere ortak olmak isteyen yatırımcılarla tanıştıran televizyon programı Dragons’ Den, eylül aynından itibaren Bloomberg HT ekranlarında yayına başlıyor. İngiltere’de bir sezonda ortalama 7-8 bin başvuru alırken Türkiye’de henüz duyurularına başlanmadan 3 bin girişimcinin başvurduğu Dragons’ Den ile Türk girişimcilerin en önemli sorununu anlatan ‘Fikrim çok, param yok’ cümlesi tarih olacak…

İngiltere’de bugüne kadar 30 milyon sterlinlik yatırıma kapı açan Drangons’ Den’in Türkiye’de de benzer yatırımlara aracılık etmesi bekleniyor…
Türkçe Ejderha Sahası anlamına gelen Dragons’ Den’in formatı oldukça net…
Programda kendilerine sunulan fikirleri değerlendirmeye alan yatırımcılar, ejderhayı temsil ediyor. Girişimciler ise kendi işini sıfırdan kurmuş ve başarılı olmuş bu 5 başarılı ejderhanın sahasına girip, kendi projesine yer açmaya çalışıyor. Yatırımcılar, bu işe yeni başladıkları dönemdeki halleriyle bir araya gelerek fikirlerde ışık arıyor… O ışığı bulduğu anda da programdaki girişimciye ortaklık teklif ediyor…

19’UNCU ÜLKEYİZ
Dünyada 10 yıla yakın süredir yayınlanan Dragons’ Den’in formatı Japonya’dan geliyor. Formatı satın alan Sony, programın 22 ülkede yayınlanmasını sağlamış. Dragons Den’in bire bir çekildiği ülke sayısı ise 18… Türkiye ile birlikte bu sayı 19’a çıkacak. Program İngiltere, Afganistan, Kanada, Avusturya, Çek Cumhuriyeti, Finlandiya, İrlanda, İsrail, Japonya, Hollanda, Yeni Zelanda, Nijerya, Rusya, Suudi Arabistan, İsveç, Amerika ve Polonya’dan sonra artık Türkiye’deki girişimcilere de büyük kapılar aralayacak…

Bloomberg HT’nin yeni projesi için ilk etapta gelen bin başvurunun yarısı ilk elemeyi geçememiş. Kalan 500 kişi tek tek aranmış ve 360’ı programa davet edilmiş. 250’ye yakın kişi bu davete zamanında gelip 5 kişilik bir kurul karşısında değerlendirmeye alınmış.
Bir mali müşavir, bir yatırım danışmanı, bir ekonomist, bir editör, bir de prodüktörün seçtiği bu 5 kişilik jürinin ilk elemesinden geçen fikirler ise sırayla yatırımcıların önüne çıkacakmış. Bloomberg HT’ye gelen başvurular içinde şu an 1 milyon liralık sermaye isteyen de varmış, 100 bin lira isteyen de…

İKİ FİKRE ORTAK ÇIKTI
Bloomberg HT, eleme aşamaları ve fikir seçimi için formatın Türkiye sahibi olan Sera Film ile çalışıyor. Fikir seçiminde işin gerçekleşme ihtimali ve farklılığı ilk değerlendirme kriteri…
Kanal yöneticilerinin verdiği bilgilere göre çekimleri tamamlanan ilk bölüm için saat 10’da fikir dinlemeye başlayan yatırımcılar, saat 12.30’da mola verdiklerinde sadece 2 girişimciyle
görüşebilmişler…
Akşama kadar toplam 8 girişimcinin fikrini dinleyebilen yatırımcılar, ilk günün sonunda iki fikre ortak olmuşlar…

Programda plastik banta ortak bulup milyoner olanlar var

Dünyada 10 yıla yakın süredir yayınlanan ve binlerce girişimciyi hayaline yaklaştıran Dragons’ Den, bugüne kadar birçok başarı hikâyesine de sahne oldu… 1998 yılında Mobo müzik ödülü kazanan ve daha sonra İngiltere’de bir girişimci olarak şansını deneyen Levi Roots buna iyi bir örnek… BBC’de jürileri etkilemek için şarkılar bile söyleyen Roots, “Dragons’ Den sayesinde hayallerim gerçekleşti” diyor. Roots’un pazara çıkarmak istediği Reggae Reggae sosları şu an 600 adet Sainsbury mağazasında satılıyor. Roots İngiltere’de Peter Jones ve Richard Farleigh’i 25 biner sterlin karşılığında şirketinin yüzde 20’sine ortak olmasını sağlamıştı.

