Aylık arşiv:Mayıs, 2008

Türkiye’den Robot Çıkar mı?

27 May
Mayıs 27, 2008

bw
Robot deyince ilk akla gelen “dünyayı istila eden makineler” olsa da dünyada robotik sektöründe son derece hızlı gelişmeler yaşanıyor.

Robotik sektörü dünyada hızla gelişmeyi sürdürürken Türkiye bu alanı geç fark etti  

Amerika’ya gittiğimde eğer iç hat uçuşu yapıyorsam mutlaka SkyMall dergisi alıp yeni çıkan ilginç ürünleri incelerim. 2002 yılı sonuydu sanırım, gözüme iRoomba adlı ev robotu ilişti. En yakın mağazaya uğradım ve alıp Türkiye’ye getirdim, İlk ürünlerden biri olduğu için tam olarak performans göstermese de benim beğenimi kazanmıştı. MIT’den robotik mühendisleri tarafından 1990 yılında kurulan iRobot, ilk ürünü iRoomba’yı 2002 yılında piyasaya sürünce, ben de piyasaya çıktığı ay bu ürünü satın alma lüksüne sahip olmuştum. Firma temizlik robotu olarak aradan geçen beş yılda tam 3 milyon robot sattı. Daha sonra ABD ordusu ile işbirliğine giderek Irak ve Afganistan’da kullanılan bin 400 adet taktik “Mobil Robotu” üretti. iRobot, Asimo’yu yapan Honda ve ilkokul öğrencileri arasında “Robot Programı Yarışması” yapan Lego firması benim bu alandaki üç favorim.

“Robot” dediğimiz zaman aklımıza hep “dünyamızın istilası” geliyor nedense… Bu karamsar beklentiye rağmen, rakamlara baktığımızda robotların hayatımıza aslında fazlasıyla entegre olduğunu açıkça görebiliriz. 2005 yılında 11 milyar dolar hacme sahip olan dünya robot pazarının, 2010′da 25 milyar dolara ulaşacağı, 2025′de ise 65 milyar doları geçeceği tahmin ediliyor. 2005 yılında toplam pazarın yüzde 50′sini oluşturan ev kullanımı için üretilen robotların, 2010 yılında pazarın yüzde 70′ini, 2025′de ise yüzde 75′ini oluşturması bekleniyor.

Birleşmiş Milletler Avrupa Ekonomik Komisyonu internet sayfasında en güncel bilgiler 2004 başına dayanmakla birlikte, sayfada robot kullanımı hakkında bilgi sahibi olmak isteyenlere yönelik ilginç bilgiler bulunuyor. Örneğin robot kullanımı için ölçü birimi; “On bin kişi başına düşen robot sayısı.” Buna göre; Japonya 322 robotla birinci konumda bulunurken, Güney Kore 138 robot ile ikinci sırada yer alıyor. ABD’de 63, AB ülkelerinde ise ortalama 93 robot bulunuyor. AB ülkelerinden Almanya’da 148, İtalya’da ise 116 robot günlük hayatın içinde yer alıyor. ABD özellikle ev robotu konusunda çok gelişmiş olmasına karşın, diğer ülkelerin daha fazla robota sahip olmalarının tek nedeni otomobil üreticisi olmaları… Artan üretim maliyetleri robot kullanımını arttırarak, önemli maliyet avantajları yaratıyor. Örneğin İngiltere, 1990 yılında 100 birimi başlangıç olarak kabul ederek, işçilik ve robot işçiliği ücretlerini karşılaştıran bir grafik oluşturmuş. İşçilik birim olarak artarken, robot işçilik birimi gittikçe azalmış. 2000 yılında aradaki fark 140 birim iken, 2006 yılında bu fark 180 birime çıkmış.