PLASTİK BANT ZENGİNİ: Bir başka hikaye de Andrew Harsley’e ait. Ailesiyle birlikte yaşayan ve tam 20 yılını plastiklerden torba kapatıcısı yapmak için harcayan Harsley, 36 milyon dolarlık sipariş aldı. Büyük bir şirket bu plastiklerden 1 milyar adet sipariş etti. Harsley program sırasında jüriden 150 bin sterlin değerinde ortaklık almayı başarmıştı… James Caan and Duncan Bannatyne, bu para karşılığında şirkete yüzde 50 ortak olmuştu.

OĞLUNUN ALERJİSİ İÇİN: İhtiyaçtan mucit olup sonra bu işi çevirenler de Drangons’ Den’de şansını denemiş ve kazanmış. Bekâr bir anne olan ve oğlunun süt alerjisi problemini çözmeye çalışan Kirsty Henshaw da buna iyi bir örnek… Oğlu için içinde süt olmayan donmuş yoğurt reten Henshaw, oğlunun sevdiği bu tadı yayıp hem diğer hastalara yardımcı olmayı, hem de bu işten para kazanmayı hedefliyormuş. Oğlunu büyütürken iki part time işte çalışmak zorunda kalan Henhaw’un başvurusu olumlu karşılanmış. Yoğurdun tadına bakan jüri üyeleri memnun kalınca ona şirketinin yüzde 30’u karşılığında 65 bin sterlin teklif etmiş. Bu teklifi kabul eden Henshaw programda ortak bulan en genç girişimci de olmuş.

KİTABI DA VAR: İngiltere’de uzun süredir çok sayıda girişimciyle karşı karşıya gelen ve fikir dinleyen jüri üyeleri artık bu alanda neredeyse birer uzman haline geldi. Duncan Bannatyne, Deborah Meaden, Peter Jones, Theo Paphitis ve Richard Farleigh ekonomi uzmanı Evan Davis ile bir araya gelip ‘Başarı’nın kitabını yazdı. Bu yolla para sağlamanın yanı sıra danışmanlık da yaptığı birçok yatırımcıya sadece ortak olarak değil, farklı şekilde ulaşmanın da güzel bir yolunu bulan Ejderler, artık ülkenin en sevilen simaları arasında yer alıyor…

Aileden zengin ejderha yok
Girişimcilerin iş fikirlerini anlattıkları ve ortaklığa ikna etmeye çalıştıkları yatırımcılar kesinlikle aileden zengin işadamları olamıyor. Kendi işini kendisinin büyütmüş olması şartı aranıyor… Kendini var etmemiş olan işadamı, bu programda yatırımcı koltuğuna oturamıyor… Hafta sonu yayınlanması düşünülen programın ilk sezonu 6 bölüm olacak. Yatırımcılar ilk 6 bölüm değişmeyecek. Dileyen yatırımcı 6 bölümün sonrasında başlayacak ikinci sezonda da programa devam edebilecek.

‘Seni Seviyorum’ parfüme ret
Programa başvuracak adayların fikirlerinin ayağının yere basması ve gerçekleştirilebilir olması ilk bakılan kriter. Bu da gelen bazı başvuruların değerlendirmeye alınmadan elenmesine neden oluyor. Türkiye versiyonunda başvuruda bulunup çağrılmayan bir adayın fikri şöyle: “Kullanıcısı üzerine sıktığında sevgilisini heyecanlandıran bir parfüm yapalım. Bu parfümün şişesi de parfümü sıkarken sevgilinin sesinden ‘Seni Seviyorum’ desin. Bunun için 200 milyon lira yatırıma ihtiyacım var.”

Stüdyoda koridorlar bile gizliliğe ayarlı
Format öyle ilginç ki, yatırımcıların hiçbir etki altında kalmaması için tüm detaylar düşünülmüş. Yatırımcılar ile girişimcilerin program için hazırlık yapıp bekledikleri alanlar birbirinden tamamen farklı… Stüdyoya gelmeden önce iki grubun göz göze gelmesini bile engelleyen bu düzen sayesinde ejderhalar, kendilerinden farklı koridorlar kullanan girişimcileri ilk kez stüdyoda görüyor.

BAYBARS ALTUNTAŞ: DÜNYADA EN İYİ ÜÇÜNCÜ GİRİŞİMCİ SEÇİLDİ
İş hayatına henüz lise ikinci sınıftayken yarı-zamanlı olarak halı tüccarlığıyla başladı. Boğaziçi Üniversitesi’nde eğitim görürken Franchising Derneği’nin kuruluşuna öncülük etti. 1992’de yabancı dil programı, hosteslik, profesyonel tur operatörlüğü, insan kaynakları uzmanlığı, reklam gibi eğitimler veren Deulcom International’ı kurdu. 30 ülkeden girişimcinin katıldığı yarışmada üçüncü oldu.

GAMZE CİZRELİ: EŞİYLE ORTAKTI BOŞANINCA SIFIRDAN VAR OLDU
Cafemiz, Kuki, Quick China, Şaşaa gibi önemli işlere ortağı olan eski eşiyle imza attı. 2006′da evliliğin ve ortaklığın sona ermesiyle tüm işleri bir bedel alamadan geride bırakarak iş hayatına tekrar sıfırdan başlamak zorunda kaldı. 2007’de Bigchefs Cafe- Brasserie markasını yarattı. ODTÜ İşletme’de ‘girişimcilik’ dersi veriyor.

YALÇIN AYAYDIN: İPEKYOL’U KURDU ŞİMDİ İTALYAN ORTAKLARI VAR
1960 yılında Mardin’de doğan Yalçın Ayaydın 1986 yılında İpekyol’u kurdu. Ardından Twist ve Machka markaları geldi. 2008′de İtalyan tekstil devi Miroglio ile ortaklık yaptı ve Ayaydın-Miroglio Grubu kuruldu. Yalçın Ayaydın İstanbul’da yapılmamış bir konseptte AVM yapmak için de plan yapıyor.

ALPHAN MANAS: ÜRETKEN BİR MUCİT FÜTÜRİST İŞADAMI VE FAHRİ BAŞKONSOLOS
Tenba firmasının New York fabrikasında Üretim Müdürü’yken 1987 yılında Colonial Corp.’un Ülke Müdürü olarak Türkiye’ye döndü. 1988 Şubat ayında Exim’in Planet ve Teknoser’in kurucu ortağı oldu. 2006 yılı Şubat ayında Teknoloji Holding’de yer alan 7 şirketi bünyesine alarak ayrıldı ve merkezi Hollanda’da bulunan, ABD ile İngiltere’de yapılanmış Brightwell Holdings BV’yi kurdu. Fütürist, üretken bir mucit ve endüstri tasarımcısı. Kamboçya’nın İstanbul Fahri Başkonsolosu.

NEVZAT AYDIN: E-TİCARETİ ABD’DE ÖĞRENİP YEMEKÇİ OLDU
1976 yılında İstanbul’da doğan Nevzat Aydın, Amerika Birleşik Devletleri’ne giderek Silikon Vadisi’ndeki University of San Francisco’da MBA eğitimi aldı. Amerika’da bulunduğu dönemde eticaret ile ilgili gelişmeleri takip eden Aydın, yemeksepeti.com projesini hayata geçirmek üzere Türkiye’ye döndü.

GM Bile Küçük Araba Yaparsa

19 Tem
Temmuz 19, 2010

GM

Amerika’da enerji konusunda çalışmalar yapan Gelişmiş Araştırma Projeleri Ajansı ARPA-E (Advanced Research Project Agency–Energy), Temmuz 2009 da Batteries for Electrical Energy Storage in Transportation (BEEST), yani Taşımacılıkta Elektrik Enerjisi Dopalama konusunda ilgili firmalara bir rapor yolladı. Bu rapordan bazı alıntıları sizlerle paylaşıyorum:

Elektrikli arabaların hızla yaygınlaşması için Lityum-İyon pilleri için beklenti 200+ Wh/kg’dır. Böylesine büyük bir enerji yoğunluğunun Lityum-İyon pilleri ile karşılanmasının güç olduğu yönünde soru işaretleri bulunmaktadır. Ayrıca Lityum-İyon pillerinin Japonya, G. Kore ve Çin de üretiliyor olması ABD’nin bu konudaki liderliğini zora sokmaktadır. Dolayısı ile beklenti, mevcut Lityum-İyon pil teknolojisinin ötesinde bir gelişim sağlamaktır. Bu hedefi 200 Wh/kg, 1,000 şarj kapasitesi ve 250 USD/kWh olarak belirlemiş bulunmaktayız”. Bu bağlamda ilgilenen firmaların çalışmalarını 2010’un Mart’ında toplayan ARPA-E sonuçları henüz açıklamadı.

Elektrikli arabaların yaygınlaşması için en önemli konunun, herkesin tahmini olan Şarj Üniteleri’nin yaygın şekilde şehirlere konulmasının aksine Pil/Akü  konusundaki gelişmeler olduğunu tekrar vurgulamak istiyorum. Yukarıdaki teknik konuları biraz örnekle yorumlamak gerekirse; Bir arabanın ağırlığı arttıkça onu itecek motorun gücü ve dolayısı ile gerekli olan Pil’in de gücü (Wh) artacaktır. Bugünkü koşullarda 1 kWh’luk bir Pil (100 Wh/kg varsayımı ile) 10 kilo gelmektedir. Yaklaşık 1.5-2 ton’luk bir arabanın (Örneğin Renault Fluence) yaklaşık 125-155 WHr/km enerjiye ihtiyacı vardır. Eğer bir şarj ile 200 km gidilmek istenirse 125×200=25 KWHr pile ihtiyaç vardır. 25 kWh’luk bir Pil ile çalıştığı varsayımı ile gerekli Pil 250 kilo’ya ulaşabilmektedir. Pil fiyatları bugünkü koşullarda 450-600 Euro/kWh olduğuna göre, 25 kWh’luk bir Pil en az 12,000 Euro’ya mal olmaktadır. Bu koşullarda sokaklarımızda en az 5 yıl boyunca çok sayıda büyük boy elektrikli araba görme şansımız biraz zor gözüküyor.

Bu konuda bir teknik bilgi daha vermek isterim: Yukarıda örnek olarak verilen 24 kWh’lık 60 Amp’lik Pil’de 3,200 tane hücre bulunmaktadır. Lityum İyon Pil’lerdeki en büyük sorun Thermal Runaway (termal kaçak)’tır. Milyon seviyesinde adet ile ölçülen bu kaçak sayısını azaltmak için Lityum İyon Pil üreticileri Ar-Ge faaliyetlerini sürdürmeye devam etmektedirler. Bu çalışmaların maliyeti Pil fiyatlarının çok hızlı bir biçimde düşmesini engelleyecektir. Pil Yönetim Sistemi, BMS (Batter Management System) aslında Pil’i oluşturan hücrelerden çok daha önemlidir. BMS’den en önemli beklenti Pil’i oluşturan her hücre’nin tek tek izlenmesi ve bu bilginin bir iletişim ağı üzerinden bir merkeze aktarılmasıdır. Böylece Pil’ler ömürlerini tamamlamadan bazı bakımlarla yaşamları uzatılacaktır.

Peki bizi ne bekliyor? Bence daha fazla geri dönüşüme sahip, fiyatı çok daha uygun, güçlü bir geçmişe sahip eski teknoloji bir Pil ile kuzen (birinci derece kan bağı olmayan – örnek NiCad), hammaddesi birkaç ülkenin kontrolünde olmayan, Pil’in %75’den fazla bölümü ömrü bitse bile tekrar elden geçirilerek kullanılabilen, ucuza mal olan bir membrane ile çalışan Pil’ler önümüzdeki 5 yılın galibi olabilir.