İnsanlığın “dünyayı istila edecek robot” beklentisine rağmen, bu tezi çürütmek için bilim dünyası robotlar üzerindeki teknolojik ve teorik çalışmalarını sürdürmektedir. Isaac Asimov, ünlü “Robot” serisiyle teknolojik açıdan tutarlı bir robot kavramı yaratmış ve robotların amacının insana hizmet olduğunu, bir robotun kendi amaçlarını insanların amaçlarına hiçbir zaman tercih edemeyeceğini; koyduğu üç Robot Yasasıyla belirlemiştir. Hepimizin aşina olduğu bu robot yasaları şu anda insanla robot arasındaki ahlaksal ve hukuksal ilişkinin temelini oluşturmaktadır. Isaac Asimov’un bu kurallarına rağmen, robotlar konusunda en ileride olan ülkelerden Amerika ve Japonya’nın robot sınıflandırmaları birbirinden farklılık göstermektedir. Amerikan Robot Enstitüsü (RIA) robotları dört farklı sınıfla değerlendirirken, Japon Robot Derneği (JARA) robotları Manuel, Sabit Sıralı Hareketli, Değişken Sıralı Hareketli, Playback, Nümerik Kontrollü ve Söz Dinleyen akıllı robotlar olarak altı sınıfta incelemektedir. Bu konuda ISO standardı olmasına rağmen, bu iki ülkenin iki farklı sınıflandırmasının olması, dünyada henüz robotlarla ilgili tam bir fikir birliğinin yerleşmediğinin en büyük göstergesidir.

Ülkeler arasında fikir birliği olmasa da robotlar gün geçtikçe akıllanmaya devam ediyorlar. Bugünlerde 10 bin MIPS’lik (saniyede yapılan işlem sayısı) robotlar yapılabilir durumda. Fare beyninin 50 bin MIPS ve insan beyninin 100 milyon MIPS olduğunu dikkate alırsak bizden akıllı robotları bizim kuşağın görmesi biraz zor, ama rakamlar bu sektörün önünün çok açık olduğunu gösteriyor.

Robot teknolojilerinin gelişimine en çok katkıda bulunacak ve geleceğin önemli mesleklerinden biri olacak Mekatronik, Türkiye’de ne yazık ki doksanlarda fark edilmiştir. Makine, elektrik, elektronik, kontrol ve bilgisayar mühendisliği gibi dört mühendislik eğitimini içeren bu meslek yeni dünyada aranan (birçok konuda derinlemesine bilgi sahibi olan) yönetici veya bilim insanı tanımına da uymaktadır. ABD’de mekatronik eğitimi üniversite ve endüstri desteği ile lise düzeyinde başlatılmaktadır. Türkiye’de ise önde gelen dehaların, elektronik ve bilgisayar mühendisliği alanlarını seçtikleri dikkate alındığında, konuya verilecek önem ve destek ile Türkiye’nin robot alanında büyük başarılara imza atması işten bile olmayacaktır. 

18/05/2008 BusinessWeek

NTV’de “Yakın Plan” Programı Özeti

23 May
Mayıs 23, 2008

Programın konusu:  ”Deniz Taksi”

21/05/2008 – NTV

Solar Enerji Bizi Nasıl Kurtarır? -2-

19 May
Mayıs 19, 2008

Bundan tam 1 yıl önce birinci bölümünü sunduğum “Solar Enerji Bizi Nasıl Kurtarır?” ın ikinci bölümünde sizlere kurulmaya yeni başlanan Kuzey Amerika Kıtası’nın en büyük “Solar Enerji Fabrikası” hakkında bilgi vermek istiyorum.

19 MW’lık elektrik üretim kapasitesine sahip olacak tesis, Doğu Ontario’da 122 hektarlık bir alan üzerinde kuruluyor. Gelecek yıl tamamlanması planlanan tesisten elde edilecek yeşil enerji ile 2,000 ailenin elektrik sarfiyatının karşılanması hedefleniyor. Bu işbirliğine birlikte adım atan Kanada’lı SkyPower-SunEdison ortaklığı sözcüleri, iki aşamalı inşa edilecek tesis ile karbon salınımının her yıl 21,000 ton azaltılabileceğini ifade ediyorlar.

Eyalet Hükümeti ve Ontario Güç Otoritesi tarafından da maddi olarak desteklenen bu işbirliği kapsamında,  Toronto ve Ottawa arasında bulunan 61 hektar genişliğindeki bir arazi 200,000 standart düz güneş paneli ile kaplanacak. Bölgede birçok yeni iş imkanı doğurması beklenen projenin, Ontario Eyaleti’nin 2025 yılı için öngörülen yenilenebilir enerji hedefine ulaşması yolunda önemli bir adım olacağı da ifade ediliyor.

Ontario’lu yetkililer, 2006 yılında başlatılan Yenilenebilir Enerji Standart Arz Programı ile daha şimdiden ilk 10 yıl için 1,000 MW’lık anlaşmalı üretim hedefi tutturulduğunu belirtiyorlar.

Avrupa ülkeleri tarafından tercih edilen solar PV tarlaları özellikle Kuzey Amerika’da değerli bir alternatif enerji kaynağı olarak kabul görüyor ve uygulanıyor.

Ben petrolde dünyayı kontrol eden Orta Doğu’nun Güneş Enerjisi konusunda da önemli rol oynayacağını düşünüyorum. Sevindirici olan ileride çöllerin işe yarayacağıdır.

Solar Enerji Bizi Nasıl Kurtarır? -1. Bölüm-

Geleceğin Şehri Yarışması

16 May
Mayıs 16, 2008

Yeraltı Şehirlerinin Esinlendirdiği Bir Tasarım ve Mühendislik Yarışması

 

Ünlü belgesel kanalı History Channel’ın Ocak ayında başlattığı Geleceğin Şehri yarışması sona erdi. Infiniti ve IBM’in sponsorluğunda Washington D.C, San Fransicso ve Atlanta şehirlerinden birini Geleceğin Şehri olarak seçme amacıyla düzenlenen yarışmada, internet üzerinden gerçekleşen halk oylamasının ardından EDAW/Praxis 3/BNIM/Metcalf and Eddy
ekibi “Ormanın İçindeki Şehir” konsepti ile birinci olurken, Atlanta’yı da Geleceğin Şehri unvanı ile buluşturdu.

Geleceğin Şehri unvanı ve 10.000 USD’lık Büyük Ödül için çekişen 8 takım arasında yarışma oldukça zorlu geçti. Takımların şehirlerinin 100 yıl sonra nasıl görüneceğini düşlemek için yalnızca bir haftaları, modellerini inşa etmek için sadece 3 saatleri ve vizyonlarını beş saygın jüriden oluşan kurula sunmak içinse yalnızca 15 dakikaları vardı.

Geleceğin Şehri: ATLANTA
EDAW/Praxis 3/BNIM/Metcalf and Eddy

ORMANIN İÇİNDEKİ ŞEHİR
Küresel ısınmanın etkilerini yoğun olarak gösterdiği günümüzde, dünya üzerinde uzun yıllardır kaydedilmiş en kurak ikinci yıl yaşanırken, Atlanta’ya yağan yağmur sonucu 285 milyar litre su üretildi. Şehir atık suyla beraber, fırtınanın getirdiği suları akış yönünde toplamak, işlemek ve şehre dağıtmak üzere 1900 milden daha uzun bir boru hattına sahip bulunuyor. İklim değişimi, büyüme ve her yere yayılmış su geçirmez yüzeyler bu modası geçmiş, maliyetli sistemin değerini düşürmeye devam etmektedir.

2008 yılı geçmişin altyapı mantığını altüst ederek “Restoratif Dönemin Başlangıcı”na damgasını vurmaktadır. Geleceğin Şehrinde fırtınanın getirdiği sular şehir boyunca doğal bir şekilde akmak üzere tekrar yeryüzüne çıkmaktadır. Artık kullanılmayan mevcut altyapı sistemleri akiferler görevi görerek uzun süreli ve kurak dönemlerde kullanılmak üzere suları saklamaktadır.

Yeraltındaki bu basit değişiklik, üstteki manzarayı da değiştirmektedir. Şehir örgüsünün katılığı yeşil alanlara ve su manzaralarına yerini bırakmaktadır. Yerleşim alanları dağ sırtları ve su tutma havzaları boyunca toplanarak sürdürülebilir, yaşayan bir sisteme katkıda bulunmaktadır. Açık alan koridorları organik şekilde farklı bölgelerde yaşayanları birbirine bağlamak üzere geniş alanlara yayılmakta ve Ormandaki Şehir ismine tamamen hak kazanmaktadır.