Önümüzdeki 5 yıl içinde belki de IBM’in Lityum-Demir teknolojisi başarıya ulaşır ve Pil teknolojisi başka bir boyuta geçer. Sonuçta araç sahibi Pil’in sahibi olmayacaktır. Pil’i kiralayacak olan araç sahibi’nin km başına şarj dahil ödeyeceği para önemlidir. Sigorta şirketleri mutlaka bu alana girip araç üreticilerinin sözlerini sigortalayacaklardır. Dolayısı ile araç sahibi her zaman kazanan taraf olacaktır.

Ekteki resimde soldaki şerit, ABD’de Kalifornia eyaletinde ve Kanada’da Ontario eyaletindeki otoyollarda bulunan Car Pool (2 kişi ve üzeri yolcu bulunan arabaların kullandığı ayrılmış şerit)’dur. Bu resimde biz Car Pool ’da giderken, sağımızdaki 3 şerit’te içinde 1 kişi bulunan araçlar yol almaktadır. Bu resim aslında tonlarca ağırlıktaki arabaların 60-100 kilo ağırlığındaki insanlar tarafından kullanıldığını net olarak kanıtlamaktadır.

Dünya 1-2 kişinin taşınacağı Personal Transportation (Kişisel Taşımacılık) yönünde hızla ilerlemektedir. Ortaya çıkan arabalar genelde 2 kişilik’tir. Bunlar ya motorsiklet ile araba evliliğinden ortaya çıkmışlardır (2 kişi arka arkaya oturur) yada 2 kişinin yanyana oturduğu Smart konseptindedirler. Ağırlıkları 500 kg’ın altındadır. Bu savı destekleyen en önemli ürün Şangay’daki World Expo 2010’da General Motors ile Çinli ortağı Shanghai Automotive Industry Corp. Group’un yeni koseptidir. Araba 2 tekerlekli, boyu 1.5 metre ve ağırlığı 500 kg’dır. Fiber bazlı kompozitler ve termoplastikler gövdeyi oluşturmaktadır. EN-V (envi diye okunuyor) adındaki bu araç için aslında GM 3 yıl önce çalışmaya başladı. Segway ile ortak çalışma yapan GM’in protototipi (yukarıdaki resim grubunda alt sağdaki resim) gerçekten çok zavallıydı. Ama şimdi önemli bir yol aldıkları belli oluyor.

Sonuç olarak, hem dünya Kişisel Taşımacılık yolunda 1-2 kişilik araçlara doğru giderken Pil teknolojisinin pahalı olması nedeniyle küçük arabalar büyüklerden çok daha ucuza üretilme şansına sahip oluyor. Sonuçta kullanıcı bindiği arabanın tipine bile bakmadan kendisine sağladığı yararı gözeterek satın alma kararı veriyor. Üstteki resimde alt-sağda görmüş olduğunuz ve 7,000 Euro’ya satılan City EL marka (http://en.wikipedia.org/wiki/CityEl) elektrikli araba’nın bugüne kadar 15,000 adet sattığını düşünebiliyormusunuz?

Son olarak başka bir örnekle söylediklerimi pekiştirmek istiyorum. E-Kitap macerası geçen yüzyılın son yılında NuvoMedia tarafından başlatıldı. Başarılı olmamasında 3 neden vardı. Bunlardan biri teknolojinin (ekran teknolojisi ve pil ömrü) o noktada olmamasıydı. Daha sonra piyasaya siyah/beyaz ekran üreticisi E-Ink (Tayvanlı Prime View geçen sene satın aldı) çıktı ve pil sorununu çözdü. Çünkü bu ekranlar inanılmaz az enerji harcıyordu. Kullanıcılar için renkli ekran açıkçası çok önemli değildi. Sonra yakın zamanda iPad geldi. Şimdi birçok kullanıcı artık renkli ekran istiyor. Çünkü okuduğu kitaptaki renkli resmi (yemek, manzara vs) görmek istiyor. Kullacılar daha iyisine sahip oldukça eskisini hemen rafa kaldırıyorlar.

Elektrikli Araba içinde durum aynı olacak? Önce sürücüler tek şarj ile az kilometre yol katedecekler. Arabalarını sık şarj edecekler. Sonra Pil teknolojisindeki gelişmelere paralel olarak kilometre artarken şarj süreleri de kısalacak.