Uzman Köşesi: Richar Meier’in Yorumları
“Atlanta’nın yüksek kuleleri bir ağaç örtüsünden yükselmektedir. Atlanta şehir planı bu koşul üzerine inşa edilmekte ve bugünden sonraki 100 yıl içinde bölgenin tekrar ormanlarla dolacağını öngörülmektedir. Yeşil alan olmanın ötesinde, bu ormanlar şehrin çevresel akciğerleri işlevini görmektedir. Ormanlar, şu anda yeraltına verilen fırtına/yağmur sularını topraktan süzülerek geçmesini sağlayarak filtrelemekte ve bu suların kullanılır olmasını sağlamaktadır. Ve havayı da temizlemektedir. Ayrıca şehrin insan yapımı bölümlerinin, binaların ve altyapının, bunların çevre üzerinde etkilerinin en aza indirilmesi için bir yerde yoğunlaşmasına yardımcı olmaktadır. Zaman içinde, tasarımcılar şehrin cadde örgüsünün küçülerek hava/sıvı dolaşımını arttıracağını ve organik bir evrime yol açacağını düşünmektedir.”

Yarışan Diğer Şehirler

WASHINGTON DC
Beyer Blinder Belle Mimarlar & Planlamacılar, LLP
Capital FORTway: Tarihimizi Koruma, Geleceğimizi Sürdürme

Şubat 2108: The Majority Exocratic partisi bugün Washington D.C.’yi ülkenin ilk “Tamamen Kendi Kendine Yeten ve Çevresel Olarak Sürdürülebilir Şehri” yapma hedeflerine ulaştıklarını ilan etti. Beyer Blinder Belle’in de desteği ile 2008′de Capital FORTway (Geleceğe Odaklı Yenilenebilir Teknolojiler) Komisyonu’nun kuruluşu gerçekleşti. Şehrin tarihi kale ağı üzerine modellenen yeni totemik FORT kuleleri, ulaşım ve kaynakların üretilme ve dağıtım merkezi olan şehrin orijinal savunma yapısını tekrar düzenleyerek, şimdi şehrin tüm nüfusunu beslemektedir. FORTway şehir merkezine meskun alanlar ilave etmeyi, L’Enfant’ın çapraz caddelerini yeşil alana dönüştürmeyi, kültürel ve tarihi kaynakları sürdürmeyi, doğal gelgit akımlarını düzenlemeyi ve ilave bir hızlı ulaşım ağı eklemeyi içeren daha büyük bir planlama girişiminin yalnızca bir parçasıdır. Bunlara ilave olarak, değiştirilmiş ve büyütülmüş bir National Mall Anacostia ve Potomac Nehirlerini birbirine bağlamaktadır.

Uzman Köşesi: Richar Meier’in Yorumları
“Bir zamanlar şehirleri koruyan duvarları, kuleleri ve diğer yapıları geri çağırmayı içeren Washington D.C.’nin bu master planı, şehri çevreleyecek 29 kulelik bir seri düşlemektedir. Bu halkanın içinde şehrin göbeğini oluşturan tarihsel L’enfant planı mütevazı bir yükseklikte tutulacaktır. Kulelerin dışında, şehrin ve banliyölerin dışarıda kalan bölümleri ölçek olarak büyüyerek şehrin tarihi merkezini daha ileriye kuracaktır. Kuleler, toplumun biraraya gelmesi için kamu alanlarını vurgulayan ve yeni kamu taşıma merkezlerini bünyesinde barındıran ve yağmur sularının toplanması ve hidroponik çiftçilik gibi ekolojik özelliklerle ulaşılması güç sürdürülebilir stratejiler uygulayan çok fonksiyonlu yapılar olacaktır. Herbir kuleye takılı lazerler gerekli olursa şehrin savunması görevini üstlenecektir. Çok geniş bir altyapı ağı bu kuleleri birbirine bağlayacak ve bunların uyumlu bir sistem şeklinde çalışmalarını sağlayacaktır.”