Esas konu, büyük otomotiv firmalarının olaya bakışında. Görünen odur ki, onların başlarda pek risk almaya niyetleri yok. Risk almamak için neredese tüm üreticiler Mitsibushi i-MEV’ i kendi marka ve model’leri ile etiketleyip satacaklar. Hatta Mitsubishi ile PSA ortaklık görüşmesi bile yaptılar ama Mart 2010 da durdurdular. Daha once de belirttiğim gibi büyük abilere birleşme veya Ar-Ge’leri birleştirme yolu çoktan gözüktü. Ama ne yaparlarsa yapsınlar Kişisel Taşımacılığı destkleyen 1-2 kişilik arabaları prototip’ten ne zaman üretime geçecekleri meçhul

The FUTURIST 2. Sayı Giriş Yazısı

18 Tem
Temmuz 18, 2010

futurist_dergi

FUTURIST Dergisi 2. Sayısını çıkardı. Tabii benim en çok ilgimi çeken yazı ise “Geleceğin Arabaları, Geleceğin Şehirleri” bölümü oldu. Mutlaka okuyun. Bu hafta bununla ilgili önemli açıklamalarım olacak.
Dergideki giriş yazım da aşağıda:

World Future 2010 Türkiye Fütüristler Derneği açısından çok önemli bir dönemeç oldu. Öncelikle ben ve sevgili başkanımız Ufuk Tarhan ilk Türk konuşmacılar olduk. WFS’ye 2004 yılında üye olduktan sonra 5 yıl içinde konuşma yapmak üzere kendime bir hedef koymuştum. Şimdi bu hedefe ulaştık. Şimdi havucu biraz daha ileri atıyorum: 5 yıl içinde Keynote Speaker (Ana Konuşmacı) olacağım. Zor bir hedef ama hedef koymadan da motive olamıyorsunuz.

İnşallah dopamin D2 resöptör konsantrasyonum düşmez de kendime ulaşılmaz hedefler koymam. Konuyu açmışken söyleyeyim. Maymunlar üzerinde yapılan deneylerde dopamin D2 resöptör konsantrasyonu düşürülen maymunlar hedefsiz şekilde deli gibi çalışmaya devam etmişler. İnsanların çok çalışmaları karşılığında bir ödülü olmalı. Ödül dışarıdan gelebileceği gibi, kendi seçeceğimiz bir ödüllendirme mekanizması da olabilir. Ama hayata bizi sıkıca bağlayacak en önemli şey bir başarı hikayemizin olmasıdır. Bunun insanlığa mal olmuş bir Nobel ödülü olabileceği gibi, şirketin satışlarını arttıran bir çalışma da olabilir. Hatta yetiştirmiş olduğunuz ve emek verdiğiniz bir öğrencinizin hayattaki önemli bir başarısı da sizin öğretmen olarak bir başarı hikayeniz olabilir. Ama başarı hikayesi olmayan veya bunu belirlemeden hayatına devam eden insanlar mutlu olamazlar.

Bu yılki World Future 2010 da yaş ortalaması çok yüksekti. Ve farkettiğim sanki bir kısmının başarı hikayesine ihtiyacı vardı. Ama büyük çoğunluk da bize şu mesajı verdi: “Yaşımızın bir önemi yok, biz devamlı öğrenmeye devam edeceğiz”. Bunlar Türkiye de duymaya alışık olmadığımız yaklaşımlar. Ayrıca üniversitelerin ve şirketlerin “Stratejik Planlama”, ”Lider Yetiştirme” ve “Problem Çözme” gibi konulara önem verdiğini açtıkları stand’lar aracılığıyla yakından gördüm. ABD de Biyoteknoloji geleceğin en önemli mesleklerinden biri olarak belirlenmiş durumda. Türkiye için aynı şeyi söylemek için üniversitelerin çalışmaların ve yabancı yatırımcıların Türkiye’ye bu konudaki ilgisine bakmamız lazım.

Türkçe basılmış The Futurist dergisi WFS’nin bilgilendirme standında duruyordu. Ne heyecan verici bir durum. Yukarıda söylediğimiz gibi Türkiye de öğrenmeye çaba az ama biz ve paydaşlarımız bilgiye aç insanları bilgiyle doyurmak için elimizden geleni yapıyoruz.

Copyright © 2016 - Alphan Manas Blog