SAN FRANCISCO
IWAMOTOSCOTT MİMARLIK
HYDRO-NET

Sembiyotik ve çok katlı SF HYDRO NET şehrin kritik akışlarını düzenleyen yaşanabilir bir altyapıdır. HYDRO-NET hidrojen yakıtlı hover-arabalar için yeraltı arter trafik ağını sağlarken aynı zamanda San Francisco’nun altındaki mevcut akifer ve jeotermal kaynaklardan çekilen su ve gücü toplar, depolar ve dağıtır. Yosun havuzları ve kıvrımlı konut kuleleri ormanlarından oluşan yeni bir akuakültür bölgesi yükselen deniz seviyesinin işgal ettiği Baylands alanını tekrar kullanıma açmaktadır. Hidrojen yakıtı yosunlar ile üretilmekte ve HYDRO-NET’in robotlarla delinmiş tünellerinin nanotüp duvar yapısı içinde saklanarak buradan dağıtılmaktadır. Önemli kıyı bölgelerinde ve semtlerde HYDRO-NET toprak-üstü ve toprak-altı dünyaları arasında bağlantılar kurmak üzere ortaya çıkmaktadır. Burada HYDRO-NET’in sağladığı kaynaklar ve bağlantılar tarafından tedarik edilen yeni sosyal alanları ve yoğun şehir formlarını besleyen fırsatçı şehir mağaraları ve yeraltından çıkan oluşumlar şeklinde yeni mimarlık eserleri kendini göstermektedir. Bu yerel ortama duyarlı ve dağıtılmış boğumlar ve filizler San Francisco’nun hem korunmasını hem de organik gelişimini kolaylaştırmaktadır.

Uzman Köşesi: Richar Meier’in Yorumları
“Şehirde yaşayan nüfusun gelecekte ciddi oranda artış göstereceği beklenmektedir. Bu gerçeği dikkate alan gelecek San Francisco, vizyonu bölgenin kaynaklarını en yükseğe çıkartmaya ve dağıtmaya yardımcı olacak şehrin altında yeni bir altyapı ağı teklif etmektedir. “Hydronet” adı verilen bu sistem yalnızca yeni nesil hover-arabalar için tüneller sağlamakla kalmayacak ayrıca su ve güç kaynaklarının toplanması ve dağıtılmasına yönelik sistemler de sağlayacaktır. Teklif içilebilir suyun hem gökyüzünden hem de yeryüzünden alınabileceği, ısının şehrin altındaki derin katmanlardan çıkarılacağı veya burada yok edileceği ve yeni hidrojen kaynaklı enerjinin yosun alanlarında üretilebileceği yerler tanımlamaktadır. Şehrin alameti farikası olan kordon boyu gökyüzünü canlandıran ve altyapı ağına bağlı bir grup ekolojik kule ile tekrar yerleşim bölgesi haline getirilmektedir.”

History Channel – Geleceğin Şehri Yarışması

Modern Çağ Kahini

09 May
Mayıs 9, 2008

Alphan Manas bir fütürist, modern çağ kahini. Ama geleceğe yönelik tahminlerini oturduğu yerden “Bence şöyle olur, sonra böyle olur” diye yapmıyor. Titiz araştırmalar yapıyor, yüzlerce veriyi değerlendiriyor. Ve tabii iyi koku alan burnu ve çok hızlı çalışan bir beyni var. Dünya Fütüristler Derneği Başkanı olan Manas bugüne kadar Türkiye’de hükümet düzeyindeki birçok altyapı projelerine de öncülük etti. Örneğin ilaçlarda üretim esnasından barkod uygulaması, otoyollarda otomatik geçiş sistemi, spor toto ve at yarışlarındaki bahis sistemleri. Şu anda merkezi Hollanda’da bulunan Brightwell Holdings BV’nin başkanı olarak yenilikçi projeler üstünde çalışan Manas’la teknoloji ve ekonomi konularında gelecekte bizleri nelerin beklediğini konuştuk.

- Gelişmekte olan ülkelerin ekonomik büyüklüğü, gelişmiş ülkeleri sollayacak.
- Para digital olacak, bankalar facebook gibi sosyal hizmetler sunacak.
- Vücuttaki vitamin azalınca dolapta meyve suyu hazır olacak.
- Ulaşım yeraltındaki manyetik otobanlarla, hibrit araçlarla yapılacak.
- Deniz suyundan nükleer enerji, Bor mineralinden dev mıknatıslar elde edilecek.
- Sanal ortamda peynir tadacağız. Reyonlarda, deporlarda ürün olmayacak.
- 3 boyutlu uzay deneyimi yaşayacağız.
- Çevre dostu ürünler küresel ısınmayı önleyemeyecek.

Haberin PDF Hali

01/05/2008 Hürriyet

Copyright © 2016 - Alphan Manas Blog